Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Bir damladan küresel sahneye

Bir damladan küresel sahneye

Bir damladan küresel sahneye20 Ekim 2026 - 05:10
Big5 Türkiye yarışmasıyla kurulan Manifest, 16 Ekim’de Londra’daki OVO Arena Wembley’de verdiği ilk İngiltere konserinde yaklaşık 12 bin 500 kişilik salonu doldurdu.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Manifest’in Londra konseri, altı genç kadının Türkiye’de kurdukları müzik dünyasını uluslararası sahneye taşıma girişiminin önemli bir adımı oldu. Esin Bahat, Hilal Yelekçi, Lidya Pınar, Mina Solak, Sueda Uluca ve Zeynep Sude Oktay’dan oluşan grup, 16 Ekim’de OVO Arena Wembley’de kendi şarkılarını İngiliz pop tarihinden tanınmış parçalarla bir araya getirdi. Spice Girls’ün “Wannabe”si ve One Direction’ın “Story of My Life”ı, Türkçe söylenen “I Will Survive” bölümü ve “TRALALA”nın ilk canlı performansı gecenin öne çıkan anları arasındaydı. Ancak Manifest’in uluslararası açılımı yalnızca tek bir konserden ibaret değil: İngiliz basınıyla yapılan söyleşiler, Londra’da çekilen ilk İngilizce şarkının klibi, küresel listelerdeki sonuçlar ve çekimleri süren Netflix belgeseli, grubun önündeki yeni dönemin farklı ayaklarını oluşturuyor.
 
 
Big5 Türkiye’den ulusal sahneye
 
Manifest, Şubat 2025’te Big5 Türkiye adlı yetenek yarışmasının ardından kuruldu. Esin Bahat, Hilal Yelekçi, Lidya Pınar, Mina Solak, Sueda Uluca ve Zeynep Sude Oktay’dan oluşan grup, yarışmanın beş kişilik ekip fikrinin son aşamada altı üyeye çıkarılmasıyla şekillendi. İlk single’ı “Zamansızdık”ı Şubat 2025’te yayınlayan Manifest, aynı dönemde İstanbul’daki Jolly Joker Arena’da sahneye çıktı. Haziran 2025’te yayınlanan ilk albümü “Manifestival” ile repertuvarını genişleten grup “Arıyo”, “Snap”, “Yaşanacaksa”, “Daha İyi”, “Rüya”, “KTS”, “Amatör”, “Başrol Sensin”, “Toz Pembe” ve “Hileli” gibi parçalarla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
 
Grubun Türkiye’deki yükselişi, yalnızca dijital dinlenme rakamları ve konser katılımıyla sınırlı kalmadı. Dans koreografileri, sahne tasarımı ve altı üyenin farklı vokal özelliklerini bir araya getiren performans anlayışı, Manifest’i Türkiye’de yeniden görünürlük kazanan girl band formatının öne çıkan örneklerinden biri hâline getirdi.
 
Manifest’in kendi adını taşıyan ‘Manifestival’ da grubun yakaladığı ivmenin önemli göstergelerinden biri. Henüz Şubat 2025’te Big5 Türkiye yarışmasının ardından kurulan grubun, daha ilk yılında kendi adına bir festival düzenlemesi, kısa sürede ulaştığı dinleyici kitlesini ortaya koyuyordu. İstanbul LifePark’ta 28-29 Haziran 2025’te gerçekleştirilen ilk Manifestival, iki günde yaklaşık 24 bin kişiyi ağırladı. Festivalin 2026’da Yenikapı Etkinlik Alanı’na taşınan ikinci edisyonu ise üç güne yayıldı ve haberlerde yaklaşık 150 bin müzikseveri buluşturduğu bildirildi.
 
Kendi adını taşıyan bir festivali bu kadar kısa sürede büyük ölçekli bir müzik etkinliğine dönüştürmek, Manifest’in başarısının yalnızca şarkıların dinlenme rakamlarından ibaret olmadığını gösteriyor. Grup, hayranlarıyla kurduğu bağı konserlerin ötesine taşıyarak kendi çevresinde bir etkinlik ve deneyim alanı yaratmayı başardı. Türkiye’de girl band kültürünün yeniden görünürlük kazandığı bu dönemde Manifestival, grubun hem sahne gücünü hem de dinleyici kitlesini harekete geçirme kapasitesini ortaya koyan önemli bir örnek.
 
Manifestival’in 2026 edisyonu, grubun kendi şarkılarını ve sahne performansını geniş bir festival deneyimine dönüştürürken farklı kuşaklardan sanatçıları da aynı sahnede buluşturdu. Festivalin en dikkat çekici anlarından biri, Manifest ile Diva Ajda Pekkan’ın 8 Mayıs’ta yayınlanan ortak çalışması “Hileli”yi ilk kez canlı olarak birlikte seslendirmesiydi. 10 Temmuz’daki açılış gecesinde beyazlar içinde, görkemli bir taht üzerinde sahneye çıkan Süperstar, genç grupla buluşarak kuşaklar arasında müzikal bir köprü kurdu.
 
Söz ve müziği Ateş Atilla’ya ait olan “Hileli”, Manifest’in genç pop enerjisini Ajda Pekkan’ın yıllara yayılan sahne deneyimiyle bir araya getirdi. İşbirliği, Manifest’in yalnızca kendi kuşağının dinleyicileriyle değil, Türk pop müziğinin farklı dönemlerini temsil eden isimlerle de bağ kurduğunu gösterdi. Festivalin diğer günlerinde Motive ve Kenan Doğulu’nun yanı sıra Selin, Mavi ve Baran Mengüç gibi isimler de sahne aldı. Böylece Manifestival, Manifest’in ana performansının çevresinde şekillenen, farklı kuşaklardan ve müzikal çizgilerden sanatçıları buluşturan bir etkinliğe dönüştü.
 
Uluslararası görünürlük
 
Uluslararası açılım için atılan adımların önemli duraklarından biri, 31 Temmuz-2 Ağustos 2026’da Kosova’nın başkenti Priştine’de düzenlenen Sunny Hill Festival oldu. 2018’de Kosovalı girişimci, sanatçı menajeri ve iletişim uzmanı Dukagjin Lipa tarafından kurulan Sunny Hill Festival, kızı Dua Lipa ile birlikte kurduğu Sunny Hill Foundation’a kaynak sağlayarak Kosova’da eğitim, kültür ve sanat projelerini destekliyor; ülkenin genç yeteneklerini uluslararası müzik dünyasıyla buluşturmayı amaçlıyor.
 
Dua Lipa’nın uluslararası tanıtımına da destek verdiği festival, Balkanlar’ın önemli müzik buluşmalarından biri hâline geldi. Önceki edisyonlarında Dua Lipa, Miley Cyrus, Calvin Harris ve Shawn Mendes gibi dünya yıldızlarını ve Türkiye’den Edis’i ağırlayan festivalin 2026 programında Katy Perry, Martin Garrix ve Lewis Capaldi’nin yanı sıra Manifest de yer aldı.
 
Manifest’in ana sahnede bu isimlerle aynı festival programında yer alması, grubun Türkiye dışındaki dinleyicilerle buluşması açısından önemli bir adımdı. Dua Lipa’nın davetiyle gerçekleşen katılım, grubun uluslararası pop sahnesine yönelik hedeflerinin görünürlük kazanmasına katkıda bulundu. Priştine’deki festival deneyiminin ardından grubun 16 Ekim’de Londra’daki OVO Arena Wembley’de kendi konserini vermesi, uluslararası yolculuğunda bir sonraki aşamayı oluşturdu:
 
Manifest’in uluslararası müzik endüstrisindeki görünürlüğünü artıran bir diğer önemli gelişme de altı üyesinin tamamının Grammy Ödülleri’ni düzenleyen Recording Academy’nin 2026 üyelik sınıfına oy hakkına sahip üye (Voting Member) olarak davet edilmesi oldu. Mina Solak, Lidya Pınar, Esin Bahat, Hilal Yelekçi, Zeynep Sude Oktay ve Sueda Uluca, bu üyelikle Grammy adaylarının ve kazananlarının belirlenmesine katkıda bulunan müzik profesyonelleri arasına katıldı. Recording Academy’nin oy veren üyeleri, uzmanlık alanları doğrultusunda Grammy adaylıkları ve ödülleri için oy kullanabiliyor. Henüz kariyerlerinin başındaki altı genç kadının aynı dönemde bu üyeliğe davet edilmesi, Manifest’in uluslararası müzik endüstrisiyle kurduğu ilişkinin dikkat çekici bir başka boyutu.
 
 
Londra’da basın buluşmaları ve Wembley
 
Manifest’in Wembley konserinden önceki Londra programı, sahne hazırlıklarının yanı sıra uluslararası basınla kurulan ilişkileri de kapsadı. Grup üyeleri, Thames Nehri’nde düzenlenen tekne buluşmasında İngiliz basın mensuplarıyla bir araya geldi; Londra’da Union Jack desenli şemsiyelerle yapılan fotoğraf çekimi, grubun İngiltere’deki tanıtım sürecinin dikkat çeken görüntülerinden biri oldu. Üyeler, İngiliz pop dünyasından isimlerle de aynı etkinlikte buluştu. K-pop eğitiminden geçen İngiliz erkek grubu dearALICE ile bir araya gelmeleri, iki farklı müzik pazarında faaliyet gösteren genç gruplar arasında kurulan temaslardan biriydi.
 
Manifest’in İngilizce röportajları, grubun uluslararası hedeflerini doğrudan kendi sözleriyle aktarmasına da olanak sağladı. İlk uluslararası söyleşisini prestijli İngiliz müzik ve eğlence YouTube kanalı Flip Your Wig’in sunucusu Max’e veren Manifest, Wembley konseri öncesinde İngiltere’deki dijital medya görünürlüğünü artırdı.
 
İngiltere merkezli dijital eğlence platformu Flip Your Wig, 2008’den bu yana film, televizyon ve müzik dünyasından isimlerle yaptığı söyleşiler, etkinlik haberleri ve kamera arkası içerikleriyle yayın yapıyor. Platformun kurucusu, gazeteci, sunucu ve yapımcı Max, BBC’de düzenli olarak yer alıyor ve ITN için de serbest gazetecilik yapıyor. Timothée Chalamet, Mikey Madison, Dwayne Johnson ve Angelina Jolie gibi isimlerle söyleşiler gerçekleştiren Max, Manifest’i de 29 Eylül 2026’da yayınlanan “Turkish Super Group Manifest Move to London!” başlıklı programında ağırladı.
 
Londra’da Türk çayı ve İngiliz bisküvileri eşliğinde gerçekleştirilen yaklaşık 12 dakikalık söyleşide Manifest üyeleri müziklerini, uluslararası hedeflerini ve Wembley konseri beklentilerini anlattı. Altı genç kadının İngilizce iletişim kurarak kendilerini ve müziklerini doğrudan uluslararası izleyiciye aktarması, görüşmenin öne çıkan unsurlarından biriydi. Türkiye’de geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan grubun İngiltere’deki medya görünürlüğünü artıran söyleşi, Wembley konseri öncesindeki tanıtım sürecinin de bir parçası oldu.
 
İlerleyen günlerde Rolling Stone UK ile yapılan söyleşide üyeler, altı farklı kadından ve altı ayrı bakış açısından oluşmalarını ‘grubun gücü’ olarak tanımladı. Grup, müziklerinde kendi bireysel seslerini korumaya, güçlü ve kendilerine özgü bir pop anlayışı oluşturmaya önem verdiklerini anlattı. Official Charts ile yapılan söyleşide ise İngilizce müziğe geçişin, Türkiye’den getirdikleri kültürel unsurları bırakmak anlamına gelmediğini vurguladılar. BBC News’in İngiltere’de yayınlanan haberinde de grubun Wembley hazırlıkları, uluslararası hedefleri ve Türkiye’de yaşadığı hukuki süreçler birlikte ele alındı. Türkiye’deki haberlerde ayrıca BBC News ve MTV UK ile yapılan röportajlara dikkat çekildi.
 Tüm bu görüşmeler, Manifest’in İngilizce konuşulan müzik pazarında tanınmaya yönelik ilk kapsamlı tanıtım adımlarından birini oluşturdu. Grup, İngiliz dinleyicilerin de tanıyabileceği bir repertuvar ve görsel kimlikle karşılarına çıkmayı amaçladı. İngiliz pop tarihinden seçilen cover’lar, İngilizce yayınlanan “TRALALA” ve grubun Türkçe şarkıları bu yaklaşımın farklı parçaları oldu.
 
İngilizceye geçiş, Türk kimliğini koruma
 
Manifest’in İngilizce single’ı “TRALALA”, 9 Ekim 2026’da yayınlandı. Söz ve bestesinde INJI, Jonah Jurick ve Alex Graf’ın imzası bulunan şarkının klibi Londra’da çekildi. Klipte Türk kahvesi, çay ve nazar boncuğu gibi kültürel simgelerin yanı sıra “maşallah” sözcüğünün kullanılması, grubun uluslararası pop diline geçerken Türkiye’yle bağını koruma hedefinin görsel karşılıkları arasında yer aldı. Official Charts söyleşisinde üyeler, bu ayrıntıların klibe doğal biçimde yerleştiğini ve Londra sokaklarında birlikte hareket eden altı kadını göstermeyi amaçladıklarını anlattı.
 
Manifest’in “TRALALA”sı, Spotify’ın Türkiye verilerine göre 2026’da hem bir günde hem de bir haftada en çok dinlenen şarkı oldu. 9 Ekim’de iki milyon dinlenmeyi aşan parça, 11 Ekim’de Spotify ‘Global Daily Top Songs’ listesinde 38’inci sıraya yükseldi; 13 Ekim’de ise ‘Global Yeni Çıkan Şarkılar’ ve ‘Global Müzik Videoları’ listelerinde bir numaraya yerleşti. Birleşik Krallık ve İrlanda’dan İsveç, Norveç, Danimarka, Polonya, İtalya, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne uzanan New Music Friday listelerine eklenen şarkı, ‘All New Pop’, ‘New Dance Pop’ ve ‘Pop Sauce’ gibi uluslararası çalma listelerinde de yer buldu.
 
Spotify’ın açıkladığı verilere göre parçanın Türkiye dışındaki başlıca dinleyici pazarları Almanya, Hollanda, Birleşik Krallık ve ABD oldu. Spotify Orta Doğu, Kuzey Afrika, Pakistan ve Türkiye Müzik Direktörü Mark Abou Jaoude, bu başarıyı hem grup hem de Türkiye’den çıkan müzik adına önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu rakamlar, parçanın uluslararası listelerdeki ilk çıkışının yanı sıra Türkiye’deki mevcut dinleyici kitlesinin de yeni çalışmaya güçlü biçimde karşılık verdiğini gösterdi.
YouTube verileri de şarkının kısa sürede yüksek izlenme rakamlarına ulaştığını ortaya koydu. 18 Ekim’de yayınlanan bir sektör analizine göre “TRALALA”, 15 Ekim’de sona eren haftada YouTube’un küresel ‘Top Songs’ listesine 27,3 milyonun üzerinde görüntülenmeyle dördüncü sıradan giriş yaptı. Bununla birlikte, söz konusu izlenmelerin büyük bölümünün Türkiye’den geldiği belirtiliyor. Bu ayrıntı, küresel listelerde üst sıralara çıkmanın uluslararası dinleyici tabanının aynı ölçüde genişlediği anlamına gelmediğini de hatırlatıyor. Bir şarkının dünya çapındaki toplam izlenmesi ile farklı ülkelerde ne kadar dinlendiği ayrı göstergeler.
 
19 Ekim tarihli platform verileri, “TRALALA”nın Spotify Türkiye’de zirvedeki yerini koruduğunu, Spotify’ın dünya genelindeki günlük listesinde ise 154. sırada bulunduğunu gösteriyordu. YouTube’un ülke listelerinde Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Kıbrıs, Avusturya, Hollanda, Belçika, İsviçre ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde de görünürlük kazanmıştı.
 
INJI detayı
 
Bu arada bir parantez açalım: Manifest’in “TRALALA” adlı şarkısının söz ve bestesinde imzası bulunan INJI (İnci Gürün), uluslararası pop sahnesinde kendi yolunu açmaya çalışan genç Türk müzisyenlerden.
 
İstanbul’da başlayan müzik eğitimi, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda aldığı klasik piyano eğitimiyle şekillenen INJI, İngiltere’de lise yıllarında caz gruplarında ve korolarda şarkı söyledi; ABD’de Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’da eğitim gördüğü dönemde de müzikle bağını sürdürdü. 2022’de kendi imkânlarıyla yayınladığı “Gaslight” ve “Madeline” adlı parçalarının TikTok’ta yayılmasıyla uluslararası ölçekte dikkat çekti. 2023’te yayımlanan LFG EP’sinin ardından müziğe odaklanan sanatçı, elektronik popu caz ve blues geleneğinden beslenen anlatımıyla buluşturuyor. 2025’te yayınladığı “Superlame” adlı mixtape’i de müzikal arayışlarının farklı türlere uzandığını gösteriyor.
 
INJI’nin uluslararası sahnedeki adımları, kadın dayanışmasını önceleyen Manifest’le yaptığı işbirliğinin önemini de artırıyor. Sanatçı, 2026’da İstanbul’da gerçekleşen Zara Larsson konserinde İsveçli pop yıldızından önce sahne aldı. Şimdi de altı genç kadından oluşan Manifest’in uluslararası dinleyiciye açılmayı hedefleyen “TRALALA”sının söz ve bestecileri arasında yer alıyor.
Bir yanda kendi kariyerini uluslararası ölçekte büyütmeye çalışan INJI, diğer yanda Türk kadın sanatçıların dünya sahnesinde neler yapabileceğini göstermeyi hedefleyen Manifest… Bu birliktelik, kadın müzisyenlerin birbirlerinin yolunu açmasının ve uluslararası pop endüstrisinde daha fazla alan kazanmak için dayanışmasının dikkat çekici bir örneği.
 
INJI’nin Türkiye’de zaman zaman sosyal medyada sert eleştirilerin ve linç kampanyalarının hedefi olması da bu hikâyenin ayrı bir boyutu. Ancak tartışmaların ötesinde, sanatçının müzikal eğitimi, yayınladığı işler ve uluslararası sahne deneyimi üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor. Manifest’in “TRALALA”sında INJI’nin yer alması, yalnızca bir şarkı yazarlığı kredisi değil; Türkiye’den çıkan genç kadın müzisyenlerin birbirlerinin uluslararası yolculuklarına katkıda bulunabildiğini gösteren bir kesişim.
 
Wembley gecesi: Türkçe şarkılar, İngiliz pop klasikleri
 
16 Ekim’deki konser, Manifest’in ilk İngiltere gösterisi ve Sunny Hill’den sonraki ikinci büyük arena deneyimi oldu. OVO Arena Wembley’nin etkinlik sayfasında kapasitesi 12 bin 500’e kadar çıkan salon için duyurulan konserin biletleri tükendi. Grup, sahneye meşhur “Hileli” ile çıktı ve ardından “TRALALA”yı canlı olarak ilk kez seslendirdi. Gecenin repertuvarında “Daha İyi”, “Toz Pembe”, “Snap”, “Amatör”, “KTS”, “Yaşanacaksa”, “Başrol Sensin”, “Durma”, “Rüya”, “Rampa”, “Zehir”, “PVG” ve “Manifest” gibi parçalar da yer aldı.
 
Grup, kendi şarkılarının yanı sıra İngiliz pop kültürünün tanınmış parçalarını da yorumladı. One Direction’ın “Story of My Life”ı ve Spice Girls’ün “Wannabe”si, İngiltere’deki ilk arena konserinin repertuvarında yer alan cover’lar arasındaydı. Pussycat Dolls’un “Hush Hush” parçası içinde kullanılan Gloria Gaynor’ın “I Will Survive” şarkısından bir bölüm ise Türkçe söylendi.
 
 
Konser sırasında üyelerin Türk bayrağı açması da gecenin sosyal medyada geniş dolaşıma giren görüntüleri arasındaydı. Bu an, Türkiye’den gelen hayranların coşkusuyla birlikte grubun uluslararası sahnedeki temsil biçimini de öne çıkardı. Wembley için hazırlanan koreografiler, yedek dansçılar, büyük LED ekranlar ve grup logosunun yer aldığı sahne düzeni, gösterinin yalnızca bir şarkı dizisinden ibaret olmadığını ortaya koydu. BBC’nin konser öncesinde yaptığı haberde de grup üyelerinin sahne düzeni ve senkronize danslar üzerinde çalıştığı aktarılmıştı.
 
İlgi var, kalıcı başarı henüz ölçülüyor
 
Manifest’in Wembley konseri İngiliz basınında geniş yer buldu. BBC News, Rolling Stone UK ve Official Charts gibi yayınlar grubu yalnızca konser öncesinde tanıtmakla kalmadı, Türkiye’deki yükselişini ve uluslararası hedeflerini de gündeme taşıdı. BBC’nin konser sonrası değerlendirmesi, gecenin kadın dayanışması ve ‘girl power’ teması etrafında şekillenen yönüne dikkat çekti. Bununla birlikte, haberlerdeki görünürlük ile İngiltere’deki geniş dinleyici kitlesinin grubu ne ölçüde benimsediği arasında ayrım yapmak gerekiyor. BBC’nin aktardığına göre konserin en yüksek tezahüratı Türk hayranlardan geldi; bu da Londra’daki Türk diasporasının ilk arena konserinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
 
Liste performansı da benzer bir tablo sunuyor. “TRALALA”, YouTube’un küresel haftalık müzik listesinde dördüncü sıraya kadar yükselirken, 19 Ekim tarihli verilerde Birleşik Krallık YouTube müzik listesinde 41. sıradaydı. Buna karşılık, 16-22 Ekim döneminin İngiltere resmî single listesinde şarkının ilk 40 içinde yer aldığı doğrulanamıyor. Dolayısıyla “TRALALA” için şu aşamada en somut uluslararası başarı, küresel YouTube listesine yüksek sıradan giriş yapması ve Spotify’ın global günlük listesinde ilk 50’ye ulaşması. İngiltere’de kalıcı bir pop başarısına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise sonraki haftaların dinlenme verileri, resmî liste sonuçları ve yeni yayınların performansı gösterecek.
 
John Giddings ve küresel temsil
 
Manifest’in uluslararası açılımında Mayıs 2026’da duyurulan John Giddings anlaşması önemli bir aşama oluşturdu. Madonna, The Rolling Stones, David Bowie, Céline Dion ve Spice Girls gibi sanatçılarla çalışmış olan İngiliz konser organizatörü ve menajer, grubu İstanbul’daki Ülker Arena konserinde izledikten sonra uluslararası temsil konusunda iş birliği yaptığını açıkladı. Giddings’in Solo Music Agency üzerinden yürüttüğü bu temsilin, Manifest’in yurt dışındaki konser ve turne organizasyonlarını kapsadığı bildirildi. Ünlü organizatör basına yaptığı açıklamada, “Harika şarkıları, güçlü sahne performansları ve dikkat çekici stilleri var. Kendi ülkelerinde binlerce hayranın çılgına döndüğü konserlerine tanık oldum. Çok yakında dünyanın dört bir yanında aynı başarıyı yakalayacaklarına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
 
Giddings’in desteği, Manifest’in küresel pazara girişinde bağlantılar ve canlı performans organizasyonu bakımından önemli bir kaynak. Bununla birlikte, tek bir menajerlik anlaşması uluslararası kariyerin kendiliğinden güvence altına alındığı anlamına gelmiyor. Yeni pazarlarda kalıcı olabilmek için düzenli yayın takvimi, farklı ülkelerde dinleyici geliştirme, yerel medya ve radyo görünürlüğü, tanıtım çalışmaları ve tekrar eden konser fırsatları gerekiyor. Wembley, bu açıdan bir varış noktasından çok, uluslararası ölçekte sınanacak yeni dönemin ilk büyük adımlarından biri.
Grup üyeleri de hedeflerini yalnızca İngiltere’yle sınırlamadıklarını belirtiyor. BBC’nin haberinde Hilal Yelekçi, Wembley sonrasındaki hedeflerden biri olarak Coachella’yı dile getirdi. Official Charts söyleşisinde ise üyeler 2027 için yeni müzikler, uluslararası gösteriler ve Türkiye’deki festival sahnelerinin yanı sıra dünyanın farklı yerlerindeki festivalleri de gündemlerine aldıklarını anlattı. New York’taki Madison Square Garden gibi büyük arenalar da Manifest’in küresel hedefleri arasında anılıyor.
 
 
Londra merkezli yeni dönem ve Netflix belgeseli
 
Manifest’in Londra’daki tanıtım süreci, konserin ötesinde yeni bir çalışma düzeninin de işareti oldu. Rolling Stone UK, grubun Wembley öncesindeki haftalarda Londra’da bulunduğunu ve İngiliz yapımcılarla yeni çalışmalar için görüşmeler yaptığını aktardı. Bu temaslar, “TRALALA” ile başlayan İngilizce yayın döneminin devam etmesi ihtimalini güçlendiriyor. Grup, İngilizce şarkılar üretirken Türkçe repertuvarını da korumayı ve kendi kültürel kimliğini uluslararası pop dünyasına taşımayı hedeflediğini söyleşilerinde vurguladı.
 
Londra’da geçirilen dönem aynı zamanda Netflix için çekilen altı bölümlük bir belgeselle kayda alınıyor. BBC ve Official Charts haberlerinde de yer alan belgeselin, grubun uluslararası sahne hazırlıklarını ve Türkiye’deki hızlı yükselişinin ardından yaşadığı dönüşümü takip ettiği bildirildi. Yapımın yayın tarihi ve bölüm adları konusunda ise henüz doğrulanmış ayrıntılar bulunmuyor. Bu heyecan verici yolculuk, BKM, Hypers ve Workerbee yapımı, Benjamin Hirsch yönetmenliğindeki belgesel, grubun konser görüntülerinin yanı sıra basın buluşmalarını, prova sürecini ve uluslararası müzik pazarında yer edinme çabasını da görünür kılma potansiyeli taşıyor.
 
Tolga Akış’ın tutukluluğu ve başarı hikâyesinin arka planı
 
Manifest’in uluslararası sahneye çıkışı, grubun kurucusu ve menajeri Tolga Akış’ın hukuki sürecinin devam ettiği bir döneme denk geldi. Aki önce Haziran 2026'da sosyal medyada dolaşıma sokulan ve grubun sömürüldüğünü iddia eden "Manifest ağır sözleşme şartları" iddialarıyla gündeme geldi ancak hukuki bir savaş başlattı ve gelir dağılımının yüzde 60’nın grup üyelerine eşit payolarak dağıtıldığını, kalan yüzde 40’ın ise tamamen projenin küresel masraflarına aktarıldığını resmen kanıtladı ancak 28 Ağustos 2026’da bu kez İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ‘müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek’ suçlamasıyla tutuklandı. Soruşturma haberlerinde müstehcenlik, uyuşturucu madde kullanma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama iddiaları da yer aldı.
 
Akış’ın 23 Eylül’de kamuoyuna yansıyan Adli Tıp Kurumu raporunda, kendisinden alınan kan, idrar ve saç örneklerinde uyuşturucu maddeye rastlanmadığı bildirildi. Bu sonuç, soruşturmadaki diğer iddialar hakkında tek başına hüküm vermiyor; ancak uyuşturucu testiyle ilgili bulgunun negatif olduğu açıkça kayda geçti. Akış’ın avukatı Kaya Pulat, davanın aslında geçmişte Manifest üyelerinin zaten ceza aldığı (her bir üyeye 3 ay 22 gün hapis ve 5 yıl denetim süresi) ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı kararın eski konser dosyasıyla aynı temele dayandığını belirtiyor. Aradan bir yıl geçtikten sonra sadece kurucu ortak olduğu için Akış’ın tutuklanmasının hukuki olmadığını savunarak tahliye itirazlarını sürdürüyor.
 
Grubun uluslararası kariyeri açısından bu durum önemli bir arka plan oluşturuyor. 2025’teki KüçükÇiftlik Park konseri sonrasında grup üyeleri hakkında başlatılan süreç, kıyafetleri ve sahne performansları üzerinden yürüyen tartışmalarla geniş bir kamuoyu gündemine dönüşmüştü. BBC’nin İngiltere’de yayınladığı haberde, Manifest’in Türkiye’de yaşadığı bu süreç ile Wembley’ye uzanan kariyeri birlikte ele alındı. Grup üyeleri, uluslararası sahnelerde müziklerini ve kimliklerini ifade etme olanağı bulurken Türkiye’deki destekçilerinin ve eleştirmenlerin dikkatini de üzerlerinde tutmayı sürdürüyor. Akış’ın Wembley’de bulunamaması da arka plandaki bu hukuki sürecin bir parçası olarak kayda geçiyor.
 
T-Pop mümkün mü?
 
K-pop, Güney Kore’nin müzik üretimini, sanatçı eğitimini, görsel estetiğini, dansı, dijital dağıtımı ve uluslararası tanıtımı bir araya getiren kapsamlı bir endüstri modeli oluşturdu. Manifest’in dans odaklı sahne dili ve altı üyeli grup yapısı bu modelle karşılaştırılabilir; ancak grubun başarısını yalnızca K-pop benzerliği üzerinden değerlendirmek, müziğinin Türkiye’ye özgü unsurlarını ve yerel dinleyiciyle kurduğu bağı arka plana itebilir. ‘T-Pop’ kavramı, Türkiye’den çıkan pop müziğin kendine özgü bir uluslararası kimlik oluşturup oluşturamayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
 
Manifest’in bu soruya verdiği yanıt, İngilizce şarkı söylemekle Türkçe kimliğini bırakmak arasında seçim yapmak zorunda olmadıkları yönünde. “TRALALA”nın klibindeki Türk kahvesi, çay, nazar boncuğu ve “maşallah” ifadesi, İngilizce pop formunun içine yerleştirilen kültürel işaretler. Wembley’de “I Will Survive” bölümünün Türkçe söylenmesi de aynı yaklaşımın sahnedeki karşılığı oldu. Grup üyeleri, uluslararası dinleyiciye ulaşırken Türkçe şarkılarının da repertuvarın önemli bir parçası olarak kalmasını istediklerini çeşitli söyleşilerde dile getirdi.
 
Bununla birlikte, T-Pop’un bir tür ya da uluslararası endüstri markası hâline gelmesi için tek bir grubun başarısından daha fazlası gerekiyor. Farklı sanatçıların yurt dışında düzenli biçimde tanıtılması, uluslararası konser ağlarına girmesi, farklı dillerdeki dinleyicilere ulaşması ve Türkiye’deki müzik endüstrisinin uzun vadeli bir tanıtım altyapısı kurması belirleyici unsurlar. Manifest’in Wembley’deki kapalı gişe konseri, “TRALALA”nın küresel dijital listelerdeki çıkışı ve John Giddings’le yapılan temsil anlaşması bu yönde somut adımlar. Ancak İngiltere’de kalıcı bir dinleyici tabanı yaratmak, sonraki yayınların ve konserlerin de aynı ilgiyi sürdürebilmesine bağlı.
 
Manifest’in Londra’daki ilk arena gecesi bu nedenle hem bir başarı eşiği hem de yeni bir sınav niteliğinde. Grubun önünde artık yalnızca Türkiye’deki dinleyicisini büyütmek değil, farklı ülkelerdeki dinleyicilerle tekrar tekrar buluşabilecek bir müzik kariyeri kurmak gibi daha uzun bir süreç var. T-Pop’un uluslararası ölçekte bir karşılık bulup bulamayacağı da Manifest gibi grupların bu ilk adımları kalıcı bir üretim ve dinleyici ilişkisine dönüştürüp dönüştüremeyeceğiyle yakından ilgili.
 
Momentum büyüdü, sınırları aştı
 
Manifest’in menajeri Tolga Akış, grubu bir ‘momentum’a benzetmiş, küçük bir damlanın giderek büyüyerek dev bir momentuma dönüşeceğini ve sonunda kendisinin bile kontrol edemeyeceği bir noktaya ulaşacağını söylemişti. Manifest’in Wembley’deki konseri, bu sözleri yeniden hatırlatıyor. Konserleri ve dansları yasaklanan, kıyafetleri üzerinden eleştirilen, hukuki süreçlerle karşı karşıya kalan altı genç kadın önlerine çıkan tüm engellere rağmen Türkiye’deki sahne sınırlarını aşarak uluslararası arenaya ulaştı. Akış’ın tarif ettiği büyüme, grubun bugün geldiği noktada somutlaşıyor: Momentum, onu başlatan kişinin bile öngördüğünden daha büyük bir güce dönüşmüş durumda.
Manifest’in bu yolculuğunu izlemek kuşkusuz heyecan verici. Ancak grubun kuruluşunda ve gelişiminde önemli rol oynayan, bu hedef için canla başla çalışan Akış’ın Wembley’de bulunamaması, başarının sevincine gölge düşüren acı bir gerçek. Türkiye’den çıkan bir pop projesinin 12 bin 500 kişilik bir salonda uluslararası dinleyicilerle buluştuğu, dünya sahnesinde kendine yer açtığı böyle önemli bir geceyi, bu yolculuğun en önemli aktörlerinden birinin onlarla birlikte yaşayamaması insanda ister istemez müthiş bir haksızlık ve isyan duygusu yaratıyor.
 
Bu noktada Türkiye’ye ilişkin o eski, acı tanıdık benzetme akla geliyor: Bir cehennem kazanının içinden kurtulmaya çalışanı geride kalanların bacağından çekerek aşağı indirdiği, bu yüzden de cehennemde başında zebani bulunmayan tek kazanın Türk kazanı olması… Manifest’in hikâyesi, bu benzetmeyi yeniden düşündürüyor. Grubun önüne çıkan engeller onu durdurmak bir yana, Türkiye sınırlarının ötesine uzanan yolculuğunu daha da görünür kıldı. Tabi ki bundan çıkarılacak sonuç, engellerin başarı için illa gerekli olduğu değil; genç kadınların müzikal emeklerinin, sahne disiplinlerinin ve uluslararası hedeflerinin bütün bu tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gerektiği.
Akış’ın Wembley’de bulunamamasının nedenleri ve hakkındaki hukuki süreç ayrı bir mesele. Ancak bir projenin gelişiminde emeği bulunan kişinin, o projenin önemli bir eşiğe ulaştığı sırada orada olamaması, hikâyenin insani boyutunu oluşturuyor. Manifest’in başarısı büyürken bu yokluğun da hikâyenin bir parçası olarak hatırlanması gerekiyor.
 
Küresel sahneye tesadüfen çıkılmıyor
 
Manifest’in Wembley’ye uzanan yolculuğu, küresel pop sahnesinde yer edinmenin yalnızca iyi şarkılar ve güçlü sahne performanslarıyla mümkün olmadığını gösteriyor. Uluslararası pazara açılmak; doğru temsilcilerle çalışmayı, farklı ülkelerde görünürlük kazanmayı, yerel kimliği korurken küresel dinleyiciye ulaşacak bir strateji geliştirmeyi ve uzun vadeli bir marka inşa etmeyi gerektiriyor. Manifest’in Sunny Hill Festival’den Wembley Arena’ya uzanan adımları ve uluslararası medya çalışmalarına verdiği önem, bu başarının tesadüf olmadığını ortaya koyuyor.
 
John Giddings ve Tolga Akış’ın farklı uzmanlıklarını bir araya getiren yönetim modeli de bu stratejinin önemli bir parçası. Londra merkezli uluslararası temsil ve işbirlikleriyle İstanbul merkezli proje yönetimi ve stratejik vizyonu buluşturan bu çift merkezli, hibrit yapı; Manifest’i yalnızca Türkiye’den çıkan başarılı bir müzik grubu olarak değil, küresel ölçekte büyümesi hedeflenen bir marka olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Finansal şeffaflık ve dijital güvenceler de modelin temel unsurları arasında gösteriliyor. Londra’nın uluslararası operasyonlar için bir merkez olarak kullanılması, grubun Türkiye’den kopması değil, dünyaya açılırken kendi çıkış noktasını koruması anlamına geliyor.
Elbette tek bir Wembley konseri, küresel ölçekte kalıcı başarıyı garanti etmiyor. Ancak henüz 2025’te kurulan bir girl band’in kendi festivali Manifestival’i yaratması, on binlerce kişiye ulaşması, uluslararası festivallerde sahne alması ve ardından Londra’da kendi adıyla bir arena konseri vermesi, bu hedef doğrultusunda atılmış somut adımlar. Tolga Akış’ın bir zamanlar sözünü ettiği momentum da burada anlam kazanıyor: Küçük bir damlayla başlayan hareket, doğru strateji ve ısrarlı çalışmayla büyüyerek onu başlatanların bile öngöremeyeceği bir güce dönüşebiliyor. Manifest’in bundan sonraki sınavı, Wembley’de yakaladığı ivmeyi sürdürülebilir bir uluslararası kariyere dönüştürebilmek.
 
 
 
 
Etiketler: Big5  Manifest  sanat