Barok müziğin hafızasına yolculuk
16. Uluslararası Şefika Kutluer Festivali, Vivaldi’nin altı flüt konçertosunu tek bir akşamda buluşturan iddialı bir programla Ankara’da devam ediyor. ‘Sihirli Flüt’ unvanıyla anılan Devlet Sanatçısı Şefika Kutluer, Festival Strings Ensemble eşliğinde barok müziğin duyusal ve tarihsel hafızasına açılan bir yolculuk sunuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
14 Ocak 2026 Çarşamba akşamı CSO ADA Ankara Bankkart Mavi Salon’da gerçekleşecek 16. Uluslararası Şefika Kutluer Festivali - Festival Strings Ensemble ile Vivaldi Akşamı, takvimde sıradan bir klasik müzik etkinliği olarak duruyor gibi görünebilir. Oysa; Antonio Vivaldi’nin “Op.10” başlığı altında yayınlanan altı flüt konçertosunun ardı ardına seslendirileceği akşam, bir solistin kendi repertuvarıyla, bir kentin müzik belleğiyle ve bir festivalin yıllar içinde inşa ettiği kültürel anlamla kurduğu ilişkinin somutlaştığı nadir örneklerden biri.
Şefika Kutluer’in bu konserde gerçekleştireceği ‘Vivaldi Maratonu’ teknik dayanıklılıktan, yorumculuk hafızası ve stil sürekliliğine dayanan bir icra anlayışını işaret ediyor. Altı konçertoyu art arda seslendirmek, flüt için yalnızca fiziksel bir sınav değil barok estetiğin farklı duygulanım alanları arasında kesintisiz bir geçiş yapabilme yetisi gerektiriyor.
‘Sihirli Flüt’
Türk klasik müzik sahnesinde bazı isimler yalnızca bir enstrümanın ustası olarak değil, o enstrümanı bir kültürel dile dönüştüren figürler olarak anılır. Şefika Kutluer, flütü Batı müziğinin teknik bir aracı olmaktan çıkarıp, Doğu ile Batı arasında kurulan uzun soluklu bir anlatının taşıyıcısı hâline getiren ender sanatçılardan.
Ankara doğumlu Kutluer, müzik eğitimine küçük yaşta başladı. Ankara Devlet Konservatuarı’ndan 4 sınıf atlayarak 10 senede üstün derece ile mezun oldu. Henüz gençlik yıllarında gösterdiği üstün yetenek, Türkiye sınırlarının ötesine taşıyan bir eğitimin kapısını araladı. Devlet bursuyla gittiği İsviçre ve Avusturya’da, dönemin en saygın müzisyenleriyle çalışarak Avrupa flüt ekolünün merkezinde yetişti. Solistik kariyer çalışmalarına Viyana’da ve Roma’da S. Cecilia Akademisi’nde devam etti. Ankara Devlet Konservatuarı’nda flüt öğretmenliği yaptı.
Bu yıllar, Kutluer’in yalnızca teknik donanımını değil, müzikal bakışını da şekillendirdi ve parlak virtüözite kadar anlatı gücüne, hız kadar nefesin şiirselliğine önem veren bir yorum anlayışı kazandırdı.
Uluslararası kariyerinin erken döneminde verdiği konserler, eleştirmenlerin dikkatini çekmekte gecikmedi. Özellikle New York’ta Carnegie Hall’de verdiği konser sonrası New York Times’ın attığı ‘The Magic Flute - Sihirli Flüt’ başlığı adının dünya müzik çevrelerinde bir unvanla birlikte anılmasına neden oldu. Mozart’ın operasından ödünç alınmış bir metafor olan bu ifade, Kutluer’in flütle kurduğu sezgisel ve neredeyse büyüsel ilişkiye işaret ediyordu.
Şefika Kutluer’in repertuvarı, Barok dönemden çağdaş bestecilere uzanan geniş bir yelpazeye sahip olsa da, özellikle İtalyan müziği ve Antonio Vivaldi yorumları kariyerinde ayrı bir yere sahip. Vivaldi’nin flüt konçertolarını teknik bir gösteri alanı olmaktan çıkarıp dramatik bir anlatıya dönüştüren yorumu, uluslararası plak eleştirilerinde sıkça vurgulandı. Berlin Filarmoni Orkestrası ile kaydettiği “Vivaldi” albümü, bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Birçok uluslar arası ödül alan sanatçı, Viyana’da Uluslararası Flüt Yarışması’nda dünya birincisi oldu. “Hungarian Foundation for Performing Arts” tarafından verilen 2000 ‘Inter-Lyra’ ödülünü kazandı. Rusya’da “En İyi Klasik Müzik Yorumcusu” ödülüne değer görülen ve “Bravo Altın Ödülü”nü alan Kuıtluer. 25 Nisan 2023’teki törende Bolshoi Theatre Symphony Orchestra eşliğinde bir de konser verdi. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Ankara’ya Değer Katanlar’ ödülüne layık görülen, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) tarafından verilen ‘Stratejik Vizyon Sahibi Sanatçı Ödülü’nü alan, sahne Sanatları dalında “İz Bırakan Cumhuriyet Kadını” seçilen Kutluer’e Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından 7 Kasım 2024’te 35.Ankara Film Festivali çerçevesinde “Sanat Çınarı Ödülü” takdim edildi.
Kutluer, yalnızca mevcut repertuvarı yorumlamakla yetinmeyen yeni eserlerin doğmasına da alan açan bir sanatçı profili çizdi. Pek çok İtalyan bestecinin eserinin dünya prömiyerlerini gerçekleştirdi, bu eserleri hem konserlerde seslendirdi hem de CD kayıtlarıyla kalıcı hâle getirdi. Bu katkıları nedeniyle İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafından ‘İtalya Devlet Nişanı’ ile onurlandırılan sanatçı aynı zamanda ‘Avusturya Devleti Altın Liyakat Nişanı’, ‘Kazakistan Devlet Kültür Nişanı’ ve ‘Slovakya Cumhuriyeti Altın Devlet Şeref Madalyası’ gibi birçok uluslararası devlet nişanının da sahibi.
Kutluer’in diskografisi, klasik müzik dünyasında ender rastlanan bir istikrar ve görünürlük sergiliyor ve temsil ettiği estetik çizgi açısından da dikkat çekici. Bugüne kadar yayınladığı 17 albüm, Gallo International etiketiyle “Altın CD Koleksiyonu” kapsamında yayınlandı. Sony Classical tarafından çıkarılan ve eleştirmenlerce uluslararası ölçekte referans kayıtlar arasında gösterilen “Carmen Fantasy” albümü ise ‘Sony Masterworks Altın CD’ ödülüne layık görülen, “Bach Sonatas” CD’si ‘American Record Guide’ kritikleri tarafından yılın en iyi CD’leri arasında gösterilen Kutluer’in kayıtları, yalnızca satış başarılarıyla değil, müzikal referans niteliğiyle de öne çıkıyor.
Sanatçı kimliğinin bir diğer belirgin yönü ise kültürel diplomasi alanındaki rolü. Beş kıtada sayısız ülkede; ABD’de Carnegie Hall, Kennedy Center, Lincoln Center, Rusya’da Bolshoi Theater, Tchaikovsky Hall, St. Petersburg Phil.Hall, Japonya Suntory Hall, Prag Rudolfinum gibi daha birçok meşhur konser salonlarında ve uluslararası müzik festivallerinde verdiği konserlerle Türkiye’yi temsil eden ve çok başarılı eleştiriler alan Kutluer, bu yönüyle yalnızca bir icracı değil, bir sanat elçisi olarak konumlanıyor. 2012’de aldığı ‘UNICEF İyi Niyet Elçisi’ unvanı, bu kamusal rolün resmî bir yansıması. Türkiye’de ise, ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü,bu ödülün ilk kez verildiği yıl alan sanatçı olarak kültürel tarihe geçti.
2010 yılında Ankara’da başlattığı ve bugün 16. yılına ulaşan ‘Uluslararası Şefika Kutluer Festivali’, sanatçının müzikal vizyonunun kurumsal bir uzantısı niteliğinde. ‘Doğu Batı ile Buluşuyor’ temasıyla yola çıkan festival, pandemi yılları dâhil olmak üzere hiç ara vermeden sürdü. Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir sanatçı ağına ev sahipliği yapan festival aynı zamanda kültürler arası diyalog fikrini müzik üzerinden kuran ve süreklilik arz eden bir platform.
1998 yılında ‘Devlet Sanatçısı’ unvanı verilen ve halen Kültür ve Turizm Bakanlığı Flüt Solisti olarak görev yapan Gallo Int’l Management sanatçısı Şefika Kutluer, klasik müzik dünyasında yalnızca iyi bir flütçü olarak değil, flütü bir anlatı aracına dönüştüren, müziği kültürel hafızayla ilişkilendiren ve sahneye her çıktığında bunu yeniden inşa eden bir yorumcu olarak anılıyor. Konserleri, teknik mükemmeliyetin ötesinde, dinleyiciyi zamansız bir ses coğrafyasında dolaştıran bütünlüklü bir deneyim sunuyor.
Vivaldi ve flütün Barok serüveni
Antonio Vivaldi, barok konçertonun Venedik’te aldığı biçimi neredeyse tek başına tanımlayan bestecilerden. Olağanüstü bir kemancı olan Vivaldi, çalgıların teknik sınırlarını içeriden bilen bir besteci olarak, konçertoyu hem virtüözite hem de dramatik anlatım alanı haline getirdi. 400’ü aşkın konçertosu, teknik gösterişten çok müzikal karakter inşasına dayanır.
Vivaldi’nin flüte yönelimi ise 1726’da Johann Joachim Quantz’ın Venedik’e gelişiyle ivme kazanır. Quantz’ın flüt virtüözlüğü, çalgının ifade olanaklarını Venedik’te görünür kılar; bu potansiyeli en iyi değerlendiren besteci ise Vivaldi olur. 1720’de Amsterdam’da yayınlanan “Op.10 Altı Flüt Konçertosu”, bugün hâlâ flüt repertuvarının merkezinde yer alır.
“La Tempesta Di Mare” başlıklı Fa Majör 1. Konçerto, denizdeki fırtınayı betimleyen hızlı gamlar ve dalga hissi veren bas yürüyüşleriyle flütün sınırlarını zorlar. Sol Minör tonundaki “La Notte”, barok dönemin gece imgelerini huzursuzluk, rüya ve bilinçaltı üzerinden işler. “Il Cardellino” yani “Saka Kuşu”, flütün doğayla kurduğu taklit ilişkisini zarif süslemelerle görünür kılar. Beşinci konçertodaki surdinli yaylılar ise esere neredeyse yarı saydam bir zarafet kazandırır.
Bu eserler, teknik olduğu kadar anlatısal bir süreklilik de talep eder. Kutluer’in yorumculuğu tam da bu noktada belirginleşir: her konçertoyu ayrı bir karakter olarak ele alırken, bütünlüklü bir anlatı çizgisini korur.
Festival Strings Ensemble ve kolektif hafıza
Festival Strings Ensemble, adını aldığı festivalin sanatsal vizyonu doğrultusunda şekillenmiş, çekirdek kadrosu deneyimli oda müziği icracılarından oluşan, esnek yapılı bir yaylı topluluğu. Ensemble, klasik repertuvarın tarihsel derinliğini çağdaş yorum anlayışıyla buluşturmayı hedeflerken, oda müziğinin dinleyenle doğrudan temas kuran doğasını merkeze alan bir müzikal yaklaşım benimsiyor.
Topluluk, barok dönemden günümüze uzanan geniş bir repertuvarla sahne alıyor; Bach, Vivaldi ve Mozart gibi klasik oda müziği literatürünün temel taşlarını, romantik dönem yaylı yazımının dramatik yoğunluğu ve 20. YY bestecilerinin biçimsel cesaretiyle yan yana getiriyor. Bununla birlikte Festival Strings Ensemble, çağdaş bestecilere ve yeni düzenlemelere de açık bir yapı sergileyerek, repertuvarını sabit bir kanon yerine yaşayan bir müzik alanı olarak ele alıyor.
Ensemble’ın ayırt edici özelliği, ‘sürdürülebilir kolektif müzisyenlik anlayışı’. Topluluk içinde solist odaklı bir hiyerarşiden ziyade karşılıklı dinlemeye dayalı bir denge gözetiliyor; bu da yorumlara içsel bir bütünlük ve oda müziğine özgü şeffaflık kazandırıyor. Gerektiğinde konuk solistler ve şeflerle genişleyebilen bu yapı, ensemble’a hem oda müziği inceliğini hem de orkestra disiplinini bir arada taşıma olanağı sunuyor.
Festival Strings Ensemble, sahne aldığı konserlerde yalnızca teknik kusursuzluğu değil, müzikal anlatının duygusal sürekliliğini de öne alıyor. Yaylı çalgıların renk olanaklarını ayrıntılı artikülasyon, dinamik geçişler ve kolektif nefes anlayışıyla işleyen topluluk dinleyiciyle kurduğu ilişkiyi icra edilen eser kadar önemli bir dramaturjik unsur olarak görüyor.
Uluslararası solistlerle yapılan iş birlikleri, festival projeleri ve tematik konser programları sayesinde Festival Strings Ensemble, bulunduğu bağlamı aşan bir oda müziği kimliği inşa etmiş vaziyette. Bu yönüyle topluluk, yalnızca bir festival bünyesinde bir araya gelen geçici bir oluşum değil; çağdaş klasik müzik sahnesinde süreklilik iddiası taşıyan, kolektif hafızaya dayalı bir müzikal yapı olarak konumlanıyor.
Ankara’ya dönüş
Festival Strings Ensemble, “Vivaldi Akşamı”nda yalnızca eşlik eden bir topluluk değil; barok repertuvarın şeffaf dokusunu taşıyan bir anlatı ortağı olarak konumlanıyor. Yaylı çalgıların surdinli kullanımı, dinamik geçişler ve sürekli basın dengeli varlığı, solist ile orkestra arasındaki diyalogu öne çıkarıyor.
Bu yaklaşım, 16 yıldır kesintisiz devam eden ‘Uluslararası Şefika Kutluer Festivali’nin temel felsefesiyle de örtüşüyor. ‘Doğu Batı ile Buluşuyor’ temasıyla başlayan ve bu yıl ‘Barış’ kavramı etrafında şekillenen festival, repertuvar seçimlerinden sahneye çıkan sanatçılara kadar kültürel bir süreklilik öneriyor. Pandemi yılları dahil ara vermeden sürdürülen yapı, Türkiye’de festivallerin kırılgan doğası düşünüldüğünde başlı başına dikkat çekici.
Bugüne kadar Almanya’dan Çin’e, ABD’den Kazakistan’a, Rusya’dan Meksika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan sanatçıları Ankara’da buluşturan festival, yalnızca konserler değil, kültürel karşılaşmalar da üretiyor. Etkinlik sektörünün oscarları olarak anılan ‘Ace of MICE Awards’ tarafından ‘En İyi Festival’ seçilmesi, bu emeğin sektörel düzeyde de karşılık bulduğunu gösteriyor ve festivali klasik müzik alanında yalnızca sanatsal değil, organizasyonel ve kültürel etki açısından da üst düzey bir konuma yerleştiriyor.
16. Uluslararası Şefika Kutluer Festivali, Şefika Kutluer’in kendi ifadesiyle ‘doğduğu kente bir vefa borcu’ ancak sahnede olan nostaljik bir geri dönüşten çok, bir sanatçının uluslararası birikimini yerel bir bağlamda yeniden dolaşıma sokması. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini festivalin bu yılki teması olarak seçmesi, müziği estetik olduğu kadar etik bir alan olarak da ele aldığını gösteriyor.
14 Ocak Çarşamba akşamı saat 19.00 itibarıyla 16. Uluslararası Şefika Kutluer Festivali kapsamında CSO ADA Mavi Salon’da duyulacak olan Vivaldi, bu nedenle yalnızca barok bir bestecinin eserleri olarak değil; geçmişle bugün arasında kurulan canlı bir diyalog olarak yankılanacak ve konser hem müzikal hem de kültürel bir sürekliliğin sesi olarak, Venedik’ten Ankara’ya uzanan bir hat çizecek.


