Çeyrek asırlık “Köpek Rüyası” LACMA’da
Oscar ödüllü yönetmen Alejandro G. Inarritu’nun 25 yıllık sinema klasiği “Paramparça Aşklar Köpekler” (Amores Perros), Los Angeles’taki LACMA Sanat Müzesi’nde ‘hiç bitmeyen bir hikâye’ye de ilham kaynağı oldu. Yönetmen, on yıllardır Meksika’da akademik arşivlerde korunan ve hiç kullanılmamış binlerce metrelik kurgu malzemesiyle yeniden buluştu. “Babil” ve “Birdman” filmleriyle de tanınan sanatçı, “Köpek Rüyası” (Sueno Perro) ismini verdiği güncel sanat projesiyle, farklı projeksiyonları tek bir zaman ve mekânda harekete geçirdi ve hayal ile hakikat birbirini belki de ilk ve son kez kovalamaya başladı. Sergi 26 Temmuz’a kadar ‘deneyime açık’.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Los Angeles kentinde yer alan ve on milyonlarca dolarlık yatırımla açılan David Geffen galerilerini de 20 Haziran itibariyle halka açan devasa ‘sanat kampüsü’, LACMA Sanat Müzesi’ndeki turumuza, kaldığımız yapıdan, yani ‘B Cam’den devam ettiğimizde, karşımıza 26 Temmuz’a kadar yer alacak bir önemli sergi daha çıkıyor:
Meksikalı Oscar ödüllü yönetmen Alejandro G.Inarritu, LACMA’da Şubat ayından beri izlenen ‘Sueno Perro’ (Köpeğin Rüyası) isimli sergisinde, Türkiye’de de izleyici rekorları kırmış efsanevî kara film ve sevda hikayesi “Paramparça Aşklar - Köpekler”in (Amores Perros) 25’nci yıldönümüne, kendi sinemasının hatırladığına, bir bakıma güncel sanatın deneyci, biricik diliyle bakmayı seçiyor.
Sergi, Cannes film festivalinde de Jüri Başkanı seçilen Oscar ödüllü ilk Latin Amerikalı yönetmenin hakikat, hayal ve hafıza arasına aldığı izleyiciye yaşattığı çok disiplinli, eş zamanlı bir algı ve duygu laboratuvarı izlenimi uyandırıyor.
LACMA Müze Direktörlüğü Ofisi Asistan Küratörü ve İdari İşler Direktörü Deliasofia Zacarias tarafından hazırlanan sergi, daha girişte izleyiciye sunulan belirli manifesto - yönergelerle açılıyor.
Aşk, ihanet ve şiddet gibi zaman ötesi temaları radikal bir sinema dili ile yorumlayan, “Babil”, “Biutiful”, “21 Gram” ve “Birdman” gibi psikolojik etkili, yer yer hakikati geride bırakan benzersiz filmleriyle de unutulmaz yönetmen Inarritu, sergisiyle 25 yıldır Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi arşivinde saklı kalmış, bu film adına hiç kullanılmamış, hiç izlenmedik kesitleri de ilk kez görücüye çıkarıyor.
Hayalin de bir hatırası ve bilinçaltı olduğu gibi kışkırtıcı bir önermeyle birbirine tutunan güncel - arkeolojik bu görsellerle yüklü hali ile, Mexico City’e dair sosyal ve politik hakikate de yeniden bakma fırsatı veren sergi, bir ana projeksiyona ahtapot misali tutunan birkaç 35 mm analog projeksiyonu daha, yine rastlantısal (misali) nice ses, görüntü ve ışık koreografisi ile birbirine karşı getiriyor. Bu da yine ironik biçimde izleyicide, projeksiyonlar ve sonsuz olasılıklı kurgu anları içinde debelendikçe, hani neredeyse, ‘kuyruğunu kovalayan bir köpek’ etkisi bile uyandırıyor.
2017’de yine LACMA’da sergilediği “Virtually Present, Fictionally İnvisible” (Sanal Olarak Mevcut, Fiziksel Halde Görünmez) sergisiyle de hatırlanan ve kurguyu yaşamın, yaşamı da kurgunun içine düşüren Inarritu, tam bir ruhani yapboza dönüşen bu biricik sergi girişinde de, izleyici-seyircisine şöyle sesleniyor:
”Mart 2018'de, son yirmi beş yıldır bir milyon fitlik film şeridinin —*Amores Perros* için çalışırken kurgu odasının zeminine bıraktığım her şeyin— Universidad Nacional Autónoma de México'nun arşivlerinde güvenle muhafaza edildiği bilgisini aldım. Bu durumun yarattığı etki ve o film kutularında saklanan görüntülerin muazzam hacmini kavramakta düştüğüm acizlik, bende, büyük bir merak uyandırdı.
Bir film içinde kaç film barındırıyordu? Filmin yıldönümü vesilesiyle, filmlerin bünyelerinde barındırdıkları o selüloit dokusu ve hayaletleriyle birlikte, bu terk edilmiş parçalara geri dönüp onları yeniden keşfetme ihtiyacı hissettim.
Her türlü anlatıdan arındırılmış olan yerleştirme bir saygı duruşu değil; bir yeniden diriliş, hiç var olmamış olanı hissetmeye yönelik bir davet. Tıpkı daha önce hiç görmediğimiz eski bir dostla karşılaşmak gibi.
İlgimi çeken ve tanık olmak üzere olduğunuz bu çalışmayı tetikleyen soru da buydu. Bugün karşımızda duran film, işte bu aynı malzemenin derinliklerinden doğdu. Ham selüloidi didik didik edip parçalara ayırmak, bir arkeolojik maceraya atılmak gibiydi; sonu gelmeyen ve heyecan verici bir macera.
Burada parçalar tüm çıplaklığıyla duruyor: Onları gizleyecek bir hikâye yok; süssüz, biçimlendirilmemiş ve açık bir kapıda sunulmuş haldeler. Mexico City'den kurtarılmış ses manzarası kırıntıları.
Bir aynada, tamamlanmamış biçimlerin masumiyeti.
Geçmişte olanın, olabilecek olanın ve asla gerçekleşmeyenin bir mozaiği.”
Yakın geçmişte Milan’daki Fondazione Prada ile Mexico City’de de, LagoAlgo sanat merkezinde eş zamanlı olarak sergilenen “Köpeğin Rüyası” projesi hakkında ayrıca, sınırlı sayıda özel bir albüm de, Mack yayınevince basılmış, yönetmen ise, LACMA’ya geçen Şubat ayında bu sergi dahilinde düzenlenen bir sanatçı konuşması için ziyarette bulunmuştu.
Sergiyle ilgili olarak yorumda bulunan Küratör Zacarias ayrıca, şu ifadelerde de bulunmuştu: ”Köpeğin Rüyası”, ziyaretçilerin de kendilerinin bir malzeme olarak sinema sanatının içinden farkına varmalarına vesile olabilecek bir fırsat. İster doku, ister ses, isterse filmin taşıdığı ve aktardığı toz veya projeksiyonun şıkırtısı olsun, izleyiciler bu vesileyle, film yapımı üzerine de bire bir deneyime hazırlanıyor. Üstelik bunu da dijital olarak film yapımının son derece arttığı bir döneme karşılık ve nadiren yaşıyorlar. Ortaya çıkan bu rüyamsı ortam, kendi yankısını üretiyor, keşif ve hareketli imgeye ışık ve uzaydaki en derin saygı duruşu da böylece ortaya çıkıyor.”
Etiketler: Los Angeles Köpek Rüyası LACMA


