Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Egemen Limoncuoğlu | Robert Plant daha iyi yapar

Robert Plant daha iyi yapar

17 Temmuz 2018 - 11:07
Led Zeppelin’in solisti, son 40 senenin solo sanatçısı, rock & roll’un hayattaki en büyük idollerinden Robert Plant, grubu The Sensational Space Shifters’la birlikte bu akşam İstanbul’da!
1977 yazı, Kuzey Amerika. Gezegenin en büyük rock gruplarından biri, belki de en büyüğü, Nisan ayında başlayan turnesine arada kısa molalar vererek devam ediyor. Kıtayı bir ucundan diğerine konser konser, sahne sahne geziyorlar. Planları, turnenin Ağustos sonuna kadar devam etmesi. Zira solist Robert Plant’in Rodos’ta geçirdiği trafik kazası nedeniyle önceki planlar sekteye uğramış. Niyetlendikleri kapsamlı turne ‘77 yazına kalmış. Kazanın iyileşme süreci Plant’in klostrofobiyle yüz yüze geldiği, tekerlekli sandalyede kayıtlar yapmak zorunda kaldığı Led Zeppelin albümü “Presence” ile neticenlenmiş. Albüm değişen zamanlar, müzikal trendler gölgesinde kalsa da gayet güzel satış rakamlarına ulaşmış. The Song Remains the Same filmi gösterime girmiş. Grubun üzerine sinen uğursuzluk iması geride kalmış. Mistik mevzulara değinmeleri, okült figür Aleister Crowley’in malikanesini satın almaları, rock tarihinin en büyük şarkılarından birine dönüşecek “Stairway To Heaven”ın tersten çalındığında şeytani mesajlar verdiği söylencesiyle körüklenen o ima / imaj, Jimmy Page, Robert Plant, John Paul Jones ve John Bonham’ın sıklıkla lehine işleyen bir Led Zeppelin fenomenine evrilmişti. 24 Temmuz’da Oakland konserini verir grup, 30 Temmuz’daki durakları da müzik şehri New Orleans’tır. Ama o 30 Temmuz konseri asla gerçekleşmez. Gerçekleşemez çünkü 26 Temmuz günü Robert Plant acı demenin bile az kalacağı bir haber alır. 5 yaşındaki oğlu Karac’ın ölüm haberini... 
 
 
Yardbirds’e gitarist olarak katılan Jimmy Page, bir diğer elektrikli gitar efsanesi Jeff Beck’le birlikte  müzik yaptığı güzel günler geçirir 60’lı yılların ikinci yarısında. Hani o yapılan her yeni albümün rock çerçevesine sığdırdığımız şeylere yeni bir katkı yaptığı, keşifbaz günlerde. Yardbirds son konserini verip de bitiş düdüğünü çaldığında Page devam etmek ister aynı isimle. Yeni müzisyenlerle grubu devam ettirmek. Bu kısmı Led Zeppelin biyografilerinden biliyorsunuz, yeni birYardbirds yerine Led Zeppelin kurulur. Bas gitar ve tuş ihtiva eden çalgılarda John Paul Jones, gümbür gümbür davul  çalımında John Bonham ve kâh kalbinin paramparça olduğunu, kâh aklının başka bir yerde olduğunu sesiyle verebilen, çığlığı da haykırışı da marka haline gelecek Robert Plant ile yepyeni bir serüvene atılır Page. Yanlarında bir rock grubunun menajerliği nasıl yapılır’ın heybetli cüsseli, hafif mafyöz efsanesi Peter Grant de vardır. Blues kökleri, folk mirası, aşk, mitoloji, seks, sahnede göklerden inmiş Yunan tanrıları misali figürlere dönüşen adamlar, devasa bir rock makinesine, insanüstü varlıklara dönüşür birkaç senede.
 
Bir devrin sonu
 
Fakat işte önce Plant’i tekerlekli sandalyede günler geçirmesine sebep olan kaza, sonra da ‘77 yazında gelen acı haber, ayaklarının yere basmasını sağlar. En azından Plant’in. Eşi Maureen ve kızı Carmen hayata tutunması için belki de tek sebeptir. Zira Led Zeppelin’miş, rock & roll’muş bunlar o trajedi üstüne manasızlaşmıştır. Bir de John Bonham. Bonham, belki de Plant’in en iyi dostudur. Eşiyle birlikte o gümbür gümbür davul çalan adam Plant’lerin ani bir mide hastalığıyla hayata veda eden Karac’ın acısını atlatmalarında en büyük yardımcılarıdır.
 
Zeppelin o trajediden ancak bir buçuk yıl sonra tekrar stüdyoya girebilir, Karac için yazılan “All My Love”ı da içeren “In Through The Out Door”u kaydederler. Albüm ‘79 Ağustos’unda piyasaya çıkar. Öncekilere kıyasla ‘yumuşak’ bir albüm olsa da Zeppelin cephesinde yeniden harekete vesiledir, devamında yapacakları albümün nasıl tınlayacağını dahi kafalarında kurmaya başlamışlardır. Ama, ama bu kez de John Bonham ölür.
 
 
 
25 Eylül 1980 John Bonham’ın resmi ölüm tarihi. Aynı zamanda Led Zeppelin’in bitiş tarihi. Sonrasında çeşitli vesilelerle birlikte sahne alsalar, hatta John Bonham’ın yerini oğlu Jason Bonham’la doldursalar da o tarih bir devrin, bir büyük rock cildinin sonu olur. Bonham’ın ölümüne dair bir CSI: Zeppelin yapmadan, o az önce bahsi geçen mistik, gizeml öğelerin bu ölümle de örtüştürülüp Zeppelin etrafındaki havayı daha da koyulttuğunu filan bir başka yazıya bırakalım. Biz bir başka cilde geçelim, Robert Plant’in Zeppelin sonrası hayat bulduğu kariyerine dair cümleler kuralım.
 
Zeppelin’sizlik sendromu
 
Phil Collins’i hatırlarsınız, unutmamış olmanızı diliyor bu satırlar, işte o Phil Collins solo kariyer konusunda Robert Plant’i cesaretlendirenlerin başında geliyor. Zira Pink Floyd gibi davalık falan olmadan sakince yolları ayıran Led Zeppelin’den sonra Plant, yeni kayıtlar yapma konusunda temkinlidir. Art arda gelen trajik hadiseler, ikinci oğlu Logan’ın doğumu, Bonham’ın ani vedası derken Plant kendini davulda Phil Collins’in yer aldığı ilk solo albümünü piyasaya çıkarırken bulur.  “Pictures At Eleven” adını verdiği bu ilk solo albüm, ve hemen ertesi sene gelen “The Principle of Moments”, Zeppelin sevenleri şaşırtır. Ana akım rock’a, 80’li yılların radyoda çalınma kıstaslarına uygun prodüksiyonlarına yakındır bu albümler. Keza 1985’te çıkan “Shaken 'n' Stirred” de. Adeta bir Led Zeppelin’i yadsıma hadisesi vuku bulmaktadır Plant cephesinde. “Big Log” gibi bugün hala çok dinlenen Plant şarkılarından biri bu dönemde gelmiş olsa da bu üç albüm Plant’in solo kariyerinin geride kalan işleri olarak geçer hafızalara. 
 
İşin rengi Zeppelin’e çalmaya 1988’de çıkan “Now and Zen”le başlar. Kapak fotoğrafından, Jimmy Page’in konuk olup gitar çalmasına kadar o bilindik Robert Plant’e en yakın şeydir bu albüm. Derken 1990’da “Manic Nirvana” gelir ki, aynı şeyleri (Page konukluğu hariç) dozu daha da artmış olarak bu albüm için de söyleyebiliriz. Evet, bu Zeppelin’den tanıdığımız Robert Plant’tir. Barış çubuğunu tüttürmüştür belli ki kariyeriyle.
 
Afili olgunluk
 
Bu barış, önce “Fate Of Nations” adlı güzel bir akustik bazlı, folk müziğe göz kırpan albümle taçlanır. Ama esas taç giyme töreni Jimmy Page’le birlikte tekrar müzik yapmaları esnasında olur. MTV vesilesiyle Page ve Plant tekrar bir araya gelir. Adında MTV’nin unplugged serisine nazire yapan “Unledded” takısıyla, Fas, Londra ve Galler’de kaydedilen “No Quarter” çıkar. “Kashmir” gibi rock’ın oryantal tarafı nasıl icra edilir dersi bir şarkıyı yapmış ikilinin, bu canlı kaydı da Mısırlı, Faslı müzisyenleri, filarmoni orkestrasının kendilerine eşliğiyle Led Zeppelin şarkılarına getirdikleri  ‘taze kan’ hüviyetindedir. Müspet sonuç aldıkları Page/Plant işbirliği, bir ucu İstanbul’a da değecek dünya turnesine ve “Walking into Clarksdale” (1998) adlı tamamen yeni şarkılardan oluşan albüme kadar gider. Gider ve orada durur.
 
 
Plant’in solo kariyerinin en güzel yılları 2000’lerle başlar. Zira kadim blues bilgisini, türlü folk ilgisini, dünyanın müziğine duyduğu alakayı, sesinin yaşının getirdiği olgunluk ve handikaplarla birlikte daha doğru kullanışıyla birbiri ardına güzel kayıtlar yaptığı yıllar olacaktır bunlar. Bu ay Caz Festivali kapsamında İstanbul’da vereceği konser de Plant’in bu güzergahının duraklarından biri olacak. “Dreamland”de cover ağırlıklı bir repertuvarla çıkmıştı karşımıza. “Mighty ReArranger”da basbayağı ‘dünya müziği’ kategorisine dahil edilebilecek bir albümle ses vermişti. 2007’de Alison Krauss’la yaptığı “Raisin Sand”de Americana olarak tanımlanan Amerika’nın köklerinden müziklerine Plant dokunuşu getirdi diyebileceğimiz bol ödüllü albüme imza attı. 
 
Bir dönemin ‘Plant daha iyi yapar’ nüktedanlığına (google’dan aratınız) konu olacak seksi rock yıldızı, Led Zeppelin etrafında yarattıkları havayla tanrıların nefesinin yeryüzüne dolup ılgıt ılgıt rüzgar olduğunu düşündüren solisti, 2010’ların hâlâ muzip, hâlâ o ‘yıldız ışığı’nı taşıyan 70’ine basmak üzere rock babası Plant bir kez daha ülkemize geliyor. Son iki albümü “Lullaby and... The Ceaseless Roar” ve “Carry Fire”ı birlikte kaydettiği The Sensational Space Shifters adlı grubu eşliğinde sahnede olacak o akşam. Yarım asırlık bir rock & roll abidesini tekrar göreceğiz canlı canlı. Söylemeye dili varmıyor insanın, fakat aklından da geçiyor, ama kim bilir belki bir daha görebilir miyiz...