Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Hiç değilse hatırlayalım

Hiç değilse hatırlayalım

08 Eylül 2015 - 10:09
‘Adım Adım İstanbul’ turları düzenleyen Fest Travel, ‘60. Yılında Pera’dan Kurtuluş’a’ diye bir program hazırlamıştı. Sanki hiç girmediğim sokaklara girecektim. Halbuki her gün yürüdüğüm rotamın yaldızlarını kazıyacak bir yolculuk oldu
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak bir ülke varmış. Kimsenin bibirinin diline dinine karışmadığı, bütün insanlarının birlik ve huzur içinde yaşadığı bir ülke. Sonra ne olmuşsa olmuş, bir takım karanlık güçler huzuru bozmuş. Nereden geldiği belli olmayan bir takım kötü adamlar ‘azınlıkların’ evlerine dalıp dükkanlarını yağmalamışlar, komşuyu komşuya düşman etmişler.
 
O iki günlük kabustan geriye biraz kül, biraz duman kalmış. Adına da 6 - 7 Eylül olayları denmiş.
 
Biraz böyle, değil mi? Sanki çoook eski zamanlarda, hiç bilmediğimiz diyarlarda yaşanmıştır 6 - 7 Eylül.
 
Yurtdışında bir şehre gittiğimizde “Burada şu çatışma, şu saldırı yaşandı, şu kıyım oldu” denen yerleri ziyaret ederiz de, her gün geçtiğimiz sokaklarda neler olduğu gelmez aklımıza.
 
Tam da o fotoğrafların çekildiği noktada durmakta olduğumuzu hatırlamayız. O kabus burada yaşanmış olamaz. 
 
Yaldızları kazıyacak bir yolculuk
 
6 Eylül sabahı, aydınlık, pırıl pırıl bir İstanbul sabahında, 60 yıl öncenin,  6 Eylül 1955’in izlerini sürmek üzere yola düştüğümde ben de böyle hissediyordum galiba. Yıllardan beri ‘Adım Adım  İstanbul’ turları düzenleyen Fest Travel, ‘60. Yılında Pera’dan Kurtuluş’a’ diye bir program hazırlamıştı.
 
Sanki hiç girmediğim sokaklara girecektim. Halbuki her gün yürüdüğüm rotamın yaldızlarını kazıyacak bir yolculuk oldu.
 
Yrd. Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan anlattıkça hayaletler gözümün önünde canlanmaya başladı... Kallavi Sokak’taki şu binada saldırılacak adreslerin listeleri dağıtıldı... Önceden getirtilmiş demir çubuklar, balyozlar, testereler...
 
Tam şurada nöbet tutmakta oldukları halde Ankara’dan emir gelmediği için karışmayan askerler...
 
Yakılan kumaşçılar, pastaneler,  eczaneler... Makaslarla kesilen gömlekler... Kelebek Korse’nin içinde kalan balyoz izi... Kendisini bayrak asarak koruyan Türk esnaf...
 
Ya da tam şu kapının önünde oturup Kuran okuyan Necmi Rıza Bey...
Postacılar Sokak’tan içeri girmemiş miyim ben hiç?
 
Tophane’den gruplar halbinde getirtilen sivil kıyafetli askerler buradan tırmanmışlar Beyoğlu’na.
 
Şimdi Ekvador Konsolosluğu olan şu apartmanın sakinleri duvardaki, haç nedeniyle listede olmadıkları halde nasiplerini almışlar öfkeden. 
 
Yaşananlar geri alınmaz ama...
 
Hazzopulo Pasajı’ndan geçip Panaia Kilisesi’ne varıyoruz. Sokaktaki ıtriyat deposu yakılırken dumanlar arkasında kaldığından kurtulmuş, kilise.
 
Bunun Meryem Ana’nın bir mucizesi olduğuna inananlar var.
 
Aynı mucize Aya Triada’yı koruyamamış ama... Peder Dimitri Mayoğlu, ikonaların kırıldığını, altarın saldırıya uğradığını, içeride insan pisliği bulunduğunu anlatıyor. Ama gitmeyi düşünüyor mu hiç? Hayır. “Sizin kadar bizim de, burası” diyor Peder Dimitri. Burada doğmuş, büyümüş. Anlamak için öğrenmek gerek.
 
“Arada yürürken başınızı kaldırıp bakın, bir düşünün” diyor, Güven Gürkan Öztan; “Buradan hangi hayatlar geçti...”
 
Yukarıya baka baka devam ediyorum... Yaşananlar geri alınamaz ama o insanlar hiç değilse hikayelerinin hatırlanmasını hak ediyorlar...
 
(Fest Travel’ın Adım Adım İstanbul gezileriyle Beyoğlu’nu, Galata’yı, Balat’ı, Adalar’ı, daha bir dolu bilmediğiniz rotayı keşfedebiliyorsunuz. 6 - 7 Eylül rotası da devam ediyor.)