Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Siz yine de günü yakalayın...

Siz yine de günü yakalayın...

15 Ağustos 2014 - 11:08
Bence oturup ‘Ölü Ozanlar Derneği’ni bir daha izlemenin tam zamanı aslında. Hangi yaşta olursanız olun, lise çağlarınızı hatırlamanın, o zamanki hayallerinizi sandıklardan çıkarıp tozunu alıp bir bakmanın...
Pek az ölümün bu kadar çok insan üzerinde sarsıcı etkisi olduğunu gördüm. Neticede bir Hollywood yıldızıdır, sadece perdede gördüğümüz biridir ama hayatımıza ne kadar çok dokunmuş ki; gidişi herkeste böyle iz bıraktı.
 
Özellikle belli bir yaş altının, ergenlik çağına damgasını vurmuştu bir kere Robin Williams.
 
Hayatımıza ‘Günü yakala’ (Carpe diem) diye bir kavram sokmuştu, ‘Ölü Ozanlar Derneği’nin Prof. Keating’i olarak. Diyeceklerimiz vardı; bir isyanımız, nasıl dile getireceğimizi bilemediğimiz bir sıkıntımız, imdadımıza yetişti.
 
‘Carpe diem’, buydu işte gizli parola.
 
Kimimiz “Yarını düşünme, hiçbir şeyin sorumluluğunu alma, ölümlüyüz oğlum, takılmana bak” diye anlasa da, epeycemizi de hayatın anlamı üzerine düşündürdü durup durup.
 
Kaç kişinin ‘carpe diem’ dövmesi vardır o filmden kalma, merak ediyorum...
 
Sonrası bir dolu iyi filmle, başarılı karakterle dolu bir kariyer tabii ama benim için -herhalde çoğumuz için de- hep biraz Keating olarak kaldı. Ve hayata gelirken bize umut vermek gibi bir misyonu vardı zannettik.
 
Kendisinde bundan doğuştan gani gani olduğuna hükmettik.
 
63 yaşında artık yakalanacak bir gün ya da o günde yakalanmaya değer bir şey olmadığına hükmedip, çekip gidişi o yüzden fena geldi.
İçimizde bir de küçük aldatılmışlık duygusu bıraktı: “Eee hani günü yakalayacaktık?”
 
Bence oturup ‘Ölü Ozanlar Derneği’ni bir daha izlemenin tam zamanı aslında. Hangi yaşta olursanız olun, lise çağlarınızı hatırlamanın, o zamanki hayallerinizi sandıklardan çıkarıp tozunu alıp bir bakmanın...
 
Ne yapmak istiyormuşsunuz, neler olmuş, nasıl görüyorsunuz o yaştaki çocuğu buradan bakınca... Tanıdık geliyor mu, yoksa komik mi buluyorsunuz hayat acemisi halinizi...
 
Ama işte aslolan o.
 
O taşıyor bugünün ve geleceğin umutlarını.
 
Aranızda bir uçurum varsa bile geç değil. Bir yerden başlamalı tekrar günü yakalamaya...
 
“Yalnızca senin gülen yıldızların olacak”
 
Robin Williams’ın ölümüyle ilgili içime oturan bir şey de, kızına yazdığı not oldu. Instagram’dan...
 
Bu da ne acayip bir şey; sen çekip gidiyorsun, sosyal medya hesapların kalıyor ve dünyanın dört bir yanından insanlar, senin bu dünyayı terk etmeye karar vermeden bir hafta önce, ne yazıp çizdiğini görmeye devam ediyor.
 
Robin Williams da, 25 yaşına basan kızı Zelda’nın doğum gününde onunla bir fotoğrafını koymuş ve “Zelda Rae Williams, bugün çeyrek asırlık oldu ama hâlâ benim bebek kızım” yazmış.
 
Oradan tabii tıklayıp Zelda Williams’ın sayfasına baktım... Birileri, meğer sadece Türkiye’de yokmuş bu kötücül akıl hocalarından, tutup bu acı çeken genç kadına “Instagram’da bu kadar fotoğrafınız var, babanızın bir karesi yok. Geç kalmışsınız onu sevdiğinizi söylemekte” diye parmak sallıyordu.
 
Şaka gibi...
 
“Lütfen saygı gösterin” diyordu Zelda Williams, hesabı bir süreliğine terk ettiğini bildirirken: “Babamla paylaştğım özel zamanlar, inanın ya da inanmayın, fotoğraflar ve ‘selfie’lerle dolu değildi. Ben babamı herkesin onunla fotoğraf çektirdiği bir dünyayla paylaştım ama şanslıydım, onunla kamerasız zamanlar da geçirebiliyordum. En sevdiğim aile fotoğraflarım evimde çerçeveli duruyor, sosyal medyada değil. Orada da kalacaklar.”
 
Sonra son koyduğu fotoğrafa baktım...
 
‘Küçük Prens’in beni en çok etkileyen bölümlerinden biriydi paylaştığı: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak... Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!”
 
Altına da “Seni seviyorum. Seni özlüyorum. Yukarı bakmaya devam etmeye çalışacağım” yazmıştı.
 
Bir boğaz düğümlenmesi daha...
 
Babalar kızlarına yıldızlardan bakmaya devam ederler, evet.
 
Bakmayı, görmeyi, gülmeyi unutmamalı...