Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | ‘80’lerden bir büyüme öyküsü

‘80’lerden bir büyüme öyküsü

25 Temmuz 2022 - 09:07

 

10 yaşlarındaki Elif teybe bir Ferdi Özbeğen kaseti koyup play’e basarken, “Hani büklüm büklüm boynunda” diyen ses odaya yayılırken, iki cümlede bir durdurup kargacık burgacık harflerle şarkının sözlerini yazarken, kaçırdığı yeri başa alıp tekrar çalarken kendi çocukluğum geldi gözümün önüne. Aynı böyle bir şarkıya kafayı takıp defalarca dinleyen, sözleri ‘şiir defterleri’ne yazan, ezberleyip söyleyen, üstelik Ferdi Özbeğen’i de çok seven bir çocuktum. Beyoğlu’nda bir sinemada Gülşen Bubikoğlu ile oynadığı “Tanrıya Feryat” filmine götürülmüş, kendisini orada keşfetmiş ve bir daha hiç vazgeçmemiştim. ‘80’li yıllar. Filmdeki gibi.

Sonra aynı bu filmdeki kız gibi kokulu silgim vardı, burnumdan eksik etmediğim, tırnağımla düzeltip defter arasında sakladığım renkli çikolata yaldızlarım, pencereden bayrak törenini izlediğim ilkokul bahçesi ve perdeye dolanarak eğlenme huyum. Beraberinde annemden yediğim “koparacaksın kızım” azarı.

Bir film “bir büyüme filmi” diye tanımlandığında genelde biraz mesafe alabiliyorum çünkü her büyüme öyküsü kişiye özeldir bence. İzleyene uzak gelmesi son derece mümkündür. Ama içinde “Ablam”daki gibi tanıdık kokular, tanıdık duygular bulursan da yıllar öncesinde kalan çocukluğuna kavuşmuş gibi oluyorsun. “Ablam”, yönetmen Burcu Aykar’ın Elif Türkölmez’in öyküsünden uyarlayıp çektiği kısa film. Birçok festival dolaştı, Altın Portakal ve Akbank dahil çeşitli ödüller aldı, artık online platformlarda karşımıza çıkmakta.

Elif, artık ergenliğe girip ona oyun arkadaşı olmaktan çıkmaya başlayan ablası Ayşe, anneleri, bir de komşuları olan anne kız arasında geçen “Ablam”, sadece ‘80’lerde geçen bir büyüme öyküsü değil, ülkemizde kadın olmaya dair de çok şey söyleyen, bunları bağırıp çağırmadan, çoğu yerde cümle bile kurmadan yapan, etkileyici bir iş. Barış Özbiçer gibi bir görüntü yönetmeni de olunca işin içinde, insanı elinden tutup 23 dakika boyunca geçtiği o boğucu ‘80’ler yazında dolaştıran, o kız çocuklarıyla, o kadınlarla duygu ortaklığı kurduran bir film çıkıyor ortaya. Hazır imkân varken bulup izlemeli.

 

Hiç hayvan satılmasa oluyor mu?

 

Evcil hayvan satışı meselesi dallanıp budaklanarak devam ediyor. Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik, 14 Temmuz 2022’den itibaren petshop’larda hayvan satışını yasaklıyordu, hatırlarsak. Nitekim, 14 Temmuz geldi ve petshop vitrinleri boşaldı. Dolu görürsek ihbarda bulunabiliyoruz. Ama maalesef “evcil hayvan satışı yasaklandı” diye sevineceğimiz nokta değil bu. Çünkü vitrine konamıyorlar ama katalogdan satılıyorlar. Yani gene üretiliyor, gene kontrolsüz şekilde çoğaltılıyor ve birilerine kazanç kapısı oluyorlar.

Bu konu tartışıladururken petshopların Kasaplar Odası’na bağlandığının açıklanması konuya “Kasaplarda kedi - köpek mi satılacak?” gibi yeni bir boyut getirdi. Türkiye Kasaplar, Besiciler, Et ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Başkanı Osman Yardımcı, hepsinin alanı “hayvan” olduğu için böyle bir düzenleme yapıldığını açıkladı. Yardımcı ayrıca kedi, köpeklerin petshop’larda satılmasının internetten daha sağlıklı ve güvenli olduğu kanaatinde. Birinden birini seçeceksek belki daha denetlenebilir olduğu söylenebilir, evet. Ama bir de üçüncü seçenek var ya; hiç satmamak. Sokaklar sevgiye, bakıma muhtaç hayvanla, barınaklar terk edilmiş cins köpeklerle dolu. Hâl böyleyken kedi köpek nüfusuna insan eliyle yetiştirilmiş yeni kurbanlar dahil etmek şart mı?