Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Avrupa’yla çok 'Ortaklaşa' yolumuz var

Avrupa’yla çok 'Ortaklaşa' yolumuz var

Avrupa’yla çok 'Ortaklaşa' yolumuz var20 Şubat 2026 - 02:02
İKSV’nin Marmara Belediyeler Birliği, AB çıkışlı ‘Culture Action Europe’ (CAE) inisiyatifi ve AB Türkiye Delegasyonu ile bir araya gelerek oluşturduğu ‘Ortaklaşa’ girişimi, takvimini 1,9 milyon avroluk hibe refakatiyle tayin etti. İKSV’nin basın ve kamuoyuna titizlikle aktardığı program dolayısıyla, CAE ve AB uzmanları, Milliyet Sanat’ın sorularını özel olarak yanıtladı. Uzmanlar Türkiye’den diyalog mesajını aldıklarını, Brexit’ten alınacak derslerin farkında olduklarını ve Türkiye ile AB arasında ‘yapım aşamasında politika’nın ortaklaşa geleceğe dair güvenli refakatinin önemini vurguluyor.
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com
 
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) Avrupa Birliği (AB) desteğiyle yürüttüğü “Ortaklaşa: Kültür, Diyalog ve Destek Programı”, 2026 - 2029 dönemine, üç yıl için toplam 1 milyon 900 bin avroya varan yeni bir kaynakla başladı.
 
Program, yeni döneminde, temelleri 1994’te Belçika hukuku şemsiyesi altında “Avrupa Kültür ve Sanat Forumu” olarak atılmış ‘Culture Action Europe’ (CAE) inisiyatifinin ortaklığı ile de kapsamı ve projelerini derinleştirdi.
 
 
Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Konuyla ilgili basın ve kamuoyu buluşması, 12 Şubat 2026 sabahı İKSV Nejat Eczacıbaşı binasında, yaklaşık 100 kişilik bir kültür, sanat ve basın temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirildi. Programın yeni dönemine ilişkin detaylar, Salon İKSV’de düzenlenen toplantıda paylaşıldı. Toplantı, İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, Culture Action Europe Genel Direktörü Natalie Giorgadze, Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri M. Cemil Arslan ve AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Jean Barbé’nin konuşmalarının ardından, katılımcıların sorularıyla ilerledi.
 
Etkinlikte ilk olarak söz alan İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece, “Ortaklaşa ile yerelde sivil toplum ve belediyeler arasında kurduğumuz işbirliği hattını, yeni dönemde 1,9 milyon avroya varan bir hibe desteğiyle uluslararası boyuta taşıyoruz. Kültürü toplumsal dayanışmayı güçlendiren asıl zemin olarak görüyoruz. Üç yılda başardıklarımızdan aldığımız ilham ve birikimi mentorluk (danışmanlık) ve savunuculukla birleştirerek; yerelin sesini koruyan, adil ve hak temelli kültür politikalarını hep birlikte dokumaya devam edeceğiz. Ortaklaşa’nın yeni döneminde de ilham ve ümit kaynağı olabilmenin heyecanını ve sorumluluğunu taşıyoruz,” ifadelerini kullandı.
 
 
İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece. Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Buluşmada daha sonra söz alan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ise, “İKSV olarak uzun yıllardır kültür politikaları alanında çalışıyoruz. AB’nin desteğiyle hayata geçirdiğimiz Ortaklaşa, bu çalışmaların hayattaki karşılığını bulduğu, yereldeki müthiş potansiyeli harekete geçiren bir platform oldu. Şimdi bu heyecanı sınırlar ötesine taşıyor ve Ortaklaşa'yı uluslararası bir solukla büyütüyoruz. Önümüzdeki üç yılda, yereldeki birikimi Avrupa’daki deneyimlerle birleştirecek projelerin gelişimini birlikte izleyeceğiz. Bu çalışmaların, Türkiye'nin kültürel dokusunu daha da güçlendireceğine yürekten inanıyorum,” şeklinde konuştu.
 
 
İKSV Genel Müdürü Görgün Taner. Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Davette daha sonra söz alan CAE Genel Direktörü Natalie Giorgadze ise konuşmasında kültürel işbirliğinin önemine “Kültürel işbirliği bir lüks değil toplumları bir arada tutan temel unsurlardan biri. Ortaklaşa aracılığıyla, Türkiye’deki sivil toplum ile belediyelerin Avrupa’daki bağlarını güçlendirmeyi; işbirliklerini, savunuculuk çalışmalarını ve kültür politikalarına dair canlı bir diyaloğu desteklemeyi amaçlıyoruz,” sözleriyle değindi.
 
 
CAE Genel Direktörü Natalie Giorgadze. Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Kürsüye daha sonra gelen MBB Genel Sekreteri M. Cemil Arslan ise konuşmasında “Geçtiğimiz üç yıl boyunca, büyük bir heyecan ve inançla paydaşı olduğumuz Ortaklaşa Programı’nın ikinci dönemine girmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu üç yıllık serüvende, yerel yönetimler ile sivil toplum kuruluşları arasında kültür-sanat aracılığıyla kurulan güçlü köprüye yakından tanıklık etmenin gururunu paylaştık. İnanıyorum ki önümüzdeki bu yeni üç yıl; yerelin sesini koruyup güçlendirdiğimiz, yerelde kurulan diyalog ve iş birliklerini uluslararası ölçekte sürdürdüğümüz bir dönem olacak,” dedi.
 
 
Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri M. Cemil Arslan. Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Buluşmada son olarak söz alan AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Jean Barbé ise, konuşmasında “Ortaklaşa, katılımcı demokrasiyi güçlendiren ve Türkiye genelinde karşılıklı güvene dayalı demokratik bir kültür ekosistemini destekleyen bir ağa dönüşüyor. Özel olarak tasarlanmış bir mentorluk (danışmanlık)  modeli ve bütçesi artırılan hibe programı aracılığıyla Türkiye’de ve Avrupa’da sürdürülebilir işbirlikleri kurulmasını hedefliyor,” cümlelerini kullandı.
 
 
AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Jean Barbé. Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Buna göre, CAE ortaklığı ile uluslararası boyut da kazanan girişim, Türkiye ve AB arasındaki kültürel işbirliğini de derinleştirme amacını güdüyor. Ortaklaşa, yeni döneminde ‘mentorluk (danışmanlık) ve savunuculuk’ mekanizmalarıyla güçlenen, bütünlüklü bir yapıya kavuşuyor. Program kapsamında, yeni kurulacak işbirlikleri için 1,9 milyon avroya varan hibe desteği sağlanması öngörülüyor. 
Öte yandan, Salon İKSV’de yapılan buluşma, Ortaklaşa Proje Yöneticisi H. Selen Akçalı’nın 2026-2029 dönemine dair ayrıntılı bilgi paylaştığı sunumuyla da devam etti. Buna göre özetle, ‘adil işbirliği modelleri’ni gözetmeyi sürdürecek olan disiplinler ve uluslararası girişimin, 2026–2029 döneminde, yalnızca projeleri desteklemeyi değil; üretilen deneyimleri görünür kılarak kültür politikalarına taşıması da öngörülüyor.
 
Akçalı’nın verdiği bilgilere göre, Mart 2026’dan itibaren yapılacak üç açık çağrı sonunda hibe alacak projelerin, ‘mentorluk’ (danışmanlık) süreçleriyle desteklenmesi amaçlanıyor. Çağrıların ikisinin, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ve belediyelerin kültürel işbirliğine odaklanması tasarlanırken, Uluslararası Kültürel İşbirliği başlıklı açık çağrının ise, Türkiye’deki STK’ların ve belediyelerin Avrupa’dan kültür-sanat kurumları ve belediyelerle kuracağı ortaklıkları desteklemesi hedefleniyor. 
 
 
Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Öte yandan girişimdeki bu ikinci dönemin önemli yeniliklerinden biri olan Ortaklaşa topluluğunun da, Türkiye ve Avrupa’daki kültür profesyonellerini, belediyeleri ve sivil toplum temsilcilerini kalıcı bir ağda birleştirmesi amaçlanıyor. Bu yapının; ortaklar arası deneyim paylaşımını, ortak üretimi ve yerel ihtiyaçlardan beslenen işbirliklerini sürekli kılan bir öğrenme alanı olarak kurgulandığının altı çiziliyor.
 
Bu eksende öte yandan, gelecek üç yıllık 1 milyon 900 bin avro tutarındaki fon üzerinden hibe alacak her STK ve belediyeye, kurumsal ihtiyaçlarına göre, en az 12 saatlik özel mentorluk (danışmanlık) desteğinin sağlanacağı bildiriliyor. Kültür-sanat alanı, yerel yönetimler ve iş dünyasından uzmanların yer alacağı bu ‘mentor havuzu’nun (danışman havuzu), katılımcıların stratejik düşünme ve uygulama becerilerini geliştirmesi umuluyor.
 
Bununla beraber, hibe desteği alan proje faaliyetleri altındaki yerel uygulamalar ve topluluk çalışmalarından elde edilen verilerin ise, Ortaklaşa’nın savunuculuk çalışmalarına yön vermesi tasarlanıyor. Bu kapsamda oluşacak doğrudan deneyimler sayesinde belirlenen ihtiyaçların, Ankara ve Brüksel gibi merkezlere taşınarak, kültür politikalarının yerele dokunan bir perspektifle ele alınmasına katkı sağlaması amaçlanıyor. Ortaya konulacak CAE ortaklığı sayesinde de, yerel işbirliklerinin, Avrupa ölçeğindeki ağlarla buluşarak uluslararası bir öğrenme hattına dönüşeceği kaydediliyor.
 
Bilindiği gibi ilk döneminde, 2023–2025 yıllarında yürütülen Ortaklaşa programı, kültür ekosisteminin adil işbirlikleriyle nasıl dönüştürülebileceğine dair örnek bir model sunmuştu. Ortaklaşa’nın biriktirdiği deneyim, Türkiye’de yerel kültür politikalarının gelişimi için kalıcı bir bilgi birikimi oluşturdu. Buna göre girişimin ilk döneminde, 44 şehirden; büyükşehir, il ve ilçe belediyeleri ortaklığında, toplam 252 proje başvurusu alındı. 13 STK ve 18 belediye ortaklığındaki 13 projeye, toplam 1,3 milyon avro hibe desteği sunuldu. Projeler kapsamında 16 çalıştay düzenlendi; aralarında araştırma raporları ve rehberlerin de bulunduğu 18 yayın ve belge paylaşıldı. 6 mekân dönüştürülerek yeniden kullanıma açılırken, düzenlenen bienal, festival ve sergilerle, yaklaşık 50 bin kültür-sanat faaliyetlerinde buluştu. 12 şehirde yapılan araştırmalar için 6 bin kilometrenin kat edildiği ilk dönemde, bölgesel buluşmalar ve öğrenme programlarında 130 saati aşkın süre boyunca yerel kültür politikaları tartışıldı.
 
Ortaklaşa programı üzerine yapılan toplantının ardından basın ve katılımcıların soruları da büyük ilgi uyandırdı. Etkinlikte sözgelimi, davete iştirak eden Hollanda Kültür Misyonu örneği üzerinden AB ülkelerinin ilerleyen tarihlerde yine de bu çok sesli projeye dahil olup olamayacağı, ya da geçen yıllara dair hibe sahibi projelerin takibinin, kaydı ve raporlamasının yapılıp yapılmadığı veya Kahramanmaraş afeti ardından bölge ve Hatay gibi konumlardaki projelere ağırlık verilip verilmediği gibi birçok detay üzerine derinlikli görüş alışverişi yapıldı.
 
 
Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Jean Barbé ve Culture Action Europe Genel Direktörü Natalie Giorgadze, etkinlik sonrasında ayrıca, Milliyet Sanat’ın sorularını da özel olarak yanıtladı.
 
Jean Barbé önce, “Coğrafyalar arasında yükselen milliyetçilik üzerinden AB’nin geleceğine ilişkin kaygılar ve Türkiye’nin bu proje özelindeki vizyonunu karşı karşıya getirdiğimizde, ‘Ortaklaşa’ projesinin AB’ye ne ifade ettiği yönündeki sorumuza, özetle şu yanıtı verdi: “Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin birçok boyutu var. Bu gerçekliğin en önde gelen unsurlarından biri, Türkiye’nin AB’ye adaylık süreci kapsamında bulunan, ayrıca AB ile komşuluk ve elbette, güvenlik üzerinden de güçlü ekonomik ilişkilere sahip bir ülke olmasıdır. Bunun yanı sıra Türkiye, taşıdığı özgür ve uluslararası ticari ortaklık sıfatının yanı sıra, Dünya Bankası üyeliği ve elbette NATO üyeliği gibi unsurlar büyük öneme sahiptir. NATO, Türkiye adına güvenlik bakımından temel bir unsurdur. Gördüğümüz üzere yaşanan sınır ötesi gelişmeler NATO’nun da kıymetini katlamaktadır. Bütün bunları bir araya taşıdığımızda, Türkiye’den öğrendiğimiz şey nedir derseniz, bunun adı diyalog olacaktır. Bu bizim her an tartıştığımız bir meseledir. Bu diyalog, beraberinde demokratik süreçler uğruna kimi eylemlerin gerekliliğini de getirir. Ayrıca AB ve Türkiye arasında bir diğer temel konu başlığı daha vardır ki, bunun da adı ‘çevre ve iklim değişikliği olarak kaydedilebilir. İlgili konu taraflar arasında ve konuya muhatap bakanlıklarla ele alınmaya devam edilmektedir. Bu eksende bildiğiniz gibi Antalya’da Kasım ayında COP31 zirvesi düzenlenecektir. Yakın zamanda, söz ettiğimiz bu diyalog çerçevesinde, AB olarak Türkiye’deki özel sektörle de bir araya gelmiş ve bu meselenin küresel bağlamını ele almış bulunuyoruz. Türkiye ve AB arasındaki rekabet zemini ve çevresel meseleleri birlikte ele almayı gözetiyoruz. Bu durumu da ‘yapım aşamasındaki politika’ ekseninde yaşamayı önceliyoruz. Çünkü yaşadığımız değişimler her iki tarafı da göreceli olarak etkiliyor ve inandığımız o ki, taraflar arasında katılımcılık, adil, saygın ve sizin gibi düşünmeyenlere dair görüşler de bu süreçte önemli bir yer arz ediyor. Bununla birlikte AB ve dünyadaki süregiden diğer rejimler arasındaki ilişkilerde de sürdürülebilirliği bilhassa esas alıyoruz.”
 
Jean Barbé diğer taraftan, ilgili sorumuza şu sözlerle de açıklık getirdi: “Peki ‘Ortaklaşa’ projesinden AB olarak bizim öğrendiğimiz nedir? Kültür, elzem ve politik bir konudur. Lakin politik bir konudur da. Çünkü insanları, politika vesilesiyle, kendi içlerindeki farklılıklarına karşın bir araya getirir. Ve ayrıca kültürler, zorlu konularda ifade bulabilmek adına da son derece zekice bir yoldur.
Evet, bunun perde arkasında birçok sorun vardır ama, kültür işte tam da bunu ifade edebilmek adına vardır. Zorlu konuların içine girmek adına, kesinlikle, zorunlu bir diyaloğu, değerlerimizin paylaşımını, azınlıklara saygı mefhumunu, çeşitliliğe saygıyı, farklı görüşlere saygı duyabilmeyi kapsar. Zaten buradan sanatçılara gelirsek, onlar birbirinin benzeri değildirler ki. Toplum içinde mücadele eden bir başka toplumdurlar. Biriciktirler. İfade özgürlüğünde, insanların farklılıklarının kabulünde ve bir araya gelip, adil, demokratik ve katılımcı bir sürecin işlemesinde bu hep böyledir.”
 
 
Fotoğraf: Fatih Yılmaz
 
Jean Barbé ayrıca, çevre, sosyal medya, mimarlık ve elbette basın-yayın gibi katmanların, bu saydıkları dahilinde, demokrasinin oluşumu ve yaşatılması için birer ‘kamusal alan’ olarak ele alınıp alınamayacağı konusundaki sorumuzu ise, şöyle yanıtladı: “Katılıyorum! Zaten İKSV de bir STK, değil mi? Birlikte çalışıyoruz. Alanın tayininde karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyoruz. Evet, alanın daralmasına dair riskler var, ayırdındayız ancak eğer ki bir arada çalışırsak, bunu yapabilir ve daralan alanları dile getirebiliriz.”
 
Buna ek olarak, AB Türkiye Delegasyonu Bölüm Başkanı Jean Barbé’’nin, Ortaklaşa projesinin şeffaf ve özgür yapısına ilişkin analizi ise şu yönde oldu: “Evet, bu iyi bir şeydir. Şeffaflık ve özgürlük, zaten, kuşkusuz beraber çalışırlar. Öte yandan ortaya çıkan şey de Türkiye toplumunun çeşitli, laiklik içeren bir resmi ve bu AB üye ülkeleri için de Ortaklaşa ve Türkiye için de bir ağ kurmak ve bunu sürdürebilmek uğruna, geçerli bir boyut.”
 
Elbette yeri gelmişken Jean Barbé’ye gerek dünya gerek Türkiye ekonomisini göz önüne aldıklarında oluşan sıcak, mevcut sorunlar karşısında daha fazla maddi katkı sağlayıp sağlamamayı düşünüp düşünmediğini de danışıyoruz. İçtenlikle yanıtlıyor: “Türkiye de AB gibi, aynı Dünyanın bir parçası. Gazze’den Ukrayna’ya, her yerin kendi aciliyetinin getirdiği sorunlar olduğu aşikâr. Afrika’daki açlığı ve güvensizliği biliyoruz. Yine Sudan’ı sayabiliriz. Bu koşullarda Türkiye’nin de bir politik aktör olduğu düşünülebilir. Ve bu koşullarda yapılması gerekli olan, Türkiye ile işbirliği olmalıdır.”
 
Yakın geçmişteki Britanya kararı, AB’den çıkışı (Brexit) konusunun ardından yaşananları da danışıyoruz. Barbé, Britanya’nın tekrardan AB Erasmus programına katılacağını bize hatırlatarak, şu ifadeleri kullanıyor: “Gördüğünüz gibi işbirliğinin birçok yolu var ve Erasmus’a dahil Türkiye’nin de bu yönde ne kadar büyük bir aktör olduğunu kabul ediyoruz.”
 
Barbé’a, son olarak, Trump iktidarındaki ABD’de son dönemde azınlıklara mensup akademisyenler ve dahi ülke yurttaşlara yönelik girişilen baskılar sonucu yaşanan tersine göçü nasıl analiz ettiğini sormak istiyoruz. Şöyle yanıtlıyor: “Bunu yanıtlamak için esas kişi ben olmayabilirim ama size şu kadarını belirteyim: Buna karşılık, ‘eylem halinde demokrasi’nin yaşandığı bir ülkede, insanlar özgürlüklerine ve haklarına sahip çıkarlar, kullanmanın yolunu bulurlar.
 
 
Diğer taraftan yine Milliyet Sanat’ın sorularını özel olarak yanıtlayan Culture Action Europe Genel Direktörü Natalie Giorgadze ise, AB’nin geleceği üzerine kaygılarını, CAE’nin geçmişi ile karşılaştırdıklarında bize şu manzarayı gördüğünü aktardı: “Culture Action Europe, 32 yıl önce, mevcut birkaç kültür ağının güçlerini birleştirerek kültürün Avrupa Birliği’nde kamusal tartışmanın ve karar alma süreçlerinin merkezine yerleştirilmesi için savunuculuk yapmaya karar vermesiyle kuruldu. Bildiğiniz üzere AB’nin kültür alanında resmî bir yetkisi bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, kendi kültür politikalarını şekillendirmekten sorumlu olanlar üye devletlerdir. Ancak AB’nin yapabildiği şey, kültüre ilişkin stratejiler, gündemler ve çerçeveler geliştirmek. Bunlar; öncelikleri belirleyen, anlatıları şekillendiren ve kültürün yerini tanımlayan politik ve stratejik araçlardır. Kuruluşundan bu yana Culture Action Europe, kültürün AB içinde stratejik ve temel bir rol oynamasını savunmaktadır. Çünkü bize göre Avrupa Birliği yalnızca bir barış projesi ya da ekonomik bir proje değildir — temelde bir kültürel projedir.” Nereden başladığımızla bugün bulunduğumuz noktayı karşılaştırdığımızda, ortaya bir süreklilik duygusu çıkmaktadır. Bağlam değişmiş olabilir — 32 yıl öncesine kıyasla tamamen farklı bir dünyayla karşı karşıyayız — ancak savunuculuk hedefimiz hâlâ aynıdır: Kültür, Avrupa projesinin tali bir unsuru değildir. Avrupa’yı bir arada tutan şeydir. AB’nin dirençli ve demokratik kalabilmesi için kültür, politika alanının kenarında kalmamalıdır; Avrupa’nın geleceğinin merkezinde yer aldığı kabul edilmelidir.”
 
 Giorgadze’ye ayrıca, CAE olarak ‘olumlu ve olumsuz’ mânâda şu sıralarda ajandalarında hangi gündem maddelerinin bulunduğunu danışıyoruz. Şöyle aktarıyor: “Şu anda üç stratejik eksen boyunca çalışıyoruz: Kültürel Demokrasi ve Liderlik, Sürdürülebilir Kalkınma ve Kültürel Ekosistem. Ortaklaşa projesiyle de güçlü bir biçimde bağlantılı olduğu için, Kültürel Demokrasi ve Liderlik başlığına odaklanmak isterim. Avrupa genelinde ve ötesinde demokrasi giderek artan bir baskı altında. Sansürün yükselişine ve sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların arttığına tanıklık ediyoruz. Bu son derece kaygı verici bir durumdur ve tek bir bölgeyle sınırlı değildir — kıtanın büyük bir bölümünde yaşanmaktadır. Sanatsal özgürlüğün daralması, demokratik alanın daralması ile el ele ilerlemektedir. Aynı zamanda — ve bu daha umut verici boyuttur — kültür ve sanat, özgür ve çeşitli olduklarında demokrasiyi güçlendirir. İnsanların bir araya gelebildiği, ötekiyle karşılaşabildiği, birbirinden öğrenebildiği ve hatta farklı görüşlerde kalmayı kabul edebildiği alanlar yaratır. Özellikle kriz zamanlarında kültür, sanatsal üretimin ötesinde bir anlam taşır. Empatinin, dayanışmanın, güvenin ve umudun yeşerdiği bir alandır.”
 
CAE Direktörüne öte yandan dünyada artan kirlilik, çevreye olan duyarsızlık ve iklim değişikliği gibi unsurlar karşısında azalan kaynakların, Brexit gibi durumlarla ilgisi olup olmadığını sorduğumuzda ise, şu karşılığı alıyoruz: “Brexit, Birleşik Krallık’taki kültür profesyonelleri üzerinde derin ve olumsuz bir etki yaratmıştır. Birleşik Krallık AB’den ayrıldığında, kültür ve sanat alanında sınır ötesi işbirliğine özel olarak adanmış tek Avrupa programı olan Creative Europe da dâhil olmak üzere AB programlarına erişim kaybedilmiştir. Bu durum, işbirliği, hareketlilik ve finansman açısından zorluklar yaratmıştır. Zaman içinde Birleşik Krallık, eğitim alanında Erasmus+ ve araştırma alanında Horizon Europe dâhil olmak üzere bazı AB programlarına yeniden katılmıştır. Creative Europe’a katılımın da bunu takip etmesini umuyoruz. Birleşik Krallık’ın programa geri dönmesi için savunuculuk yapmak amacıyla, Birleşik Krallık’taki üyelerimizle — ve orada hâlâ birçok aktif üyemiz bulunmaktadır — yakın çalışmayı sürdürüyoruz. Creative Europe ayrıca, İstanbul’un bir dönem taşıdığı bir unvan olan Avrupa Kültür Başkenti gibi amiral gemisi girişimleri de desteklemektedir. Türkiye’deki kültür aktörleriyle, İKSV dâhil olmak üzere, güçlendirilmiş işbirliğimizin; Türkiye’nin Creative Europe’a katılımına ilişkin olarak hem Ankara hem de Brüksel ile yeniden bir diyalog kurulmasına katkıda bulunmasını da umuyoruz.”
 
CAE Genel Direktörü Natalie Giorgadze’ye son olarak, İrlanda’nın başını çektiği, sanatçılara aylık maaş bağlanması girişimine dair yorumunu soruyoruz: “İrlanda, seçilmiş sanatçılar ve yaratıcı alanda çalışanlara belirli bir süre boyunca garanti edilmiş aylık bir ödeme sağlayan, sanat için temel gelir niteliğinde bir pilot program başlatmıştır. İrlanda’daki bu pilot uygulama, sanatsal üretimi kamusal değer yaratan bir emek olarak tanıması bakımından önemlidir. Gelir istikrarı sunarak, sanatçıların hayatta kalma kaygısı yerine üretime odaklanabilmelerine imkân tanımaktadır. Bildiğimiz üzere, kültürel emek çoğu zaman hayatı idame ettirmeye yetmez. Pek çok bağımsız sanatçı ve kültür emekçisi son derece güvencesiz koşullar altında çalışmakta; projeden projeye geçmekte ve geçimlerini sürdürebilmek için çoğu zaman ek işler üstlenmektedir. Sosyal korumaya erişim ise sıklıkla sınırlı kalmakta ya da serbest ve düzensiz çalışma biçimlerinin gerçeklerine yeterince uyum sağlamamaktadır; bu da mesleği yapısal olarak kırılgan hâle getirmektedir. Bu anlamda, İrlanda’daki pilot uygulama gibi girişimlerle bazı ülkelerde benimsenmiş daha geniş kapsamlı Sanatçının Statüsü çerçeveleri, önemli ve ilham verici örnekler olarak işlev görebilir. Bu tür uygulamalar, kültürel yaşamımızı üreten ve sürdüren kişiler için adil çalışma koşullarının, sosyal korumanın ve uzun vadeli sürdürülebilirliğin nasıl sağlanacağına dair daha geniş bir tartışmayı teşvik etmektedir.”