Bir sosyal dönüşüm ve bellek sığınağı: ICA LA
Los Angeles Güncel Sanat Enstitüsü (ICA LA), kentin aşağısında, hem maddi hem manevi bakımdan yaşam savaşı veren mahallelerinde var olmayı seçerken önemli bir sivil toplum eylemi de üretiyor. Kurum, kolektif yönetim anlayışı, gençlere ve tüm azınlık haklarına tanıdığı demokratik iş ve ifade olanaklarıyla olduğu kadar, kentsel bürokratik yönetimden aldığı kültürel maddi destek ve alanında emsal Andy Warhol Vakfı’nın katkısını da kazanması gibi unsurlarıyla örnek bir sanat kurumu olarak, notlarımız arasındaki yerini alıyor.

EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
(Günlerdir, anladık.) Burası Los Angeles: Otomatik sürücülü şoförsüz araçların yine robot kuryelere yol verirken, o sahici yitik insanların beş metre etrafından kaygısızca dolandığı, geniş caddelerin, ölü yüzyıllık tiyatro ve sinemaların kayıp Melekler Şehri.
Ama tam da böylesi bir Los Angeles’ın o geniş ve her gün boş sanayi mahallelerinin aşağı kesimine kendi iradesi ile taşınmış bir “Güncel Sanat Enstitüsü”nün varlığı da, çevresine sessiz ve hakiki cümleleriyle, bu samimi inadıyla akılda kalıyor.
Tam adı: ICA LA - Los Angeles Güncel Sanat Enstitüsü.
Kurum aslen 1988’de, Santa Monica Sanat Müzesi (SMMoA) olarak kurulmuş. Ancak daha sonra 2017’de, Aşağı Los Angeles’a yola çıkmış.
Hele ki bu zırhsız, detektörüz, korumasız, naif kurum karşınıza tesadüf eseri çıkmışsa, o kapıdan girmemek zaten hiç olmuyor. Sarı siyah hijyenik ve tevazusunca çekici yapıya girdiğimizde, 15 çocuğun serçe kahkahaları bizi derhal gülümsetiyor. Kuruma gelen bir pedagog, çocuklara etraflarına nasıl bakacaklarını, buyruksuz, küçük harflerle, bir Powerpoint refakatiyle tavsiye ediyor.
İki genç tüm stajyer cesaretlerini toplayıp, sizi karşılamak için elinden geleni yapıp, kayda geçiriyor. Kitaplar, indirimli kültür sanat tasarımları, yüksek tavanlar, bir akvaryum-ofis ve yine kitaplar sizin etrafınızı sarıyor.
12 bin 700 m2’lik yapı, wHY Mimarlık ve Kulapat Yantrasast imzasını taşıyor. ICA LA, küratöryel projeler ve programlamasında ırk, sınıf, cinsiyet ve kültür ayrımcılığına son verebilmek adına yola çıkmış. Bu empatiyi açtığı sergilerle, eğitim programları refakatinde kurmaya and içiyor.
Bu andını da ücretsiz oluşu ile telaffuz ediyor.
Kendi hayrat çeşmesi olan, her yanından itina ve iyilik akan enstitünün daha lavabosunda bile sanat sizi bekliyor:
ICA LA için 1978 doğumlu Chris E.Vargas’ın ürettiği, kurum dükkânında da posterleri satılan “Okumak AŞKındır” isimli 2024 tarihli çalışma, aslen “Scentia Sexualis” adlı sergi için tasarlanmış. Vargas’ın duvar kâğıdında, hayali bir kütüphanenin renkleri birbirine yaslanıyor. Sanatçı MOTHA adını verdiği bu gök kuşaklı, hayali kütüphaneyi ‘Transseksüel Sanat Tarihi Müzesi’ne ithaf ediyor. İlgili desenlerde bu tarihe tekabül eden kitaplar, manifestolar, biyografi, teoriler ve VHS kasetler sırt sırta betimleniyor. Vargas, bu duvar kâğıdını satışa da sunarak, ilgili görsel manifestosunun kendince dağılımına da vesile oluyor.
ICA LA’da yer alan bir diğer köşe, sizi ‘Kitaplık Rezidansı’na buyur ediyor. Burada Foucault, Guattari, Baudrillard, bağımsız yazarlar, yayıncılar, kitapçılar için bir iletişim, bir varlık alanı kurgulanarak, bilginin, ilginin ve bağımsız düşüncenin sürekliliği vurgulanmış oluyor.
Kurumun sizi ‘Kitaplık Rezidansı’ndan buyur ettiği kıymetli, kavramsal sergilerin ilki, “Çöl Adaları” (Desert Islands) başlığı altında bir koridorda yerleşiyor. Yaklaşık 15 m2’lik ince uzun koridorda, 23 Ağustos’a dek yer alacak ve Nisan’dan bu yana izlenen, ‘Bookshelf Residency Semiotext(e)’ adlı bir ‘fikir kolajı koridoru’ ile yerleştirmesi bulunuyor.
Özellikle Fransız teorisini ABD’li okurlarla tanıştıran bu koridorda, yine Baudrillard’ın yanı sıra, Felix Guattari, Herve Guibert, Serge Daney ve Constance Debre ile Marie Darrieussecq ile ABD’den William S. Burroughs gibi çağdaş aydınlara ait ifadeler üst üste biniyor.
Eser, Brion Gysin’in orijinal ve 1960’lardan kalma ‘Dreamachine’ projesine bir selâm verirken, Hedi El Khoti’nin imzasını taşıyor. Koridorun sonundaki aydınlatmada ise döner yapı içinde 1960 ve 1978’de de öne çıkan bu fikir odaklarının portrelerini yanardöner biçimde görmek mümkün olabiliyor.
Bu kısım ayrıca bir kitapçık olarak da edinilebilirken, proje Sylvere Lotringer tarafından kurulduktan sonra, Hedi El Kholli ve Chris Kraus’a devredilmiş. Bağımsız küratör Auka Hira ile ICA LA Öğrenme ve Geliştirme Programı Koordinatörü Alberto Keossian tarafından sürdürülen çalışma, bölgedeki Villa Albertine, bir diğer tanımla Fransız Kültür ve Eğitim Enstitüsü tarafından da destekleniyor. Yüzlerce alıntının bulunduğu bu kolajda örneğin Harry Smith şu ifadelere başvuruyor:
“Nesnelere bakma gerekçesi, kişinin kendini mükemmelleştirme gereksiniminden doğar. Bu da bir tür bencilliktir.”
Veya kolajda fikirlerine yer verilen Marie Darieussecq “Burada Olmak Herşeydir” kitabında bize şunu söylüyor:
“Kadınların bir soyadı yoktur; yalnızca bir ön adları vardır. Soyadları geçicidir; bir ödünç alma hali, güvenilmez bir göstergedir. Onlar varoluşlarının dayanağını başka yerlerde bulurlar; dünyadaki konumlarını, "orada oluşlarını", yaratıcı çalışmalarını ve imzalarını belirleyen de budur. Erkeklerin dünyasında, zorla içeri girerek kendilerini yeniden yaratırlar.”
Çatısı altında bir de ‘Gelecek Kahvesi’ kurmaya çabalayan ICA LA’nın ikinci (belki de ana) sergisi, aşkınlığı ve çeşitliliği kutlayan “Speaking in Tongues (Dillerce Konuşmak)”.
Sergiye eserleriyle Marwa Abdul-Rahman, Gloria E. Anzaldua, Ron Athey ile Carmina Escobar, Belkıs Ayon, Raven Chacon ve Candice Hopkins, Jesse Chun, Asher Hartman ve Jasmine Orpilla, Irıs Yirei Hu, Hanna Hur, Viet Le, Karen Lofgren, Tiona Nekkia McClodden, Na Mira ve Lexi Welch ile Senga Nengudi katılıyor.
Sergi bir takımyıldız olarak, gayri hiyerarşik bir düzenle izleyiciyle tanışıyor. Bir eserin gölgesi, sesi veya etkisi, diğerinin alanını ziyan etmeden, ona saygı ve nezaketle ötekinin varlığıyla buluşturuluyor. Sessizlikte yankılanan eser sesleri, gözünüz ve kulağınızı dört açmanıza vesile olunca, önce dikkatinizi Viet Le’nin tavana bıraktığı yılan yerleştirmesi, sonra önünüzde gündelik parıltılı kaplama atık malzemenin zenginliğiyle tersyüz edilen kahve sehpası çekiyor. Sanatçı, şeylere neyin değer verdiği, hangi değerlerin bu şeylere asılı kaldığı ve bunun ne kadar meşru olduğu konusunda sessiz, ancak çok kıymetli soru işaretlerini böylece sergi alanına ikram etmiş oluyor.
Los Angeles Kenti Kültürel İşler İdaresi, Andy Warhol Vakfı ve Untitled Future gibi inisiyatiflerin desteği ile yer alan etkinlik bütününe yayılan meditasyon ve performans ruhu, Colorado Springsli sanatçı Senga Nengudi’nin kum, fotoğraf, desen ve tütün sergilemesinde de hissediliyor.
Sanatçı Sprüth Magers ile Thomas Erben Gallery desteğinde izlenen çalışmasında, kişinin kendilik macerasına iltifatta bulunurken, heykel veya temsildeki mahremiyetin çizgileri üzerine yine ayrıca değerli okumalarda bulunmuş oluyor.
Ruhun tanınması, tekliğin kutlanması adına sanki az önce oradaymış gibi, değerli bir varlığa adanmış, narin bir köşe başı olarak okuduğumuz bu alanı geçtiğimizde, akla Füsun Onur’u getiren merak ve deneyciliği ile bir imza daha önümüze geliyor. Seul ve NY arasında yaşamını sürdüren Güney Koreli 1984 doğumlu sanatçı Jesse Chun yapıtlarında imgedeki ses, sesteki imge ve bunun koalisyon potansiyelini tartışma ve sergilemeye giderken, yerel malzemeler, el yazısı, fotoğraf, hazır nesne, kuru lavanta gibi unsurları hemzeminde buluşturuyor.
Aşkınlığın ürettiği özgürlüğü kendine ilke edinen sanatçının yapıtlarına temel aldığı ifade ve tartışma zemini, önceleri dansçı olup, sonra bir Budist manastırına kapanan büyükannesi Jeong Gak Haeng’e dayanıyor. Onun günceleriyle beslenen Chun, böyle yaparak Doğu ve Batı ifade biçimleri arasında da bir tercümanlığın takibatına girişiyor.
1977 Arizona doğumlu Raven Chacon ve yaşıtı, Yukon doğumlu Candice Hopkins’in akustik yerleştirmeleri “Codetalker” da, sergide ziyaretçiyi bunun hemen yanında meşgul etmeyi başarıyor. Antik sembollerle günümüz imgelerini hemzeminde buluşturan sanatçılar, ziyaretçilerden de edinmelerini istedikleri bir rehber vesilesiyle, ‘daha önce hiç kullanılmamış’ bir dilin özlemi ve deneyselliğini ICA LA izleyicisiyle paylaşıyor. Bu üçlemede polis aracından Google haritasına, fenerden ses dalgasına, su kaplumbağasından bir kameraya tünemiş baykuşa, yarasa veya pusulaya, büyük bir serbestlikle rastlamak mümkün olabiliyor. Sanatçılar kalkıştıkları bu imgesel nota defterini ziyaretçiye şöyle dillendiriyor:
“‘Codetalker’, ana dillerimizde yeni kodlar öğrenmemize yol açabilecek bir notadır. Şu anın aciliyetiyle, ABD’de kullanılır, böylece bilgi kirliliği, gözetim baskısı, yapay zekâ ve türlü hiperboller arasından da sıyrılmayı hedefler. Burada kelimelerin ta kendileri birer kazazededir. Çünkü onlar da kayıp, varolmayı öğrenenlerdir.”
Kuşku yok ki, ruhaniliği ve iç sesi korumak, kollamak üzere bir çok görsel gaye, bu sergiyle önemli bir duygusal koalisyon yaratıyor. Bunun farkında olan ICA LA emekçileri de, eserleri mümkün mertebe düet veya trio, ya da mümkünse kuartet olarak yerleştirmek adına büyük çaba gösteriyor. Bunlardan bir diğerinde, Arkansas doğumlu ve Philadelphia’da yaşayıp çalışan Tiona Nekkia McClodden’ın Vancouver, Rennie Koleksiyonu’ndan çıkan ‘uzlaşmasız’ başlık - büstü ziyaretçiyle tanıştırılıyor. 2022 tarihli eser altın, gümüş ve çelik ile deriden yapılmış olmasının bir yanında, ismiyle de bir tür manifesto yaratıyor: ”Eğer ki beni gördüğün fikrine kapıldıysan, seni temin ederim ki beni, kendimi gördüğüm seviyede görmüş bile değilsin; çünkü ben, senin bu imgeye bile değdiğini sanmıyorum.”
Bu ifadenin katılığına rağmen, sanatçının bu manyetik, büyülü ama kötücül olmayacak kudretteki çalışması, etkinlikte çağdaş Küba sanatının merhum yeteneklerinden, aklımıza yine merhum sanatçımız Selma Gürbüz’ü getiren Belkıs Ayon’un yine karanlığınca samimi, soyut dışavurumcu figüratif eserleriyle bir arada sergileniyor. Ayon’un motiflerle örülü dünyası, sanatçının kâğıt üzerinde bir dokumacı titizliğiyle çalışırken, temsil ettiği toplumsal ve duygusal katmanlara karşı da ne kadar titiz ve sabırlı bir el ve gözle yaklaştığını bizlere yansıtıyor. 1967-1999 arası yaşamış olan Havanalı Ayon hem baskıresim, hem karışık teknikte, 1997 ve 1998 tarihli “Beni Dışarı Çıkar” ile “Perdifia” isimli eserleriyle gösterdiği bu arayışçı yani hem gizleyip hem gösterebilmenin terazisi peşine düştüğü işleriyle yine ayrıca, aklımıza Kara Walker’ın sabrını getiriyor.
Ruhaniliğin tavan yaptığı serginin yoğunluk içindeki noktalarından bir diğerinde, Karaçili sanatçı Fazal Rizvi, Sharjah Art Foundation ve ICA LA işbirliğinde çok özel bir yerleştirme ve kitapla karşımıza geliyor. 1987 doğumlu Rizci’nin Sufi etkiler taşıyan yerleştirmesinde bir ‘hamam taşı’ başına toplanan ziyaretçi, sanatçının yol ve yöntem gösterdiği ‘su’ ve ‘toprak’ arasında kalarak, varoluş ve yok oluşun sınırlarını zorluyor.
Yapıt kolektif yas veya kişisel kaybın Şii geleneklerindeki hatıra ve yas pratikleri üzerine güncel bir yorumlama olarak tabir ediliyor. İnsan bedeninin ölümle birlikte yaşadığı dönüşüm ve geri dönüş süreçlerini büyüteç altına alan eserin ses tasarımını Adnan Nakvi üstlenirken, kaligrafik emeği Ebubekir Bhutto veriyor. 2023-2025 aralığında Natasha Ginwala ile yapılan konuşmalarla türeyen çalışmada metinleri sanatçı ortaya koyarken, beste de yine Fazal Rizvi ve Ehtisham Uddin tarafından hayata geçiriliyor.
Manzum ve sınırlı sayıdaki kitabın sade tasarımı, su ve toprağın birbiriyle madden, manen kucaklaştığı sergi bünyesi ve özellikle sergide izlenen grafik-kaligrafik çalışmalar ile seslendirilen kutsal tınılar, eseri belki de serginin en yoğun adreslerinden biri kılıyor. Alevi kültürüne göndermeler de içeren çalışma, hayatın faniliği ve sonsuzluğun yoğunluğu üzerine manzum metinleriyle de arşivsel bir deneyime dönüşüyor.
Ses demişken, eserlerinde farklı kültürleri bileşkeyi bir arayış olarak yansıtan Japon Aki Onda da, sergiye 2021 tarihli “Çanlar” yerleştirmesi ile katılıyor. Serginin ortasına konuşlanan yüzlerce el çanı, çağrılan aşkınlıklar, ruhlar ve kayıpların yeniden buluşturulacakları bir eylem potansiyeli üretmesiyle de dikkat çekiyor. Nitekim ICA LA sergi açılışında düzenlenen çok sayıda performansa, gerek sanatçılar, gerekse yapıtlar aktif olarak katılarak, bir tür icra kaynağı haline getiriliyor.
Bu manzara içinde akademik dili görsel ifade ile kesiştirme yoluna giden bir diğer sanatçı, 1942-2004 aralığında yaşamış Gloria E.Anzaldua ise sergiye fikir-imgelerinden oluşan, bireydeki felsefi ve estetik pozisyonlanma üzerine bir setle katılırken, etkinlikte bu sanatçı da ‘ruhsal aktivizm’in ipuçlarını, yaratma ve yok etme sarkacı ortasında kalan bireyin kendini ifade macerasını aldığı özgün not ve desenlerle belgeselleştiriyor.
Bu ortam içindeki yalın, hazır eserleri ile dikkat çeken Toronto 1976 doğumlu, Los Angeles’li Karen Lofgren ise sergiye metafizik ve ruhsal potansiyeli olan ‘görüntü’leriyle geliyor. Sanatçı sergide antik bir deniz kabuğu ile insan saçını bitiştirerek, gerçeküstü bir durum - resim ortaya koyuyor. Güzelliği ve sıradışılığı ile çekiciliğini üreten çalışmalar, imgenin zamanla ortaya koyduğu varlık ve hareket potansiyelini de araştırması bakımından takdir kazanıyor.
Nitekim sergide, aynı deneyci tavır Marwa Abdur-Rahman’dan da geliyor. Sanatçı, dışavurumcu rölyef - resimlerinde imgenin doğum, yaşam ve ölümü meselesini büyüteç altına alarak, ziyaretçiyi bu süreçlerin hangi yanında durduğu, ona nereden, niye ve ne kadar baktığı gibi radikal sorularla yüzleştiriyor. Eserde ikinci, üçüncü ve dördüncü boyutun yanı sıra, eserin cinsiyeti, milliyeti ve kabuğu, meyvesi ve kökeni gibi net soruları da ustalıkla ve işçilikle gündeme getiren Abdur-Rahman, sergiye üç ayrı büyük boyutlu soyut eseriyle katılıyor.
Çarşamba ve Pazar günleri 11:00 ile 18:00 arası açık olan ICA LA’daki “Speaking in Tongues” sergisi, aynı çatı altında hem yaşayan, hem de yaşamayan değerleri alkışlamak gibi kıymetli bir gaye ve denge üretiyor. Bu tavır sergideki 1936-2013 aralıklı sanatçı Carlos Villa’nın, buluntu nesneler ve el emeğini geleneksel sanat diliyle kesiştirdiği ‘kaftan’ıyla da görülebiliyor. Sanatçının 1977 tarihli bu ilk kaftanı, akrilik boya, tüyler ve tuvalin alternatif kullanımının da bir örneği olarak, sanatçının kültürel miras kataloğundan sergiye taşınmış bulunuyor.
Villa, yapıtlarında sanat eserini ziyaretçi ile pasif değil, sosyal bir irtibatın unsuru olarak değerlendirirken, onların fani ve ilahi arasında da bir deneyime hazır olmalarına zemin hazırlıyor. Sanatçıın eserlerini kurgularken seçtiği imge, malzeme ve yerler de, eserlerindeki sosyo politik göndermelerin kökenlerini sağlamlaştırıyor. Sözgelimi sanatçı, merkez ve çevre ilişkisini de yokladığı çalışmalarında, göçmen Filipinli işçilerin yetiştirdikleri Horoz dövüşlerinden kalan tüyleri malzeme ediniyor. Kanatlılar, Latin Amerikan kültürlerinde ilahi olan ile gündelik olan arasında bir elçi vazifesi üstleniyor.
Bu koşullar altında Tuan Andrew Ngyuen’in iki kanallı videosu ile aynı gerçeküstü ve varoluşçu dil arayışını üstlendiği, ya da soyut ressam Hanna Hur’un pür soyutlama ile akıl ve duyguyu birbirine bile isteye düşürdüğü sergideki mavi temelli yerleştirme ve soyutlamasıyla, 1981 doğumlu Los Angelesli Irıs Yirei Hu ve yine bir diğer merhum sanatçı, 1951-1994 aralıklı Luis Fernando Zapata da, saydığımız bu metafizik arayışa iki örnek olarak daha gösterilebiliyor.
Bu önemli sergiye ek olarak kurumda ayrıca, Elsa Longhauser Proje Odası’nda ise yine 23 Ağustos’a kadar bir de kişisel sergiye yer veriliyor: Raven Sanchez, “Asi Sea / Bırak Öyle Olsun” sergisinde karışık malzeme ile ürettiği soyutlamaları Los Angeles izleyicisiyle paylaşıyor. 1992 Los Angeles doğumlu ressam ve heykeltıraş, gündelik nesnelere getirdiği yeni yaklaşımları siyah beyaz devasa cephe soyutlamalarıyla bitiştirirken, içerisi ve dışarısı, eski ve yeni, kıymetli ve kıymetsiz gibi nice zıtlığın duruşunu da, günlük ritmin vicdanında test ediyor.
Los Angeles Güncel Sanat Enstitüsü, kentin aşağısında, hem maddi hem manevi bakımdan yaşam savaşı veren mahallelerinde var olmayı seçerken önemli bir sivil toplum eylemi de üretiyor. Kurum, kolektif yönetim anlayışı, gençlere ve tüm azınlık haklarına tanıdığı demokratik iş ve ifade olanaklarıyla olduğu kadar, kentsel bürokratik yönetimden aldığı kültürel maddi destek ve alanında emsal Andy Warhol Vakfı’nın katkısını da kazanması gibi unsurlarıyla örnek bir sanat kurumu olarak notlarımız arasındaki yerini alıyor.
Etiketler: ICA LA sanat Los Angeles


