Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Çağdaş sanatın tarihi adına Arkas ve Pompidou bayrağı

Çağdaş sanatın tarihi adına Arkas ve Pompidou bayrağı

Çağdaş sanatın tarihi adına Arkas ve Pompidou bayrağı28 Eylül 2026 - 04:09
İzmir Bayraklı’daki Mistral kulesinde açılan Lucien Arkas Sanat Merkezi, Centre Pompidou koleksiyonuyla imzaladığı beş yıllık etkinlik protokolünün ikinci sergisiyle, Renk ve Işık Sanatı’nı gözler önüne serdi. 83 küresel imzayı 14 Şubat’a kadar kapsayacak “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” adlı sergi, çocuklar ve yetişkinlere yönelik etkinlikleriyle de takdir topluyor. Pompidou koleksiyonundan bir Nejad Melih Devrim tablosunu da içeren serginin 25 Eylül Cuma akşamı düzenlenen açılışına, Arkas Holding kurucusu Lucien Arkas ve Centre Pompidou Direktörü Laurent Le Bon da katıldı. Arkas, projenin ‘tüm Türkiye için’ olduğunun altını gururla çizerken, Le Bon son derece sevinçliydi.
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com 
 
Doğma büyüme İzmir sevdalısı, işadamı, sanat koleksiyoneri Lucien Arkas’ın çalışkan ekibi ile Türkiye’ye kazandırdığı yeni ve yedinci kültür ve sanat mekânı “Lucien Arkas Sanat Merkezi”nde, beş yıllık, küresel ölçekli bir kültür - sanat operasyonu daha başladı.
 
Fransa’nın başkenti, adını koleksiyoner, vizyoner Fransa Başbakanı Georges Pompidou’dan alan Paris’teki Centre Pompidou Kültür Merkezi, Arkas Sanat ile imzaladığı ve 2026-2031 tarih aralıklı etkinlik protokolünün yeni meyvesini, “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” sergisi ile kamuoyuna sundu. Bu bağlamda iki imza, her sezonda iki ayrı tematik sergiyle adeta ‘gündemi tayin edecek’ gibi görünüyor.
 
Ancak hatırlatmak gerekirse bu ortaklığın ilk işareti aslında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin Nisan 2026’daki açılışında verilmişti. Merkez, Centre Pompidou koleksiyonundan “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” seçkisini ağırlamıştı. Etkinlikte, Robert ve Sonia Delaunay’nin renk, ışık, hareket ve ritim üzerine geliştirdiği yaklaşımı ortaya koyan iki yapıtı bulunmaktaydı.
 
Nisan 2026’da İzmir Bayraklı’da açılan Lucien Arkas Sanat Merkezi, Mistral İzmir’de bulunan 2.500 metrekarelik bir alana yayılıyor. 
 
 
Girişim, 1110 metrekarelik sergi alanı ile bir konferans salonu, fuaye ve atölye alanlarını bir araya getiriyor; uluslararası sergilerden öğrenme programlarına, gösterimlerden kültürel buluşmalara uzanan çok yönlü bir kültür ve sanat programına ev sahipliği yapıyor.
 
Öte yandan, Pompidou ve Arkas imzalarını aynı karede ölümsüz kılacak bu yeni operasyon, çeşitli projelerle Arkas imzası ile daha önce de el sıkışan etkinlik sponsoru İş Sanat ve serginin kargo nakil imzası Turkish Cargo’nun da varlığıyla, kültür yönetimi ve lojistiği alanında gerek akademik, gerekse alaylı bağlamda taze bir emsal olarak, kayıtlara şimdiden yine geçmiş gibi görünüyor.  
 
Bununla birlikte, “Lumina” Sergisi açılışı ise, 25 Eylül Cuma akşamı, merkeze de ev sahipliği yapan Mistral Kulesi’nde, yaklaşık bin kişilik bir davetli topluluğu eşliğinde düzenlenmiş bulunuyor. 
 
 
Lucien Arkas: Bu Türkiye’nin sergisi
 
Açılışı ilginç bir tesadüf ileTürkiye Fransa UEFA Ulsular Ligi futbol maçıyla da denk gelen sergi vesilesiyle, Arkas Holding’in de merkezi olan Mistral iş kulesi binasında renk ve ışık ve İzmir mehtabının refakat ettiği zengin bir kutlama yapıldı. Etkinliğe, Lucien Arkas ve eşi Merve Arkas ile ressam kızı Claire Arkas başta olmak üzere, kültür, sanat, basın ve iş dünyası siması katıldı. Akşam ve gece boyu Lucien Arkas ile eşinin tüm davetlilere gösterdiği sıcak ilgi ve sevinci de gözlerden kaçmadı.
 
Lucien Arkas’ın “Bu Türkiye’nin sergisi,” dediği “Lumina” sergisi, beraberinde Georges Braque, Vassily Kandinsky, Gerhard Richter, Joan Mitchell, Bridget Riley, Man Ray ve Victor Vasarely gibi birçok sanatçıya ait özgün yapıtları getiriyor. Sergide ayrıca, Pompidou koleksiyonuna ait, bir Nejad Melih Devrim soyut tuvaline de yer veriliyor. Sergideki ‘Ebedi Gökseller I’ isimli, 1951-1951 tarih aralıklı yapıt, bilindiği gibi Paris Ekolü üyesi sanatçı tarafından 1953’te Centre Georges Pompidou’ya bağışlanmıştı.
 
Centre Georges Pompidou koleksiyonunda, bilindiği gibi başta Yüksel Arslan, Sarkis ve Gülsün Karamustafa ile İnci Eviner’in yanı sıra, Güneş Terkol ve Hera Büyüktaşçıyan ve Fikret Atay ya da Halil Altındere gibi sanatçılarımıza ait de yapıtlar bulunuyor ki, bu da ilerideki dokuz sergide, beş yıl boyu ne sürprizler yaşayacağımıza dair de ipuçları veriyor.
 
 
Lucien Arkas ve Laurent Le Bon
 
Öte yandan, kayıtlara girmesi adına, resim, heykel, fotoğraf, yerleştirme ve sanat tarihsel arşivsel film projeksiyonları kapsayan “Lumina” sergisinde yer alan tam sanatçı ‘resmigeçidi’ ise, şöyle sıralanıyor: “Işığın İçinden” bölümü: Berenice Abbott, Agam, Etel Adnan, Josef Albers, Genevieve Asse,John Baldessari, Georges Braque, Lucien Clergue, Carlotta Copron, Carlos Cruz-Diez, Andre Derain, Eugene Deslaw, Viking Eggeling, Olafur Eliasson, Denise Ferrier, Natalia Goncharova, Raymond Hains, Raoul Hausmann, Shirley Jaffe, Patrick Jouin, Wassily Kandinsky, William Klein, Yves Klein, Ivan Koudriachov, František Kupka, Mikhail Larionov, Fernand Leger, Richard Paul Lohse, Stanton Macdonald-Wright, Man Ray, Albert Marquet, Agnes Martin, Joan Mitchell, Jean Moral, François Morellet, Bruno Munari, Nejad, Kenneth Noland,  Amedee Ozenfant, Claudio Parmiggiani, Antoine Pevsner, Judit Reigl, Gerhard Richter, Hans Richter, Bridget Riley, Luigi Russolo, Francisco Sobrino, Jesus Rafael Soto, Nicolas de Stael, Maurice Tabard, Keiiichi Tahara, Raoul Ubac, Henry Valensi, Theo Van Doesburg, Victor Vasarely, Maurice de Vlaminck, Leon Zack. 
 
“Rengin İçinden” bölümü: Angela Bulloch, Pier Paolo Calzolari, Mary Corse, Carlos Cruz-Diez,  Michele De Lucchi, Dan Flavin, Jeppe Hein, Ann Veronica Janssens, Joseph Kosuth, Vincent Lamouroux, Ange Leccia, Andre ve Monique Lemonnier, François Morellet, Tobias Rehberger, Superstudio. 
 
Sanat tarihsel akımlar ve öncüleri bir arada
 
Keza yakın zaman evvel, yine aynı çatıdaki Delaunay sergisinin de emektarı olan İngiliz küratör Anna Hiddleston ve meslektaşı, yardımcı küratör Noémie Fillon imzasıyla hazırlanan sergi 14 Şubat 2027’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Sergi kapsamında Pompidou ve Arkas markası arasında yapılan protokol ile etkinliği temsil eden çeşitli hatıra ve tasarım unsurları da, sergi özel kitabı eşliğinde merkezin mağazasında meraklıların ilgisine sunuluyor.
 
Sergi dolayısıyla yapılan kapsamlı basın brifinginden edindiğimiz bilgilere göre, “Lumina: Renk ve Işık Sanatı, sanatçıların renk ve ışıkla kurdukları ilişkinin 20. yüzyılın başlarından 1970'lere kadar nasıl evrildiğini inceliyor. 
 
Sanat tarihini şekillendiren Fovizm’den, elektrik çağının yarattığı yeni görsel dünyaya; sinestezi ve fotoğraf araştırmalarından Color Field ve Op Art'a uzanan türlü plastik akımları nezaketle harmanlayan sergi, sanatçıların görme eyleminin kendisini eserlerinin konusu hâline nasıl giderek daha fazla getirdiklerini ele alıyor.”
 
Hal böyle iken, tekrar yerine Pompidou ‘markası’ ile Arkas Sanat arasında, beş tematik sezon etrafında kurgulanan programın da, her yıl iki sergi olmak üzere toplam 10 sergiyi İzmir’deki sanatseverlerle buluşturması hedefleniyor.
 
 
Arkas: Sanat bir şehrin tapusu olamaz
 
Sergi açılışı öncesinde, 25 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde Fransa Cumhuriyeti Başkonsolosluğu ile Institut Français İzmir ve Pompidou üst yönetimi eşliğinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, ilgili iş birliğinin İzmir ve Arkas Sanat açısından taşıdığı öneme ilişkin, şunları söylüyor: “Nisan ayında, yedinci sanat durağımız  Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni açtık. Bu merkezimiz, beş yıl boyunca Arkas Sanat & Centre Pompidou iş birliği kapsamında her yıl iki sergi olacak şekilde toplamda 10 sergiye ev sahipliği yapacak.
 
Hep ‘klasikçi’ olduğumuz söylenir, ancak bu kez bir değişiklik yaparak çağdaş sanatın en iyi seçkilerinden birini getirmeyi başardık. 
 
Bunu Centre Pompidou Başkanı Sayın Laurent Le Bon’a boçluyuz. Dünyanın en önemli modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından biri olan Centre Pompidou’nun böylesine güçlü bir seçkisinin İzmir’de olması çok değerli. 
 
Sanat, bir şehrin tapusu olamaz, sanat herkesin. Bu sergi de, İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi. Sergiyi gezecek insanların çağdaş sanatla buluşmasına vesile olabildiğimiz, onlarda bu merakı uyandırabildiğimiz için çok mutluyuz.”
Toplantıda hazır bulunan, daha önce Arkas Sanat markası ile Picasso Paris Müzesi Direktörlüğü sürecinde, İzmir sergileri vesilesiyle ortak bir deneyim de elde etmiş Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon ise, iki kurum arasındaki ilgili uzun soluklu ortaklığı, özetle şöyle değerlendiriyor: “Lumina sergisinin İzmir’de olması çok önemli; çünkü İzmir ışıktır, İzmir renktir. Centre Pompidou’nun en güzel yıldızı da burada, İzmir’de. Bu başyapıtları hem Türkiye’den hem de dünyanın dört bir yanından izleyicilerle buluşturmaktan büyük mutluluk duyuyor; Arkas Sanat ve Centre Pompidou ekipleri arasındaki verimli iş birliği için içtenlikle teşekkür ediyoruz.”
 
 
Kapsamlı brifingi onurlandıran Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton ise, Fransa ve Türkiye arasındaki kültür iş birliğine vurgu yaparak; “Muhteşem bir serginin açılışı için burada bulunduğumuz. Bugün Fransa ve Türkiye arasındaki kültür iş birliği ve dostluk için çok önemli bir gün. Centre Pompidou’nun koleksiyonlarının İzmir’de sergilenecek olmasından mutluluk duyuyorum. Güzel İzmir, bu sayıda esere ev sahipliği yapmak için doğru bir yer. İzmir’de önümüzdeki beş yıl boyunca sürecek olan bu Fransız kültürü sezonunu tek bir adama borçluyuz. Sanatı, Türkiye’yi ve Fransa’yı derinden seven, vizyoner, tutkulu ve azimli bir adama. Fransız -Türk dostluğuna kattıkları için sevgili Lucien Arkas’a teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullanıyor.
 
Özellikle geç 19. YY’da başlayan bilim, teknoloji, felsefe ve sanat hareketlerinin kesişiminin altını çizen “Lumina” sergisi, Pompidou kadrosundaki kıdemli ışık tasarımcısı Bigem Nabumrung’ın narin emeğiyle daha bir kıymetleniyor. Farklı disiplin ve tarihlerdeki eserleri birbirleriyle plastik ve kavramsal bağlamda nezaketle art arda getiren sergi, yedi tematik bölümde, merkezin içindeki tek bir salonda, bir seferlik derin bir turla deneyimleniyor. 
 
Akdeniz ışığını da kutlayan sergi özellikle, Natalia Goncharova, František Kupka ve Maurice de Vlaminck gibi, Türkiye’ye belki de ilk kez getirilmiş imzalara ait ‘ansiklopedik’ arşivsellikteki imzaları gözle görülür hale getirmesi, ya da eserlerin yaşadıkları plastik evrimi, izleyiciye dayatmadan teşhir eden lirik tasarımıyla övgü topluyor. İronik biçimde, merkezin güzergâhındaki aydınlatma ve avize kuruluşlarını da hatırlatan “Lumina”, aslında daha çetin bir bakışla Lucien Arkas ve başta Arkas Sanat markası Direktörü Müjde Unustası gelmek üzere, İzmir ve Türkiye için canla başla emek veren ekibinin bir felsefe olarak ‘aydınlanma’ya yönelik koşulsuz, tartışmasız ve idealist bağlarını da, göz doldurur bir sahicilikle teşhir ediyor. Hatta “Lumina”, Arkas Sanat ve Centre Georges Pompidou’nun vadettiği beş yıllık müjdeli protokol ile Atatürk’ün de bilimle, akılla gönüllüsü olduğu, evrensel İnsan Hakları’na, sözgelimi Jean Jacques Rousseau’ya dayalı Fransız Aydınlanmacı felsefesine pırıl pırıl, umutlu bir selâm çakıyor.
 
Bilimin sanatla flörtünün olağanüstü plastik delilleriyle taşan “Lumina” sergisi, bu kapsamda fotoğrafa da, sinemaya da, ‘siyah - beyaz’a da, tuvalde yaşanan görsel ve duyusal devrimlere de, psikoloji ve mantığın görsellik maceralarına da, soyutlama ile gelen metafizik sağduyu ve evrensel keşif açlığına da gereken duyarlığı gösteriyor. 
 
Kavramsal olanı sırf ‘Frankofon’ bir katalogla sunmayan “Lumina” sergisi bu yönüyle, İngiliz modern fotoğraf öncüleriyle olduğu gibi, Etel Adnan ve Shirley Jaffe ya da Gerhard Richter gibi modern ve güncel öncüleri de alkışlamasını biliyor. Sanatta kadın varlığının altını da kibarca çizen “Lumina”da, sözgelimi “Color Field” (Renk Alanı) veya “Op-Art” (Optik Sanat) gibi görsel ve kavramsal, sanat tarihsel eşiklere de gereken duyarlıkta kusur edilmiyor. 
 
Sergi bu yönüyle ayrıca, Georges Braque, Luigi Russolo, Fernand Léger, František Kupka, Stanton Macdonald-Wright, Berenice Abbott, Joan Mitchell, Richard-Paul Lohse, Kenneth Noland, Bridget Riley, Agam, Jesús Rafael Soto gibi farklı kuşaklarından sanatçıların eserlerini içeriyor. 
 
 
Direktör Unustası: Arzumuz her yaşa ulaşması
 
Arkas Sanat Direktörü Unustası, serginin Lucien Arkas Sanat Merkezi programındaki yerine ilişkin şunları söylüyor: “Bu sergi, Centre Pompidou ile yaptığımız uzun soluklu iş birliğinin ilk sergisi. Aslında, Lucien Arkas Sanat Merkezi, nisan ayında ziyaretçilere kapılarını açtı. Işık ve renk sezonunun öncüsü olarak Sonia & Robert Delaunay’ın yine Centre Pompidou koleksiyonundan iki eserini misafir etmiştik. Şimdi de 83 yapıtın bir araya getirildiği çok önemli bir sergiyle buluşuyoruz. İlk sezonumuz Renk ve Işık, İzmir’i çok iyi anlatan bir tema. Arzumuz, bu kıymetli serginin her yaştan tüm ziyaretçilere ulaşması.”
 
Öte yandan, İzmir kültür ve sanat belleğinin yaşayan emektarı, Institut Français İzmir’in eski direktörü, bugünün Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı ve İzmir sevdalısı Jean Luc Maeso da, serginin sanatsal yaklaşımını değerlendirerek şunları vurguluyor: “Centre Pompidou ile yürüttüğümüz bu beş yıllık iş birliği, farklı temalar etrafında kurgulanan bir dizi sergi aracılığıyla, dünyanın en önemli ve tanınmış modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından biri olan Centre Pompidou’nun olağanüstü koleksiyonundan seçilen önemli eserleri keşfetmek için benzersiz bir fırsat sunuyor. 
 
‘Lumina: Renk ve Işık Sanatı’, bu iş birliğinin neler sunabileceğini kusursuz biçimde ortaya koyuyor. Sergi, yeni mekânı Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlandı ve titiz bir küratöryel çalışmayla hazırlandı. Böylece eserlerle mekânın kendisi arasında benzersiz bir diyalog kuruldu.”
 
Musée national d'art moderne, Centre Pompidou’da Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston ise, verilen çok kapsamlı brifingde şunları kaydediyor: “Lumina: Renk ve Işık Sanatı ile onu izleyecek sergiler, İzmir’deki Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlandı. Bu iş birliği, Centre Pompidou koleksiyonunu yeniden yorumlamamıza olanak tanımakla kalmıyor; aynı zamanda eserleri beklenmedik ve özgün diyaloglar içinde bir araya getirerek yeni temalar etrafında sergiler geliştirmemize de imkân veriyor. 
 
Bu karşılaşmalar, eserlere bakışımızı dönüştürebilir, yeni perspektiflerin önünü açabilir ve koleksiyon ile koleksiyonda temsil edilen sanatçılar üzerine yürüttüğümüz araştırmaları sürekli yenilememize olanak tanıyabilir. Bu yaklaşımın temelinde modern ve çağdaş sanat arasındaki diyalog yer alıyor. 
Jasmin Özçebi’nin Lumina için tasarladığı sergi düzeni de aynı ölçüde önemli bir rol üstleniyor. Renklerin incelikli etkileşimi ile siyah ve beyaz duvarların dönüşümlü kullanımı, eserleri öne çıkarırken onların görülme ve deneyimlenme biçimini de dönüştürüyor. Böylece sergi, koleksiyonu yalnızca sergilemekle kalmıyor; koleksiyonla etkileşim kurmanın yeni bir yolunu da sunuyor.”
 
Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun yazgılarını bitiştiren süreç, 1977’den bu yana hizmet veren Renzo Piano ‘ikonu’ Paris Centre Pompidou’da başlatılan uzun bir tadilata dayanıyor. Kurum bilindiği gibi, 2025 yılında, yenileme çalışmaları süresince ve yeniden açılışına kadar aktif ve dinamik kalmasını sağlayan gerçek bir dönüşüm sürecine girmiş bulunuyor. 
 
 
Pompidou’dan küresel proje: Takımyıldız serileri
 
Bu müze - marka,  geliştirdiği ‘Takımyıldız’ / Constellation programı aracılığıyla, temsil ettiği vizyon ve ruhu Centre Pompidou-Metz, Grand Palais ve yakında Massy’de açılacak Centre Pompidou Francilien’in de aralarında bulunduğu Fransa’daki ve yurt dışındaki çok sayıda iş ortağı mekânda görünür kılmaya çalışıyor. Son 15 yıldır Centre Pompidou, gezici sergiler, seçkin eser ödünçleri ve uzun soluklu iş birlikleri aracılığıyla uluslararası varlığını güçlendirmeye çabalıyor. Hatta Pompidou bilindiği gibi, Musee d’Orsay’da açtığı son Matisse / kolajlar ağırlıklı tematik sergisi gibi birçok başarılı projeyi de Fransa ve Paris’e, oradan dünyaya ‘saçmayı’ sürdürüyor.
 
Uzmanların verdiği bilgiye göre, bu yaklaşım, koleksiyonlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı, uzmanlığını paylaşmayı ve sanatsal sahneler arasında diyaloglar kurmayı amaçlarken, aynı zamanda Fransız kültürel diplomasisine de katkıda bulunuyor. 
 
Dünyanın farklı noktalarında açılan Centre Pompidou oluşumları, bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturuyor. 2015’te Malaga ve 2019’da Şanghay’ın ardından, Mayıs 2026’da Seul’de ve gelecek Kasım ayında Brüksel’de açılacak yeni merkezler, kurumun tarihinde önemli bir dönüm noktasını işaret ediyor. 
 
Centre Pompidou, Brezilya Yağmur Ormanları - Amazon’a komşu, AlUla’daki iş birliğinin de gösterdiği üzere, gelecekteki bir çağdaş sanat müzesinin oluşturulmasına eşlik ederken, kendine özgü ve zaman içinde gelişen iş birliklerini tercih ediyor. 
 
Tekrar yerine, Lucien Arkas’ın, sergi basın toplantısında “Çağdaşın en iyisi,” dediği, “İzmir’e değil, tüm Türkiye’ye mal etmeliyiz, bu bana en güzel hediye olur,”  diye basına ve kamuoyuna seslendiği Pompidou koleksiyonu, toplantıda söz alan Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’a da farklı çağrışımlar sağlıyor. 
 
Laurent Le Bon, Odysseia ve Akdeniz’e göndermede bulunduğu, her başlığını bir devrim olarak nitelediği ve en güzel yıldızların toplanmasına yol açan Bayraklı’daki Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni ‘20 ve 21’nci Yüzyıl adına doğru bir yer,’ sözleriyle överken, özetle şunları vurguluyor: ”Bu sergiyi, sanatı derinden seven vizyoner bir adamın tutkusuna borçluyuz. Burada dostluk var. Burada mutluluk var. Teşekkürler Lucien Arkas!”
 
 
Laurent Le Bon: Tabii ben de bir devlet memuruyum, ama…
 
Le Bon, Fransız sanat kurumlarının dünyadaki operasyonları ve Türkiye’nin bu alandaki geleceğine dair gelen bir diğer soru üzerine ise “Biz uzaydan gelmedik ki, bu, dostlukla sağlanan bir şeydir,” derken, Arkas ile çıktıkları yolun uzunluğunun da altını tekrar tekrar çiziyor. Başkan öte yandan, bir diğer soru üzerine günümüz müzelerinin yönetim ve operasyon vizyonları hakkında özetle, şu önemli açıklamalarda bulunuyor: “Bugün devletler, müzeleri daha az subvanse ediyor. Louvre ve Uffizi Müzeleri de gelir peşindeler. Bu manzarada ben de bir ‘Devlet Memuru’yum tabii. Benim de hayalim, yüzde yüzlük bir subvansiyon alabilmek. Elbette bugünkü Fransa’daki bazı Cumhurbaşkanı adaylarımız iyimser görünebilir. Fakat artık bence devlet ve özel sektör arasında bir karma subvansiyon sistemine geçmemiz iyi olabilir. Bu da bir tür yaratıcılıktır. Buna örnek olarak işte, Arkas ile işbirliğimizi verebilirim. 
 
Bugünün Fransa müzelerinde, bildiğiniz gibi farklı bilet türleri satıştalar. Ulusal müzeler de ayrı bilet listeleri sunuyorlar. Bu da tarife farklılıklarının gündemde olmasına neden oluyor. Tabii bu da genel, temel bir eğilimdir. Bu aşamada aklıma Grand Palais Paris’deki Cezanne sergisi geliyor. 
 
Biz Pompidou olarak bugün, küresel merkezlerimizle bu ölçekte bir operasyon içindeyiz. Yakında Belçika’da olacağız. Hatta 2030’da bir diğer proje için Suudi Arabistan ile iletişimimiz bulunuyor. Ama biz nihayetinde bir özel şirket de değiliz. Bu anlamda ortaya koyduğumuz eylemlerimizin anlamını da yitirmemeliyiz. Bugün elbette önümüzde ‘negatif güçler’ de söz konusudur. Bugün hakikat dediğimiz, bizim de tekelimizde değil. Bizler de fildişi kulemizde değiliz. Ama herşey, birlikte daha güzel olacaktır.”
 
 
Öte yandan 15. yılını kutlayan Arkas Sanat’ın emektar Direktörü Müjde Unustası’nın vurguladığı gibi, iki kurum arasında üç yıllık bir yazgı ve eylem ortaklığını da ortaya koyan ”Lumina”, beraberinde kapsamlı bir Ekim takvimini de getiriyor. Bu bağlamda, sergiyi T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü katkılarıyla ziyaretçilere sunan merkezde, ay boyunca “Bir Tablo Ne Söyler?”, “Müzede Öğreniyorum: İlk Heykelim”, “Sanat Molası Rehberli Sergi Turu”, “Duygular Nasıl Görünür?”, “Aileyle Keşif: Fovizm” gibi, beş yaş üzeri veya yetişkine yönelik özel, rehberli etkinlikler de düzenlenecek. Zaten merkez, bunun ilk adımı olarak da 26 Eylül Cumartesi günü, küratör ve Centre Pompidou Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston’ı, “Işığa Doğru: Modern Sanatta Renk ve Algı” isimli özel sunumunda ağırlamıştı.
 
Bu kapsamda, İzmir Institut Français da, kapılarını henüz açtığı Julie Chaffort sergisiyle Alsancak’ta çağdaş sanat için değerli bir durak daha ortaya koyuyor. Merkez, 23 Ekim’e dek yer alacak etkinlikte, Fransız sanatçı Chaffort’un ‘Suya Yazı Yazmak’ isimli video enstalasyonunu meraklılarıyla buluşturuyor.
 
 
 
 
 
Etiketler: Arkas  pompidou  çağdaş sanat