Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Altın Portakal görkemli bir törenle sona erdi

Altın Portakal görkemli bir törenle sona erdi

Altın Portakal görkemli bir törenle sona erdi02 Kasım 2026 - 05:11
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, Cam Piramit’te düzenlenen kapanış ve ödül töreniyle sona erdi. Ragıp Türk’ün yönettiği “Taş ve Tüy”, ‘En İyi Film’ dahil altı ödül kazanırken Yeşim Ustaoğlu imzalı “Artakalan” dört ödülle öne çıktı. Ulusal ve uluslararası yarışmaların kazananlarının açıklandığı gecede, müzik, sinema ve sanat dünyasından çok sayıda isim bir araya geldi.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Türk sinemasının en köklü organizasyonlarından Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 63’üncü yılında da yerli ve yabancı sinemacıları, oyuncuları, yapımcıları, sinema yazarlarını ve izleyicileri Antalya’da buluşturdu. 24-31 Ekim tarihleri arasında, “Daima” sloganıyla gerçekleştirilen festival, bir hafta boyunca film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler, atölyeler, sektör toplantıları ve özel gösterimlerle kentin kültür sanat gündeminde yer aldı. Festivalin kapanışı ise Antalya Cam Piramit’te düzenlenen görkemli ödül töreniyle yapıldı.
 
Bu yıl ilk kez Altın Portakal’ın kapanış ve ödül törenine katılma fırsatı buldum. Sinema dünyasının farklı kuşaklarından isimleri aynı salonda buluşturan, ödüllerin yanı sıra müzik ve sahne düzeniyle de dikkat çeken gece, festivalin bir haftalık programını tamamlayan kapsamlı bir organizasyondu. Antalya’da bulunduğumuz süre boyunca festival ekibinin ve ev sahiplerinin gösterdiği ilgi ve misafirperverlik de bu buluşmanın önemli parçalarından biriydi. Törenin en güzel sürprizlerinden biri ise Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisinde bulunan müzisyen Gökhan Kırdar’ın sahneye çıkarak sevilen şarkısı “Yerine Sevemem”i seslendirmesiydi.
 
 
Gökhan Kırdar. Fotoğraf: Suzan Somalı Sönmez
 
Sekiz gün boyunca Antalya’da sinema gündemi
 
1964 yılında başlayan Altın Portakal, 63’üncü yılında 24-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalin bu yılki programında yerli ve yabancı toplam 114 film bulunuyordu. Bunların 90’ı Türkiye’de ilk kez Antalya’da izleyici karşısına çıktı. Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması'nda ise 12 film ilk gösterimini gerçekleştirdi. Gösterimler Atatürk Kültür Merkezi’nin Aspendos ve Perge salonları ile ÖzdilekPark, Migros ve Terracity’deki sinema salonlarına yayıldı.
 
Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen festivalin açılış töreni, 24 Ekim’de Antalya Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. Pınar Altuğ Atacan ve Emre Kınay’ın sunuculuğunu üstlendiği açılış gecesinde Menderes Samancılar ve Tilbe Saran’a ‘Onur Ödülleri’, Abdurrahman Keskiner ve Suzan Kardeş’e ‘Sinema Emek Ödülleri’ verildi. Cem Yiğit Üzümoğlu ve Leyla Smyrna Cabas ‘Genç Başarı Ödülleri’ne layık görülürken Beşiktaş Kültür Merkezi -BKM’de ‘Sinemaya Katkı Özel Ödülü’nün sahibi oldu.
 
Festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisine yönetmen Derviş Zaim başkanlık etti. Jüride Aylin Zoi Tinel, Elif Demoğlu, Fatih Artman, Meryem Uzerli, Sırma Bradley ve müzisyen Gökhan Kırdar yer aldı. Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jürisinin başkanlığını ise görüntü yönetmeni Andreas Sinanos üstlendi. Jüride Nejat İşler, Yasmin El Massrî, Maryna Er Gorbach ve Fadik Sevin Atasoy görev yaptı.
 
Festivalin sektörel ayağını oluşturan Film Forum da önemli bir buluşma alanı oldu. Bu yıl 13’üncüsü düzenlenen platforma farklı kategorilerde toplam 269 proje başvurdu. Uzun metraj kurmaca film geliştirme, yapım aşamasındaki filmler, ilk uzun metraj projeleri ve belgesel alanındaki çalışmaların değerlendirildiği Film Forum’da toplam 1 milyon 450 bin TL destek sağlandı. 26-27 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen sunum ve ödül programı, yeni projelerin sektör temsilcileriyle buluşmasına olanak tanıdı.
 
“Taş ve Tüy” altı ödülle gecenin galibi oldu
 
31 Ekim Cumartesi akşamı Cam Piramit’te gerçekleştirilen kapanış törenini Pınar Altuğ Atacan ve Emre Kınay sundu. Gecede konuklara hitap eden Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, festivalin kent ve sinema dünyası açısından taşıdığı öneme değindi.
 
Özdemir, Antalya’nın kalbinde atan festivalin gelecek kuşaklara ilham vereceğini belirterek geçmişin ışığını geleceğe taşımayı amaçladıklarını söyledi. “Daima sinemayla, daima sanatla daima umutla; sinemanın ışığı hiç sönmesin” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
 
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Derviş Zaim de sinemanın toplumsal işlevine dikkat çekti. Sinemayı yalnızca bir eğlence aracı olarak görmenin mümkün olmadığını belirten Zaim, sanatın toplumsal olayları yansıtma, farkındalık yaratma, empati geliştirme ve kolektif hafızayı koruma gücüne değindi. Zaim'e göre sinema, sorunları tek başına çözemese de onları görünür kılarak toplumsal yüzleşme için gerekli zemini hazırlıyor.
 
 
Derviş Zaim. Fotoğraf: Suzan Somalı Sönmez
 
Jüri başkanı, festivalde izledikleri filmlerin farklı anlatım biçimleriyle toplumsal sorunlara yöneldiğini, önyargıları kırmayı ve görünmeyeni görünür kılmayı amaçlayan yapımlarla karşılaştıklarını ifade etti. Zaim ayrıca gelecek yıllarda ses tasarımı, makyaj, kostüm, dijital efekt ve casting gibi alanlarda da ödüller verilmesini önerdi. Bu yıl jüriyi etkileyen çalışmalara örnek olarak “Artakalan”ın ses tasarımını ve “Hakikatin Ölümü”nün makyaj çalışmalarını gösterdi.
 
Gecenin ‘En İyi Film’ ödülü, Ragıp Türk’ün yönettiği “Taş ve Tüy”e verildi. Jüri, filmin şehrin varoşlarındaki yoksulluk koşullarıyla toplumsal cinsiyet kimliğinin beraberinde getirdiği iç ve dış çatışmaları yansıtma başarısını ödül gerekçesi olarak açıkladı.
 
 
Ragıp Türk
 
Ragıp Türk, ödülünü Derviş Zaim ve Büşra Özdemir’den aldı. Yönetmen, teşekkür konuşmasında 2003 yılında İstanbul’a müzisyen olmak amacıyla geldiğini, İstanbul Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nü kazandığını ve başlangıçta yönetmen olmayı düşünmediğini anlattı. Bir film setinde çalışmaya başladıktan sonra sinemaya yöneldiğini belirten Türk, o sette gözlemlediği yönetmenin kendisine ilham verdiğini söyledi. Bu ismin aynı yarışmada ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazanan Yeşim Ustaoğlu olduğunu açıklayarak kendisine teşekkür etti.
 
Türk, neden bir kadın hikâyesi anlattığı yönündeki soruların yanıtını da konuşmasında paylaştı. Mesleki yolculuğunda yanında olan kadınların önemini vurgulayan yönetmen, meslektaşı ve yol arkadaşı Duygu Aktoprak’a, kız kardeşi Pelin Türk’e ve yapımcısı İris Tahhuşoğlu’na teşekkür etti. Ödülünü ise Nazire karakterine ilham veren annesine adadı.
 
“Taş ve Tüy”, ‘En İyi Film’ ödülünün yanı sıra ‘En İyi Senaryo’, ‘En İyi Kurgu’, ‘Cahide Sonku’, ‘Film-Yön En İyi Yönetmen’ ve ‘Sungu Çapan Sinema Yazarları En İyi Film’ ödüllerini de kazanarak toplam altı ödüle ulaştı. Böylece ana jüri ödülünün yanında sinema yazarları ve yönetmenler jürisinin de tercihi Ragıp Türk’ün filminden yana oldu.
 
Yeşim Ustaoğlu’na ‘En İyi Yönetmen’ ödülü
 
Gecenin öne çıkan diğer yapımı, Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği “Artakalan” oldu. Film, ‘En İyi Yönetmen’ ödülünün yanı sıra ‘En İyi Kadın Oyuncu’, ‘En İyi Görüntü Yönetimi’ ve ‘En İyi Sanat Yönetimi’ dallarında da ödüle layık görüldü.
 
Jüri, Yeşim Ustaoğlu’nu karakterlerin yolculuk ve dönüşüm süreçlerini ele almadaki titizliği, derinliği ve koruduğu estetik mesafe nedeniyle ‘En İyi Yönetmen’ seçti. Ödülünü Derviş Zaim’den alan Ustaoğlu, kendisiyle birlikte bu yolculuğa çıkan ekibine teşekkür etti. Filmin kendisine bu ülkenin taşına, toprağına, dağına ve suyuna yeniden bakma fırsatı verdiğini söyleyen yönetmen, hikâyenin kendisinde yarattığı duyguları da dile getirdi. Ustaoğlu, karakter Elif’in ve kendisinin özgürlük arayışına dikkat çekerek adalete ve vicdana inancını sürdürdüğünü ifade etti.
 
 
Yeşim Ustaoğlu
 
“Artakalan”daki performansıyla ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü Öykü Karayel kazandı. Ödülünü jüri üyesi Fatih Artman’dan alan Karayel, ödülünü herkesin özgürlüğü ve haksız yere cezaevinde bulunanlar için aldığını söyledi.
 
‘En İyi Görüntü Yönetimi’ ödülü filmin görüntü yönetmeni Kiril Prodonov’a, ‘En İyi Sanat Yönetimi’ ödülü ise Osman Özcan ve Görkem Canbolat’a verildi.
 
 
Öykü Karayel
 
Oyunculuk ödülleri iki film arasında paylaşıldı
 
‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü, Hüseyin Karabey’in yönettiği “Hakikatin Ölümü” filmindeki performanslarıyla Mehmet Günsür ve Mert Fırat arasında paylaştırıldı. Ödüllerini jüri üyesi Meryem Uzerli’den alan iki oyuncu, konuşmalarında filmin ekibine ve daha iyi bir geleceğe ilişkin beklentilerine değindi.
 
Mehmet Günsür, Hüseyin Karabey’in çok iyi bir ekip kurduğunu ve bu ekiple hayatının sonuna kadar film çekebileceğini söyledi. Güzel günlerin geleceğine inandığını belirten oyuncu, sinema üretimini sürdürme kararlılığını dile getirdi.
 
Mert Fırat ise filmin çekim sürecinde oyuncuların son derece sınırlı bir alanda, birbirlerine yakın çalıştıklarını hatırlattı. Hakikatin ölmediği, insanların vicdanlarıyla yaşayabildiği günlere duyduğu özlemi ifade etti.
 
 
Mert Fırat ve Mehmet Günsur
 
‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülü, Büşra Bülbül’ün yönettiği “Bir Anne Hakkında” filmindeki performansıyla Duygu Köse’ye verildi. Henüz genç yaşındaki oyuncu, ödülünü Şevket Çoruh’tan aldı. Büşra Bülbül’ün ilk uzun metraj filmi olan yapım, aynı zamanda ‘Behlül Dal En İyi İlk Film’ ödülünün de sahibi oldu. Yönetmen, ödülünü tüm emekçi annelere adadı.
 
“Bir Anne Hakkında”, karaciğer yetmezliğinin son evresindeki eşini hayatta tutmaya çalışan Sibel’in hikâyesini anlatıyor. Organ nakli için uygun donör bulamayan Sibel, hem para kazanmak hem de eşinin tedavisini sürdürebilmek amacıyla sokaklarda süt satmaya başlıyor. Yaşam mücadelesi derinleştikçe ahlaki sınırlarını sorgulamak zorunda kalan karakterin hikâyesinde Sevda Erginci, Duygu Köse, Ümran Şakır ve diğer oyuncular rol alıyor. Senaryosu Büşra Bülbül ve Bekir Bülbül imzasını taşıyan, yapımcılığını Betül Demir’in üstlendiği film TRT ortak yapımı.
 
‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödülü ise Ferit Karahan’ın yönettiği “Cinlerin Düğünü” filmindeki rolleriyle İlhan Şen ve Erol Babaoğlu arasında paylaştırıldı. Ödülünü Hülya Duyar’dan alan Erol Babaoğlu, konuşmasında umutsuzluğa alışmamak, birbirinin elini tutmak ve aydınlık bir gelecek için mücadele etmek gerektiğini vurguladı. Şanlıurfa’daki dizi setinden törene yetişen İlhan Şen’e ödülünü Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz takdim etti. Şen, hayranlık duyduğu bir oyuncuyla aynı ödülü paylaşmanın kendisi için gurur verici olduğunu söyledi.
 
Ferit Karahan’ın yazıp yönettiği “Cinlerin Düğünü”, Türkiye prömiyerini Altın Portakal’da gerçekleştirdi. Aile ilişkileri, geçmişle yüzleşme ve kuşaklar boyunca aktarılan sırlar etrafında şekillenen film, 6 Kasım’da Türkiye genelinde sinemalarda gösterime girecek. Filmde Demet Özdemir, Kaan Yıldırım, İlhan Şen, Sarp Bozkurt, Evliya Aykan, Tuba Ünsal, Erol Babaoğlu ve çok sayıda oyuncu rol alıyor.
“Kadim Mavi” müzik ve kurgu ödüllerini kazandı
 
Emir Ziyalar’ın yönettiği “Kadim Mavi”, ‘Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’nün yanı sıra ‘En İyi Müzik’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini kazandı. Filmin müziklerini hazırlayan Can Kuman, ‘En İyi Müzik’ ödülünü aldı. Ödülü kendisine jüri üyesi Gökhan Kırdar takdim etti.
 
Kırdar, “Kadim Mavi”yi yenilikçi, alternatif ve devrimci bulduğunu belirterek müziklerini yapan Can Kuman’ı sahnede kutladı. Kuman ise film sürecinde ekibin zorluklar yaşadığını, ancak sanat üretebilmenin başlı başına bir değer olduğunu söyledi. Müziği bırakmayı düşündüğü bir dönemde aldığı ödülün kendisine yeni bir motivasyon sağladığını da dile getirdi.
 
‘En İyi Kurgu’ ödülü “Taş ve Tüy” ile “Kadim Mavi” arasında paylaşıldı. “Taş ve Tüy”ün kurgusunu yapan Naim Kanat ile “Kadim Mavi”nin kurgusunu üstlenen Emir Ziyalar ve Jerome Pesnel ödüle layık görüldü. Kanat, ödülünü Aylin Zoi Tinel gibi usta bir isimden almanın kendisi için ayrı bir gurur olduğunu söyledi.
 
“Taş ve Tüy”ün ‘Cahide Sonku Ödülü’ ise filmin oyuncularından Melda Tuzluca’ya verildi.
 
Belgesel ve kısa film yarışmalarında toplumsal hikâyeler
 
Ulusal Belgesel Yarışması’nda ‘En İyi Belgesel’ ödülünü Arda Sarıgül’ün yönettiği “Mükellef” kazandı. Sarıgül, ödülünü sinemada yeterince temsil edilmediğini düşündüğü işçi sınıfına ve maden kazalarında yaşamını yitiren işçilere adadı.
 
‘Belgesel Jüri Özel Ödülü’ ise Çağatay Yurt’un yönettiği “Kül ve Tuz”a verildi. Yönetmen, ödülün asıl sahiplerinin Gazze’deki çocuklar olduğunu belirterek filmdeki dayanışma ve hafıza vurgusunu konuşmasına taşıdı.
 
Kısa Film Yarışması’nda Soner Alan’ın yönettiği “Kısa Akıl”, ‘En İyi Kısa Film’ seçildi. İlk kurmaca filmiyle yarışan Alan, kısa film alanında üretim yapan yönetmenlerin cesaretini ve çabasını vurguladı. Melis Balcı’nın yönettiği animasyon film “Anaokulu” ise ‘Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.
 
Bu yıl kısa film kategorisinde ilk kez verilen ‘Kısa Film Yönetmenleri Derneği Ödülü’nün sahibi Sis Gürdal’ın “Porkatal”ı oldu. Yönetmen, ödül konuşmasında anneleriyle birlikte cezaevlerinde bulunan çocukların sesini duyurmayı amaçladığını söyledi. Film, dünya prömiyerini 32. Saraybosna Film Festivali’nde yapmış ve ‘Jüri Özel Mansiyon Ödülü’ kazanmıştı.
 
Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nda Orhan Kerem Kartal’ın “Dostlar Sağolsun” filmi ‘En İyi Film’, Selin Toprak’ın “Dünya Günü Kutlu Olsun” filmi ise ‘Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.
 
Uluslararası yarışmada “Babalarımdan Biri Ay’dır”
 
Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda ‘En İyi Film’ ödülü, George Ovashvili’nin yönettiği “Babalarımdan Biri Ay’dır”a (The Moon is a Father of Mine) verildi. Ödülünü jüri başkanı Andreas Sinanos’tan alan Ovashvili, sahneye çıktığında şaşkınlığını ve sevincini dile getirdi. Antalya’da bulunmaktan duyduğu mutluluğu ifade eden yönetmen, festival ekibine ve kendisini destekleyenlere teşekkür etti.
 
‘Uluslararası En İyi Yönetmen’ ödülü, “Nehir Treni” (The River Train) filminin yönetmenleri Lorenzo Ferro ve kısa süre önce bir helikopter kazasında talihsiz biçimde hayatını kaybeden Lucas Vignale’ye verildi. “Altı Haftalık Veda” (Six Weeks On) filmindeki performansıyla Magdalena Laubisch ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazandı. “Riverstone” filmindeki oyunculuklarıyla Mahendra Perera, Shyam Fernando, Randıka Gunathilaka ve Priyantha Sirikumara ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü paylaştı. Jüri üyesi oyuncu Fadik Sevin Atasoy sahneye çıkarak ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü dört oyuncuya birden, ‘ensemble’ anlayışıyla takdim etti.
 
Andrey Zvyagintsev’in “Minotor” filmi ‘Jüri Özel Ödülü’nü, Yukiko Sode’nin “Gece Yarısı Tüm Aşıklar” (All The Lovers in The Night) filmi ise ‘Jüri Özel Mansiyon Ödülü’nü aldı. ‘Sungu Çapan Uluslararası Sinema Yazarları Ödülü’nün sahibi de Shahram Mokri’nin “Siyah Tavşan Beyaz Tavşan” (Black Rabbit White Rabbit) filmi oldu.
 
Jüri üyelerinden Yasmin El Massrî, ödül sunumu sırasında Filistinli bir kadın ve oyuncu olarak festivalde bulunmanın kendisi için önemini vurguladı. Halkının sesini dünyaya duyurma mücadelesi verdiği bir dönemde kendisine söz hakkı tanınmasını değerli bulduğunu ifade etti.
 
Savaş ve işgalin gölgesinde üretilen filmler
 
Festivalin uluslararası programında öne çıkan bölümlerden biri “Kökler, Işık ve Kamera” oldu. İran, Lübnan, Ukrayna ve Filistin’den sinemacıların yapımlarını bir araya getiren 13 filmlik seçki, savaş ve işgal koşullarında üretmeye devam eden yönetmenlerin çalışmalarına odaklandı. Bölümde Türkiye prömiyerini Antalya’da yapan filmlerin yanı sıra dünya gösterimini ilk kez festivalde gerçekleştiren yapımlar da yer aldı.
 
Seçkinin dikkat çeken filmlerinden Annemarie Jacir imzalı “Filistin 36”, Filistin tarihinin önemli bir dönemini sinemaya taşıdı. Filmin oyuncularından ve uluslararası jüri üyesi Yasmin El-Massrî, gösterim sonrasında yaptığı konuşmada yapımın çekim sürecini anlattı. Filmin başlangıçta Filistin’de çekilmesinin planlandığını, ancak savaş nedeniyle prodüksiyonun Ürdün’e taşındığını belirtti. El-Massrî, filmin Filistin’in tarihini ve bugün yaşananları dünyaya anlatma çabasının bir parçası olduğunu söyledi.
 
Yazdan Tebrizî’nin “Ne Ses Ne Seda” filmi ise dünya gösterimini Altın Portakal’da gerçekleştirdi. Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında yaşanan ‘12 Gün Savaşı’ sırasında Tahran’da Alzheimer hastası anneannesine bakmaya çalışan bir torunun gerçek yaşam öyküsünden yola çıkan film, belgesel ile kurmacayı bir araya getirdi. Yönetmen, hikâyenin büyük bölümünün gerçek olduğunu ve filmin kadınlara bir saygı duruşu olarak tasarlandığını belirtti.
 
Amirali Nevaî’nin “Gün Işığı Ekspresi” (Sunshine Express) filmi, İran’da bağımsız sinema üretiminin koşullarını gündeme getirdi. Yönetmen, filmi arkadaşlarının maddi desteğiyle gerçekleştirdiğini, resmî kaynaklardan destek almadan üretmeyi tercih ettiklerini anlattı. İran’da güçlü bir sinema geleneği bulunduğunu belirten Nevaî, bağımsız üretimi sürdürmelerini sağlayan temel unsurun sinemaya duydukları tutku olduğunu söyledi.
 
Kerim Lakzâde’nin “İki Kere Yaşamak, Üç Kere Ölmek” filmi de İran’da bağımsız koşullarda, küçük bir ekiple ve kolektif çalışma anlayışıyla gerçekleştirildi. Film ekibi, çekimlerde herkesin birden fazla sorumluluk üstlendiğini, yapımın resmî izin süreçleri dışında ve kendi anlatmak istedikleri gerçekliğe bağlı kalınarak tamamlandığını aktardı.
 
Gazze’yi çocukların gözünden anlatan “Melekler Diyarı”nın yapımcısı İlahe Nevbaht ise hikâyeyi askerî ya da politik bir çerçeveden ziyade insani bir bakışla ele aldıklarını söyledi. Ana karakterin öğretmen olarak tasarlanmasının, çocuklara direnç ve umut duygusunu aktarabilme düşüncesinden kaynaklandığını belirtti.
 
Özel bölümde ayrıca Ukrayna, Lübnan ve İran’dan kısa film ve belgeseller de gösterildi. “Metal Kutuda Sıradan Bir Gün”, “Gazze Günlükleri: Nur”, “Korkmuyorum, Üzgünüm”, “Bir Gün Bir Çocuk”, “Nâsaz”, “Haniye”, “Ve Balıklar Tepemizden Uçtu” ve “Paskalya Günü” seçkide yer alan yapımlar arasındaydı.
 
Sinemanın üretim koşulları da tartışıldı
 
Altın Portakal, film gösterimlerinin yanı sıra sinema sektörünün üretim koşullarına ilişkin tartışmalara da alan açtı. Festival süresince gerçekleştirilen atölye ve panellerde görüntü yönetmenliği, senaryo yazımı, yapay zekâ, film finansmanı, sanat yönetimi ve erişilebilir sinema gibi konular ele alındı.
Görüntü yönetmeni Uğur İçbak ile yönetmen Gizem İbak’ın katıldığı “Yönetmen-Görüntü Yönetmeni İlişkisi ve Sinemada Yeni Teknolojiler” başlıklı atölyede, iki sinemacı birlikte gerçekleştirdikleri “Eudaimonia” adlı kısa film üzerinden çalışma yöntemlerini anlattı. İçbak, çekim öncesi hazırlığın ve projenin gelişim sürecindeki titizliğin önemini vurgularken İbak, yönetmenin kafasındaki görüntüyü görüntü yönetmenine aktarabilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.
 
İbak, yüksek teknoloji gerektiren bir sahneyi sınırlı bütçeyle gerçekleştirmek için farklı kişi ve kurumlarla kurduğu iletişimi anlattı. Hazırlıklarını ayrıntılı biçimde ortaya koyarak destek aradığını, sonunda yurt dışındaki şirketlerden gerekli görüntüleri temin edebildiğini söyledi. İçbak da kısa film çalışmalarında bugüne kadar ücret talep etmediğini, maddi kaynakların öncelikle ekibe ayrılması gerektiğini belirtti. İki sinemacı, genç yönetmenlere imkânsız görünen projeler karşısında vazgeçmemeleri yönünde tavsiyelerde bulundu.
 
“Geleceğin Senaryosu” başlıklı panelde ise Dr. Ebru Yarkın ve senarist Eylem Canpolat yapay zekânın senaryo yazımına etkilerini değerlendirdi. Yarkın, tartışmanın yalnızca teknolojinin neler üretebileceği üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, insan emeği ve yaratıcılığın geleceğinin de ele alınmasının önemli olduğunu söyledi. Canpolat, yapay zekânın senaryo yazımında yardımcı bir araç olarak kullanılabileceğini, ancak hikâyenin temasına ve anlatılacak meseleye karar verme sorumluluğunun yazarda kalması gerektiğini belirtti. ABD’de senaristlerin yapay zekâ kullanımı ve telif hakları konusunda yürüttüğü tartışmalara da değinilen panelde, teknolojinin yaratıcı emeğin yerini alıp alamayacağı üzerinde duruldu.
 
Erişilebilir sinema ve sanat yönetimi
 
31 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda gerçekleştirilen “Bir Arada Film İzlemek Mümkün! Erişilebilir Sinema” başlıklı söyleşiye Engelsiz Filmler Festivali yönetmenleri Emrah Kalan ve Kıvanç Yalçıner katıldı. Berk Şenöz’ün moderatörlüğündeki ve işaret diline de çevrilen söyleşide görme, işitme ve ortopedik engelleri bulunan izleyicilerin sinema gösterimlerine katılabilmesi için uygulanması gereken yöntemler ele alındı.
 
Sesli betimleme, işaret dili, ayrıntılı altyazı ve salonların fiziksel erişilebilirliği üzerinde duran Kalan ve Yalçıner, özellikle mekânların erişilebilir olmasının önemini vurguladı. Yalçıner, teknik donanıma sahip sinema salonlarının aynı zamanda tekerlekli sandalye kullanan izleyicilerin erişimine uygun olmasının hâlâ önemli bir sorun olduğunu belirtti. İkili, erişilebilir gösterimlerin yanı sıra sinemacıların bu konuda bilinçlenmesi için atölyeler gerçekleştirdiklerini ve uluslararası ölçekte BE IN Erişilebilir Festivaller Ağı’nı kurduklarını anlattı.
 
Sanat yönetmenleri Natali Yeres ve Osman Özcan’ın katıldığı “Biz Bu İşe Nasıl Başladık: İki Tasarımcının Set Hikâyeleri” başlıklı söyleşide ise film yapımında sanat yönetiminin rolü ele alındı. Yeres, sanat yönetmeninin filmin görsel kimliğini oluşturduğunu; renk, obje, mekân, kostüm, saç, makyaj ve karakterlerin görsel dünyası üzerinde çalıştığını anlattı. Özcan da yönetmen ve görüntü yönetmeniyle birlikte filmin dünyasını tasarladıklarını, mekânların bulunması ya da kurulmasından sahne aksesuarlarına kadar bütün unsurlar arasında görsel bütünlük sağlamaya çalıştıklarını belirtti.
 
Çevre dostu film yapımı gündemdeydi
 
Festivalin bir diğer önemli başlığı, sinema endüstrisinin iklim krizi karşısındaki sorumluluğuydu. “Sinemanın Geleceği: Film Endüstrisinde İklim Odaklı Dönüşüm” başlıklı panelde ‘Yeşil Setler Mümkün İnisiyatifi’nin temsilcileri, çevre kuruluşları ve sektör profesyonelleri bir araya geldi.
Yeşil Setler Mümkün Genel Koordinatörü Yeşim Girgin’in yönettiği panelde, film yapım süreçlerinin çevresel etkileri ve sürdürülebilir set uygulamaları değerlendirildi. Girgin, çevre konusunda sektör dışından hazırlanan düzenlemelerin yapım süreçlerinin gerçekleriyle örtüşmeyebildiğini, bu nedenle dönüşümün sektörün kendi içinden gelişmesi gerektiğini söyledi.
 
Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, doğanın hak öznesi olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgularken Avrupa İklim Vakfı Türkiye Direktörü Mustafa Özgür Berke, çevre bilincinin yalnızca bilgi aktarımıyla değil, kültür ve sanat sektörünün de katılımıyla güçlenebileceğine dikkat çekti. ÇEVKO temsilcisi Alphan Eröztürk ise bir film tamamlandıktan sonra geride kalan kaynak tüketiminin ve çevresel etkinin sorgulanmasını önerdi.
 
Panelde reklam, pazarlama ve iletişim sektörlerinin karbon emisyonları da gündeme geldi. Yeşil Setler Mümkün Proje Yöneticisi Ekin İlyasoğlu, üretimden seyahate, setlerdeki tüketimden dijital yayıncılığa kadar pek çok aşamanın karbon ayak izine katkıda bulunduğunu anlattı. Festivalin bu yıl basılı materyalleri azaltmaya başlaması ve Film Forum kapsamında çevreci ödüllere yer vermesi de bu yaklaşımın uygulamaya dönük adımları arasında yer aldı.
 
Ediz Hun’a özel belgesel gösterimi
 
Festivalin özel gösterimleri arasında Türk sinemasının usta oyuncularından Ediz Hun için hazırlanan “Son Oyun” belgeseli de yer aldı. Tunç Topçuoğlu’nun yönettiği, Filiz Emre ve Yunus Emre Tolan’ın yapımcılığını üstlendiği belgeselin galası Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda gerçekleştirildi.
Yıllar sonra Altın Portakal’da izleyicilerle buluşan Ediz Hun, seyircinin ilgisi karşısında duygulandığını belirtti. 134 filmde rol aldığını ve altmış yılı aşkın süredir sinemayla uğraştığını anlatan sanatçı, belgeselin tamamlanmış hâlini ilk kez izlediğini söyledi.
 
Konuşmasında Türk sinemasının tarihsel gelişimine de değinen Hun, 1914’te Fuat Uzkınay’ın Ayastefanos Abidesi’nin yıkılışını görüntülemesiyle başlayan sinema tarihinden Yeşilçam dönemine uzanan süreci anlattı. Cahide Sonku, Suavi Tedü, Rahmi Öztoprak, Muzaffer Tema, Nedret Güvenç, Göksel Arsoy, Ayhan Işık, Orhan Günşiray, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır ve Tarık Akan gibi isimlerin Türk sinemasındaki yerini hatırlattı.
 
Hun, belgeselde kendi yaşamının önemli duraklarından Oslo Üniversitesi yıllarına ve kaktüs koleksiyonuna da yer verildiğini belirtti. İstanbul'da hayata geçirilen kaktüs sergileme alanına ilişkin anılarını paylaşırken, yıllar içinde biriktirdiği koleksiyonun daha geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan girişimi anlattı. Yönetmen Tunç Topçuoğlu ise belgeselde arşiv görüntülerinin yanı sıra yapay zekâ ile oluşturulmuş görüntülerden de yararlandıklarını ve filmi hibrit belgesel olarak tasarladıklarını söyledi.
 
Altın Portakal’ın 63 yıllık sinema geleneği
 
1964’ten bu yana düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, Türkiye sinemasının gelişiminde önemli bir yere sahip. Yeşilçam döneminden günümüze uzanan süreçte yönetmenleri, oyuncuları, senaristleri, yapımcıları ve sinema emekçilerini aynı organizasyonda buluşturan festival, yeni filmlerin izleyiciyle karşılaşması ve genç sinemacıların desteklenmesi açısından da önemli bir platform oluşturuyor.
 
63’üncü festival, ulusal ve uluslararası yarışmaların yanı sıra belgesel ve kısa film gösterimleri, öğrenci filmleri, sektör buluşmaları, erişilebilir sinema ve çevre odaklı etkinlikleriyle kapsamlı bir programa ev sahipliği yaptı.
 
Cam Piramit’te düzenlenen kapanış töreninde ödüller sahiplerini bulurken, festivalin açılış günü 24 Ekim’de gerçekleştirilen kortej de bu sekiz günlük buluşmanın akılda kalan anları arasında yer aldı. Antalya sokaklarını oyuncular, yönetmenler ve sinema emekçileriyle buluşturan kortej, kentin festivalle kurduğu bağı görünür kıldı.
 
“Daima” sloganıyla düzenlenen 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, açılış kortejinin yarattığı coşkudan kapanış gecesindeki ödül törenine uzanan programıyla sona erdi.
Kapanış gecesinin en önemli gelişmelerinden biri ise gelecek yıllarda Altın Portakal’da ödül kategorilerinin genişletilmesine yönelik öneri oldu. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Derviş Zaim törendeki konuşmasında ses tasarımı, makyaj, kostüm, dijital efekt ve casting alanlarında da ödüller verilmesini önerdiklerini açıkladı.
 
Bu alanlarda çalışan sinema emekçilerinin katkılarının görünür kılınmasının Türk sinemasına yeni bir destek sağlayacağını belirten Zaim’in önerisi, festivalin gelecek yıllardaki ödül yapısına ilişkin önemli bir başlık olarak öne çıktı. Ancak bu kategorilerin gelecek yıldan itibaren uygulanacağı henüz kesinleşmiş değil.
 
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali (24-31 Ekim 2026) Kazananları:
 
ULUSAL UZUN METRAJ YARIŞMASI
 
En İyi Film: “Taş ve Tüy” (Ragıp Türk)      
En İyi Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu (“Artakalan”)
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: “Kadim Mavi” (Emir Ziyalar) 
En İyi Senaryo: Ragıp Türk (“Taş ve Tüy”)
En İyi Kadın Oyuncu: Öykü Karayel (“Artakalan”)
En İyi Erkek Oyuncu: Mehmet Günsür & Mert Fırat (“Hakikatin Ölümü”)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Duygu Köse (“Bir Anne Hakkında”)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: İlhan Şen & Erol Babaoğlu (“Cinlerin Düğünü”)
En İyi Görüntü Yönetimi: Kiril Prodonov (“Artakalan”)
En İyi Kurgu: Naim Kanat (“Taş ve Tüy”) & Emir Ziyalar - Jerome Pesnel (“Kadim Mavi”)
En İyi Müzik: Can Kuman (“Kadim Mavi”)
En İyi Sanat Yönetimi: Osman Özcan - Görkem Canpolat (“Artakalan”)
Cahide Sonku Ödülü: Melda Tuzluca (“Taş ve Tüy”)
Behlül Dal En İyi İlk Film: “Bir Anne Hakkında” (Büşra Bülbül)
Film-Yön En İyi Yönetmen: Ragıp Türk (“Taş ve Tüy”)
Sungu Çapan Sinema Yazarları En İyi Film: “Taş ve Tüy” (Ragıp Türk)
 
En İyi Belgesel Film: “Mükellef” (Arda Sarıgül)
Belgesel Jüri Özel Ödülü: “Kül ve Tuz” (Çağatay Yurt)
 
En İyi Kısa Film: “Kısa Akıl” (Soner Alan)
Kısa Film Jüri Özel Ödülü: “Anaokulu” (Melis Balcı)
Kısa Film Yönetmenleri Derneği En İyi Yönetmen: Sis Gürdal (“Porkatal”)
 
Sinema Okulları Öğrenci Filmleri En İyi Film: “Dostlar Sağolsun” (Orhan Kerem Kartal)
Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Jüri Özel Ödülü: “Dünya Günü Kutlu Olsun” (Selin Toprak)
 
ULUSLARARASI UZUN METRAJ YARIŞMA
En İyi Film: “The Moon is a Father of Mine/Babalarımdan Biri Ay’dır” (George Ovashvili)  
En İyi Yönetmen: Lorenzo Ferro & Lucas Vignale  (“The River Train/Nehir Treni”)
En İyi Kadın Oyuncu: Magdalena Laubisch  (“Altı Haftalık Veda/Six Weeks On”)
En İyi Erkek Oyuncu: Mahendra Perera & Shyam Fernando &  Randıka Gunathilaka & Priyantha Sirikumara (“Riverstone”)
Jüri Özel Ödülü: “Minotaur/Minotor” (Andrey Zvyagintsev)
Jüri Özel Mansiyon Ödülü: “All The Lovers in The Night/Gece Yarısı Tüm Aşıklar” (Yukiko Sode)
Sungu Çapan Sinema Yazarları En İyi Film: “Black Rabbit White Rabbit/Siyah Tavşan Beyaz Tavşan” (Shahram Mokri)
 
 
 
Etiketler: Altın Portakal  cam piramit  sanat