Andrea Bocelli’den unutulmayacak müzik ziyafeti
İtalyan tenor geleneğinin son temsilcisi Andrea Bocelli’nin 30 Mayıs İstanbul konseri, güçlü repertuvarı ve kusursuz prodüksiyonuyla hafızalara kazınırken, gecenin yıldızları İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve çok sesli koro oldu.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Öyle bir sene var ki önümüzde; dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul, yalnızca tarihi ve coğrafyasıyla değil, kültür ve sanatın da atan kalbi olarak yeniden konumlanıyor. Ve bu büyük tablo içinde, dünyanın en büyük müzisyenlerini ağırlayan şehir, unutulmaz gecelerden birine daha ev sahipliği yaptı: Andrea Bocelli. Opera ve popüler müziği aynı duygusal çizgide buluşturan Bocelli, İstanbul sahnesinde konuk sanatçılarıyla birlikte şehrin kültürel ritmine küresel bir yankı kattı.
30 Mayıs Cumartesi akşamı 30. yılını kutlayan “Romanza” albümüne adanmış dünya turnesi “Romanza 30th Anniversary World Tour” kapsamında İstanbul Tüpraş Beşiktaş Stdayumu’nda sahne alan Andrea Bocelli, yalnızca bir konser değil çok katmanlı bir müzikal deneyim sundu. Kendi adıma söyleyebilirim ki, son iki yıldır izlediğim en etkileyici konserlerden biriydi. Gecenin başından sonuna kadar hem müzikal hem de teknik anlamda neredeyse kusursuz bir organizasyon vardı. Yerel organizasyonu Mticket ve NTRteam iş birliğiyle gerçekleştirilen konserde ses dengesi, sahne tasarımı ve ışık kullanımı uluslararası standartların da ötesine geçen bir titizlikle kurgulanmıştı.
Andrea Bocelli ve Şef Marcello Rota. Fotoğraf: Akın Baran Eren
Konser, yaklaşık bir buçuk saatlik kapsamlı bir repertuvarla sahnelendi. Gösteri, ‘Classical’ temalı kısa bir video girişinin ardından Giuseppe Verdi’nin “Il Trovatore” operasından “Di Quella Pira” ile başladı. Ardından Verdi’nin “Rigoletto” eserinden “La Donna è Mobile” ile klasik opera repertuvarı devam etti.
Özellikle Mozart, Donizetti ve İtalyan opera repertuvarındaki ustalığı, Avrupa’nın önde gelen sahnelerindeki performansları ve lirik soprano çizgisindeki zarif yorumu ile uluslararası alanda saygın bir yere sahip opera sanatçısı Serena Gamberoni’nin sahneye katılımıyla Franz Lehár’ın “Giuditta” operetinden “Meine Lippe” seslendirilirken, yine Lehár’ın “La Vedova Allegra” eserinden “Tace il Labbro” Bocelli ve Gamberoni düetiyle icra edildi. Program, Verdi’nin “La Traviata” operasından ünlü “Brindisi” ile sürerken özellikle Verdi ve Rossini repertuvarındaki güçlü yorumu, sahne hakimiyeti ve karakter derinliğiyle Avrupa opera sahnelerinde kendine sağlam bir yer edinmiş deneyimli bariton Roberto De Candia, Rossini’nin “Il Barbiere di Siviglia” operasından “Largo al Factotum” aryasını yorumladı.
Anastasiya Petryshak & Serena Gamberoni & Andrea Bocelli. Fotoğraf: Suzan Somalı Sönmez
Kulaklarımız bayram etti ancak bu geceyi yalnızca Bocelli’nin ve dünya çapındaki solistlerin vokal gücüyle açıklamak eksik kalır. Solistler, enstrümantistler, dansçılar ve konuk sanatçıların ötesinde gecenin asıl omurgasını Şef Marcello Rota yönetimindeki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Şef Volkan Akkoç yönetimindeki çok sesli koro oluşturuyordu. Gecenin müzikal omurgasını kuran Şef Marcello Rota, dünya opera sahnelerindeki köklü deneyimi ve repertuvar hâkimiyetiyle konserin dramatik akışını kusursuz bir bütünlüğe taşıyan belirleyici isimdi. Orkestranın disiplinli ve rafine icrası, repertuvarın geniş yelpazesinde hiçbir kopukluk yaşanmadan ilerlemesini sağladı. Özellikle İDSO’nun başkemancısı, dünyaca ünlü keman virtüözü Doç. Dr. Jülide Yalçın’ın liderliğinde yaylı grubunun yarattığı ton zenginliği, gecenin en dikkat çekici unsurlarından biriydi.
Türkiye’de çok sesli koro müziği alanında uzun yıllara yayılan çalışmaları, ulusal ve uluslararası projelerdeki şefliği ve özellikle senfonik koro repertuvarındaki uzmanlığıyla öne çıkan Volkan Akkoç şefliğindeki koro eşliğinde, Carl Orff’un “Carmina Burana” kantatının en ünlü bölümü “O Fortuna” eseri sahneye güçlü bir dramatik etki katarken Bocelli ve De Candia Georges Bizet’nin “Les Pêcheurs de Perles” operasından “Au Fond du Temple Saint” düetini seslendirdi. Verdi’nin “Il Trovatore” operasından bir diğer bölümle klasik ağırlıklı ilk bölüm tamamlandı. Bu noktada özellikle koroya ayrı bir parantez açmak gerekiyor: “O Fortuna”, bugüne kadar canlı dinlediğim en güçlü yorumlardan biri olarak hafızama kazındı. Dinamik kontrol, artikülasyon ve sahne enerjisi açısından neredeyse kusursuz bir bütünlük vardı.
Fotoğraf: Akın Baran Eren
“Romanza” temalı video geçişinin ardından konserin ikinci bölümü başladı ve Bocelli, Lucio Dalla’nın “Caruso” şarkısıyla sahneye duygusal bir ton kazandırdı. Francesco Sartori imzalı “Vivere” parçasının ardından özellikle romantik ve çağdaş repertuvarda öne çıkan, güçlü projeksiyonu, kontrollü vibrato kullanımı ve yay tekniğindeki hâkimiyetiyle virtüöziteyi sahne enerjisiyle birleştiren dikkat çekici keman sanatçısı Anastasiya Petryshak’ın keman performansıyla Astor Piazzolla’nın “Libertango” eseri yorumlandı.
Sürprizlerle dolu konser
Gece sürprizlerle doluydu ve bu sürprizler konserin dramatik akışını sürekli diri tutan bir yapı kurdu. İkinci bölümde sahneye çıkan İsviçreli dünyaca ünlü çellist JODOK, müziği sahnede adeta yeniden kuran yorum gücüyle dikkat çekti. Çello repertuvarını modern dokunuşlarla genişleten sanatçı derin ve katmanlı ton rengi, yay kontrolündeki incelik ve anlatım gücü yüksek icrasıyla klasik ile çağdaş yaklaşım arasında güçlü bir köprü kurdu.
Bu bölümde performanslara eşlik eden dansçılar Francesco Costa ve Angelica Gismondo, özellikle opera ve büyük ölçekli konser prodüksiyonlarında edindikleri sahne deneyimini İstanbul’a taşıdılar. Müzikle senkronize fiziksel anlatımları, koreografik akışı destekleyen kontrollü hareket dili ve dramatik sahne kurgusuna yaptıkları katkıyla performansın yalnızca işitsel değil, görsel olarak da derinleşmesini sağladılar. Dansçıların eşlik ettiği bu bölüm, konserin görsel ve işitsel yoğunluğunu artırırken, gecenin en beklenmedik ve etkileyici anlarından birine dönüştü.
Fotoğraf: Akın Baran Eren
Piyano eşliğinde icra edilen “Romanza” ve ardından Zucchero’nun “Il Mare Calmo Della Sera” şarkısı, konuk sanatçı Kenan Doğulu’nun katılımıyla sahnelendi. Doğulu, kendi şarkısı “Ara Beni Lütfen”in senfonik versiyonuyla programa popüler bir dokunuş da ekledi. Bu geçiş, klasik ile popüler müzik arasındaki sınırların ne kadar akışkan hale geldiğini de gösteriyordu.
Gecenin son bölümünde sahne, yorum çeşitliliğinin zirveye ulaştığı bir noktaya evrildi. Andrea Lykke’nin vokaliyle seslendirilen “Stand Up”, güçlü sahne duruşu ve modern vokal yaklaşımıyla programa çağdaş bir soluk getirirken, sanatçının crossover çizgideki esnek yorumu dikkat çekici bir kontrast yarattı. Danimarkalı vokal sanatçısı ve müzikal tiyatro oyuncusu Lykke’nin klasik eğitimli sesi, Bocelli’nin operatik ve tanınmış timbresiyle birleşerek konserin dinamik zirve noktalarından birini oluşturdu. Ardından konser, Bocelli’nin klasikleşmiş eserlerinden “Vivo Per Lei” ve “Sogno” ile duygusal ve dramatik anlamda doruk noktasına ulaştı. Sanatçıların selamlamasının ardından konserin ana bölümü tamamlandı.
Andrea Lykke ve Andrea Bocelli Fotoğraf: Suzan Somalı Sönmez
Gecenin finalinde ise bis parçaları arasında “Con Te Partirò” ve Puccini’nin “Turandot” operasından “Nessun Dorma” yer aldı. Toplamda yaklaşık 1 saat 30 dakika süren gösteri klasik opera, crossover ve pop unsurlarını bir araya getiren çok katmanlı bir sahne deneyimi sundu.
Bocelli ve sahnedeki tüm solistler elbette kendi alanlarında kusursuza yakın performanslar sergilediler. Ancak bu gecenin asıl yıldızlarının orkestra ve koro olduğunu özellikle tekrar vurgulamak gerekiyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın dengeli, derinlikli ve son derece kontrollü icrası ile koro performansının yarattığı kolektif güç, konseri iyi bir performans olmanın ötesine taşıyarak unutulmaz bir müzikal deneyime dönüştürdü.
Etiketler: andrea bocelli müzik İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası


