Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » ‘Altın Çocuk’tan’ veda

‘Altın Çocuk’tan’ veda

‘Altın Çocuk’tan’ veda06 Ekim 2026 - 03:10
Türk sinemasının jön kavramıyla özdeşleşen oyuncularından Göksel Arsoy, 90 yaşında hayatını kaybetti. ‘Altın Çocuk’ lakaplı aktörün cenazesi 7 Ekim Çarşamba günü Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek.

Suzan Somalı Sönmez

ssomalisonmez@gmail.com

 

 

1957’de başlayan sinema serüveninde 1960’lı yılların en çok aranan erkek yıldızlarından biri olan Göksel Arsoy, oyunculuğun yanı sıra yapımcılık, müzik, televizyon ve spor yöneticiliği alanlarında da çalıştı. “Samanyolu”, “Taş Bebek”, “Bulunmaz Uşak”, “Şafak Bekçileri” ve “Altın Çocuk” gibi filmlerle Yeşilçam tarihinin önemli yüzlerinden biri haline gelen sanatçı, 5 Ekim 2026’da yaşamını yitirdi.

Yeşilçam’ın altın çağına damga vuran isimlerden

Bir dönem Türk sinemasının yıldız sistemi, oyuncuların yalnızca oynadıkları filmlerle değil, perdeye taşıdıkları imajlarla da tanımlandığı bir yapıydı. Göksel Arsoy, bu dönemin erkek yıldızları arasında kendine özgü bir yere sahipti. Sarışın görünümü, zarif oyunculuk tavrı ve romantik başrolleriyle özellikle 1960’ların ilk yarısında Yeşilçam’ın aranan jönlerinden biri oldu. Adı, aynı dönemin yıldızları Belgin Doruk, Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik’le birlikte anılan filmler üzerinden geniş bir seyirci kitlesine ulaştı.

15 Mart 1936’da Kayseri’de dünyaya gelen Arsoy, Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Öğrencilik yıllarında Yeşilköy Havalimanı’nda çalışması, hayatının yönünü değiştirecek karşılaşmaların da başlangıcı oldu. Yapımcı Fuat Rutkay’ın yönlendirmesi ve yönetmen Sırrı Gültekin’in dikkatini çekmesiyle 1957’de “Kara Günlerim” filmiyle sinemaya adım attı. “Kelepçe”nin ardından 1959’da “Samanyolu”nda Belgin Doruk’la başrolü paylaşması, Arsoy’un kariyerindeki asıl sıçramayı getirdi.

“Samanyolu” yalnızca Arsoy’un tanınırlığını artırmadı; Belgin Doruk’la oluşturduğu sinema çifti de dönemin seyircisi tarafından benimsendi. İkili yıllar boyunca çok sayıda filmde birlikte kamera karşısına geçti. Arsoy’un kariyeri boyunca kendisiyle birlikte anılacak ‘Altın Çocuk’ lakabı da bu yükseliş döneminde yönetmen Halit Refiğ tarafından kullanılmaya başladı. Zaman içinde lakap, oyuncunun sinema kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüştü ve 1966’da çekilen “Altın Çocuk” filmiyle doğrudan bir film adına taşındı.

Perdedeki jönlükten yapımcılığa

Arsoy’un sinema kariyeri yalnızca oyunculukla sınırlı kalmadı. 1962’de kendi adına Göksel Film Şirketi’ni kurarak yapımcılığa geçti. Bu alandaki çalışmalarının içinde 1963 tarihli “Şafak Bekçileri” özel bir yerde durdu. Havacılığa ilgisi çocukluk ve gençlik yıllarından gelen Arsoy, Türk sinemasının havacılık temalı yapımlarından biri olarak öne çıkan filmde hem başrolü üstlendi hem de yapımcı olarak görev yaptı.

“Şafak Bekçileri”nin ardından Arsoy’un filmografisi farklı türler arasında ilerledi. 1960’ların başındaki yoğun çalışma temposu, aynı yıl içinde çok sayıda filmde yer aldığı bir dönemi beraberinde getirdi. “Kezban”, “Makber”, “Beyaz Güvercin”, “Cici Can”, “Zoraki Milyoner”, “Leyla ile Mecnun Gibi”, “Bulunmaz Uşak” ve “Genç Kızların Sevgilisi” 1963 yılının yapımları arasındaydı. Özellikle “Bulunmaz Uşak”, Arsoy’un dönemin popüler yıldızlarından biri olarak konumunu güçlendiren filmlerden oldu.,

1957’den 2006’ya

Göksel Arsoy’un sinema kariyerinin 1950’li yıllardaki başlangıcından 1970’lere uzanan ana gövdesi, dönemin Yeşilçam üretim temposunu gözler önüne seriyor.

Arsoy’un sinemadaki ilk yılları “Kara Günlerim / Yaşayan Ölüler”, “Ham Meyva”, “Kelepçe”, “Yaprak Dökümü”, “Ömrüm Böyle Geçti” ve “Samanyolu” ile şekillendi. 1960’ta “Nilüfer Orman Çiçeği”, “Satın Alınan Adam”, “Taş Bebek”, “Aşk Rüzgarı” ve “Kahpe” geldi. 1961 ise filmografisinin en yoğun yıllarından biri oldu: “Yaban Gülü”, “Seni Kaybedersem”, “Yavru Kuş”, “Bir Demet Yasemen”, “Unutamadığım Kadın”, “Aşkın Saati Gelince”, “Zavallı Necdet”, “Melekler Şahidimdir”, “Kızıl Vazo”, “İki Aşk Arasında”, “Boş Yuva”, “Bir Bahar Akşamı”, “Güneş Doğmasın” ve “Bir Yaz Yağmuru” bu dönemin yapımlarıydı.

1962’deki üretim daha da genişledi. “Akasyalar Açarken”, “Şehirdeki Yabancı”, “Biz de Arkadaş mıyız?”, “Küçük Beyefendi”, “Gümüş Gerdanlık”, “Gönül Avcısı”, “Kiralık Koca”, “Billur Köşk”, “Ne Şeker Şey”, “Gençlik Hülyaları”, “Esir Kuş”, “Aşk Merdiveni”, “Yalnızlar İçin”, “Öldüren Bahar” ve “Aşka Karşı Gelinmez” bu yılın filmleri arasında yer aldı. Ardından gelen 1963’te “Bulunmaz Uşak”, “Şafak Bekçileri”, “Leyla ile Mecnun Gibi”, “Beyaz Güvercin”, “Cici Can”, “Zoraki Milyoner”, “Makber”, “Kezban” ve “Genç Kızların Sevgilisi” gibi yapımlarda rol aldı.

1964’te “Kızgın Delikanlı”, “Evcilik Oyunu”, “Yılların Ardından” ve “Kırk Küçük Anne”; 1965’te “Son Darbe”, “Yıldızların Altında” ve “İsyancılar”; 1966’da “Altın Çocuk” ve “Kenarın Dilberi”; 1967’de ise “Altın Çocuk Beyrut’ta”, “Son Kurban”, “Ortaşark Yanıyor”, “Yayla Kızı Yıldız” ve “Altın Avcıları” geldi. Arsoy’un sinemadaki bu yoğun döneminin ardından 1970’te “Sürtük”, 1978’de “Dost Bildiklerim”, 1995’te “Mirasyediler”, 2005’te “Asla Unutma” ve 2006’da “Unutulmayanlar” yer aldı. SinemaTürk kayıtlarında ayrıca 2003 tarihli “Yeşilçam Denizi” televizyon programı da oyuncu çalışmaları arasında bulunuyor.

Arsoy’un sinemadaki son çalışması, Ayhan Sonyürek’in yönettiği 2006 tarihli “Unutulmayanlar” oldu. Halil Ergün’le başrolü paylaştığı film, yıllar sonra sinemaya dönmeye çalışan eski Yeşilçam çalışanlarının hikâyesini anlatıyordu. Arsoy filmde Cihat karakterini canlandırdı. Böylece sinemaya 1950’lerin sonunda başlayan kariyeri, Yeşilçam’ın kendi geçmişine baktığı bir filmle noktalandı.

Sanatçı oyunculuğun yanısıra yapımcı olarak da “Akasyalar Açarken”, “Yalnızlar İçin”, “Cici Can”, “Şafak Bekçileri”, “Kızgın Delikanlı”, “Evcilik Oyunu”, “Yıldızların Altında”, “Canın Cehenneme”, “Altın Çocuk”, “Altın Çocuk Beyrut’ta” ve “Ortaşark Yanıyor” olmak üzere toplam  11 çalışmaya imza attı.

Kamera sustu, sahne devam etti

Arsoy’un sinemadan uzaklaştığı yıllar, sanat hayatının sona erdiği bir dönem olmadı. Yeşilçam’da 1960’lı ve 1970’li yıllarda birçok oyuncunun yöneldiği müzik dünyasına o da katıldı. Amcası, klasik Türk müziğinin önemli bestekârlarından Yesari Asım Arsoy’du. Arsoy’dan Türk sanat müziği dersleri alan Göksel Arsoy, daha sonra gazino sahnelerinde şarkı söyledi ve uzun yıllar bu alanda çalıştı. Behiye Aksoy, Sevim Tuna, Gönül Yazar ve Muazzez Abacı gibi dönemin önemli solistleriyle aynı sahnelerde yer aldı.

Bu dönemin kayıtları arasında iki 45’lik plak da bulunuyor. 1967’de Arya Plak’tan “Bir Masal Gibi / Tatlı Hayat”, 1971’de ise Atlas Plak’tan “Titrek Bir Damladır / Dudaklarında Arzu” yayınlandı ve Arsoy’un adı, Yeşilçam’ın oyunculuk dünyasının yanı sıra dönemin plak piyasasında da yer aldı.

Sinema ve sahne çalışmalarının yanında spor da Arsoy’un yaşamının önemli alanlarından biri oldu. İstanbul Tenis Kulübü’nde yöneticilik ve başkanlık yaptı; Sinema Oyuncuları Derneği’nin çalışmalarında yer aldı. 2002 yılında Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu’nun başkanlığına getirildi ve bu görevi 2008 yılına kadar sürdürdü.

“Altın Çocuk”tan kendi hikâyesine

Göksel Arsoy, sinema kariyerinin anılarını 2017’de yayımlanan “Altın Çocuk” adlı otobiyografisinde topladı. Remzi Kitabevi’nden yayınlanan kitap, yalnızca bir oyuncunun yaşam öyküsünü değil, Arsoy’un tanıklık ettiği Yeşilçam dönemini, yapımcılık deneyimini, sahne yıllarını ve sinema dünyasındaki ilişkilerini de kendi anlatımıyla kayda geçirdi.

Arsoy’un özel hayatı da yaklaşık altmış beş yıllık bir evlilikle şekillendi. 1957’de havaalanında çalıştığı dönemde tanıştığı Soley Oben ile 12 Nisan 1961’de evlendi. Çiftin 1963’te Aşkım, 1965’te Remzi Gökhan Arsoy adını taşıyan iki çocuğu oldu. Gökhan Arsoy da oyunculuğu seçerek babasının izinden gitti.

Ödüllerle tamamlanan bir sinema yaşamı

Arsoy’un sinemadaki çalışmaları 1999’da 36. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde verilen ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ ile taçlandırıldı.

Sanatçıya verilen son büyük ödüllerden biri ise 2024 ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ oldu. 29 Ekim 2024’te açıklanan ödüllerde sinema alanındaki ‘Büyük Ödül’ Göksel Arsoy’a verildi. Aynı programda farklı sanat dallarında Gönül Tekin, Günay Kut, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Ahmet Özhan, Turan Oflazoğlu ve Salih Balakbabalar gibi isimler de ödüllendirildi.

Son perde

5 Ekim 2026’da 90 yaşında hayatını kaybeden Göksel Arsoy’un vefatını kızı Aşkım Arsoy duyurdu. Yapılan açıklamada sanatçının son döneminde halsizlik yaşadığı, ancak belirli bir hastalık nedeniyle tedavi görmediği ve sabah saatlerinde uykusunda yaşamını yitirdiği belirtildi. Ölüm nedenine ilişkin ayrıca açıklanmış bir tıbbi teşhis bulunmuyor.

Arsoy’un cenazesi 7 Ekim Çarşamba günü Barbaros Hayrettin Paşa Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek.

Göksel Arsoy’un kariyeri, Yeşilçam’ın yıldız sisteminin güçlü olduğu yıllardan başlayıp sinemanın kendi geçmişine dönüp baktığı 2000’li yıllara kadar uzandı. Oyuncu olarak 67 sinema çalışmasının yanı sıra televizyon yapımları, yapımcılık, gazino sahneleri, plaklar, spor yöneticiliği ve kendi yaşamını anlattığı bir kitapla farklı alanlara yayılan bir sanat ve çalışma hayatı bıraktı.

Dönemin Hollywood yıldızı Robert Redford’ı hatırlatan havasıyla dikkat çeken Arsoy özellikle sakin, ölçülü duruşu ve aynı ölçüdeki telaşsız oyunculuğuyla Yeşilçam’ın sınırlarını aşan, uluslararası bir yıldız görüntüsü verirdi. 90 yıllık yaşamının 1957’de başlayan sinema bölümü 2006’da “Unutulmayanlar” ile sona erse de ‘Altın Çocuk’, Türk sinemasının özellikle 1960’lı yıllarına ait hafızayla yaşamaya devam edecek.

 

Etiketler: Altın Çocuk  göksel arsoy  vefat