Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Müzikle de yas tutulur

Müzikle de yas tutulur

14 Ağustos 2015 - 04:08
Müzik sihirli bir şey. Birlikte söylenen şarkıların etkisi hiçbir şeyde yok. Neşeyi çoğaltabildiği gibi, acıyı da paylaşabilir, insanları buluşturabilir, barışı da doğurabilir istense
“İnsanın böyle bir sese sahip olması nasıl bir şey ki?”...
 
Dinlerken arkadaşımla ağzımızdan ancak bu cümle çıkabildi.
 
Birsen Tezer’i dinlemek başka bir deneyim. Hele sevdiğin şarkıları söylerken...
 
Harbiye Açıkhava sahnesinde, usta müzisyenler geçidinin tam ortasındaydı bu kez. Hüsnü Arkan ile Bülent Ortaçgil arasındaki köprü, barışa söylenen  şarkıların sesiydi.
 
Önce Hüsnü Arkan çıktı sahneye; “Aklımızda barıştan başka bir şey olmadığına inanın” diyerek... 
Bir Hüsnü Arkan şarkısı böyle usul usul ama hep bir ağızdan söylenebiliyorsa, bence hâlâ umut var demektir. Hele hele “Gitme, gitme, gittiğin yollardan dönülmez geri” diyen “1980”...
 
Tüylerimiz diken diken
 
Sonra Birsen Tezer katıldı; ‘Yağmurlar’ı söylediler birlikte. Bir şarkı bir sese / yüreğe nasıl bu kadar uyar, bu kan uyuşmasından neler çıkabilir, gördük hep birlikte. ‘Sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgar’ sözleriyle ‘Hoş geldin’ gibi...
 
Hüsnü Arkan Gezi’ye selam gönderen ‘Öyle Bir Rüya’ diye bir şarkı yapmış, onu da söylediler. Yine tüylerimiz  diken diken...
 
Sonra Birsen Tezer’le baş başa kaldık. ‘Birinci’ ve ‘İkinci Cihan’ albümlerinden şarkılar söyleyip Bülent Ortaçgil’le buluşturdu bizi.
 
Ortaçgil bir rüya takımla çıktı sahneye, öyle böyle değil... Erkan Oğur, Akın Eldes, Ediz Hafızoğlu, Birol Ağırbaş, Cem Aksel, Baki Duyarlar... Final, hep birlikte ‘Çığlık Çığlığa’yla geldi.
 
O gece Açıkhava sahnesine çıkan her bir müzisyen evrenin başka bir rengini getirip koydu önümüze. Kalkıp göbekler atmadık ama kendimizi iyi hissederek çıktık dışarıya. Daha güçlü ve daha umutlu...
 
Az şey mi?
 
Müzik böyle sihirli bir şey. Birlikte söylenen şarkıların etkisi hiçbir şeyde yok. Neşeyi çoğaltabildiği gibi, acıyı da paylaşabilir, insanları buluşturabilir, barışı da doğurabilir istense. 
 
Sözüm, memleketin ardı arkası gelmeyen her acısında ilk iş müziğin sesini kısmaya kalkışanlara... 
 
Şarkılar, türküler hayatın ta kendisi; düğün ve cenaze gibi. Televizyondaki eğlence programları yerine konserleri durdurmak yas tutmak olmuyor.
 
#müzigidurdurmakhayatidurdurmaktir
 
Dikkat, ilk bölümde ölebilir!
 
Dizilere cast yapanlar sanıyorum bir kişiyi tek bir halde hayal edebiliyorlar. Eğer oyuncu dirayetli bir şekilde reddetmezse, sonsuza dek ‘koca ayartan çapkın kadın’, ya da ‘esas kızın silik yakın arkadaşı’ olarak kalabilir. Hatta ilk bölümden öldürülmüş genç kız hayaleti de olabilir.
 
‘Tatlı Küçük Yalancılar’ın ‘Açelya’sı Beste Kökdemir gibi. İlk bölümde ortadan kalktı, şimdi sadece geri dönüşler ve video kayıtlarıyla karşımıza çıkıyor.
 
Çarpıcı bir yüzü var
 
O kadar da çarpıcı bir yüzü var ki, ilk gördüğüm anda “Nereden tanıyorum?” dedim. İşin tuhafı, gene buradaki gibi ölmüş de ‘ruh’ halinde  görmüş gibiydim.
 
‘Déjà vu’ mu yaşıyorum derken, çözdüm. Beste Kökdemir, Ümit  Ünal’ın çektiği şahane uyarlama polisiye ‘Çıplak Gerçek’in ilk bölümde kaybolan, finalde öldüğünü  öğrendiğimiz ‘Hazal’ıydı. 
 
Yine böyle çekici ve ‘arıza’ genç kız, yine video görüntülerinde gözümüzün içine bakan delici gözler...
 
Anlaşılan onun kariyeri de buradan devam edecek. Dizinin ilk bölümünde kaybolan daimi hayalet...