Bursa’da edebiyat festivali zamanı
Teması bu yıl ‘Cesaret’ olarak seçilen ve Bursa Büyükşehir Belediyesi (BBB) ile Kalem Ajans’ın emeğiyle hayata geçirilen İkinci Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali, açılış töreni ile başladı. BBB Festival Yürütme Kurulu’nun sunduğu etkinliğe yerli ve yabancı birçok imza katılırken, kentteki sergi, oyun ve atölyeler, şehrin kültürel cazibesini de ‘Uludağ’ın zirvesine kadar çıkarıyor’.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Teması ‘Cesaret’ olarak seçilen, Tülay Palaz ve Adem Şenel imzalı grafik tasarımında, Uludağ’ın emektar İsviçreli teleferiğini tıka basa kitaplarla betimleyen İkinci Bursa Uluslararası Edebiyat Festivali başladı. Festivalin bu yılki görsel kimliğinin temeline yerleşen emektar araç ayrıca, festivale referans bilgi ve arşivsel künyeler ile bezeli halde, kentin tarihi Tayyare Kültür Merkezi’nin önüne de geçici olarak konuşlandırıldı. Türkiye’nin ilk ‘havai hattı’ olan, son seferini 2012’de yapan teleferik, ilk seferini dört kabinle eşgüdümlü olarak, 1963’te yapmıştı. Teleferik hizmet süresi boyunca 17 milyon yolcu taşımıştı.
27-30 Kasım arasında yer alacak İkinci Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali, 27 Kasım Perşembe akşamı Merinos - Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış töreni ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’nın verdiği özel konserle kapılarını açtı.
Büyük ilgi gören geceye, etkinliğe ev sahipliği yapan Marmara Belediyeler Birliği Başkanı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi (BBB) Başkanı Mustafa Bozbey başta gelmek üzere, Kültür Dairesi Başkanı Şafak Baba Pala ile Kalem Ajans Kurucusu Nermin Mollaoğlu da katılarak kürsüden davetlileri selâmladı.
Festivale davetli uluslararası yazar ve sanatçılar ile pek çok disiplinden kültür ve sanat öncüleri ile zenginleşen akşamda söz alan Başkan Bozbey, temayı bu yıl niçin ‘Cesaret’ olarak tayin ettiklerini “Çünkü edebiyat, cesurların işidir,” ifadesiyle vurguladı.
Festivalden anlamlı manifesto beyanı
Diğer taraftan festivalin hazırladığı bu yılki manifesto ise şu özet ifadeleriyle kayda geçti: “Çünkü biliyoruz: Edebiyat, konfor alanının değil, tereddüdün, riskin, ‘Ya olmazsa?’ ile ‘Ya tam da böyle olursa?’nın arasında durabilmenin sanatıdır. Ve artık, ‘Göze alırsam ne kaybederim?’ diye değil, ‘Susarsam neyi kaybederiz?’ diye sormanın zamanı. (...)
Bu manifesto, geleceğin yazar ve okurlarına yöneltilmiş bir çağrıdır. Klişelere sığınmayan, piyasaya uyum kaygısıyla değil, vicdanın yönüyle hareket eden metinler desteklenir. Yazmak kadar, okumanın da bir risk alma biçimi olduğu vurgulanır. Festival, edebiyatın, korkunun yokluğunda değil, korkuya rağmen kurulan cümlede başladığı ilkesini benimser ve tüm katılımcıları bu ilkeye ortak olmaya davet eder.
Bizim için cesaret, bağırarak kendini kanıtlamaya çalışmak değil; titreyen sesiyle bile olsa gerçeği söylemekten vazgeçmemektir. Bu festival, gösterişli kahramanlıkların değil, gündelik hayatın ince çatlaklarına bakan metinlerin yanında duruyor: Masanın altına saklanan çocuğun, bir türlü geçmişiyle yüzleşemeyen yetişkinin, suskunluğunu bozan kadının, itaati reddeden gencin hikâyelerinde.(...)
‘Edebiyat, korkunun bittiği yerde değil, korkuya rağmen kurulan cümlede başlar.’ Biz, o cümlenin peşindeyiz. Bursa o cümleyi duymaya da, çoğaltmaya da hazır. Cesaretinizi alın, gelin, gerisini birlikte yazalım.”
2025-2026: Bursa Tanpınar Yılı
Festival açılış akşamında kürsüye çıkan Festival Yürütme Kurulu ve BBB Kültür Dairesi Başkanı Şafak Baba Pala ise belediye olarak 2025-2026 sezonunu “Bursa Tanpınar Yılı” olarak tayin ettiklerini basına ve kamuoyuna müjdelerken, konuşmasında geçen yıl ortaya koydukları “Bursa Nâzım Hikmet Yılı”na, ozandan referans verdiği birçok söz ile yer verdi.
2. Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali Yürütme Kurulu ve BBB Kültür Dairesi Başkanı Şafak Baba Pala
Çocukların hayal güçlerini zenginleştirecek yaratıcı atölyeler ile genç kalemlere ilham vermesi amaçlanan eğitimlere de ev sahipliği yapması beklenen festival, kurumsal logosunu da kentin tarihi saat kulesinin bir dolmakaleme dönüştürülmesiyle gündeme geliyor. Etkinlik bu yıl (büyük bir kısmı açılış töreninde de hazır bulunan) Georgi Gospodinov, Dimitri Verhulst, Jente Posthuma, Maylis de Kerangal, Niels Overgaard, Hannah Peck, Ova Ceren, Enne Koens, Miray Aydın, Melisa Kesmez, Ayfer Tunç, Ezgi Tanergeç, Yasemin Temizarabacı ve Ayşen Işık gibi nice kalemi, Tayyare Kültür Merkezi’nde programlanan söyleşi maratonları ile buluşturuyor.
Festival yazarları basınla bir aradaydı
Diğer yandan, açılışına yazar ve dilbilimci Feyza Hepçilingirler ile “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ya da “Kısa Süren Saltanat” gibi yapımları programa almış bulunan Bursa Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ali Düşenkalkar’ın yanı sıra, Büyükelçi, Uluslararası Hukuk ve Andlaşmalar Genel Müdürü ve Yazar Fırat Sünel gibi isimlerin de katıldığı festival nedeniyle, etkinliğe katılan uluslararası yazarlar da basın ve kamuoyu ile bir araya geldi.
Buluşmaya, aralarında İngiltere’de yaşayan fantastik edebiyat kalemi Ova Ceren’in yanı sıra, Hollandalı kadın yazar Jente Posthuma ile “Sahip Olmak ve Var Olmak” isimli eseri, İthaki Modern serisinde yakın zamanda Erhan Gürer imzası ile Türkçeye de kazandırılan Belçikalı edebiyatçı Dimitri Verhulst’un dışında, Niels Overgaard ve Enne Koens gibi alanında kıdemli imzalar da katıldı.
Yazar Ova Ceren burada yaptığı açıklamada, hâlihazırda Kız Kulesi efsanesi üzerine bir kitap adına çalıştığını, kendini bir tür ‘dil göçebesi’ olarak saydığını anlatırken, yazar Verhulst ise Bursa’ya ikinci defa gelmiş olmaktan ötürü mutlu olduğunu vurguladı. Yazar 30’lu yaşlarında geldiği kentte sanat tarihi üzerine akademik çalışma yaptığını, İstanbul’daki tarihi Ayasofya yapısının kendisini cezbettiğini belirtirken, gelen bir soru üzerine ise edebiyatın insanları birleştirmek adına var olduğunun altını çizdi. Dimitri Verhulst, edebiyatta çeviri olmaksızın, hem yazar ve hem de okur adına edebiyatın kendi sınırlarında sıkışıp, kalacağını açıklayarak, başka kültürlerle birlikte duruşun kendisine her daim heyecan verdiğinden de söz etti ve şunu aktardı: “Yoksa yine kendi köyümüzde sıkışır, kalırız.”
Toplantıda basının sorularını yanıtlayan Niels Overgaard ise ülkesi Danimarka’da özellikle Türkiye futbol takımlarından Fenerbahçe ve Galatasaray gibi referanslarla karşılaştığını ancak takım tutmadığını açıklayarak sözlerine başladı. Yazar, Türkiye’ye ikinci kez geldiğini ve daha önce, 17 yıl evvel, gazeteci sıfatıyla burada bulunduğunu belirtirken, Truva (Troy) ve antik İstanbul (Constantinople) gibi adreslerle Türkiye’nin kendisini her daim cezbettiğinin altını, “Burası benim için kutsal topraklara denk geliyor,” ifadesi ile çizdi.
Niels Overgaard
Timaş imzalı “Ben Vincent ve Korkmuyorum” adlı eseriyle bilinen çocuk kitapları yazarı Enne Koens ise aynı toplantıda, Türkiye’de ikinci kitabının yayın hazırlığında olduğunu sevinçle açıklayarak bir eserinin de Viyana’da operaya aktarılacağını müjdeledi. Yazar, buluşmada kendisine ilginç gelen bir detayı da vurgulayarak her ne kadar küçük yaşta bir okur kitlesi bulunsa da, gittiği ülkelerde bu yaş ortalamasının değişkenlik gösterdiğine değindi.
Yine aynı toplantıda, edebiyat ve sosyal medya ilişkisine yönelik bir soruya cevap veren yazarlardan Ova Ceren, bu imkânın kendisini zenginleştirdiğini ve bir ‘blog’u bulunduğunu ifade etti. Öte yandan etkinliğe katılan Dimitri Verhulst ayrıca, yakın geçmişte Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’u ziyaret etme şansına kavuştuğunu, ayrıca Tezer Özlü’nün kaleminin de kendisini cezbettiğini, yazarın ‘cinselliği kaleme alırken hayli cüretkâr davrandığını’ açıkladı.
BBB Kültür Dairesi’nden kapsamlı brifing notları
Bu kapsamda, Nilüfer Belediyesi’nden geçtiğimiz Haziran ayında Bursa merkeze tayin olan BBB Kültür Dairesi Başkanı Şafak Baba Pala, ‘Bursa Kültür’ olarak ortaya koydukları hizmetleri ve projelerini içeren kapsamlı bir brifing ile de basınla buluştu. Pala, Bursa ve kültür sanat vizyonu hakkında çeşitli başlıklarla özetle şu bilgileri verdi:
“Kentin doğu yakası dediğimiz Yıldırım ve diğer yerlerde ne yazık ki hiç bir binamız, kültür evimizin olmaması, bizi tabii ki rahatsız etti. Çünkü biliyorsunuz, ‘mekân’ kavramı kentlerde önemlidir. Gençlerin, çocukların buralara gelmesi, bizi en heyecanlandıran şeylerden biri. Yoksa bir konser olur, biter, izleyicisi vardır. Ama kentle, gençlerle, dezavantajlı gruplarla bir bağ kurabilmek için, programların yapılması gerekir. Bunlar süreklilik ister ve bunun için de ‘aidiyet’ duygusu o çocuklar için çok önemlidir. Ne yazık ki böyle şeylerde, sergi alanlarında sıkıntılarımız var. Sahnelerimizde sıkıntılarımız var.
Tayyare Kültür Merkezi biliyorsunuz ki çok özel bir yer. Burada, yıllar öncesinde olduğu gibi bir yapının oluşması bizim en önemli isteğimizdi. Bu aidiyeti artırmak adına hızlı bir geçişe ihtiyaç oldu. Örneğin Uludağ eteğinde konserler düzenliyoruz. Her salı ve çarşamba, burada konserler olsun, insanlar buna alışsın duygusu bizim için önemli. Uludağ bizim için önemli. Hatta ben o yüzden Nilüfer’e de çok alışamamışımdır! Dağ yoksunluğu diye bir şey var. O dağı görmek, bizim için Nâzım’ın hasbıhal etmesi gibi bir şey. Bence bu kentin Uludağ ile ilgili bir derdi var.
Ayrıca, Merinos AKM’de ‘Caz Pazarı’ etkinliğimizi sunmaktayız. Burası çok özel bir yapı ve büyük bir değişikliğe ihtiyaç duyuyoruz. Burasının Atatürk tarafından kurulması da orayı anlamlı kılıyor. Orada yapılacak değişiklikler öngörüyoruz. Örneğin bir kütüphanesi henüz yok. Ancak dediğimiz gibi, buralara Doğu’dan gelenlerin olması, bize bambaşka bir şey ifade ediyor.”
Pala: “Bursa ile Nâzım’ın barışması gerekiyordu.”
“Bununla birlikte, ‘Yılın Yazarı’ projemizle Dünya Kütüphaneler Birliği ile işbirliği sonucunda poster sunumu yaptık ve alanımızda, Nâzım Hikmet posterimiz ile Türkiye’de ilk ödülü aldık. Bursa Nâzım Yılı’nda çok sayıda buluşmamız oldu. Başladığımızda henüz iki kişiydik! Bu işin özelliği, farklı sanat disiplinleriyle, yıl boyu bir yazarla okumalar, atölyeler, konserler, oyunlar yapmaktı. (...) Bize kalırsa ‘Nâzım Bursalıdır’. Bu konuda yılsonundaki Nâzım sempozyumumuzda da açıklamada bulundum. Bildiğiniz gibi, Bursa Cezaevi’ne girince hemen çıkacağını düşünür. Burada 1,5 yıl geçirir. Aslında burası ile arasında bir bağ oluşur. Bunun gibi, aslında bu kent ile Nâzım’ın barışması gerekiyordu. Çünkü, Bursa’da Nâzım ile ilgili neredeyse hiç bir şey yoktu. Bir Nâzım Hikmet Kültürevi açtık. Bir Nâzım Çınarlığı’mız var. Kendisi bildiğiniz gibi bugün adliye binası olarak bildiğimiz yerde hapis yatmıştır. Yine Koza Han’da, dokumacı işçilerle irtibatı vardır.”
“Tanpınar Yılı’nın detayları belli oluyor.”
“Bunun dışında gelecek sezonda da “Tanpınar Yılı”nı gündeme taşıyoruz. Bu kentte yine birçok farklı etkinliği sunacağız. Örneğin, geçen yıl Atilla Birkiye ile çalıştığımız gibi, bu yıl da, MSGSÜ çıkışlı Seval Şahin Hocamız ile birlikte çalışacağız. Yine, mekândan devam edersek, kütüphanecilik mezunlarımızın, hatta üniversite mezunlarımızın ilgili kurumlarda çok az olduğunu gördük. Ama yeni gençlerin alımı, genç bir ekip olmasını çok önemsiyoruz. Hedefimiz, 17 ilçe, 17 kütüphane açabilmek olacaktır. Ancak tasarruf tedbirleri konusu bizi de zorluyor. Binada, vakıfların geri alım konusunda bizi zorlayan kısımlar beliriyor. Kütüphaneler, gerçekten de her mahallenin merkezi niteliğinde. Bu yönüyle Aralık ayında da bir Tanpınar Kütüphanesi açma niyetimiz bulunuyor.”
“‘Bursa Kadın Bandosu’nu kurduk; sayıyı artıracağız.”
“Bunun gibi, orkestrada da sanatçı alımlarımız oldu. Ağırlaşmış bir yapı vardı, orada da çok sayıda, sınavla sanatçı alımımız oldu. Sonrasında Kent Orkestrası’nı kurduk. Yine bir ‘Kadın Bandosu’ sahibiyiz ve bu sayıyı artıracağız. Birçok orkestra açtık. Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği gibi unsurları katmaktayız.
Yine, Nilüfer’de Çoksesli Koro’nun ne kadar iyi olduğunu biliyoruz. Bildiğiniz gibi, dünya birincilikleri mevcuttur. Bu koronun belli kısmı bize geçmiş bulunuyor. Ayrıca çocuk koroları oluşturuldu. Bunun gibi Karagöz Halk Dansları da önemliydi, burada da belediye ile çalışıyoruz. Ayrıca Oda Orkestrası da çalışmasını sürdürüyor.
Öte yandan tiyatro alanımızda, Ali Düşenkalkar Hocamız ile bu dönemde çalışmayı sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi kendisi de Bursalı olan, Bursa Uludağ Anadolu Lisesi mezunu, yazar ve oyuncu Zeynep Kaçar’ın yazdığı ‘Tomris’ oyununu sahneleyeceğiz.”
“Kültür Fabrikası’nı çok önemsiyorum”
“Yine, Nilüfer’de oluşturduğumuz Kültür Fabrikası’nı Bursa’da da oluşturmayı çok önemsiyorum. Bu yapıda her sanat disiplini ile ilgili etkinlik, söyleşiler, atölyeler mevcuttur. Örneğin şu anda bir felsefe ve sanat grubu söyleşilerimiz, bir atölye ile sürmektedir. Bu konuda üniversite ile çok keyifli bir çalışma başlatmış bulunuyoruz. Yine, sanat tarihi ile ilgili olarak, görsel sanatlar söyleşilerimiz, Ebru Nalân Sülün hocamız ile sürüyor. Bunun gibi, sanat çalıştayımızı hayata geçirdik. Elimizde genç ressamların, sanatçıların güzel eserleri bulunuyor. Ayrıca, ‘Bursa Sanatla Yeşeriyor,’ çalışmamızda, her türlü sanat disiplini birçok mahalle ve kesime ulaştırılacaktır.”
‘Çalıkuşu’ köyü Zeyniler’de ‘kadınca’ edebiyat atölyesi
“Ayrıca, yine Nilüfer’de 1500 köy kadınının 15 yıldır kadın kitapları okuduğunu biliyorsunuz. Her yıl üç kadın yazar ile buluşuyorlar. İşte hayalimiz, bu kadınların adına imzalanmış bulunan, hayatları boyunca oluşturdukları bir kütüphanelerinin olması. Sanıyorum köylerin kütüphanesinde şu an 50 kitap bulunuyor. Biz de Bursa’nın tüm köylerine ulaşmak istiyoruz. Bunun için ilk olarak, ‘Çalıkuşu’nun köyü olarak da bilinen, Yıldırım Zeyniler Köyü’nde çalışan MSGSÜ çıkışlı Özge Şahin Hocamız ile tiyatro sanatçılarımız çalışmalarını sürdürmektedir.
Bunun için Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin) kitabı, köy sakinlerine dağıtıldı. Biz ayrıca, bu projemiz ile yine İnegöl çeperindeki köy ve muhtarlıklara çağrıda bulununca, kadınlar ilk kez bir yazarla, bir söyleşi adına buluştular. Gerçekten çok keyifliydi! Onların daha sonra bu kitap adına bir kahvaltıda buluştukları, bir tiyatro oyuncusu ile karşılaştıkları, çok keyifli bir etkinlik düzenledik. Okuma kültürünün hemen gerçekleşen bir şey olmadığını biliyoruz.
Yani, kadınlar o kitapları hemen okuyor mu bilmiyoruz, ama çocukların, anneleri adına imzaladıkları o kitaplar, evlerinde. Bunu biliyoruz. Karşılaşma duygusu çok önemli çünkü. Ayrıca, adında kadın geçen kitaplardan bir koleksiyon yapacağız. Onların çizimleri bazı yerlerde olacak, örneğin Orhan Kemal’den ‘Cemile’ veya ‘Pollyanna’ bunlardan ikisi. Tabii ki, kitaplığın güncel bir koleksiyonu olacak ama bu kadın ismiyle bir koleksiyon oluşturacak.”
Pala’dan Bursa için projelere genel analiz
“Aslında, tüm bu anlattıklarımla ilgili hiç bir sorun yok. Ama tasarruf tedbirleriyle gelen etkilerden ötürü, çok da sorun olabilir gibi duruyor. Baktığınızda, orada yazan hiç bir şey yok ama çok şey de olabilecek gibi, garip bir yapı ile baş başayız ve bu yüzden zaman çok hızlı ilerliyor. Türkiye’de her şey günden güne değişiyor biliyorsunuz ve bizim de buna uygun olarak çok hızla çok çalışmamız gerekiyor.
Bizim bir bütçemiz var ve bunu da kitap almak üzere kullanalım diyoruz. Kitap bağışlanmasın bence. Belediyeler kitap alsın ki, o yayınevleri de, yazarlar da daha çok faydalansın. Ama elbette ki bağış da kabul ediyoruz. Bu bağışları genelde, Türkiye’nin her tarafından istenen kitaplar için istiyoruz. Bunu geçmişte Nilüfer için de yaptık ve elbette, kendi koleksiyonumuza da eserler kattık. Örneğin, Yılmaz Akkılıç isimli, Bursa için çok önemli bir gazeteci, sivil toplum öncüsü bir kişilik vardır; kendisi kütüphanesini, hatta evini bize bağışlamış durumdadır. Ancak Türkiye’de şu var: ‘Elimde kitabım var, bana kütüphanenin ismini verin.’ Ama aslında durum bu değil ki! Burada başka bir yapı var. Elbette, on binleri bulan yapıyı kendimize katıyoruz ama elbette değişik koleksiyonlar söz konusu. Yine örneğin, Bursalı Feyha Çelenk, Türkiye’nin ilk kadın tiyatro müdürüdür. Burada kendisi adına bir Sanat Kitaplığı kuruyoruz.
Ama belediyeler bütçelerini reklama harcayacağına, kültüre harcasınlar! Hepiniz biliyorsunuz, kültürün bütçesi belediyelerde o kadar düşük ki! Böyle bakıldığında oran yüzde bir bile olsa, bu önemli!
Yine, yeni yapılara mimari yarışmalar dediğimizde o kadar hızlı hareket etmek durumundayız ki! O kadar hızla hareket etmek durumundayız ki! Biz herhangi bir binayı toparlayalım ve içine girilsin noktasındayız. Yok çünkü! Örneğin açtığımız Mehmed Akif Kültürevi daha önce belli gruplara verilmiş; orada oturuyorlardı. Biz onu, şu an halkın yararlanacağı bir şekle soktuk. Keşke, birkaç tane daha olsaydı. Bunlar artsaydı. Bu yarışmalar, belli şeyler için çok değerli. Bunun gibi, yine bir Nâzım heykeli yapma düşüncemiz var ama, bunu her yıl adına, Avrupa’daki yarışmalar gibi öngörüyoruz. Daha insanî, ona uygun bir şey olması gerektiğini düşünüyoruz.”
‘Cesaretin kokusu’ adına özel buluşma
Yaklaşık 3,5 milyon nüfuslu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun doğumuna adres olmuş, tarihi, çok kültürlü bu kentteki eski Defterdarlık Binası’nın restorasyonla dönüşeceği Bursa Kent Müzesi’nin de geri sayımda olduğu bir süreçte, ‘yeniden doğan’ Mehmet Akif Ersoy Kültür Evi de İkinci Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali’ne paralel olarak, davetlilerine kapılarını açtı.
Özel Ersoy kitaplığının yediden yetmişe tüm ilgililere özel bir kütüphanecilik anlayışı içinde tertiplendiği, kültür ve sanata ilgili tüm ziyaretçilere 53. yılını kutlayan Milliyet Sanat sayılarının da sunulduğu yapıda ayrıca, çağdaş sanat, ebrû, klasik Türk müziği, çocuklar adına resimli kitap ve koku atölyelerinin de düzenlendiği belirtildi.
Hatta davetliler festivalin bu yılki teması ‘Cesaret’in kokusunu da, çeşitli organik, bitkisel esanslardan harmanladıkları özgün ‘koku tasarımları’yla hayata geçirme fırsatını yakaladı. ‘Kültür Fabrikası’ mantığıyla halka hizmet veren, özgün menüsüyle yerel tatlara kafesinde masa kuran kültür evi, öte yandan, Barış Gençler ve Cansu Çakar gibi güncel sanatçıların da kurum koleksiyonuna kattıkları yeni eserleriyle göz doldurdu.
Bu aşamada yine aynı adreste, 6 Aralık 2025’te de AİCA TR üyesi, Doç Dr. Ebru Nalân Sülün’ün, Bursalı sanatseverlere Türkiye’nin çağdaş sanat imzalarından Yüksel Arslan, Burhan Doğançay, Ömer Uluç ve Erol Akyavaş üzerine bir sanat tarihi atölyesi sunacağı da bildirilirken, kurumun bütün ‘Kış Dönemi Atölyeleri’ne ‘online’ olarak (atolye.bursa.com.tr) adresi ile ulaşılabileceği duyuruldu.
İyem çiftinin anlamlı buluşma, yine Tayyare’de
İkinci Uluslararası Bursa Edebiyat Festivali’nde, 27-30 Kasım 2025 arasında bir çok söyleşiye ev sahipliği yapan, Osmangazi’ye bağlı tarihi Tayyare Kültür Merkezi bu eksende, özel bir sergiye ev sahipliği yapmaya da devam ediyor. Küratörlüğünü sanat eleştirmeni Yasemin Bay’ın üstlendiği, Evin Sanat Galerisi’nin katkılarıyla hazırlanan sergi, Modern Türk sanat tarihinin özgün çiftlerinden Nasip ve Nuri İyem’i, tuval ve pişmiş topraktan heykelleri eşliğinde bir araya taşıyor. Sergi, 1930’da dönemin Türk Hava Kurumu (THK) tarafından düzenlenen bir mimari proje yarışmasında birincilik almış, Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu imzalı, THK’nın Bursa şubesine de halen ev sahipliği olan Tayyare Kültür Merkezi’nin sağ ve sol cephesindeki iki sanat galerisine yayılıyor. Birçoğu ilk defa görülen yapıtları sahiplenen etkinlikte, İyem çiftinin evlatları Nuri İyem ve Evin Sanat Galerisi kurucusu, merhum Evin İyem de, Nuri İyem imzalı, farklı tarihlere ait tuvallerle anılıyor. Sergi, beraberinde BBB Başkanı Mustafa Bozbey’in öncülüğü ile Evin ve Bursa Kültür işbirliğiyle hazırlanan arşivsel bir yayını da getiriyor. Kitapta, son ortak sergilerini 2004’te Bebek Evin Sanat Galerisi’nde açmış olan Nasip ve Nuri İyem çiftinin albümlerinden ilk kez sanatseverlerle buluşturulan fotoğrafların yanı sıra, Selçuk Altun, Feyyaz Yaman, Yasemin Bay ve Zeynep Oral ile Osman Nuri İyem ve Gizem Kâhya İyem’in metinlerine yer veriliyor. Koleksiyon değeri bulunan, sanat tarihsel derinlikteki çalışmada ayrıca, İyem çiftinin ortak kronolojisi de ilgililerin arşivine sunuluyor.
Bozbey’den Bursa’ya dair özel proje ve açıklamalar
Öte yandan, festival dolayısıyla basını tarihi BBB yapısında ağırlayan Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey, kimi önemli mesajlar da veriyor. Mevcut koşullarda asgari 20 yıllık bir kentsel planlama ile yola çıktıklarını anlatan Bozbey, ‘alanında bir ilk’ olarak nitelediği ‘Kent Anayasası’ için hazırlandıklarını belirtirken, bu kapsamda 50’ye yakın çok disiplinli akademisyenle işbirliği içinde olduklarını kayda geçiriyor.
Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey
Belediye binasında, Atatürk’ün Bursa’yı 1938’deki son ziyaretinde onuruna verilen özel davette, huzurunda çalınmış zeybek oyun havasına refakat ettiği salonu basına tanıtan Başkan, tarihi binada ayrıca asılı duran, Gazi’nin kentin düşman işgalinden kurtuluşunun ikinci yıldönümüne rastgelen 11 Eylül 1924 tarihli Bursa konuşmasını belgeleyen tarihi kareyi de bize göstererek çeşitli konulara değiniyor.
Ata'nın ziyaret ettiği belediye salonu
Sözgelimi, Uludağ’ın tarih boyunca doğru kullanılmadığına değinen Başkan Bozbey, buna örnek olarak Bulgaristan’a yaptığı gezide yaşadığı tanıklıkları ve buradaki kentsel dönüşüm, planlama ve tarihi yapı ile dokudaki koruma anlayışını gösteriyor.
“Su kaynaklarını hep kirletmişiz,” diye yakınan Bozbey, Marmara Bölgesi’nde 30 milyon civarı insanın yaşadığına dikkati çekerek, denizin dibinde katmanlaşan müsilaj ve atık tehlikesinin altını bir daha çiziyor. Balıkçıların bıraktığı plastik ağ tabakası ve fabrika atıklarının bunda etkili olduğunu anlatan Bozbey, yaptıkları bölgesel planlama ve önlem çalışmaları anlamında, Marmara Belediyeler Birliği ile Mustafa Sarı nezdinde irtibatlarının sürdüğünü bildiriyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Bozbey ayrıca, bu süreçte yalnızca arıtma için asgari beş milyon dolar civarında yatırıma ihtiyaç olduğundan söz ederek, bir diğer değer olan bölge toprağı için de söz konusu zenginliğe dair endişelerini dile getiriyor. Marmara ve Bursa toprağının verimlilik adına 160 metreye yakın bir derinliği olduğunu kaydeden Bozbey, halihazırda bunun önüne geçen bölgesel kaçak konut veya izinsiz sanayileşme seviyesinin ise salt depolamadan kaynaklı kayıpların da etkisi ile yüzde 60’ı geçtiği uyarısında bulunuyor.
Deprem tehdidi konusunda bir Japon uzman kuruluş ile temasta olduğunu belirten Başkan Bozbey ayrıca, brifingde sunduğu bir diğer açıklamada ise ‘Bina Yenileme’ ile ‘Kentsel Dönüşüm’ün Türkiye’de yanlış biçimde birbirine karıştırıldığı uyarısını yapıyor.
Ailelerin kentteki varlığının tasarım ve planlamasını sosyolojik bir olay olarak ele aldıklarını belirten Bozbey, bu konuda 1/100 bin kesitinde bir planlama ile çalışmanın faydalı olduğuna değiniyor.
Kültür ve sanat alanında açıklamalarda da bulunan Bozbey’e göre, bölge, arkeolojiden geleneksel sanatlar ve çağdaş kültüre uzanan 2 bin 200 yıllık bir yelpazeyi içinde taşıyor. Anlayışlarının ‘Yeniden Yeşil Bursa’ yönünde olduğunu açıklayan Bozbey, bu yaklaşımlarında en büyük ilhamı da, bölgeyi uzun zaman aralığıyla ziyaret eden misafirlerin yaşadığı hayal kırıklığından aldıklarını anlatıyor ve amaçlarını şöyle tabir ediyor: “Sadece Bursa’yı değil, bizim Bursalıları da değiştirme, dönüştürme çabamız bulunuyor.”
Düzenlenen festival paralelinde ayrıca, 26 Kasım Çarşamba akşamı ise “Antigone” isimli tiyatro klasiği perdelerini Atatürk posteri ile izleyenleri karşılayan Podyum Sanat Mahal’de açtı. (Yine) Tam kapasite izlenen - 13 yaş altı için sakıncalı - yapımda rejisörlüğü Altuğ Görgü üstlenirken, tek perdelik yapımın, Bursalı izleyicilerin dinmeyen alkışları üzerine 2025-2026 sezonunda da perde açacağı, Bursa BBB Şehir Tiyatroları Müdürü Ali Düşenkalkar tarafından müjdelendi.
İşlevsel, sembolik dekor tasarımında Şafak Kerem Kızıltan’ın bulunduğu eser, “İnsanoğlunun sistem karşısındaki var olma mücadelesini ve yaptığı tercihlerin sonuçlarını” gündeme taşırken, Oktay Köseoğlu’nun müzikal vurgusuyla Sabahattin Âli’nin Türkçesini dramatürjileri ile devralan yetenekli ve genç kadronun koreografik ve dramatik yoldaşlığı izleyicilerden (yine) büyük alkış aldı. Özellikle günümüzdeki iktidar, sistem, değer ve insan ilişkilerindeki sıkıntılara yönelik isyan ve mücadelelere yaptığı göndermelerle, Sofokles’in klasiğini hiç yok olmayacak bir ilham ve ders kaynağı haline getiren yapımda, proje künyesindeki İlke Kodal’ın ‘hareket düzeni’ndeki emeği de, tek sahneden türettiği nice anekdot ile bilhassa kayda değerdi.
Bilgi:
https://www.bursa.bel.tr/etkinlik/bursa-uluslararasi-edebiyat-festivali-1378
https://atolye.bursa.com.tr/


