Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Asu Maro | Yeni bir Atıf Yılmaz aranıyor

Yeni bir Atıf Yılmaz aranıyor

16 Ekim 2012 - 07:10
Bu yılki Altın Portakal'da izlediğimiz filmler artık iyiden iyiye birer erkekler galerisi gibiydi

Kadınların hikayesi yok mudur? Hele hele kadın olarak var olmanın başlı başına zorlu bir macera olduğu bir ülkede... İşini seçerken, eşini seçerken, yalnızken ya da bir aile kurmuşken, hayatının her adımında bir mücadele vermek zorunda olan kadınların ülkesinde, kadınların anlatılmaya değer hikayeleri yok mudur?

Bu soru zaten sık sık kafamı kurcalar da, bu yılki Altın Portakal'da izlediğimiz filmler artık iyiden iyiye birer erkekler galerisi gibiydi. Öyle ki, En İyi Kadın Oyuncu ödülünün zaten ancak iki, çok zorlarsanız üç adayı vardı. Performansları değerlendirerek söylemiyorum, öyle bir rol yoktu. Birçok filmde kadınlar şöyle bir arkadan görünüp geçiyorlardı, o kadar. Yani başrol olmadığı gibi doğru düzgün yardımcı rol de yoktu kadınlar için. 10 yarışma filminden 8'inin ilk film olduğunu göz önüne alırsak, öyle anlaşılıyor ki yeni yetişen yönetmen ve senaristlemizin dünyasında kadınlara yer yok. Tabii "Zerre"nin yönetmeni Erdem Tepegöz'ü ve "Elveda Katya"nın yönetmeni Ahmet Sönmez'i ayrı tutup, bir de teşekkür etmemiz gerekiyor, kadın odaklı hikayeler anlatmayı seçtikleri için.

Sonra dönüp baktım, pek çok önemli yönetmenimizin son yıllarda çektikleri filmlere, manzara çok farklı değil. Hatta kadın anlatmaya kalktıklarında da öyle sevgisiz, hadi çekinmeyelim, düşmanca yaklaşıyorlar ki, "Anlatmasalar daha mı iyi?" diyorsunuz bu sefer. Kadınları seven, onların hikayelerini severek anlatan Atıf Yılmaz'ı özlemle anmamak elde değil. Ne onun zamanında vardı, ne ondan sonra geldi öyle bir yönetmen. Şöyle bir sayacak olsak, "Eğreti Gelin", "Düş Gezginleri", "Kadının Adı Yok", "Asiye Nasıl Kurtulur?", "Aaah Belinda", "Dul Bir Kadın", "Adı Vasfiye", "Mine", ilk anda akla gelenler... Daha neler neler vardı... Ve yeri nasıl da doldurulamadı.
Ben kendi adıma, zaten hayatın kıyısına itilip duran kadının bari sinemamızdaki bu makus talihini kıracak yeni bir yönetmeni dört gözle bekliyorum. Umarım uzak değildir gelişi...

Cem Başeskioğlu'ndan kadın filmi

Bütün bu yakındığım tablo içinde, yine Altın Portakal'da 2005 tarihli "Sen Ne Dilersen"in yönetmeni Cem Başeskioğlu'nu tanıma fırsatı buldum ve beni müthiş heyecanlandıran yeni projesini dinledim ondan. Altın Portakal'daki bu erkek nüfusundan aynı şekilde muzdarip olan Başeskioğlu, "Öyle bir film yapacağım ki, gelecek yıl jüri bu sefer bu kadar iyi kadın performansı içinden hangisine ödül vereceğini bilemeyecek" diyordu. Filmin yapımcılığını da üstlenen Müjde Ar'la beraber filmde oynayacağı kesinleşen isimler Işık Yenersu, Şerif Sezer, Rüçhan Çalışkur, Özay Fecht, Hasibe Eren, Bennu Yıldırımlar, Yeşim Ceren Bozoğlu, Ayçin İnci. Her an kadroya yeni sürpriz isimler katılabilir. Adı "Melahat'in Son Akşam Yemeği" olacak film, bir akıl hastanesinde geçiyor ve bu ülkede bir kadının 40 yıl içinde neler yaşayacağını anlatıyor. "Hiç erkek yok mu?" diye soruyorum, "Var", diyor, "Nasıl ki buradaki filmlerde kadınlar konu mankeni, benim filmimde de erkekler olacak. Ama ben daha vicdanlı davrandım, güzel erkek rolleri de yazdım." Dört gözle bekliyoruz...



'Süleyman'la başbaşa

"Öyle Bir Geçer Zaman ki"de Soner Bey'in sağ kolu, dostu, her şeyi olan Süleyman, herhalde en sevilen 'dizi yan karakter'lerinden biri. Öyle ki, kendi hikayesine dair neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz, ama sık sık "Süleyman'ı izledin mi bu hafta ne yaptı..." diye ondan söz ediyoruz. On parmağında on marifet var, onu canlandıran Renan Bilek gibi. Şimdi onun bir tek kişilik oyunu var, "Aramızda Kalsın", adı. Geçen sezon Türkiye'nin dört bir yanını dolaşmıştı, bu yıl nihayet İstanbul'da. 2,5 saat boyunca evine gelen misafirleri gibi gördüğü seyircilerle sohbet ediyor, anılarını anlatıyor, ve tabii ki gitarını alıp şarkılar söylüyor. Yarın saat 20.30'da Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde.