Anadolu’dan Rotterdam’a uzanan elektronik hafıza haritası
Oh Voyage ve Zakhorov, 23 Mayıs’ta Roxy sahnesinde Anadolu ezgileri ile elektronik müzik arasındaki sınırları bulanıklaştıran ortak bir gece kuruyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Son yıllarda Türkiye’de özellikle İstanbul merkezli canlı müzik takvimi belirgin biçimde yoğunlaşmış durumda. Uluslararası elektronik müzik projelerinden bağımsız sahne üreticilerine, jazz ve world music odaklı kolektiflerden kulüp performanslarına kadar genişleyen program akışı, şehirde yılın neredeyse her dönemine yayılan bir konser ekonomisi oluşturuyor. Bu yoğunluk, hem Avrupa turne rotalarının İstanbul’u daha sık dahil etmesi hem de yerel mekânların küratöryel programlarını çeşitlendirmesiyle birlikte, şehrin canlı performans sahnesini bölgesel bir merkez haline getiren dinamikleri güçlendiriyor. Bu yoğun konser trafiği içinde İstanbul’da sahne alacak Oh Voyage ve Zakhorov, şehrin çok katmanlı müzik programlaması içinde elektronik ve deneysel sahnelerin aynı kürasyon altında buluşabildiğini gösteren güncel bir örnek olarak öne çıkıyor.
Oh Voyage ve Zakhorov, farklı coğrafyalardan beslenen iki ayrı müzikal yaklaşımı aynı sahnede buluşturarak elektronik müzik ile canlı enstrümantasyon arasındaki sınırları yeniden tanımlayan bir performans akışı kuruyor. Rotterdam merkezli Anadolu referanslı elektronik anlatı ile Avrupa sahnesinin nefesli enstrüman odaklı deneysel dili, Roxy sahnesinde ortak bir atmosfer yaratmak üzere yan yana geliyor.
Oh Voyage
Türk duo Oh Voyage, İstanbul sokaklarının ritmik hafızasından beslenen, Anadolu’nun melodik mirasını analog synthesizer’ların modern diliyle yeniden kuran bir elektronik müzik ikilisi olarak son yıllarda Avrupa sahnesinde dikkat çeken bir konuma yerleşti. Rotterdam merkezli proje, kültürel geçişkenliği merkezine alan bir ses anlatısı olarak tanımlanıyor. Canlı performanslarında elektronik altyapıyı geleneksel enstrümanların organik tınılarıyla birleştiren grup, dinleyiciyi sabit bir türün içine değil, sürekli hareket eden bir müzikal yolculuğun içine yerleştiriyor.
Bu yaklaşım, Oh Voyage’ın sahne pratiğini klasik DJ set formatından uzaklaştırarak, canlı enstrümantasyon ve elektronik prodüksiyonun eş zamanlı işlendiği hibrit bir performans yapısına dönüştürüyor. Grup, farklı coğrafyalarda sahne aldığı turnelerde bu yapıyı geliştirerek, her performansı yeniden yazılan bir kompozisyon alanı haline getiriyor.
Oh Voyage’ın müzikal dili, Anadolu folk motiflerinin elektronik prodüksiyon teknikleriyle yeniden yorumlanmasına dayanıyor. Analog synthesizer’lar, ritmik loop yapıları ve canlı enstrüman kullanımı, projenin temel katmanlarını oluştururken, ortaya çıkan ses dünyası İstanbul’un gece ritmi ile Avrupa kulüp estetiği arasında bir yerde konumlanıyor. Bu geçişken yapı, grubun müziğini sabit bir tür kategorisinden çıkararak daha akışkan bir anlatı formuna taşıyor.
İkili, sahnede oluşturdukları atmosferi yalnızca dans odaklı bir enerjiyle değil, aynı zamanda kültürel referansların katmanlı bir biçimde iç içe geçtiği bir dramaturjiyle kuruyor. Bu yönüyle Oh Voyage, elektronik müzik sahnesinde ‘mekân duygusu’ yaratan projeler arasında değerlendiriliyor.
Oh Voyage’ın diskografisi, tekil albüm ve EP projeleri üzerinden şekillenen, ancak her bir yayınında farklı bir coğrafi ve duygusal temaya odaklanan bir yapı gösteriyor. Projenin erken dönem kayıtları, daha minimal elektronik düzenlemelerle Anadolu motiflerini doğrudan alıntılarken, sonraki üretimlerde bu motifler daha katmanlı bir prodüksiyon dili içinde yeniden işleniyor. Zaman içinde analog synthesizer kullanımının artması, grubun ses estetiğini daha geniş ve atmosferik bir alana taşıyor.
Bu üretim çizgisi, Oh Voyage’ın müziğini yalnızca bir ‘füzyon’ olarak değil, sürekli yeniden inşa edilen bir ses arşivi olarak konumlandırıyor. Her kayıt, İstanbul’dan Rotterdam’a uzanan kültürel bir hattın farklı bir kesitini temsil ediyor.
Zakhorov
Gecenin açılışını üstlenen Zakhorov, Avrupa sahnesinde flüt ve saksafon merkezli çok katmanlı performans diliyle öne çıkan bir müzisyen olarak tanınıyor. Gerçek adı Fanni Zahár olan sanatçı, farklı coğrafyalardan gelen ritmik ve melodik etkileri nefesli enstrümanlar üzerinden yeniden yorumluyor. Mop Mop, Joe Armon-Jones (Ezra Collective) ve Zeitgeist Freedom Energy Exchange gibi isimlerle gerçekleştirdiği iş birlikleri, müzikal spektrumunu genişleten önemli referanslar arasında yer alıyor.
Zakhorov’un yaklaşımı, Balkan melodik yapılarının Afro ve Güney Amerika ritimleriyle birleştiği, dub ve broken beat estetiklerinin ise tribal club formlarıyla iç içe geçtiği bir ses mimarisi üzerine kurulu. Kaval ve diğer nefesli enstrümanların elektronik altyapılarla birlikte kullanılması, performanslarını yalnızca müzikal değil, aynı zamanda ritüelistik bir deneyim alanına dönüştürüyor.
Çok katmanlı müzikal alan
Oh Voyage’ın sahne performansı, Anadolu folk köklerinden beslenen melodileri analog synthesizer’ların modern diliyle yeniden üretirken, Zakhorov’un açılışı gecenin ritmik çerçevesini daha geniş bir coğrafi referans alanına taşıyor. Bu yapı, gecenin yalnızca bir konser değil, çok katmanlı bir ses deneyimi olarak kurgulanmasını sağlıyor.
23 Mayıs 2026 tarihinde Roxy sahnesinde gerçekleşecek ve kapı açılışının 21.30’da yapılacağı etkinlik, iki farklı müzikal yaklaşımın ortak bir sahne dramaturjisi içinde kesiştiği bir gece olarak konumlanıyor.
Oh Voyage ve Zakhorov’un aynı sahneyi paylaşacağı bu gece, elektronik müzik ile geleneksel melodik yapılar arasındaki sınırların giderek daha geçirgen hale geldiği güncel sahne pratiğinin bir yansıması olarak okunuyor. Anadolu’nun ses hafızası, Balkan nefesli geleneği ve Avrupa kulüp estetiği, Roxy sahnesinde ortak bir akış içinde buluşarak tekil bir tür yerine çok katmanlı bir müzikal alan yaratıyor.
Etiketler: Milliyet Sanat Oh Voyage Zakhorov elektronik müzik


