Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Müzik » "Umutsuzluğun adamı değilim"

"Umutsuzluğun adamı değilim"

"Umutsuzluğun adamı değilim"29 Nisan 2019 - 03:04
Türkiye'nin en önemli müzisyenlerinden biri olan ve yıllardır kendi yolundan gidip hem kendi albümlerine hem de farklı müzisyenlere besteler üreten Vedat Sakman ile yeni albümü Nar Çiçekleri üzerine konuştuk.

İhsan Dindar - İstanbul

Röportajdan önce hakkınızda yazılanlara baktım. Sizin için yapılan tanımlamalardan biri “kent ozanı” Bu hoşuma giden de bir tanımlama oldu. Buna katılır mısınız? Siz kendinizi bu açıdan nerede konumlandırıyorsunuz?

Eline gitarı alan ya da piyano başına oturup sürekli beste yapan ve bu çalışmaları kentin sosyolojisi ile bütünleştirebilen insanlara kent ozanı deniyor. Diyelim ki ben kırsalda yetiştim ve orada da müzisyen bir ruhum var ve kendimi bağlamayla ifade ediyorum, o zaman da bana âşık diyeceklerdi. Benzer bir gelenek Fransa’da da 17 ve 18. yüzyılda var. Kent ozanı tabiri oradan gelme bir şey, kendim için yapılan bu tür bir yakıştırma kulağa hoş geliyor tabii.

 

Nar Çiçekleri albümü yayımlanalı iki ay kadar oldu. On şarkıdan oluşan bir albüm. En başta albümün oluşma hikâyesini duymak isterim.

Bu sene benim müzisyen olarak 54. yılım ve bu benim dokuzuncu solo albümüm. Başkalarına verdiğim besteler, müzikaller var. Ben müzisyenim, başka işim yok. Bir de performanslarım var elbette. Albümlere başlamam 80’li yıllarda oldu, öncesinde cover çalardık ama şimdi söyleyecek sözlerim var, o yüzden biriktirdim. Bu albümün oluşumu da uzun bir süreç oldu, bu albümde benim şiirlerim ağırlıkta, iki tanesi de kızımın. Sonrasında hepsini şarkılaştırdık, ardından büyük orkestralar devreye girdi, orkestrasyon sırasında biraz daha sadeleşmemiz gerektiğini fark ettim. Söylemek istediğim şeyi ifade ettiği anda da albümü ortaya çıkardık.

 

Müzik ve sözü düşündüğümüzde 54 yılını bu işe adamış biri olarak sizce hangisi daha ön planda olmalı?

Sanki ikisi de hiç yokmuş gibi olmalı, o zaman doğrusu olur. Olay baskın bir söz ya da baskın bir müzik değil, dinleyiciye ulaştığı zaman ilk başta “ne güzel müzik ya da sözler” diye de düşündürmemeli. Her ikisi de dengeli ve uyum içinde olmalı, şarkıyı dinleyen insan o an kendi hayatıyla ilgili bir analiz yapmalı, biz bu konuyla ilgili editörleriz çünkü işte o zaman başarılı bir müzik oluyor. Bunu ne kadar yakalıyoruz? Bunun peşinde olmalıyız.

 

Hazır şarkı sözlerinden konu açılmışken bir müziksever olarak sizin bestelerinizde bir umut, bir bilgelik dikkatimi çekiyor. Belki biraz karamsar bir soru olacak ama ne olursa içinizdeki bu umudu kaybedersiniz?

Bunu aslında hiç düşünmedim çünkü umudun hep var olduğuna inanırım. Gerçekten de umut hep vardır ve bu konuyla ilgili de çocuklarıma hep söylediğim bir şey vardır; en zor anlarda, krizlerde o telefon mutlaka çalar, hep de öyle olmuştur, o telefon çalmıştır. Burada telefon sembolik bir örnek tabii. Yani kapınızı bir şey çalar, o yüzden ben umutsuzluğun adamı değilim.

 

 

“Arayışlarla buraya geldik”

Albüme tepkiler nasıl? Albüm Vedat Sakman’ın diğer çalışmalarının bir devamı olarak mı görülüyor?

Böyle bir düşünce varsa ne güzel, her müzisyenin bir tarzı olmalı. “Evet, bu Vedat Sakman’ın şarkısı, böyle bir şeyi o söyler” deniyorsa zaten amaca ulaşmış oluyorum. Artık bir şey aramaya gerek yok olanın üzerine daha iyisini yapmaya çalışmalı çünkü genç yaşlarımızda hep arayışlarla buralara geldik. Bu arayışlar sonunda bir noktaya geldiğinizde “galiba burası” diyorsunuz buna siz karar vermiyorsunuz tabii, buna dinleyiciler karar veriyor. Bizim bir avantajımız daha var, sürekli olarak sahnede çalıyoruz ve tepkileri orada ölçebiliyoruz.

 

Artık pek de albüm yapılmayan bir dönemdeyiz. Röportaj yaptığımız müzisyenlerin kimisi bize şunu söylüyor: İnsanlara bir sürü şarkıyı aynı anda verip bazı şarkların arada kaynamasındansa bunları parça parça sunmayı tercih ediyoruz. Siz ise albümde ısrarcısınız. Bunun nedenini öğrenebilir miyiz?

Bu soru bana çok geliyor ve buna verecek cevabım da var elbet. Bunun karşılığı şu; on şarkıyı bir araya getiremiyorlar, on tanesi içinde sadece biri seviliyorsa başaramamışsın demek oluyor. Bu bir proje olmalı, bu masa başında oturup çalışılması gereken bir şeydir. İşin diğer bir boyutu da albüm yapmayı tercih eden bazı arkadaşlar kendisi beste yapmıyor, bestecilerden almaya kalktığında da maliyeti çok yüksek, ne yazık ki önemli bir bölümü bunu karşılayamıyor.

 

Bir süredir hayatımızda belli bir ücret ödeyip kullanabileceğimiz müzik dinle platformları var. Önceki yıllarda müzisyenleri çok zor duruma sokan mp3 gibi bir şey vardı insanların hayatlarında. Şimdi teliflerin ödendiği bir süreç var. Siz bu dijitalleşmeye nasıl bakıyorsunuz?

Şimdi bu dijitalleşmenin ilk başladığı zamanlardan itibaren ben bu sürecin içindeyim, analogdan gelip dijitale geçtim ve artık kaydı dijital ortamlarda yapıyoruz. Analog-dijital arasında bir fark var mı? Olduğunu söylüyorlar ama ben buna pek katılmıyorum. Şu da bir gerçek bu geçiş süreci çok zorlu oldu, pek çok müzisyenin canına okudu ancak yavaş yavaş telif haklarının korunmasına dair düzenlemeler devreye girince bu iş bir sisteme oturmaya başladı.