Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Belleğin izinde, direnişin perdesinde

Belleğin izinde, direnişin perdesinde

Belleğin izinde, direnişin perdesinde13 Mayıs 2026 - 07:05
Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali olma özelliğini taşıyan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 29. yılında kolektif hafızayı diri tutan, direnişi görünür kılan ve sinemanın politik gücünü yeniden hatırlatan kapsamlı bir kültürel alan kuruyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
1998’de sinemada kadın emeğini görünür kılma motivasyonuyla yola çıkan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, aradan geçen neredeyse otuz yılda yalnızca bir etkinlik olmaktan çıkarak bir hafıza mekânına dönüştü. Bu yıl 2-7 Haziran tarihleri arasında Ankara’da düzenlenecek 29. edisyon, bu sürekliliği ‘bellek ve direniş’ ekseninde yeniden tarif ediyor. Kült Kavaklıdere Sineması ile Etimesgut Belediyesi 100. Yıl Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde Ankara Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Çankaya Belediyesi, Etimesgut ve Mamak Belediyeleri, Mamak Belediyesi, TBWA, Brezilya Büyükelçiliği, Kanada Büyükelçiliği gibi diplomatik temsilcilikler ve Institut Français destekleriyle katkılarıyla gerçekleşecek festival, altı gün boyunca 23 ülkeden 47 filmi Türkiye ve Ankara prömiyerleriyle izleyiciyle buluştururken, sinemayı yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda politik ve toplumsal bir ifade biçimi olarak konumlandırıyor.
 
Bu çerçevede festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın farklı coğrafyalarından kadınların hikâyelerini bir araya getirirken, bu hikâyeleri yalnızca anlatmakla kalmıyor; onları bir karşılaşma, tartışma ve yeniden düşünme alanına dönüştürüyor.
 
“Kısa film gösterim sayısının geçen yıla oranla iki katına çıkarıldığı festivalin sanatsal rotasını belirleyen Program Direktörü Alin Taşçıyan, bu seneki programın odak noktasında ‘genç kızların hak savunuculuğu’ ve ‘kuşaklar boyu süregelen direniş’ temalarının yer aldığını vurguluyor. Kadın yönetmenlerin dayanışmadan beslenen anlatım dilinin altını çizen Taşçıyan, ‘Programımızda bezginliğe yer yok; her karede umudu ve direnci diri tutan bir sinema var,’ sözleriyle seçkinin ruhunu özetliyor.
 
 
Alin Taşçıyan
 
Bölümler arası diyalog
 
Sinema üzerinden kurulan çok katmanlı bir düşünce haritası öneren festivalin programı dokuz ana bölüm altında şekilleniyor. ‘Her Biri Ayrı Renk’ başlıklı uluslararası yarışma seçkisi, farklı coğrafyalarda kadınların direniş ve varoluş hikâyelerini bir araya getirirken Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu’nun (FIPRESCI) ödülüne de ev sahipliği yapıyor. Bu yıl jüride Türkiye’den Ece Vitrinel, Fransa’dan Nadia Meflah ve Mısır’dan Omnia Adel yer alıyor. Eleştirmenliğin yanı sıra festival küratörü olarak da görev yapan bu deneyimli isimlerin seçtiği film 7 Haziran akşamı Kült Kavaklıdere’de düzenlenecek kapanış töreninin ardından seyirciyle buluşacak.
 
‘Yakın Plan’ bölümü, Türkiye’den kadın sinemacıların üretimlerini görünür kılarken sinemada yenilikçi bir yaklaşımı başkente taşıyan ‘Dünyadan Kısa Yansımalar’ ve Kanada Büyükelçiliği desteğiyle gösterilecek olan beş kısa filmden oluşan ‘Odak’, sinemanın farklı anlatı biçimlerini ve coğrafi çeşitliliğini programın merkezine taşıyor. ‘Pembesiz Mavisiz’, kimlik meselelerini odağına alırken ‘Oyunbozanlar’ ise biçimsel ve tematik kalıpları ters yüz eden yapımlara alan açıyor.
 
Brezilya Büyükelçiliği desteğiyle hazırlanan ‘Lúcia Murat’a Saygı’ ve 1 Ekim 2025 tarihinde kaybettiğimiz Macar ustanın restore edilmiş üç klasiğinin gösterileceği ‘Judit Elek Anısına’ ise festivalin saygı ve anma bölümlerini oluşturuyor.
 
‘Her Biri Ayrı Renk’te bu yıl yarışan sekiz film, kadınların farklı coğrafyalardaki direniş ve varoluş hikayelerini bir araya getiriyor. Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz imzalı “Kuru Taşın Başı”, Yusufeli Barajı’nın inşasıyla sular altında kalan köylerin ve göç etmek zorunda kalanları konu alıyor. Gözde Kural’ın Karlovy Vary Film Festivali’nde ‘Ekümenik Jüri Ödülü’ kazanan “Cinema Jazireh” filmi, Afganistan’daki trajedinin ortasında kayıp oğlunu arayan bir kadına odaklı. Aldira Akay, Beka Munduruku ve Rilcélia Akay tarafından yönetilen “Mundurukuyü - Balık Kadınların Ormanı/ Mundurukuyü - A Floresta Das Mulheres Peixe”, Amazon’daki Munduruku kültürünü ve kadınların ekolojik yıkıma karşı yürüttüğü direnişi mitolojik efsanelerle harmanlıyor. Seemab Gul’ün yönettiği “Hayalet Okul/Ghost School”, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun eğitim hakkı için batıl inançlara ve yozlaşmış bir düzene karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. Faslı yönetmen Maryam Touzani imzalı “Malaga Sokağı/Calle Malaga”, bir kadının evini ve bağımsızlığını koruma çabasını mizahi bir dille beyazperdeye taşıyor.
 
 
“Kuru Taşın Başı”
 
Belçikalı oyuncu Bérangère McNeese’in ilk yönetmenlik deneyimi olan “Gökteki Kızlar/Les Filles du Ciel” bir toplu konut dairesini paylaşan kadınların dayanışmasını ve özgürleşme arzularını işliyor. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan Yulia Lokshina imzalı “Cennetin Yakınında/Around Paradise”, Paraguay’da bir Neo-Nazi ütopyası kurmaya çalışan ‘yerleşimci’lerin yolsuzluklarını ironik bir dille belgeliyor. Anna Fitch’in on yılda tamamladığı ve kukla animasyon tekniğine yer verdiği, Berlin Film Festivali’nde ‘Sanatsal Katkı Ödülü’ kazanan “Yo, Aşk Asi Bir Kuştur/Yo, Love Is a Rebellious Bird” toplumsal kalıpları reddeden başına buyruk bir kadının sıra dışı portresini çiziyor.
 
Bu yıl festivalde bir de FIPRESCI Özel Gösterimi yapılacak. Venedik Film Festivali’nde yarışan ve ‘FIPRESCI Ödül’ kazanan “Sessiz Dost/Silent Friend”in Ankara prömiyeri gerçekleştirilecek. 2025 Kahire Film Festivali’nde ‘FIPRESCI’nin 100. Yılı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne değer görülen Macar yönetmen Ildiko Enyedi imzalı “Sessiz Dost”, başrolüne bir ginkgo biloba ağacını yerleştirerek sinemada alışılagelmiş insan merkezli anlatıyı tersyüz ediyor. Almanya’da bir botanik bahçesinde yaşayan bu ağacın 1908, 1972 ve 2020 yıllarında üç farklı insanla kurduğu bağı konu alan film, bilimsel ve spiritüel katmanlarıyla hayranlık uyandırıyor. Başrolünde usta oyuncu Tony Leung’un yer aldığı yapım, pandemi dönemindeki küresel kapanma sırasında bir nöroloğun araştırmalarıyla sürprizli bir finale uzanıyor.
 
 
Festivalin bu yılki seçkisi, belirgin bir biçimde ‘unutmaya karşı hatırlama’ fikri etrafında şekilleniyor ve gösterilecek filmler, farklı coğrafyalarda kadınların direniş biçimlerinin çeşitliliğini ortaya koyuyor. Bu çeşitlilik, festivalin temel iddiasını güçlendiriyor: Kadınların hikâyeleri tekil değil, çoğul ve birbirine temas eden anlatılar bütünü.
 
Lúcia Murat: Tanıklığın sineması
 
Bu yıl festivalin en dikkat çekici konuklarından biri, Brezilya sinemasının önemli isimlerinden Lúcia Murat. Kariyerine gazeteci olarak başlayan, 1964-1985 askeri diktatörlüğü döneminde devrimci hareket içinde yer alan, hapis ve işkence deneyimi yaşamış Murat’ın sineması doğrudan bu tarihsel travmayla şekilleniyor.
 
‘80’li yılların başında kendi yapım şirketini kurarak Brezilya sinemasının en önemli figürlerinden biri haline gelen ve 40 yılı aşkın kariyerinde yaklaşık 20 uzun metrajlı filme imza atan yönetmenin zorlu geçmişi yapıtlarında toplumsal hafızayı diri tutma, sessizliği kırma ve baskıya karşı direnme temalarının merkezde yer almasını sağladı. ’80’li yıllarda Brezilya film endüstrisindeki cinsiyetçilik ve mizojiniyle de militan geçmişi sayesinde başa çıktığını dile getiren Murat’ın eserleri Toronto, Berlin ve Sundance gibi prestijli festivallerde gösterildi. Festival kapsamında Murat’a ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ verilirken, yönetmenin bizzat katılacağı üç filmden oluşan toplu gösterimi ile filmlerinin yaratım sürecini ve deneyimlerini Ankaralı sinemaseverlerle ve genç meslektaşlarıyla paylaşacağı bir ustalık sınıfı da programın önemli başlıkları arasında yer alıyor.
 
 
Lúcia Murat
 
Festival programında, yönetmenin filmografisinin farklı dönemlerinden seçilen, sinema sanatına ve toplumsal meselelere yaklaşımını temsil eden üç filmlik bir toplu gösteri yer alıyor. Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan 1989 yapımı “Yaşadığını Görmek Ne Güzel/Que Bom Te Ver Viva”, işkenceye maruz kalmış kadınların tanıklıkları üzerinden kolektif unutma arzusuna karşı dururken; Moskova Film Festivali’nde ‘FIPRESCI’ ödülü kazanan “Bana Anlatılan Anılar/A Memória Que Me Contam”, geçmiş idealler ile bugünün gerçekliği arasındaki çatışmayı ironik bir dille ele alıyor. Murat’ın 2025 Berlin Film Festivali ‘Generation 14+ Gençlik Jürisi’ ödülünü kazandığı yeni filmi “Oyun Vakti/Hora do Recreio” filmi ise gençlerin perspektifinden güncel Brezilya toplumuna bakıyor.
 
Judit Elek: Hafızanın şiirsel dili
 
Festival, geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Macar sinemasının öncü isimlerinden Judit Elek’i de özel bir bölümle anıyor. Holokost’tan sağ kurtulan Elek, yarım yüzyılı aşan kariyerinde toplumsal tabuları sorgulayan, ham gerçekliği şiirsel bir dile dönüştüren filmleriyle tanındı.
 
 
Judit Elek
 
Macaristan Ulusal Film Enstitüsü işbirliğinde hazırlanan özel programda 1969 tarihli “Karadaki Ada/Sziget a Szárazföldön”, 1980 yapımı “Belki Yarın/Majd Holnap” ve 1984 tarihli “Maria’nın Günü/Mária-nap”, restore edilmiş kopyalarıyla enstitünün arşiv ve araştırma bölümü yöneticisi Janka Barkóczi’nin sunumu eşliğinde festivalde gösterilecek. Cannes, Berlin ve Locarno gibi festivallerde takdir gören Elek’in sineması, kişisel tarih ile kolektif hafıza arasındaki gerilimi görünür kılan bir anlatı kuruyor.
 
Ödüller ve yeni kuşak
 
Geçmişi onurlandırırken aynı zamanda yeni kuşakları da teşvik eden yapısıyla festival, film gösterimlerinin yanı sıra sinemada kadın emeğini görünür kılmayı amaçlayan ödülleriyle de dikkat çekiyor. Bu yıl ‘Onur Ödülü’ tiyatro sahnelerinin, film ve dizi setlerinin usta oyuncusu Emel Göksu’ya verilirken, ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülleri’ Brezilya sinemasının feminist direnişçisi Lúcia Murat, sinemamızın genç ve dinamik yapımcı kuşağının önde gelen temsilcilerinden Dilde Mahalli ve yeteneği Türkiye sınırlarını aşan ve uluslararası yapımlara yayılan oyuncu Melisa Sözen’e takdim ediliyor. ‘Genç Cadı Ödülü’nün sahibi ise oyuncu Deniz Ece Bağcı. Ödüller festivalin 2 Haziran’daki açılış töreninde sahiplerine sunulacak.
 
 
Emel Göksu
 
 
Dilde Mahalli
 
 
Melisa Sözen
 
 
Deniz Ece Bağcı
 
Festivalde üç filmlik bir toplu gösterisi yapılacak olan Lucia Murat ilk kez Türkiye’de bir festivale konuk olmak üzere Ankara’ya gelecek. Dilde Mahalli son yıllarda Pelin Esmer ve Emine Yıldırım, bu yılda Pınar Yorgancıoğlu’nun filmlerinin yapımcılığını üstlenerek sinemamızda kadınların üretiminin önemli bir temsilcisi oldu. Geçen yıl Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin FIPRESCI Ödülü’nü de “Gündüz Apollon Gece Athena” (yönetmen Emine Yıldırım) adlı filmiyle kazandı. Birbiri ardına rol aldığı dizi ve filmlerle 2000’li yıllara damgasını vuran oyunculardan biri olan Melisa Sözen, Derviş Zaim’in Cenneti Beklerken ve Yavuz Turgul’un Av Mevsimi’nin ardından Nuri Bilge Ceylan’ın 2014 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Kış Uykusu filmindeki performansıyla uluslararası alanda ün kazandı. Bu yıl da Berlin Film Festivali Forum bölümünde dünya prömiyerini yapan, Mahnaz Mohammedi imzalı “Roya”daki performansıyla takdir topladı. Nuri Bilge Ceylan’ın 2023 yılında Cannes Film Festivali’nde yarışan “Kuru Otlar Üstüne” filmiyle yıldızı parlayan ve Chicago Film Festivali’nde ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’ kazanan 19 yaşındaki Ece Bağcı sinema, tiyatro ve dizi çalışmalarını bir arada yürütüyor.
 
Mekânların ötesi
 
Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali bu yıl Enki iş birliğiyle festival deneyimini fiziksel mekânların ötesine taşıyarak dijital içerikler, yönetmen söyleşileri ve çevrim içi buluşmalarla izleyiciyle kurduğu bağı genişletiyor. Yürütülen sosyal etki araştırması, festivalin yalnızca kültürel değil, toplumsal dönüşüm açısından da önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
 
Gönüllü başvurularındaki artış ve üniversitelerle kurulan iş birlikleri ise festivalin genç kuşaklarla kurduğu ilişkinin giderek güçlendiğini ortaya koyuyor.
 
Hatırlamak bir eylemdir
 
Seyircisini düşünmeye, tartışmaya ve hatırlamaya davet eden yaşayan bir platform olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, sinemayı bir temsil alanı olmaktan çıkarıp bir müdahale aracına dönüştürüyor. Belleği canlı tutmak, unutmaya karşı direnmek ve hikâyeleri görünür kılmak festivalin temel motivasyonu olmaya devam ediyor. Perdeye yansıyan her hikâye, yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda bir tanıklık ve bir çağrı niteliği taşıyor.
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali  sinema