Baksı’dan İstanbul’a imgesel bir ‘caz’ düeti
Galeri Nev İstanbul’un 40. kuruluş yılı sergilerinin ilki Nermin Er ve Mike Berg’in soyutlamalarını Haldun Dostoğlu imzası ile bitiştirdi. “40 Yılda Bir” sergisinde yaratıcılıklarını âdeta iki cazcı gibi uyumla birleştiren sanatçılar eserlerine giden yolu Milliyet Sanat’a anlattı.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
ABD’li çağdaş sanatçı Mike Berg yakın zamanda Baksı Müzesi’ndeki “Kuramdan Arınmış” sergisindeki tekstil kompozisyonlarıyla ziyaretçisini kucakladı. Berg’in, Kasım 2025’te Girne’deki Art Rooms’da açılan “Kuramdan Arınmış/Innocent of Theory” sergisi için sergi metnini kaleme alan Oya Silbery şu ifadelere başvurmuştu: “Berg’in işleri, resmin geleneksel sınırlarını esnetirken, içsel bir yönelim arayışını da çağrıştırıyor. Kimi zaman formlar kendiliğinden bir hareketten doğuyormuş gibi görünürken, kimi zaman da kavranması güç içsel bir düzenle bir araya gelmiş izlenimi uyandırıyor.”
Mike Berg Baksı Müzesi’ndeki sergisini takiben kuruluşunun 40. yılını 18 aylık bir sergi dizisi ile kutlayacak Galeri Nev İstanbul’un 14 Kasım’a dek izlenen ilk ikili sergisinde ressam, heykeltıraş ve animatör Nermin Er’le bir araya geldi. Galerinin verdiği bilgiyle “sergi, iki sanatçının farklı malzemeler ve ölçekler üzerinden geliştirdikleri üretim pratiklerini, ortak bir zeminde buluşturdu.”
Mike Berg
Biz de bu estetik fırsattan istifade Mike Berg ve Nermin Er ile sanatları ve hayatlarına, içeriden, zevkle ve merakla daha yakından baktık.
Berg’e yönelik ilk tespitimiz Baksı’da sergilediği soyut tekstil ‘tabloları’ üzerineydi. Sanatçının zihni ve kalbinde Baksı deneyimine dair nasıl bir vizyon ve sonuç, söz konusuydu? Berg bu tespitimizi şöyle karşıladı: “Tekstil çalışmalarımı ‘tablo’ olarak nitelendirmeniz ilginç. Bu tespit benim hep düşündüğüm ancak pek az kişinin kavrayabildiği bir şekilde, işlerimi kilimlerle ilişkilendiriyor. Benim için kilimler farklı bir mecrada vücut bulan tablolardır. Geleneksel tekstil sanatlarına - ki, sanat ve zanaat arasında bir ayrım gözetmediğim için, özellikle ‘sanat’ diyorum - büyük hayranlık duysam da benim asıl bağım kompozisyon, renk, değer ve doku ile... Ben, Batı’nın soyut sanat geleneğindenim. Türk ve Orta Asya tekstil ürünlerinin fiziksel güzelliği beni cezbetse de hayranlık duyduğum o eserlerdeki biçim ve sembollerin derinliğini ve karmaşıklığını, tam anlamıyla kavradığımı iddia etmeye asla cüret edemem.”
Öte yanda Berg’in Galeri Nev’de Nermin Er ile yer alan işlerine baktığımızda, yeni deneylere açık, optik çıkışlı, saf rengin izinde ve ziyaretçinin keşfini her duyusu adına kışkırtıcı olduklarına tanık oluyoruz.
Bu ifademiz üzerine ise sanatçı Mike Berg bize şu yanıtı veriyor: “Nev’de izlediğiniz ilgili duvar yerleştirmesi ‘20-1 Colors’ (20-1 Renkler)’. Renkli veya tonlanmış bir yüzey üzerinde çalışmayı severim. Yüzeyin niteliği de önemli. İlk düşünce üzerlerinde resim yapabileceğim, güzel renklere sahip yüzeyler oluşturmaktı. Bunlar matbaa mürekkebi kullanılarak elde edilmiş, renge dair özgün birer yorum niteliğinde. Bir parçayı tamamladıkça, kurumaları için onları duvara tutturuyorduk. Bir renk, bir diğerini çağrıştırıyordu. Bir süre sonra renklerin kendi aralarında bir iletişim kurduğunu fark ettim. Bir hikâye anlatıyorlardı. Dizilim, kendiliğinden şekilleniyordu.”
Galeri Nev’de iki ‘imge cazcısı’
Berg ile yan yana izlediğimiz güncel sanatçı Nermin Er’in Galeri Nev’deki ‘görsel düet’ine bu aşamada biraz daha yoğunlaşmak istiyoruz. Zira Berg ile Er’in yapıtları âdeta bizi ruhen, 1950’lerin avangart caz ve çağdaş müzik ‘klasikleri’ne sevk ediyor. Bu metaforik ikiliğe nasıl karşılık verebileceğini merak ettiğimiz Mike Berg şu cevabı veriyor: ”Bunu sorma fikrinin aklınıza gelmiş olması hoşuma gitti. Caz benim için önemli. Müzik zevkim geniş. Caz âleminde Miles Davis ve Ornette Coleman iki önemli isim ama saf yaratı ve şaşırtan yollar izleme adına, benim kendimi en yakın hissettiğim caz sanatkârı Thelonious Monk.”
Mike Berg, “Demir”, 2026
Berg, Nermin Er ile yollarının kesişmesi üzerine ise, bize şu paylaşımda bulunuyor: ”Galeri Nev’in kurucu ve yöneticisi Haldun Dostoğlu galerinin 40. yılını kutlamak amacıyla sanatçılarını eşleştirme fikrinden bahsettiğinde akla gelen tek isim Nermin Er oldu. Haldun’un sanatçıları arasında kendimi en yakın hissettiğim kişi Nermin’dir. Onu kişisel olarak çok iyi tanımasam da estetik açıdan aynı yolda olduğumuzu hissediyorum. Ölçek ve malzeme seçimlerimiz birbirinden tamamen farklı olsa da kavramsal yaklaşımlarımızın birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum.”
Berg eserlerine giden yolda bıraktığı nice deseniyle de çok sayıda ‘görsel not’ tutuyor. Sebebini sorunca sanatçı bize şunu anlatıyor: “Çizim, ortaya koyduğum işlere açılan bir kapı gibi. Bu kapıyı aralayan şey belirli bir imge, kendiliğinden gelişen bir hareket ya da basit bir karalama bile olabilir. Ortaya bir iz bıraktığım anda ona tepki vermeye; onu inceltmeye, silmeye veya ondan yeni bir varyasyon türetmeye başlarım. Heykellerimi oluşturma sürecim de aynı şekilde başlar. Bir biçim hayal eder; rastgele karton kutuları, kil veya balmumu parçalarını bir araya getirir ve ilk dürtülerimi şekillendirip, dönüştürmeye koyulurum. Yaratıcı sürecimin önemli bir unsuru da ‘huzursuz bir uyku hâli’dir; bu esnada kompozisyonla ilgili sorunlara çözümler belirebilir ya da bambaşka bir eseri zihnimde canlandırabilirim.”
Nermin Er’den kâğıt soyutlamalar
Bu bereketli manzaraya karşılık çok yönlü yaratıcı Nermin Er ise Nev’deki ortak sergide özellikle belli bir seri hâlindeki mekânsal kâğıt soyutlamalarıyla dikkatimizi cezbediyor. Bu pek heyecanlı estetik çıkışın sanat tarihi ile ilişkisini merak ettiğimizde Er bize şunları aktarıyor: “Bazen, bir işin boyutu ifade alanını belirlemiyor gibi geliyor bana. Küçük bir işin içinde geniş bir mekân duygusu olabilirken büyük bir iş kişisel, içe dönük bir duygu yaratabiliyor. Formların yan yana gelişi, aralarındaki boşluk, diğer formla kurdukları ilişki biçimlerin kendisi kadar önemli.
Sanat tarihiyle olan ilişkim için geçmişte üretilmiş formların tekrarından ya da izlerinden faydalanmaktan çok açtıkları düşünce ve üretme süreçlerinin kendi üretim biçimime katkısı diyebilirim.
Geleceğe dair hayalim ise farklı malzeme ve tekniklerle çalışırken kendi üretim dilimi sabitlemeden geliştirebilmek. Bu üretim yöntemlerinin çokluğu beni heyecanlandıran bir durum.”
Nermin Er
Nermin Er ayrıca resimden heykele, oradan yerleştirme veya animasyona ‘seken’ eserlerindeki özgür ve özgün biçimsel takas üzerine şu tespitleri aktarıyor:
”İmge ve yapı arasında çok keskin sınırlar yok bana göre. Bir imgeyi var eden sadece temsil ettiği şey değil, mekânla, ışıkla, gölgeyle ve izleyiciyle kurduğu ilişki üzerinden var oluyor. Resimle çalışmanın kısıtı yüzeyin sınırları değil. Mekâna ulaşıp devam ediyor gibi hissediyorum; aynı şekilde animasyon da zamana karışıyor imgenin hareketlenmesiyle. Yerleştirmede ise mekânın kendisi üretilen işin bir parçasına dönüşüyor, heykel de aynı şekilde.
Bir resim hareket etme ihtimali taşıyabilir, bir animasyon durağan imgelerden oluşur, bir yerleştirme ya da heykel izleyiciyi bedeniyle algılanabilir, tamamlanabilir bir deneyime dönüşebilir. Işık, zaman veya izleyicinin konumu değişebilir. Kırılganlık burada devreye girebilir. Tüm bu değişimler deneyimin devam etmesini engellemez.”
Nermin Er, enstalasyon, 2026
Sanatçı Nermin Er bazen yaptığı bir işin belli bir düşünceden yola çıktığını bazen ise üretim sürecindeki kimi deney, oyun ve duyguların sürece yön verdiğini kaydediyor. Er bu sebeple bir eserin ortaya çıkışını sadece onun üretim ânı ile sınırlamıyor. Zira, Nermin Er’e göre,“Bir eser üretildikten sonra zaman geçtikçe anlam da değiştirebiliyor.” Bu da sanatçının daha önce çok da üzerinde durmadığı bir detayın, önem kazanıp görünür olmaya başlayabilmesinden ileri geliyor.
Sanatçı, bu durumun derinliğini sorduğumuzda ise bizi şu yanıtı veriyor: “Bir eseri izlerken herkesin benzer anlamlar yüklemesini bekleyemeyiz. Herkes kendi ruh hâli, algısı, hafızası üzerinden ilişki kuruyor. Eserin anlamını sanatçının açıklaması da tüm bunları düşündüğümüzde yeterli olmayacaktır bu durumda. Özellikle animasyon üretimlerinde bir görüntü beliriyor, hareketleniyor, sonra da kayboluyor. Ardında bıraktığı iz, hafızamızda kalan hâliyle bir sonraki görüntüyü algılama biçimimizi etkileyebiliyor. Yani ‘hafıza’da varlığını sürdürüyor. Bu yüzden bir sanat eserinin ne zaman tamamlandığını ya da anlamını ne zaman sona erdirdiğini belirlemek biraz zor.”
Etiketler: Milliyet Sanat Galeri nev İstanbul 40 Yılda Bir


