Anadolu Ateşi'nden kadim bir efsane: "Troya"
Anadolu Ateşi Dans Topluluğu, üç bin yıllık Troya anlatısını çağdaş sahne diliyle yeniden yorumluyor. 13 Ocak'ta sahnekenecek gösteri, AKM’nin ileri sahne teknolojileri eşliğinde izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Efsaneler yalnızca anlatıldıkları çağda yaşamaz; her yeniden anlatımda başka bir zamana, başka bir dile ve başka bir bedene bürünür. "Troya" da tam olarak böyle bir anlatı. Binlerce yıldır tarih, mitoloji ve siyaset arasında gidip gelen bu kadim hikâye, şimdi Anadolu Ateşi Dans Topluluğu’nun sahnesinde yeniden söz alıyor. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 13 Ocak Salı akşamı 20.30’da "Troya"nın yıkıntılarından yükselen sesi çağdaş dansın ritmiyle buluşturacak büyük ölçekli bir prodüksiyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Kurulduğu günden bu yana Anadolu’nun kültürel mirasını evrensel bir sahne diliyle yorumlamayı amaçlayan Anadolu Ateşi, "Troya" efsanesini yalnızca tarihsel bir anlatı olarak değil, insanlık tarihinin ortak hafızasına kazınmış bir kırılma noktası olarak ele alıyor. Topluluk, yapımda mitolojik figürleri birebir sahneye taşımaktan ziyade savaş, tutku, ihanet ve kader gibi temaları dansın evrensel diliyle yeniden kurmayı hedefliyor. Böylece "Troya", arkeolojik bir geçmişin ötesine geçerek bugünün izleyicisine seslenen canlı bir anlatıya dönüşüyor.
"Troya"nın cazibesi, yüzyıllar boyunca yalnızca ozanları ve tarihçileri değil, imparatorları ve komutanları da etkiledi. Hitit Kralı Tuthalia’dan Akhilleus’a, Büyük İskender’den Roma İmparatoru Sezar’a, Pers Kralı Kserkses’ten Bizans İmparatoru Konstantinus’a uzanan bu uzun ilgi zinciri kentin yalnızca bir savaş alanı değil, bir simge olduğunu da gösteriyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk’ün de "Troya"ya duyduğu entelektüel ilgi, bu mirasın Anadolu coğrafyasındaki sürekliliğini ortaya koyuyor. Anadolu Ateşi’nin prıdüksiyonu, bu tarihsel sürekliliğin altını çiziyor.
AKM Türk Telekom Opera Salonu’nun teknik olanaklarıyla şekillenen gösteride koreografi, müzik, ışık ve sahne tasarımı tek bir dramatik yapı içinde buluşturuluyor. Işıklı şehrin yıkıntılarından yükselen çığlıklar, bu kez sözle değil bedenle anlatılıyor; üç bin yıllık bir düş, ritim ve hareketle yeniden kuruluyor. Topluluk, uzun soluklu bir hazırlık sürecinin ürünü olan yapımı, yalnızca bir dans gösterisi olarak değil, mitolojik bir başkaldırının sahne karşılığı olarak tanımlıyor.
Anadolu Ateşi’nin "Troya" yorumu, geçmişle bugünü buluşturan bir sahne deneyimi vadediyor. Kadim bir efsanenin, anayurdunda ve çağdaş bir sahnede yeniden canlanacağı bu özel gece, AKM’nin kültür-sanat takviminde şimdiden öne çıkan duraklardan biri olmaya aday.
Mustafa Erdoğan imzası
Anadolu Ateşi’nin kurucusu ve genel sanat yönetmeni Mustafa Erdoğan, Türkiye’de halk danslarını çağdaş sahne estetiğiyle buluşturan öncü isimlerden biri olarak tanınıyor. Kariyerine klasik dans eğitimiyle başlayan Erdoğan 1990’lı yıllardan itibaren Anadolu’nun ritim, figür ve anlatı mirasını uluslararası sahne standartlarıyla yeniden düşünmeye odaklandı. Yaklaşımında dans, folklorik bir gösterim olmaktan çok, disiplinler arası bir anlatı alanı olarak konumlanıyor. "Troya" bu yaklaşımın, tarih ve mitoloji ekseninde derinleşen bir devamı niteliğinde.
Yerelden evrensele uzanan bir sahne dili
2001 yılında kurulan Anadolu Ateşi Dans Topluluğu, kısa sürede Türkiye sınırlarını aşarak dünyanın pek çok ülkesinde sahne aldı ve geniş kitlelerle buluştu. Topluluk, Anadolu’nun farklı yörelerine ait dans motiflerini çağdaş koreografi anlayışıyla harmanlayan yapısıyla hem yerel kimliğe hem de evrensel sahne diline aynı anda seslenmeyi başardı. Bugüne dek milyonlarca izleyiciyle buluşan Anadolu Ateşi, "Troya" prodüksiyonu ile bu kez odağını mitolojik bir anlatıya çevirerek, tarihsel derinliği olan bir sahne dili kurmayı amaçlıyor.


