Bir sineğin gözünden dünyaya bakmak
Merve Kettner’in hem yazdığı hem de resimlediği ilk çocuk kitabı “Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi” ile okuru en küçük canlıların dünyasına doğru absürt ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor.
Yeliz TİNGÜR
yeliztingur@gmail.com
Merve Kettner, Yeni İnsan Yayınları’ndan çıkan ilk çocuk kitabı “Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi” ile okuru, en küçük canlıların dünyasına doğru absürt ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor. Hem yazıp hem resimlediği bu kitap, bizi pek alışık olmadığımız bir yerden — bir sineğin gözünden — dünyaya bakmaya davet ediyor. Empatiyi, önyargıları ve türcülüğü sorgulatan hikâye; çocuklara ‘sevilmeyen’ canlılara başka bir yerden bakmayı, yetişkinlere ise kendi önyargılarıyla yüzleşmeyi öneriyor.
Berlin’de yaşayan Kettner’le bu hikâyenin nasıl doğduğunu ve hayvan sevgisini, empatiyi çocuklara nasıl aktardığını konuştuk.
Merve Kettner
Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Yazı ve illüstrasyonla kurduğunuz ilişki nasıl başladı?
Merhaba, ben Merve Kettner. İzmir’de doğdum ve büyüdüm. Ege Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler eğitimi aldım, ardından Almanya’da MBA yaptım. Bir süre üniversitede çalıştıktan sonra annelik iznine ayrıldım. Şu anda kızım ve köpeklerimle birlikte Berlin’de yaşıyorum. Çocukluğumdan beri çizim yapmayı çok seviyorum. Lise yıllarında üniversite sınavına hazırlanırken çizimi bırakmak zorunda kaldım. Yine de boyalarla ve defterlerle bağımı hiç koparmadım; tuval, sulu boya, yağlı boya hep hayatımda vardı ama bir türlü başlayamıyordum. Kızım Ayşe doğduktan sonra zamanım oldu ve onunla birlikte yeniden çizmeye başladım. Bu süreçte çeşitli illüstrasyon atölyelerine katıldım, dijital çizimi öğrendim. Gonca Mine Çelik ve Cansu Erkan’dan başlangıç ve ileri seviye eğitimler aldım. Ardından çocuk kitabı yazma atölyelerine katıldım ve böylece yazı ile çizimi bir araya getirdiğim yolculuk başlamış oldu. İlk profesyonel çalışmam, Elida Zerrin’in “Tujo” adlı kitabının illüstrasyonlarını yapmak oldu. Kitap, özgürlüğün peşindeki bir eşeğin hikâyesini anlatıyordu. Kısacası bu yolculuk 30’lu yaşlarımda başladı ve hâlâ keşfetmeye devam ediyorum.
“Sinekler için Hayatta Kalma Rehberi” fikri nasıl ortaya çıktı? Hem hikâye yazıp hem de resimlemek kitabın dünyasını kurarken sana nasıl bir özgürlük alanı açtı?
“Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi” fikri aslında bir atölyede doğdu. Hikâyeyi bir sineğin ağzından anlatmaya başladığımda, onunla kurduğum bağ sayesinde geçmişte fark etmeden yaşadığım birçok küçük deneyimi yeniden hatırladım. Mesela bir gün, yapışkanlı sinek tuzaklarından birine bir sinek takılmıştı. Diğerleri birkaç saniye içinde ölüyordu ama bu sineğin sadece kolu yapışmıştı. Çaresizce kurtulmaya çalışıyordu ve o kadar çok bağırıyordu ki, onu bir sinek olarak değil, yardım isteyen bir canlı olarak gördüm. İşte o an fark ettim: sinekler de hayatta kalmak istiyor. Bu durumu insanlara anlattığımda çoğu kişi gülüyor, hatta benimle dalga geçiyordu. Ama bu tepkiler bana kitabı yazmak için cesaret verdi. Hem metni hem de çizimleri kendim üretmek, kitabın dünyasını tamamen hayal ettiğim gibi kurmamı sağladı. Yayınevim de çizimler konusunda hiçbir kısıtlama getirmedi; süreci tamamen özgürce yürütebildim. Sonuçta ortaya hem çok eğlenceli hem de benim için inanılmaz özgürleştirici bir kitap ortaya çıktı.
Çocuklara empati, türcülük, önyargı gibi kavramları anlatmak kolay değil. Bu konuları bir çocuk kitabında ele alırken hem metinde hem görselde nelere özellikle dikkat ettin?
Aslında çocuklara anlatmak, yetişkinlere anlatmaktan çok daha kolay. Yetişkinler çoğu zaman fazla sorguluyor ya da kendi önyargılarına takılıyor. Çocuklar ise mesajı çok daha doğrudan alıyor. Bunu en iyi kendi kızımda gözlemliyorum. Böceklerle kurduğum ilişki de kızımla birlikte değişti. Kendi çocukluğumu ve ailemin böceklere verdiği tepkileri hatırlıyorum; genellikle terlikle vurur ya da aşırı korkarlardı. Sanki böcek büyük bir tehlikeymiş gibi davranılırdı. Oysa çocuklar böceklerle ilk kez karşılaştıklarında çok daha nötr ve meraklı oluyorlar. Kızım bir gün bir örümceğe bakıp “Aaa, ne kadar güzel!” dedi. Hiç kimse ona bunun çirkin ya da tehlikeli olduğunu söylememişti. İşte o anda şunu fark ettim: Olumsuz bir izlenim bırakılmadığında çocuklar doğal olarak empati kurabiliyor. Bir kediyi seviyorlarsa, örümceği de sevebiliyorlar; aralarında bir hiyerarşi kurmuyorlar. Hatta böcekler daha küçük olduğu için onlara daha sevimli bile gelebiliyor. Bir de kitaplarımda mesajı doğrudan vermek yerine, onu hikâyenin içine yedirmeyi tercih ediyorum. Mizah kullanmak benim için çok önemli; komik bir hikâye çocukların ilgisini çekiyor ve kitabın tekrar tekrar okunmasını sağlıyor. Görselleri de mümkün olduğunca renkli tutuyorum çünkü renkler hikâyeyi daha eğlenceli hale getiriyor. Kısacası hem metinde hem de çizimde, mesajı anlaşılır kılacak ve okuma deneyimini keyifli hale getirecek bir denge kurmaya çalışıyorum.
Kitap, en küçük canlıların bile yaşam hakkı olduğunu anlatıyor. Bu mesajın çocuklarda nasıl bir karşılık bulmasını umuyorsun?
Çocukların bu mesajı çok doğal bir şekilde kabul ettiğini düşünüyorum. Çünkü çocuklar, onlara sunulan bilgiyi genellikle sorgulamadan, olduğu gibi alıyorlar. Birine “Sinekler çok tehlikelidir” derseniz buna inanabiliyorlar; ama “Sinekler zararlı değil, onların da kendi dünyası var, onlar da yaşamak ve yemek yemek istiyor” derseniz, bu kez bakışları tamamen değişebiliyor. Ben kitapta, sineklerle, örümceklerle ve diğer küçük canlılarla aramızdaki ortak noktaları öne çıkarmaya çalıştım. Onlar da yemek yemek istiyor, hayatta kalmak istiyor, dünyayı keşfetmek istiyor. Yani farklılıklarımızdan çok benzerliklerimize vurgu yaptım ki çocukların bunu fark etmesini ve her canlının yaşama hakkı olduğunu içselleştirmesini istedim.
Bir çocuk kitabı üretirken didaktik olmamak ile mesajı net vermek arasında nasıl bir denge kurdun?
Didaktik olmamak ile mesajı net vermek arasında benim için en önemli denge, okura “ne düşüneceğini” söylemek yerine ona bir alan açmak. Çocuklara doğruları sıralamak ya da ne yapmaları gerektiğini söylemek istemedim; bunun yerine onları bir sineğin dünyasına davet ettim. Hikâyeyi okurken sinekle birlikte saklanmalarını, korkmalarını, yemek aramalarını istedim. Bir şeyi anlatmaktansa, hissettirmeyi seçtim. Bu yüzden kitapta açık ders cümleleri yok; ama davranışlar, seçimler ve duygular var. Çocuklar bir karakterle bağ kurduklarında zaten mesaj kendiliğinden oluşuyor. Benim için önemli olan, “Sineklere zarar vermeyin” demek değil; çocukların sineğe bakınca rahatsız olmamaları. Bu dengeyi de mizah ve hayal gücüyle kurmaya çalıştım.
Sence “Sinekler için Hayatta Kalma Rehberi” yalnızca çocuklara mı hitap ediyor yoksa yetişkinler de bu rehberde kendilerine ait bir yer bulabilir mi?
“Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi” öncelikle çocuklar için yazıldı, ama yetişkinler de kendilerine ait bir şeyler mutlaka buluyor. Çocuklar hikâyeyi macera ve mizahla alırken, yetişkinler okurken kendi önyargılarıyla yüzleşiyor, küçük canlılara bakışlarını sorguluyor. Onların bunu hemen hayatlarına uygulayıp uygulamayacaklarını bilmiyorum; belki de kendi farkındalıklarını geliştirmeye daha çok ihtiyaçları var. Ama kitabım onlara empati kurma fırsatı sunuyor ve farkındalığın tohumlarını atıyor diyebilirim.
İlk çocuk kitabını hem yazar hem çizer olarak yayınlamak senin için nasıl bir deneyimdi?
İlk kitabımın hem yazarı hem de çizeri olarak yayınlanması benim için çok özel bir deneyimdi. Süreç başlı başına zordu ama aynı zamanda büyük bir keyifti. Bir yandan heyecanlı, bir yandan sabırsızdım; çünkü bu benim ilk çocuk kitabımdı ve uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeydi. Kitabı yayınevlerine gönderip beklemek, sonucu bilmemek gerçekten zordu. Ancak iki hafta içinde Yeni İnsan Yayınevi’nden aldığım sıcak ve coşkulu dönüş, tüm belirsizlikleri bir anda unutturdu. O an, uzun zamandır hayalini kurduğum yolculuğun ilk büyük adımını attığımı hissettim.
Hayvan sevgisi ve empati senin kişisel dünyanda nasıl bir yerde duruyor? Bu kitabın senin değerlerinle kurduğu ilişkiyi nasıl tanımlarsın?
Hayvan sevgisi benim için en temel değerlerden biri. Hayvanlara olan saygım, yaşam hakkına duyduğum inanç ve empati, hem kişisel dünyamı hem de yaratıcı yolculuğumu şekillendiriyor. Bu kitap, tam da bu değerlerimle buluştu. Çocuk kitaplarını incelerken fark ettim ki, çoğu popüler kitapta hayvanat bahçesi, çiftlik, süt veya yumurta gibi unsurlar normalleştirilmiş şekilde yer alıyor; etik olarak hayvanları doğru şekilde ele alan kitaplar ise çok azdı. İşte bu boşluk beni harekete geçirdi: çocukların hayvanları kendi yaşam haklarına sahip, duyguları olan canlılar olarak görmesini istedim. Kitap, değerlerimle kurduğum bir köprü oldu; kendi inançlarımı ifade etmenin ve yeni kuşakların yaşam hakkı ile saygıyı içselleştirmelerine katkı sağlamanın bir yolu.
Aklında şimdi dolaşan başka beklenmedik kahramanlar var mı?
Evet, aslında ikinci kitabım yolda! Çizimlerini tamamladım ve yayın evine teslim ettim. Kitabımın adı ‘Bukalemunlar için Hayvanat Bahçesinden Kaçış Kılavuzu’ ve Natura Yayın’dan çıkacak. Bunun dışında kafamda başka kahramanlar da var: kara fatmalar, fareler, örümcekler, sümüklü böcekler… Genellikle sevilmeyen ve yaşamları değersiz gibi görülen bu canlıların dünyalarını araştırmak, onların bakış açısını çocuklara aktarmak istiyorum. Önümüzdeki süreçte de çalışmalarımı bu tür kahramanlara yoğunlaştırmayı planlıyorum.


