Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » 45. İstanbul Film Festivali başladı

45. İstanbul Film Festivali başladı

45. İstanbul Film Festivali başladı09 Nisan 2026 - 03:04
İstanbul Film Festivali, 45. yılında yalnızca filmleri değil sinemanın hafızasını, bugününü ve henüz kurulmamış hikâyelerini aynı perdeye yansıtıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
İstanbul’da nisan ayı, uzun zamandır yalnızca mevsimsel bir geçiş değil; sinemanın şehri ele geçirdiği bir zaman dilimi. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 9 - 19 Nisan tarihleri arasında düzenlediği 45. İstanbul Film Festivali, bu yıl da açılışını Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirerek kentin kültürel takvimindeki yerini bir kez daha görünür kıldı.
 
127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşan program, yalnızca niceliksel bir genişlik değil, aynı zamanda estetik çeşitlilik vadediyor. Dünya prömiyerlerinden kült statüsüne erişmiş yapımlara, usta yönetmenlerin son işlerinden genç sinemacıların ilk filmlerine uzanan seçki, festivalin yıllar içinde inşa ettiği küratöryel yaklaşımın bir devamı niteliğinde. 9 Nisan’da başlayan ve 19 Nisan’a kadar sürecek gösterimler, Beyoğlu’ndan Kadıköy’e uzanan yedi farklı salonda, şehri adeta bir açık hava sinemateğine dönüştürüyor.
 
 
Fotoğraf: Mete Kaan Özdilek
 
Sinemaya adanmış hayatlar
 
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45. İstanbul Film Festivali, 8 Nisan Çarşamba akşamı İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen açılış galasıyla başladı. Sunuculuğunu Onur Özaydın’ın üstlendiği 45. İstanbul Film Festivali açılış töreninde, İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak, festival sponsoru N Kolay adına Aktif Bank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ayşegül Adaca Oğan’a teşekkür plaketini takdim etti.
Ardından, festival tarafından sinemaya gönül ve emek veren kişilere sunulan Sinema Onur Ödülü, oyuncu Nilüfer Aydan ve yönetmen Gianfranco Rosi’ye verildi. Yeşilçam’ın iz bırakan oyuncularından Aydan’a ödülünü usta oyuncu Nur Sürer takdim etti. Efsanevi belgesel yönetmeni Gianfranco Rosi’ye ise ödülü, festival direktörü Kerem Ayan tarafından sunuldu. Törende ayrıca Kerem Ayan ve daha önce festival direktörlüğünü üstlenmiş olan Hülya Uçansu ile Azize Tan tarafından 40 yıl boyunca İstanbul Film Festivali ekibinde yer alan Nuray Muştu’ya sinema emek ödülü takdim edildi.
 
 
Fotoğraf: Salih Üstündağ
 
Açılış töreni, sinemanın emek ve süreklilik üzerinden kurduğu bağın görünür kılındığı bir alan. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Nilüfer Aydan’a takdim edilen ‘Sinema Onur Ödülü’, Türkiye’de oyunculuk pratiğinin dönüşümünü hatırlatırken, İtalyan belgesel sinemasının en özgün isimlerinden Gianfranco Rosi’ye verilen ödül, festivalin uluslararası perspektifini pekiştiriyor.
 
Rosi’nin filmografisi, çağdaş belgesel sinemanın sınırlarını zorlayan bir hat izliyor. 2013 tarihli “Sacro GRA” ile Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan kazanan yönetmen, 2016’da “Fuocoammare (Denizdeki Ateş)” ile Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ya uzanarak nadir rastlanan bir festival başarısına imza attı. Rosi’nin sineması, kurmaca ile gerçek arasındaki çizgiyi bilinçli biçimde bulanıklaştırırken, bireysel hikâyeler üzerinden küresel meseleleri anlatma gücüyle öne çıkıyor.
 
 
Gianfranco Rossi. Fotoğraf: Salih Üstündağ
 
Nilüfer Aydan ise 1960’lardan itibaren Türk sinemasında şekillenen yıldız sisteminin önemli figürlerinden biri olarak, melodramdan toplumsal gerçekçiliğe uzanan geniş bir yelpazede yer aldı. Kamera karşısındaki varlığı, Yeşilçam’ın kadın temsillerine dair dönüşümün de bir parçası olarak okunabilir.
 
 
Nur Sürer ve Nilüfer Aydan.  Fotoğraf: Salih Üstündağ
 
Bir filmle açılan kapı
 
Festivalin açılış filmi olarak seçilen Isabel Coixet imzalı “Üç Veda (Three Goodbyes)”, yönetmenin uzun yıllara yayılan filmografisinin duygusal ve tematik sürekliliğini taşıyor. İspanyol sinemasının uluslararası ölçekte en tanınan yönetmenlerinden biri olan Coixet, kariyerine 1988’de “Too Old to Die Young” ile başladı; 1996’da “Things I Never Told You” ile İngilizce dilinde üretime yöneldi ve 2003 tarihli “My Life Without Me” ile küresel ölçekte geniş bir izleyici kitlesine ulaştı.
 
2005’te çektiği “The Secret Life of Words”, Venedik Film Festivali’nde büyük yankı uyandırırken, 2017 tarihli “The Bookshop” İspanya’da Goya Ödülleri’nde ‘En İyi Film’ dahil üç ödül kazanarak yönetmenin kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Coixet’in sineması, bireysel kırılmaları, sessizlikleri ve içsel monologları merkezine alırken, güçlü kadın karakterleriyle tanınır. “Üç Veda” da bu çizginin devamı olarak, ayrılık ve hafıza temalarını incelikli bir anlatıyla ele alıyor.
 
 
“Three Goodbyes”
 
Festivalin haritası
 
Türkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getirecek 45. İstanbul Film Festivali’nin kapsamlı seçkisi, 127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşuyor. Festival seçkisinde, dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin ve genç yeteneklerin son filmlerinin yanı sıra dünya, uluslararası, Balkan ve Türkiye prömiyerlerini yapan filmler de bulunuyor. Festival kapsamında 11 gün boyunca gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve farklı etkinlikler de yer alacak.
 
Bu yıl festivalin coğrafyası da en az programı kadar dikkat çekici. Atlas 1948 ve Beyoğlu Sineması’nın tarihsel dokusundan, Kadıköy Sineması ve Sinematek/Sinema Evi’nin daha alternatif çizgisine uzanan salonlar, izleyiciye yalnızca film değil, mekânsal bir deneyim de sunuyor. Şişli’deki CineWAM Premium+ City’s Nişantaşı (Salon 3 ve Salon 7), Paribu Cineverse Nautilus ise festivalin daha çağdaş gösterim altyapısını temsil ediyor.
 
Festival kapsamında Borusan Müzik Evi’nde açılan “Film Gibi Şehir” sergisi ise İstanbul’un sinemadaki temsiline odaklanarak ayrı bir katman ekliyor. 1920’lerden 1970’lere uzanan dönemde İstanbul’da geçen 34 filmin illüstrasyon afişlerini bir araya getiren sergi, kentin sinematik hafızasını görsel bir arşiv olarak yeniden kuruyor. Seçki, İstanbul’un yalnızca bir arka plan değil, başlı başına bir karakter olduğunu hatırlatıyor.
 
 
Fotoğraf: Mete Kaan Özdilek
 
İKSV ve sürekliliğin kurumsal hafızası
 
İstanbul Film Festivali’nin bugün ulaştığı ölçek, yalnızca yıllar içinde büyüyen bir organizasyonun sonucu değil; aynı zamanda İKSV’nin kültür politikası üretme kapasitesinin bir yansıması. 1970’lerden bu yana İstanbul’un kültürel kimliğini şekillendiren vakıf, film festivalini de bu ekosistemin en görünür parçalarından biri haline getirdi. Kurucu sponsordan ana sponsorlara, uluslararası kültür enstitülerinden yerel yönetimlere uzanan geniş destek ağı, festivalin sürdürülebilirliğini mümkün kılıyor. Bu yapı, yalnızca finansal bir destek mekanizması değil; aynı zamanda İstanbul’un küresel kültür sahnesindeki yerini güçlendiren bir ortaklık modeli.
 
45. İstanbul Film Festivali’nin kampanyası ise Concept tarafından hazırlandı. “İstanbul, film gibi şehir. Kendisi de festivali de soluksuz izlenir” sloganıyla hazırlanan kampanyanın reklam filmi Public Film tarafından İrem Kılıçal yönetmenliğinde çekildi. Festivalde de gösterilecek ve İstanbul’da çekilmiş üç filmden (“Rusya’dan Sevgilerle”, “Tenten İstanbul’da” ve “Acı Hayat”) ilham alınarak hazırlanan festival afişleri İstanbul sokaklarını ve festival sinemalarını donatıyor.
 
Şehir, perdeye dönüşüyor
 
45. İstanbul Film Festivali, bu yıl da alışıldık bir gösterim programının ötesine geçerek, sinemanın şehirle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor. Salonlar karardığında yalnızca filmler başlamıyor; İstanbul’un kendi hikâyesi de yeniden yazılıyor. Ve belki de festivalin en güçlü yanı burada ortaya çıkıyor: Her yıl değişen programına rağmen, değişmeyen bir şeyi koruyor. O da sinemanın, hâlâ birlikte izlenen bir deneyim olduğu gerçeği.