Chromas’tan yeni yıl hediyesi
Şef Başak Doğan’ın kurduğu ve dünya çapında çok sesli vokal müziğin sınırlarını zorlayan Chromas, beden perküsyonu ve ritim ustası Gökçe “CheChe” Gürçay’ın da konuk olduğu 27 Aralık akşamı, Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde yılın son melodilerini izleyicisiyle birlikte yarattı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İstanbul merkezli a cappella topluluğu Chromas, 2015 yılında şef ve kurucu sanat yönetmeni Başak Doğan tarafından kuruldu; Latince adı renkler’ anlamına gelen koro, gerçekten de adının karşılığını fazlasıyla veriyor. Çünkü Chromas, müzikal disiplinden önce bir insan mozaiği: farklı şehirlerden, mesleklerden, yaşam deneyimlerinden gelen koristler, tıpkı adlarının işaret ettiği gibi, birbirinden bağımsız ama bir araya geldiğinde bütünü oluşturan renkler gibi.
Klasik koro tanımından uzak duran, hatta o tanımı yırtıp atarak bambaşka bir şey söylemekte ısrar eden bir topluluk bu. Sahnede yalnızca şarkı söylemekle yetinmeyen Chromas, müziğin yaşayan, nefes alan bir bedene dönüşebileceğini kanıtlayan işlerinden biri olarak uluslararası festivallerde de Türkiye’yi temsil ediyor. Fransa’daki Choralies Festivali (2016) ve İspanya’daki Dünya Koro Sempozyumu (2017), bu özgün koronun uluslararası sahnelere taşan ilk parlak adımlarıydı.
Bugün geldikleri noktada Chromas, Türkiye’de çağdaş vokal müziğin en yaratıcı topluluklarından biri kabul ediliyor; repertuvarı yalnızca türler arasında değil, kültürler arasında da geziniyor. Modern cazdan Bobby McFerrin’ın vokal çılgınlıklarına, Anadolu’nun folk köklerinden Tarkan düzenlemelerine, Korhan Futacı’nın avangart çizgisinden Duygu Soylu’nun alternatif tınılarına kadar genişleyen bir evren… Bu çeşitlilik yalnızca repertuvara değil, korodaki doğaçlama ruhuna da yansıyor.
Şef Basak Dogan – Fotoğraf: Burcu Karademir
İnsan sesinden bir evren kurmanın hikâyesi
Chromas’ı anlamak, biraz da Başak Doğan’ı anlamaktan geçiyor. Çünkü o, klasik bir koro şefi değil. Sesi, insan bedenini ve doğaçlamayı bir düşünce biçimine dönüştüren, disiplinler arası bir müzik aklının sahibi.
Boğaziçi Üniversitesi Caz Korosu’nu yönettiği yıllardan itibaren çok sesli müziğin büyüsüne kapılan Doğan, müzik felsefesi üzerine yüksek lisansının ardından Danimarka Kraliyet Akademisi’nde Ritmik Koro Şefliği üzerine ikinci yüksek lisansını yaptı; burada, bugün Chromas’ın DNA’sını oluşturan Vocal Painting (VoPa) metodunu bizzat yaratıcısı, Profesör Jim Daus Hjernøe’dan öğrendi.
Doğan’ın uluslararası kariyerinde atölyeler, jürilikler, vokal yönetimi dersleri ve ses üzerine kurulu yaratıcı projeler yer alıyor. Bugün Chromas’ın dünya çapında bilinirliğe kavuşmasında yalnızca konser repertuvarı değil, Başak Doğan’ın insan sesine bakışı, müzikle kurduğu felsefi bağ ve yenilikçiliğe dair ısrarı belirleyici.
Fotoğraf: Salih Üstündağ
The Intelligent Choir ve VoPa
Jim Daus Hjernøe, Danimarka Kraliyet Müzik Akademisi’nde çağdaş koro yaklaşımını dönüştüren profesör ve The Intelligent Choir hareketinin öncüsü. Geliştirdiği Vocal Painting (VoPa) yöntemi korolara anlık besteleme, doğaçlama ve kolektif yaratıcılık imkânı sunuyor. Soundpainting’den esinlenen VoPa, 75’ten fazla el işaretinden oluşan bir canlı kompozisyon dili olarak şefe tonalite, ritim, tını ve form gibi unsurları anında şekillendirme olanağı veriyor; böylece her performans benzersiz bir ‘anın müziği’ne dönüşüyor. Bu yaklaşımda koro, yalnızca şefi takip eden bir topluluk değil, dikkatle dinleyen, karar alan ve yaratım sürecine aktif katılan bir “zekâ ağı” hâline geliyor. Hjernøe’nin pedagojisi hem profesyonel hem amatör topluluklarda yaratıcılığı ve topluluk farkındalığını derinleştirmesiyle uluslararası alanda yenilikçi bir standart olarak benimsenmiş durumda…
VoPa, yalnızca bir işaret dili değil; koro ile şef arasında gerçek zamanlı bir yaratım sürecinin kapısını aralayan, spontane besteler yapmayı mümkün kılan bir yöntem. Bu sayede Chromas her konserde seyirciyle birlikte yeni bir ses manzarası yaratabiliyor. İzleyici yalnızca dinlemiyor, anın içinde bir parça oluyor; koro ise her performansında yeniden doğuyor. Bu iş birliğini canlı izleyen herkeste ‘koro’ kelimesine dair eski algıların bir daha geri gelmemek üzere değiştiği söyleniyor.
On yılın birikimi
Chromas, sahnede ‘çok sesli bir deneyim’ yaratırken, kuliste tüm rengini ortak ideallerden alıyor: keşfetmek, yenilenmek ve her konseri yeni bir ses evrenine dönüştürmek. Bu anlayış, onları son yıllarda hem Türkiye’de hem dünyada dikkat çeken projelerin parçası hâline getirdi.
2023’te Eric Whitacre’ın “Cloudburst” eserini İstanbul Teknik Üniversitesi MİAM Stüdyosu’nda Dolby Atmos tekniğiyle 360 derece uzamsal bir kayıt hâline getirmeleri hem teknik bir başarı hem de koro müziğinin geleceğine dair vizyonlarının da bir göstergesiydi.
Açık hava mekânlarından tarihi yapılara, Zorlu PSM’den Arter’e kadar birçok sahnede izleyenleri yalnızca sesle değil, ritim, beden, hareket ve doğaçlamayla büyüleyen Chromas; Türkiye’de çok sesli vokal müziğin algısını baştan aşağı dönüştüren ekiplerden biri.
Fotoğraf: Salih Üstündağ
27 Aralık Yeni Yıl Konseri
Yeni yılın son günlerinde Chromas, alışılmış yeni yıl konseri anlayışını yeniden tanımlamak üzere 27 Aralık akşamı saat 20.30’da Zorlu PSM’nin Turkcell Platinum Sahnesi, Chromas’ın enerjisiyle adeta yaşayan bir akustik alana dönüştü.
‘New Year’s Resolution: Sesi kısmamak, duyguyu saklamamak, kendin olmak’ mottosuyla planlanan konser programı Bobby McFerrin’den Avi Kaplan’a, Korhan Futacı’dan Tarkan’a ve Duygu Soylu’ya uzanan çok geniş bir müzikal yelpazeyi koro diliyle yeniden kurdu. Modern armonilerin yakın tınıları, beatbox ritimleri, Avrasya dokusunu taşıyan vokal çizgileri ve Chromas’ın meşhur sürprizleri, geceyi yalnızca bir performans olmaktan çıkarıp bir kapanış ritüeline dönüştürdü.
Chromas, Türkiye’de nadir görülen bir şeyi temsil ediyor: İnsan sesinin hem bireyselliğini hem kolektif gücünü aynı anda sahneye taşıyan, her konseri bir müzik laboratuvarına, bir topluluk ritüeline çeviren çağdaş bir vokal topluluğu yani izleyicisini pasif bir dinleyici olarak görmeyen nadir korolardan biri.
27 Aralık gecesi, yılın son günlerinde ihtiyaç duyulan ne varsa -coşku, umut, yenilenme, birlik, nefes, tını- hepsi Chromas’ın çok renkliliğinde bir araya geldi. Seyirci sadece dinlemedi, müziğin parçası oldu. Başak Doğan’ın yönlendirdiği Vocal Painting işaretleriyle koristler salonun her yanına yayıldı ve izleyiciyi doğrudan ses döngülerine dahil etti. Önce fısıltılar, sonra ritimler, ardından tüm salonun birlikte mırıldandığı bir melodi yükseldi.
Gökçe “CheChe” Gürçay
Performansta, beden perküsyonu ve ritim ustası Gökçe “CheChe” Gürçay da konuk sanatçı olarak izleyicilerle buluştu. CheChe, genç yaşta müzikle tanıştı ve özellikle ritim ve body percussion alanında kendini geliştirdi; birçok ulusal ve uluslararası atölye ve festivale katıldı, farklı disiplinlerdeki müzisyenlerle iş birlikleri gerçekleştirdi.
Bedenden doğan melodiler.?İnsan bedeninin enstrüman olarak kullanıldığı beden perküsyonu, vokal melodileri ile birleşiyor. Beden sesleri, hareket mekanizmaları, melodik yapılar, doğaçlamayla birleşerek, hareket eden çok sesli bir beden orkestrasına dönüşüyor. Gevende’nin davulcusu ve beden müziği topluluğu KeKeÇa üyesi Gökçe Gürçay’ın ‘sese-yolaçan-hareket’ yaklaşımı ve işaret dili “Soundpainting”in kesişim noktasında yer alıyor.
Vücudu bir enstrüman gibi kullanarak eller, ayaklar, göğüs ve parmaklarla çeşitli ritimler üreten CheChe, performansında vokal eklemeler ve küçük aksesuarlarla sahneyi zenginleştirdi. Dans ve müzik arasındaki sınırları esneten bu gösteride, ritim ile beden hareketi iç içe geçti; seyirciler sadece izlemekle kalmayıp ritmi adeta hissederek performansın bir parçası oldular.
A cappella müziğin ve ritmin aynı anda nefes aldığı performansta CheChe’nin sahnedeki enerjisi ve yaratıcı yaklaşımı, body percussion alanında Türkiye’deki en yenilikçi örneklerden biri olarak öne çıktı ve izleyiciye ritmin ve bedenin birbirine nasıl dönüştüğünü deneyimleme fırsatı sundu.
Finalde seyirci farklı ses gruplarına bölünerek konserin kapanışına kolektif bir tını kattı. Kısacası, müzik sahneden değil, salonun tamamından yükseldi.


