Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Tek çare düğün
05 Ocak 2016 - 10:01 | Ezgi Mola, 'Kocan Kadar Konuş: Diriliş'in başrolünde.
Biz Efsun’u öyle tanımamış mıydık? Etrafındaki evlilik akıntısına ters yüzerken 30 yaş barajında tekleyen kişi değil miydi? Ne oldu da yine en çok nikahta keramet olduğuna karar verdi acaba?
Efsun çok matrak ve çıkıntı bir karakter olduğundan keyifle izlediğim Kıvanç Baruönü’nün yönettiği ‘Kocan Kadar Konuş’ filminin ikincisi olan ‘Diriliş’te biraz fazla ‘düğün altı’ olduğum için o kadar eğlenemediğimi itiraf ederek girmek istiyorum söze. İzlediyseniz (Ya da filmin uyarlandığı Şebnem Burcuoğlu’nun romanını okuduysanız) hatırlayacaksınız, en son eşten dosttan aldığı erkeği nikah masasına oturtma taktikleriyle iyice şirazeden çıkan Efsun’u (Ne mutlu ki Ezgi Mola) uçarak bir gelin buketini yakalamaya çalışırken görmüş, aralarına kara kedi giren Sinan (Murat Yıldırım) ve Efsun çiftini bir asansörde kafalarına anneanne terliği yemeden öpüşerek tabuları yıkmaya çalışırken bırakmıştık.
 
İkinci filmde hastanede buluyoruz çiftimizi. Asansör düşmüş, gençler gene mahzun, başlarında bütün sülale. Kız tarafı hâlâ acil nikah peşinde, erkek tarafı burnundan kıl aldırmıyor. Hatta devreye bir de evlere şenlik babaanne Cavide girmiş ki, herhalde her gelinin korkulu rüyası olsa gerek.
 
Ve fakat onu şahane Hümeyra oynadığı için filmin en keyifli yanlarından biri, aynı zamanda. Para onda, güç onda, gıcıklık dersen serveti oranında. ‘Downton Abbey’ izleyenler Maggie Smith’in oynadığı Lady Grantham’ı getirsinler gözlerinin önüne, hah onun alaturka versiyonu. İğnelemeden tek cümle kuramıyor. Biricik torununu kendi seçtiği zengin ailenin kızıyla başgöz etmek, servetleri birleştirmek istiyor, çocuğun gönlünün kimi çektiği onun ilgi alanına girmiyor. Ve anneanne Nevra Serezli ile çekişme sahnelerine sahiden doyum olmuyor.
 
Herkesin fikri var
 
Onun ötesi, gençlerimizin illa nikah masasına oturabilmek için verdikleri zorlu bir savaş. Herkes karışıyor çünkü işin içine. Efsun’un patronundan Sinan’ın ‘kanka’larına kadar. Bir evlenen pişman, bir evlenmeyen ve hepsinin bir fikri var. Düğünün şaşaa dozu ise herkesin en büyük merakı.
 
Efsun kendisini birden hiç fikrinin sorulmadığı bir dizi düğün hazırlığının ortasında buluyor. İstemem dediği her şey oluyor bir bir. Çoğu komik, evet, gülüyoruz. Bir yandan da bir romantik komediden fazla şey istemiş olmayayım ama o mumlar ve tüller arasından koşarak uzaklaşmasını bekliyor insan ilk filmde tanıdığı aklı başında genç kadının. Öyle kalabalık içine çıkamam, düğün marşıyla yürüyemem gibi gerekçelerle de değil, sahiden bu aileye ‘gelin gitmek’, hatta daha ötesi herhangi bir aileye ‘gelin gimek’ isteyip istemediğini sorgulayarak. 
 
Biz Efsun’u öyle tanımamış mıydık? Etrafındaki evlilik akıntısına ters yüzerken 30 yaş barajında tekleyen kişi değil miydi? Sonuna doğru bu gidişin gidiş olmadığını fark etmemiş miydi?
 
Ne oldu da yine en çok nikahta keramet olduğuna karar verdi acaba? ‘Diriliş’ bu anlama mı geliyor sahiden? Bana biraz boyun eğiş gibi geldi de.