Bir underdog efsanesi: Yuhu
‘90’ların Beyoğlu gecelerinden bugünün Kadıköy sahnesine uzanan bir hat: YUHU, yarım kalmış bir hikâyenin sesini yeniden yükseltmek üzere 12 Mayıs’ta Dorock XL’de.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
12 Mayıs gecesi İstanbul’da Dorock XL Kadıköy sahnesinde Türk alternatif müzik tarihinin en tuhaf, en eksik yazılmış hikâyelerinden biri yeniden hatırlanacak. Azerbaycan’dan çıkıp İstanbul’un yeraltı sahnesine karışan, kısa sürede kulaktan kulağa yayılan ve ardından aynı hızla dağılan Yuhu, bugün hâlâ “ya öyle olmasaydı?” sorusuyla anılan nadir topluluklardan.
Gerçek bir “underdog” hikâyesi; spot ışıklarının uzağında, imkânsızlıkların tam kalbinde başlar ve beklenmedik bir anda tüm ezberleri bozar. ‘80’lerin sonunda Sumgayıt’ın gri ve endüstriyel sokaklarından yükselen Yuhu, tam da böyle bir başkaldırının adı. Kimsenin onlara şans tanımadığı, sınırların ve imkanların daraldığı bir dönemde, sadece enstrümanlarına ve birbirlerine tutunarak yola çıkan bu gençler; Bakü’den İstanbul’un kült sahnelerine uzanan o sarp yolda rock müziğin en dirençli destanını yazdılar.
Beyoğlu’nun gölgesinde doğan bir hikâye
‘Yuhu’ (Yuxu), Azerbaycan Türkçesinde ‘rüya’ anlamına geliyor ancak Yuhu’nun hikâyesi, romantik bir hayalden çok, sert gerçekliklerle sınanan bir varoluş anlatısı. Sovyet sonrası Azerbaycan’da, Sumgait’teki toplumsal çalkantıların ortasında kurulan grup, daha en başından müziği bir direnç biçimi olarak konumladı. Kurucu bas gitarist İbrahim Eminov’un Scorpions gibi gruplardan beslenen vizyonu; gitarist Namık Nagdaliyev, davulcu Cengiz Eyvazov ve vokalist Cesur Nemetov ile birleşerek kısa sürede teknik olarak güçlü, melodik açıdan zengin bir hard rock dili yarattı.
Henüz prova yapacak alanları bile yokken 1989’daki ‘Bakü Sonbahar’ festivaline katılma hedefi koymaları, grubun iddiasını baştan ortaya koyuyordu. Sanatçı Aslan Fatullayev’in desteğiyle ekipman bulmaları ve ilk kayıtlarını gerçekleştirmeleri, YUHU’nun kaderini değiştiren ilk eşikti. “X?z?rin sahilind?” gibi parçalarla kazandıkları ivme festival birinciliğiyle taçlandı ve grubun adı Sovyet coğrafyasının dışına taşındı. Almanya’da yayınlanan “Mainz-Rock 90” derlemesine giren kayıtları, henüz yolun başındaki bir grup için sıra dışı bir uluslararası görünürlük sağladı.
Asıl kırılma ise, Fransız Madam Pascal’ın grubu keşfetmesiyle yaşandı. Kayıtlarını dinledikten sonra YUHU’yu Fransa’ya davet eden Pascal, grubun uluslararası kariyerinin kapısını aralayacak gibi görünüyordu. Plan basitti: Türkiye üzerinden Fransa’ya geçmek. Ancak İstanbul’a vardıklarında yaşadıkları soygun, bu planı daha en başından altüst etti. Parasız, bağlantısız ve neredeyse çaresiz bir şekilde şehirde kalan grup için bu durum bir son değil, ironik biçimde bir başlangıç oldu.
Bir çıkış yolu ararken Beyoğlu’ndaki bir rock barda sahne alma fırsatı bulmaları, YUHU’nun kaderini belirleyen anlardan birine dönüştü. İlk bakışta izleyicide mesafe yaratan bu dört müzisyen kısa saçları, sade kıyafetleri ve Azeri lehçeleriyle dönemin rock estetiğine uymuyordu. Ancak sahnede çalmaya başladıklarında bu algı hızla kırıldı. Set ilerledikçe mekânın dolması, grubun müziğinin görsel klişelerden çok daha güçlü olduğunu kanıtladı.
Bu performansın ardından İstanbul, YUHU için geçici bir duraktan kalıcı bir sahneye dönüştü. Karavan, Kemancı ve Tual gibi mekânlarda düzenli olarak sahne almaya başlayan grup, kısa sürede yeraltı rock çevrelerinde bir fenomen haline geldi. Bu dönemin ürünü olan “Hazar Sahilinde” albümü Türkiye’deki alternatif rock dinleyicisi için yeni bir referans noktasıydı. 1994 tarihli “Sumgait” ise bu çizgiyi daha ileri taşıyarak progresif dokular, melodik derinlik ve sert gitar tonlarını daha rafine bir yapıda buluşturdu.
Zamanla kadro değişiklikleri, ekonomik zorluklar ve bürokratik engeller grubun üretimini sekteye uğrattı. Özellikle Türkiye’de karşılaştıkları çalışma izinleri ve vatandaşlık sorunları, sürdürülebilir bir kariyer kurmalarını neredeyse imkânsız hale getirdi. Üyeler Azerbaycan’a döndü, grup dağıldı ama bıraktıkları etki, özellikle İstanbul’un ‘90’lar rock sahnesinde silinmedi. Geriye ise şu soru kaldı: Eğer o soygun hiç yaşanmasaydı ve YUHU Fransa’ya ulaşabilseydi, bugün dünya rock tarihine nasıl yazılacaktı?
Kayıt mirası
YUHU’nun diskografisi sayıca sınırlı, etkisi bakımından ise şaşırtıcı derecede geniş bir alan kaplar. 1993 yılında yayınlanan “Hazar Sahilinde”, Uzelli Kaset etiketiyle kaset formatında dinleyiciye ulaştığında, Anadolu rock ile progresif ve melodik metal arasında kurduğu köprüyle dikkat çekti. Albüm, özellikle başlık parçasıyla kısa sürede bir yeraltı klasiğine dönüştü.
1994 tarihli “Sumgait”, grubun müzikal çeşitliliğini daha da genişletti; bu albümde hem daha sert gitar tonları hem de daha rafine melodik yapılar öne çıktı. Dinleyici nezdinde grubun zirvesi olarak anılan bu dönem, aynı zamanda sahne performanslarının da en yoğun olduğu yıllara denk gelir.
Uzun bir aranın ardından, kadro değişiklikleriyle birlikte 2001’de yayınlanan Ölüme Çare Yok, grubun son stüdyo kaydı olarak diskografide yerini aldı. Bu albüm, önceki işlerin enerjisini tam anlamıyla tekrar edemese de YUHU’nun anlatısının kapanış notası olarak okunur.
2020’li yıllara gelindiğinde ise grubun mirası yeniden gündeme taşındı. “Hazar Sahilinde” albümünün Uzelli tarafından plak formatında yeniden basılması hem eski dinleyiciler için nostaljik bir geri dönüş hem de yeni kuşak için bir keşif alanı yarattı. Bu yeniden basım, grubun değerinin yıllar sonra daha net anlaşılmaya başlandığının da bir göstergesiydi.
Sahne, karakter ve yanlış anlaşılma hali
YUHU’nun en çarpıcı yönlerinden biri, sahne ile gündelik hayat arasındaki keskin kontrasttı. Sahne dışında son derece sade, hatta ‘sıradan’ görünen müzisyenler; performans anında teknik ustalık ve duygusal yoğunluk açısından uluslararası ölçekte bir etki yaratıyordu. Özellikle Namık Nagdaliyev’in gitar hakimiyeti ve Cengiz Eyvazov’un ritmik yaklaşımı, dönemin birçok müzisyeni tarafından referans alınan bir seviyedeydi.
Buna rağmen grup, Türkiye’deki rock eko sisteminin belirli kalıplarına tam olarak yerleşemedi. Azeri lehçesiyle şarkı söylemeleri ve dönemin ‘imaj odaklı’ sahne alışkanlıklarına uymamaları, onları ana akımın dışında bıraktı. Bu durum, ironiktir bugün geriye dönüp bakıldığında bir eksiklikten ziyade, grubun özgünlüğünü belirleyen unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Yeniden hatırlanma ve kült statü
2020’lerden itibaren YUHU’ya yönelik ilgi belirgin biçimde arttı. Plak yeniden basımları, dijital platformlarda artan dinlenme oranları ve müzik yazarlarının retrospektif değerlendirmeleri, grubun ‘kayıp halka’ statüsünü pekiştirdi. Özellikle genç dinleyiciler, YUHU’yu yalnızca nostaljik bir merak unsuru olarak değil, keşfedilmeyi bekleyen bir referans noktası olarak konumlandırmaya başladı.
Azerbaycan’ın Sumgayıt şehrinde temelleri atılan ve ‘90’larda İstanbul bar kültürünün en güçlü figürlerinden biri haline gelen Yuhu, 1993 yılında Uzelli etiketiyle yayınladığı ve bugün Türk rock tarihinin en kıymetli kasetleri arasında sayılan ilk albümü "Hazar Sahilinde" ile Anadolu Rock ve heavy metal arasında eşsiz bir köprü kurdu. Bugün artık bir kült kabul edilen “Hazar Sahilinde”, sadece müzikal kalitesiyle değil, görsel dünyasıyla da koleksiyonerlerin göz bebeği. Hatta bu satırları kaleme alırken, albümün kaset kapağını tam karşıma koymuş, o dönemin ruhuna bakıyorum. Bu kapağın benim için manevi değeri ise çok daha derin; zira albümün bugün hâlâ hafızalarda olan o ikonik kaset kapak tasarımını eşim, tasarımcı Yavuz Sönmez yapmıştı. 2020 yılında Uzelli tarafından plak formatında yeniden basılarak raflardaki yerini alan bu çalışma, Yavuz’un dokunuşuyla grubun o mistik ve sert tavrını görsel bir kimliğe büründürmüştü.
Yeni kadro
Grubun beyni ve tüm şarkıların bestecisi olan kurucu bas gitarist İbrahim Eminov (İbrahim Emin), 2001 yılında grubun dağılmasının ardından memleketine dönerek Sirr grubunu kurmuş ve ömrünü müziğe adamış olsa da, 2 Temmuz 2019’da şeker hastalığına bağlı komplikasyonlar nedeniyle 56 yaşında hayata veda ederek müzik dünyasını yasa boğdu.
Grubun Türkiye ayağındaki en etkili ismi ve yaşayan efsanesi olan gitarist Namık Nağdaliyev, yerleştiği İstanbul’da müziğin mutfağında ve sahne önünde devleşen bir kariyere imza attı. Yuhu’dan sonra Kıraç’la çalışmaya başladı. Kıraç’ın en bilinen şarkılarındaki karakteristik gitar sololarının çoğu ona aittir. Yıllarca Kıraç’ın değişmez solo gitaristi olarak Türkiye’nin dört bir yanında stadyum konserleri veren Nağdaliyev, sahne performanslarının yanı sıra "Annem" ve "Binbir Gece" gibi reyting rekorları kıran dizilerin müzikleri, sayısız albüm aranjesi, Barabar gibi projeler ve solo projeleriyle Türkiye’deki yerli rock - caz sahnesinin aranan isimlerinden biri haline geldi.
Grubun diğer orijinal üyelerinden davulcu Cengiz Eyvazov, Türkiye’de bulunduğu dönemde bir süre dövme sanatçılığı yaptı, ardından Bakü’ye dönerek yaşamını orada sürdürdü. İlk iki albümün vokalisti Cesur Memetov ise 1995 yılında gruptan ayrılarak eğitimini tamamlamak üzere Moskova’ya gitti.
Kurucu davulcu Cengiz Eyvazov önderliğinde yeniden canlanan Yuhu; vokal ve gitarda Oktay Babaxan ve bas gitarda merhum İbrahim Eminov’un mirasını devralan kardeşi Elçin Eminov’u da kadrosuna ekleyerek 2026 yılındaki büyük geri dönüş turnesine çıkıyor. Nisan ayındaki Bakü konserinin ardından bu kez Dorock XL’de İstanbul seyircisiyle gerçekleşecek buluşma, "Hazar Sahilinde" ve "Sumgait" albümlerindeki efsanevi şarkı listesinin tamamını, orijinal ruhuna sadık kalarak ve İbrahim Eminov’un anısını her notada yaşatarak dinleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor.
Kadıköy’de buluşma
12 Mayıs Salı akşamı 21.30 itibarıyla Dorock XL Kadıköy’de gerçekleşecek konser, bu nedenle yalnızca bir performans olarak değil, bir hafıza tazeleme anı olarak da okunmalı. YUHU’nun müziği, geçmişe ait bir nostalji nesnesi olmaktan çok hâlâ canlı, hâlâ etkili bir ifade biçimi olarak sahneye taşınıyor. Belki de bu hikâyenin en güçlü yanı tam olarak burada yatıyor: Yarım kalmış gibi görünen bir yolculuk, yıllar sonra başka bir bağlamda yeniden anlam kazanabiliyor.


