Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Unutmayalım, alışmayalım

Unutmayalım, alışmayalım

25 Mart 2014 - 10:03
Twitter’da gördüğüm cümle dünyanın en sıradan görünen dört kelimesinden oluşuyor: “Okumak istiyorum! Yazmak istiyorum!” Bu kadar. Ama geliyor insanın yüreğinin ortasına ok gibi saplanıyor. Çünkü yazan Lobna.Lobna Allamii.
Dün sabah bir cümle düştü Twitter’a... Evet, ben hala kırk takla atarak Twitter kullanmayı başarıyorum. Her attığım taklada bunu yapmak zorunda oluşumuza isyan ederek... En doğal haklarımız elimizden alınırken... Ve biz her gün daha az şaşırırken... Örneğin telefonumdan Instagram’a ve Facebook’a da giremedim dün geceden beri. Ve internetin kesilmekte olabileceğini düşündüm. Baktım, hiç de imkansız gelmiyor kulağıma. Daha geçen hafta Twitter’ın kesilebileceğine de ihtimal vermezdim halbuki. İnsanın adaptasyon yeteneği derken bundan söz ediliyorsa; fena, çok fena... Her şeye alışılmamalı...
 
Tekrar dönersem Twitter’da gördüğüm cümleye, dünyanın en sıradan görünen dört kelimesinden oluşuyor: “Okumak istiyorum! Yazmak istiyorum!”
 
Bu kadar. Ama geliyor insanın yüreğinin ortasına ok gibi saplanıyor. Çünkü yazan Lobna.
Lobna Allamii.
 
Gezi olaylarında başına saplanan gaz fişeğiyle komaya giren, aylarca ailesi, sevgilisi Barış ve onu tanıyan-tanımayan sayısız insanla birlikte olağanüstü bir yaşam mücadelesi veren, geçen hafta Ayşe Arman’ın yaptığı röportajdan gördüğümüz kadarıyla müthiş bir ilerleme kaydetmiş olan Lobna.
35 yaşında cin gibi, ışıl ışıl bir genç kadınken; her şeyi silbaştan öğrenmek zorunda kalan, hayatından aylar, belki de yıllar çalınmakta olan Lobna.
 
Röportajda, elinde kafasına fişek saplanmadan önce arkadaşına yazdığı not vardı. Son yazdığı kelimeler, aynı zamanda kendi başına ilk okuyabildikleriydi...
 
Yine Arman’la aylar önce konuştuğunda “İyi miyim, kötü müyüm onu bile bilmiyorum” demişti, “Hayatta olduğum için mutluyum ama çok ağlıyorum. Çünkü bir sürü şeyim, yeteneğim, bilgim... Artık yok! Çöpe gitti. Okuyamıyorum... Yazamıyorum... En kötüsü de istediğim gibi konuşamıyorum!”
 
Lobna şimdi en doğal haklarını, hayatta sahip olduğu en sıradan şeyleri bile kazıya kazıya, müthiş bir azim ve başarıyla yeniden elde ediyor. Ve unutmuyor, bunların başına neden geldiğini... Buna sebep olanları... Her şeyi unutsa, bunu unutmuyor. Biz de unutmayalım... Daha önemlisi, alışmayalım!
 
Mask'ta bir pazar gecesi
 
Beyoğlu’nun pazar geceleri güzel... Cumanın, cumartesinin cümbüşü bitiyor, yerine daha sakin bir canlılık geliyor. Mask’ta da doğaçlama tiyatro varmış bu gece, gidelim görelim dedik. Saat 22.00 başlama saati, biraz sarkıyor ve saat 22.30 gibi bir bakıyoruz salon dolmuş, tempolu bir müzik başlamış ve fişek gibi beş genç sahneye fırlamış.
 
Çok enerjikler, çok neşeliler ve sadece bu halleriyle bile üzerine memleketin kasveti çökmüş bir seyirciyi bile gülümsetmeyi başarıyorlar.
 
Evet, kendimden biliyorum.
 
Gerçi seyirciye “Ben a deyince siz el çırpın” tarzı aksiyon yaptırmaya çalıştıkları giriş bölümünde “Eyvahlar olsun” dedim, doğruya doğru. Neyse ki devamı öyle gelmedi; Cenk Hakan Köksal, Gürkan Cevizci, Kerim Ürün, Selen Şeşen ve Sibel Şişman’dan oluşan Mask’ot doğaçlama topluluğu, kâh seyirciden aldıkları kelimeler, kâh kendilerine koydukları zorluklar ve birbirlerine attıkları çelmelerle eğlenceli oyunlar oynadılar iki saat kadar.
 
Hakikaten çok sevimli, sahnede çok rahat ve birbiriyle uyumlu bir beşli karşımızdaki. Değişen her duruma jet hızıyla ayak uydurmayı başarıyorlar, belli ki önce kendileri çok eğleniyorlar, siz de dışında kalamıyorsunuz. Sanki iki saat arkadaşlarınızla oyun oynamışsınız gibi bir duyguyla çıkıyorsunuz.
 
Her biri bir şekilde tiyatro yaparken yolları kesişen bu beş genci ve uzun ömürlü olmasını umduğumuz Mask’ot’u takibe almakta fayda var. Her ayın bir pazarı Mask’talar.
 
Onların gösterisi bitince de sabah 4’e kadar süren canlı karaoke başlıyor ki, bu da katıldığım en keyifli karaoke gecelerinden biriydi. Orkestra iyi, repertuvar güzel, şarkıyı söyleyen teklediğinde canlı destek var, daha ne olsun?