Albion’un yaramaz şairiyle İstanbul’da iki gece
The Libertines ve Babyshambles ile İngiliz rock müziğini köklerinden sarsan, modern zamanların son gerçek bohemi Peter Doherty, 9 ve 10 Mayıs’ta İstanbul sahnesine konuk oluyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bazı sanatçılar sadece şarkı söylemez, bir yaşam biçimini ve bir dönemin tüm sancılarını omuzlarında taşırlar. 2000’lerin başında Londra sokaklarından yükselen kirli, hırçın ama bir o kadar da romantik sesin sahibi Peter Doherty, tam da böyle bir figür. Garanti BBVA Genç Konserleri kapsamında 9 ve 10 Mayıs tarihlerinde Blind sahnesinde gerçekleşecek olan iki özel gece yaşayan bir mitolojinin, melankoli ve meydan okuma arasındaki o meşhur ip cambazlığına tanıklık etme fırsatı sunuyor.
Punk’ın enerjisi ve folk’un şiirselliği
Peter Doherty, 12 Mart 1979 doğumlu, Britanya müziğinin en çalkantılı ama en üretken figürlerinden biri. Müzik tarihine, The Libertines grubunun ‘vazgeçilmez ve tehlikeli’ yarısı olarak kazınan Doherty, çocukluk ve gençlik yıllarını İngiltere’nin farklı şehirlerinde geçirdi; bu sürekli hareket hali, ileride şarkı sözlerine işleyecek olan aidiyetsizlik, romantizm ve başkaldırı duygusunun da temelini attı. 1997’de Carl Barât ile yollarının kesişmesi, modern Brit-rock sahnesinin seyrini değiştirecek bir ortaklığın başlangıcı oldu.
The Libertines, 2000’lerin başında punk’ın ham enerjisini İngiliz melodik geleneğiyle buluşturarak yeni bir dalganın fitilini ateşledi. Doherty’nin kaleminden çıkan sözler, yalnızca sokak romantizmini değil; aynı zamanda Oscar Wilde’ın estetik duyarlılığını ve Arthur Rimbaud’nun asi ruhunu da taşıyordu. “Up the Bracket” (2002) ve “The Libertines” (2004) albümleri, grubun kısa sürede kült statüsüne ulaşmasını sağladı; ancak bu yükseliş, Doherty’nin bağımlılıklarla ve içsel çatışmalarla örülü çalkantılı yaşamıyla paralel ilerledi.
Grup içi gerilimlerin ardından Doherty, 2004’te Babyshambles’ı kurarak kaosun merkezinde yeni bir sayfa açtı. “Down in Albion” (2005), “Shotter’s Nation” (2007) ve “Sequel to the Prequel” (2013) albümleri daha karanlık, daha dağınık ama aynı zamanda daha kişisel bir anlatı kurduğu işler olarak öne çıktı. Babyshambles dönemi, Doherty’nin ‘kayıp dahi’ imajını pekiştirirken, sahnedeki öngörülemezliği de efsaneleşti.
Solo kariyerinde ise bambaşka bir yüzünü gösterdi. “Grace/Wastelands” (2009) ile başlayan bu yolculuk, “Hamburg Demonstrations” (2016), “Peter Doherty & the Puta Madres” (2019) ve “Felt Better Alive” albümüyle daha dingin, daha arınmış bir anlatı evresine ulaştı. Folk, country ve indie dokuların ağır bastığı bu çalışmalar, onun şarkı yazarlığında ulaştığı berraklığı gözler önüne seriyor. Özellikle Normandiya’da kurduğu daha sakin yaşam, sözlerine de yansıyan yeni bir iç huzurun habercisi.
Geçtiğimiz yıl The Libertines ile yayınlanan “All Quiet On The Eastern Esplanade” albümünün Birleşik Krallık listelerinde yeniden zirveye çıkması, Doherty’nin müzikal sezgisinin zamansızlığını bir kez daha kanıtladı. Ancak bugün onu asıl ilgi çekici kılan, geçmişin kaosundan süzülüp gelen bu olgunluk hali. Hâlâ romantik, hâlâ kırılgan, hâlâ sahnede her an sürpriz yapabilecek kadar tehlikeli… Fakat artık bu tehlike, kendini yok eden değil; şarkılarını daha derin, daha kalıcı kılan bir yaratıcı güce dönüşmüş durumda.
Blind sahnesinde zaman yolculuğu
İngiliz müziğinin son büyük ikonlarından Peter Doherty’yi Blind’ın samimi atmosferinde izlemek, seyirciyi o efsanevi ‘Albion’ hayalinin tam kalbine davet ediyor. Şarkı yazarlığını bir hayatta kalma biçimi olarak gören müzisyen; kasketi, gitarı ve kırılgan vokal tonuyla İstanbul’un bahar akşamlarını unutulmaz kılacak. Konserlerde hem The Libertines ve Babyshambles klasiklerinin hem de son dönem solo işlerinin akustik ve elektrik dokunuşlarla harmanlanması bekleniyor.
Bu özel buluşma, modern rock tarihinin en karakteristik figürlerinden birinin İstanbul günlüğünde bir imza sahibi olmak anlamına geliyor.


