Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Cass McCombs İstanbul’da

Cass McCombs İstanbul’da

Cass McCombs İstanbul’da04 Ocak 2026 - 04:01
Amerikan bağımsız sahnesinin en özgün şarkı yazarlarından Cass McCombs, %100 Müzik katkılarıyla 18 Şubat’ta İstanbul Blind’a geliyor. İstanbul, folk ve psikedelik rock arasında salınan zamansız bir hikâye anlatıcılığına, şehrin gece belleğinde yer edecek bir performansla tanık olmaya hazırlanıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
İstanbul, şubat ayının ortasında yalnızca bir konser değil, aynı zamanda müziğin edebiyata yaklaşan bir anlatı biçimine dönüşeceği bir buluşmayı bekliyor. Cass McCombs, Blind’ın loş ve samimi atmosferinde, şarkı yazarlığının en rafine örneklerinden oluşan seçkisiyle sahneye çıkacak. New York Times’ın 'zamanının en büyük şarkı yazarlarından biri' diye andığı, VICE’ın 'bu kuşağın en önemli Amerikalı şarkı yazarlarından biri' olarak nitelendirdiği McCombs, İstanbul’da kendine özgü bir derinlik ve dinginlikle karşılanacak.
 
 
Folk, rock ve psikedelik tınılar
 
1977 doğumlu McCombs, San Francisco’dan New York’a uzanan yıllarında bağımsız sahnenin hem üretken hem de ketum figürlerinden biri oldu. 
 
Dışarıdan bakıldığında sessiz bir yolculuk, içeriden dinlendiğinde ise katman katman açılan bir dünya. Müziğinde folk, rock ve psikedelik tınılar birbirine temas ediyor ama hiçbir tür diğerini domine etmiyor; daha çok, bir metnin paragrafları gibi ardışık ve organik akıyor. Şarkı sözlerinde Amerikan kültürünün kırılgan yanları, bireysel yalnızlık, toplumsal eleştiri ve zamansız bir arayış birlikte dolaşıyor. The Guardian’ın son dönem işlerini 'kariyerinin zirvesi' olarak tanımlaması boşuna değil; McCombs’un bestecilikte ulaştığı olgunluk, melodilerin sade kuvvetiyle dili hikâye düzeyinde derinleştirmesi kadar, sessiz kalan boşlukları da anlamla doldurabilmesinden geliyor. The Sun’ın 'nadir bir zekâ ve özgünlüğe sahip' cümlesi tam burada karşılığını buluyor: McCombs, müziğin içinde edebî bir dürüstlüğü koruyor.
 
 
"Tip of the Sphere"den geriye
 
Bu dürüstlüğün belki de en berrak örneklerinden biri, Brooklyn’de Shahzad Ismaily’nin Figure 8 stüdyosunda kaydedilen son albümü "Tip of the Sphere" (ANTI-, 2019). Sam Evian olarak da bilinen Sam Owens’ın prodüksiyonunda; Dan Horne, Otto Hauser ve Frank LoCrasto’nun katkılarıyla şekillenen albüm, caz ve Latin tınılarını folk-rock temelleriyle harmanlayarak coğrafi bir yolculuk hissi yaratıyor. The Observer’ın 'hakikatin peşinde bir müzikal yolculuk' tanımı, bu kayıtların hem ses tasarımındaki çıplaklık hem de odaklı, hikâye merkezli kompozisyon anlayışıyla örtüşüyor. Bir şarkı başladığında, dinleyici yalnızca bir melodiye değil bir sahneye giriyor, enstrümanlar mekânı kuruyor, McCombs’un sesi içeri giren karakter gibi, sadece anlatıyor.
 
McCombs’un diskografisi, çağdaş folk-rock’ın en etkileyici hikâye anlatımlarından biri olarak anılıyor. "Dropping the Writ" (2007) bağımsız sahnede onu farklı kılan sesin temellerini attığında, dinleyici henüz dosdoğru bir etiket bulamamıştı: Folk diyorsun, eksik; indie diyorsun, dar; rock diyorsun, fazla. "Wit’s End" (2011), melankolik ve içe dönük atmosferiyle şarkı yazarlığında bir kırılma noktası oldu; yalnızca karanlık değil, karanlığın içinde duygunun yavaş yavaş belirginleştiği bir dramaturji sundu. "Mangy Love" (2016), toplumsal eleştiri ile kişisel kırılganlığı aynı zeminde buluştururken, sesin politik olabileceğini bağırmadan gösterdi: Ritimlerle değil, sözcüklerle sarsmak. "Tip of the Sphere" ise bu çizgiyi coğrafi ve ritmik bir esneklikle büyüttü; Latin akışkanlığının folk disiplinine değdiği yerde, McCombs’un hikâye anlatımı daha da sinematik bir dile kavuştu.
 
Yıllar içinde Angel Olsen, Jim James, The War on Drugs, Vampire Weekend ve The National gibi isimlerle sahneyi paylaşması müziğinin kuşaklar arası etkisini açık ediyor. Bir yanda indie sahnenin genç dinleyicileri, diğer yanda folk-rock’ın köklü takipçileri; McCombs’un şarkıları ikisini de çağırıyor çünkü merkezde tür değil, anlatı var. Blind’ın İstanbul’daki alternatif müzik kültürüne katkısını düşündüğümüzde, bu konser yalnızca bir performans değil bir edebî buluşma. Sahnenin loş ışığında, şehrin gece belleğine yazılacak cümleler, McCombs’un sesinin doğal dokusundan çıkacak; gitarın yalınlığı, ritmin teması ve kelimelerin ağırlığı bir akşam boyunca aynı çizgide yürüyecek.
 
 
18 Şubat İstanbul Blind sahnesi
 
İstanbul seyircisi için bu akşamın değeri, çalınan şarkıların hangileri olacağı kadar, nasıl anlatılacağıyla ilgili. McCombs’un sahne pratiği, dinleyiciyi bir ritüelin içine davet ediyor. Şarkı bittiğinde, mekânın sesi bir süre daha sürüyor; cümle bitiyor ama anlam, bir sonraki notaya kadar bekliyor. Blind’ın akustik karakteri, bu bekleyişi taşımak için ideal: Ne fazla yankı, ne fazla kuruluk; sözcüklerin üzerinde yürüyebileceği bir zemin. %100 Müzik’in katkısıyla gerçekleşecek konser, İstanbul’a yalnızca uluslararası bir ismi getirmekle kalmayacak; hikâye merkezli bir şarkı yazarlığının sahne üzerindeki karşılığını, şehrin dinleme kültürüne not düşecek.
 
18 Şubat akşamı, Cass McCombs’un zamansız şarkıları Blind’da başka bir yere ait hissi uyandıracak. Bunu bir “kaçış” olarak değil, bir “dönüş” olarak okumak gerek. Şarkılar dönüp dolaşıp aynı yere varacak -kendimize. Çünkü McCombs’un müziği, dış dünyayı anlatırken iç dünyayı yeniden adlandırıyor; melodiler birer cümle, ritimler birer noktalama işareti. İstanbul, bu buluşmada bir konserden fazlasını bekleyebilir: İyi yazılmış bir hikâyenin sahnede nasıl yankılandığını duymak.