Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Yazarlar » Yavuz Hakan Tok | Açın bir büyük, dinleyin: Zakkum - "Her Gün Sonbahar"

Açın bir büyük, dinleyin: Zakkum - "Her Gün Sonbahar"

11 Kasım 2013 - 10:11
Bana sorarsanız, Zakkum’un “Anason”dan önceki müziğini tercih edebilirim. Ama “Anason”da yakaladıkları Yeni Türkü tadına bayıldığım da doğrudurZakkum’un müzik yolculuğunu “Anason”dan önce ve “Anason”dan sonra diye ikiye ayırmak gerekiyor. “Anason” öncesinde hem müzik hem de görsellik anlamında neresinden baksanız Placebo’yu anımsatan, ancak Türk “rock” müziği standartları içinde özellikle şarkı sözleriyle farklı bir yerde duran bir gruptu. “Anason” ikinci albümün diğer şarkıları arasında bir çeşniydi aslına bakarsanız ama şarkı öyle bir aldı yürüdü ki, grup bir anda geniş kitlelerce tanınır ve sevilir hale geldi. İkinci albümün ardından gelen ve “Anason”un devamı gibi gözüken “Ben Böyle Değildim” adlı tekli de grubun bir daha ana akımın dışında kalmaya niyeti olmadığını gösterdi. Zakkum’un yeni albümü “Her Gün Sonbahar”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.

Bir cümleyle özetlemek gerekirse, bu albüm başından sonuna dek “Anason”. Yani açın bir büyüğü, koyun başucunuza, isteğe göre biraz kavun, biraz peyniri de meze ederek döndürün döndürün dinleyin. Öldükten sonra “beni nasıl bilirdiniz?” diye soran adamın hikâyesine mi daha çok hislenir, yoksa ölen sevgilisinin ardından “müebbet yalnızlığa” mahkûm olmuş adamın hikâyesine mi ağlarsınız; orası sizin bileceğiniz şey. “Eski Türk Filmleri”nin masumiyetini anımsarken “bilemedim o günlerin değerini” diye hicranlanabilir, şişenin dibini bulmak için ya “sen de git, unut beni” serzenişini ya da “gidiyorum, yolcu et” keskinliğinde bir veda cümlesini bahane edebilirsiniz. Albüm ismiyle müsemma zaten: “Her Gün Sonbahar”.

Bu saatten sonra ‘Zakkum’un yaptığı müzik ne kadar “rock”dır, ne kadar değildir’i tartışmanın bir anlamı yok. Belli ki bu yolu seçmişler ve böyle devam edecekler. O vakit bu kulvarda yaptıkları işin hakkını verip vermediklerine bakmak lazım ki bence sonuna kadar veriyorlar. Bir kere grubun solisti Yusuf Demirkol’un sesi, dinleyenin canını acıtan, yaralı bir ses ve bağırıp çağırmadan, avaz avaz haykırmadan da kalbe dokunabiliyor. Cem Şenyücel imzalı şarkı sözleri, yer yer çok açık ve net, yer yerse ancak hissedenin, yaşayanın anlayacağı/çözeceği kodlarla şifrelenmiş hikâyeler anlatıyor ve klişelerin içinden geçerken bile kendine özgü bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Kulağa kolay yer eden, arabeskin bildik melodik yürüyüşlerinden ziyadesiyle istifade eden Yusuf Demirkol bestelerinin arasında “Eski Türk Filmleri”, “Üç Elma”, “Tanışmadan” gibi sürprizli müzikal lezzetler de yok değil. Ben albümde en çok bu üç şarkıyı sevdim sanırım. Bir de “Gökyüzünde”yi melodik çarpıcılığı bakımından ayrı bir yere koymak lazım. Ancak kantarın ticari tarafında “Acıta Acıta”, “Bilemedim” ve teatral tadıyla (tam da ticari olsun diye yazılmış gibi duran) “Kabadayı” daha ağır basıyor gibi.



Zakkum’un Özgün Aksüyek’le birlikte yaptığı düzenlemeler, Zakkum’un müziğini konumlandırdığı yeri yalansız dolansız ifade ediyor ve kendi içinde hiç çelişmiyor. Ud, saz, cümbüş, kabak kemane, klarnet gibi renk sazları en az piyano/klavye kadar başrolde bu albümde. Gitarlar ve davul ise popüler müzik dinleyicisini ürkütmeyecek kadar yumuşak tonlarda. Kendi namusu içinde her şey yerli yerinde sözün özü. Sonbahar tonlarının siyahla harmanlandığı kartonet tasarımı ve kapak fotoğrafları da öyle.

Bana sorarsanız, Zakkum’un “Anason”dan önceki müziğini tercih edebilirim. Ama “Anason”da yakaladıkları Yeni Türkü tadına bayıldığım da doğrudur. Keşke oradan yürüyüp, işin arabesk tarafına bu kadar bulaşmasalardı diye düşünmüyor değilim. Belki bunu halihazırda kazandıkları tanınırlığın sürdürülmesi adına bir geçiş dönemi olarak kabul etmek ve grubun bundan sonra yapacaklarını beklemek lazım.