Milliyet Sanat
Milliyet Sanat »Milliyet Kitap » » "Tarih bilmeden gezeceksen hiç gezme"
Ekim 2018

"Tarih bilmeden gezeceksen hiç gezme"

Bugüne kadar onlarca ülkeye giden, Nepal’de Budist tapınaklarına çıkan, Lizbon’un ıslak gecelerinde fado mekânlarına giren, Karayipler’de yelkeniyle adalara giden, Peru’da deniz kabuklarından yapılan müzik aleti Pututu öttüren Ayhan Sicimoğlu, deneyimlerini bir kitapta topladı.

Ceyda Ulukaya

 

Ayhan Sicimoğlu, seyahat maceralarını konu eden yazılarından oluşan “Hastasıyım” kitabıyla okurun karşısında. “Hastasıyım: İtalya”, “Hastasıyım: Yunan Adaları” şeklinde devam edecek bir serinin ilki olarak tasarlanan kitapta 25 ülkeden yazıları yer alıyor. Sicimoğlu ile seyahat tutkusunu, gezmenin olmazsa olmazlarını, çok gezmenin bünyesinde yarattığı değişimi konuştuk...

 

 Gitmediğiniz ülke kaldı mı?

Vardır tabii, Afrika’da birkaç ülke vardır. Türki Cumhuriyetler’in bir kısmı var, gitmem lazım. Bir yere gideceğim zaman oturup çalışıyorum. Bilmeden bir yere gitmem, hakkında her şeyi okurum.

 

Seyahat isteğiniz nasıl başladı?

Doğuştan galiba, annem babam da öyleydi. Genetik bir şey belki. Merak işi. Yaşamı uzatma isteği olabilir. Tekdüze bir hayat, hayatı kısaltıyor çünkü. Bir ayın en az yarısı mutlaka şehir dışında geçiyor.

 

Zamanla arttığı ya da azaldığı oluyor mu bu isteğin?

Yoruluyorum seyahat azalınca. Beni canlı tutan herhalde o olsa gerek. Evde oturduğumda yorgun hissediyorum.

 

Seyahat öncesi ya da sonrasında ritüelleriniz var mı?

Öncesinde bilgi alırım, sonrasında yapmam gereken bir şey var, onu yapmıyorum. Gittiğim yerlerin adresleri, lokantaların, şeflerin isimleri vesaire bunları not almam lazım. Aslında bu seyahat yazılarının bu konuda yardımı oldu. Mesela bir Çin yazdım. Çin Seddi’ne gitti iş. Yazmaya başlıyorum, ana fikri unutuyorum, başka yere geçiyorum, İlber Ortaylı gibi. Bazen gelir bana, “Ayhan Sicimoğlu Türkiye’nin en enteresan adamı” diyerek...

 

İyi gezgin olmanın formulü ne?

İyi bir gezgin olmanın A’sı meraktır. Sonrası, turistlere hazırlanan tuzaklardan uzak duracaksınız. Siz mesela İstanbul’da yaşayan biri olarak Galata Kulesi’nde dansöz izlemeye gittiniz mi? Gitmediniz. Size değil çünkü, turistler için yapıldı. Oraya gidenler de bizim her gün onu yaptığımızı zannediyor. Yurt dışında da var aynı şey. Mesela Arjantin’e gittik, çekim yapacağız, Arjantin’de tango izlemek istiyorum. “Ayarlandı” dediler. Bir otobüs geldi, içinden bir ton Çinli, Japon turist çıktı. Bir sinema salonuna götürdüler, masada oturup tango izleyeceksiniz. Yahu ben ne yapacağım bunu? Hakiki tango istiyorum ben. Bir Arjantinli gidip orada tango izlemiyor. Sinirlenip çıktım. Ertesi gün çok hoş bir kız geldi, “Ayhan Bey merhaba, ben Ankara’dan Pelin” dedi. Arjantin’de en iyi tangocu Türk kızı çıktı... Kocası Arjantinliymiş. Amerika’da master’da tanışmışlar filan. Ama orası, Arjantinlilerin geldiği gerçek bir tango kulübüydü sonuç olarak. 

 

Kostümlere de özel  ilginiz var... Temiz olmak, güzel kokmak, traşlı olmak, güzel giyinmek, bu renksiz hayata bir renk katabilmek insana olan saygıyla alakalı ve kendine de tabii.
 
 
 
Hawaii gömlek seviyorsunuz...
Hawaii gömlek kim giyiyormuş biliyor musun? Geçen hafta Modena’daydım, İtalya’da. Luciano Pavarotti, Hawaii gömlek ve hasır şapka meraklısı. Evine gittim, evi müze olmuş, müthişti. Çektik hepsini, İz TV’de belgesel olarak yayınlanacak.
 
 
 
Seyahat denince birçok ayağı var; tarih, kültür, yemek. Sizce en hangisi?
Tarih! Hastasıyım. Tarih bilmeden gezeceksen hiç gezme, otur evinde, evlilik programı filan izle. 
 
 
Tüm bu seyahat deneyimi hayata bakışınızı nasıl etkiledi? Sonuçta bilgidir insanı insan yapan. Bana hep soruyorlar, “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?” diye. Böyle soru olur mu? Çok okuyarak gezen bilir. Mesela, Modena’da taksiye bindik. Dar bir sokakta bir lokantaya gideceğiz, fakat orada bir pazar varmış, yaşlı bir adam önümüzde çekçekle yürüyor. O taksici, bütün sokak boyunca adama bir dat yapmadı. Bunu çekip medeniyet gösterisi olarak bizim şoförlere izletmek istedim.
 
 
Bu kadar gezip görmek sizi nasıl biri yaptı diye sorayım...
Valla yaşlandıkça daha sabırsız bir insan oldum. Gezdikçe de bu sabırsızlığım arttı, daha tahammülsüz bir adam oldum; çünkü başka yerlerde gördükçe katlanamıyorsunuz. O taksiciyi gördüm ya, buradaki taksiciye tahammül edemiyorum. Fena bir şey bu.
 
 
Kitabın tüm geliri TEGV'e
Kitabın gelirinin tamamı  Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na gidecek... 
Evet, şöyle oldu: Zeytinyağı çıkarmıştım, “Ayhan Sicimoğlu Zeytinyağları, Yıkarız Dağları”, mottosu bu. Böyle bir kafiye eğilimim de var. İşte “Spagetti, çok hoşuma getti.” “Ah tagliatelli, güzelliğinden belli.” Neyse konuyu dağıtmayalım. Zeytinyağlarından elde ettiğim gelirin bir kısmını bağışlamak istiyordum, o sırada anlaştık. Çok güvenilir bir kurum, gidip ziyaret ettim, içim çok rahat. Kitapla da devam ettik o yüzden.