Çocukluk anıları, masallar hafıza arasında dünya
Eser Keçeci, dördüncü kişisel sergisi “Suspended Between” ile Girne’deki Art Rooms’da. Sanatçının incelikli ve katmanlı görsel dünyasını bir araya getiren sergide, el yapımı ve transparan yüzeyler üzerine kurulan resimler, çizimler, kolajlar ve videolar yer alıyor. Çocukluk anılarından masallara, kişisel hafızadan kentsel belleğe uzanan ve 22 Ağustos’a kadar sürecek sergiyi Keçeci ile konuştuk.
Girne’de bulunan Art Rooms’da “Suspended Between” başlığıyla sanatseverlerle buluşan yeni kişisel sergisinde Eser Keçeci, hafıza, mekân ve zaman arasındaki kırılgan geçişlere odaklanıyor. El yapımı ve transparan yüzeyler üzerine kurulan minimal çalışmalar, gerçek ile düş, görünür olan ile kaybolmaya yaklaşan arasında askıda kalan imgeler yaratıyor. Teknik çizim, kolaj, video ve figüratif müdahaleler aracılığıyla sergi, kişisel hafıza ile kentsel belleğin iç içe geçtiği masalsı bir alan kuruyor. Fiziksel mekânın giderek içsel bir topoğrafyaya dönüştüğü yapı içinde izleyici, rüyanın parçalı, akışkan ve tam olarak çözülemeyen mantığıyla karşılaşıyor.
Keçeci’nin işlerinde sıkça karşılaşılan çocuk figürleri; kâğıt tekneler, kuşlar, eski yapılar ve hayali yolculuklarla çevrili dünyalarda izleyicinin karşısına çıkıyor. Sanatçı, çocukluğun sınırsız hayal gücünden beslenen bu imgeler aracılığıyla büyüme, keşfetme ve kendini bulma süreçlerine dair evrensel hikâyeler anlatıyor. Rapunzel gibi masal karakterlerine yapılan göndermeler ise serginin düşsel atmosferini güçlendiriyor.
İzleyiciyi gerçek ile hayal arasında salınan şiirsel bir dünyaya davet eden sergiyi Eser Keçeçi ile konuştuk.
Eser Keçeci
“Suspended Between” başlığı, bir arada var olan iki farklı hâli ve arada kalmışlık duygusunu çağrıştırıyor. Sizin için bu ‘askıda olma’ hâli neyi ifade ediyor ve serginin çıkış noktasını nasıl şekillendirdi?
Aslında ‘arada kalmışlık’ hissi, büyük ölçüde yaşadığım coğrafyayla ilgili. Suspended Between başlığı da tam olarak bunu ifade ediyor: dün ile bugün, Kıbrıs ile masalsı bir diyar arasında, fenomen ile numen; yani deneyimlediğimiz dünya ile onun ötesinde sezdiğimiz gerçeklik arasında salınan; romantik ama aynı zamanda tekinsiz bir atmosfer taşıyan resim ve video çalışmalarının ortak zemini hâline geliyor.
Serginin çıkış noktası belki biraz klişe gelebilir ama aslında Kıbrıslı olma haline dayanıyor. Serginin çıkış noktası, Kıbrıslı olma hâlinin bende bıraktığı varoluşsal deneyim. Çalışmalarımda hiçbir zaman "şimdi bu konuyu ele alayım" diyerek yola çıkmadım. Benim için üretim süreci, belleğimde uzun zamandır yer eden düşünce ve imgelerin zaman içinde biçimlenerek yapıta dönüşmesiyle ilerliyor.
Son yıllarda zihnimi en çok meşgul eden duygu ise arada sıkışmışlık. Bunun en önemli tetikleyicisi de doğduğum coğrafya. Ne bütünüyle dünyaya ait hissedebildiğiniz ne de dünyadan tamamen kopabildiğiniz bir yerde yaşamak, insanın varoluşunu sürekli bir eşikte tutuyor. “Suspended Between” tam da bu eşikte kalma hâlini anlatıyor; yalnızca coğrafi ya da politik bir aradalığı değil, aynı zamanda zihinsel, kültürel ve varoluşsal bir askıda oluşu da ifade ediyor. Benim için askıda olma hâli, bir yere ait olamamak değil; aynı anda birden fazla gerçekliğin içinde yaşamaya çalışmaktır."
İlginç olan şu ki, geçmiş sergilerimde de olduğu gibi bu sergide de önce işler ortaya çıktı. Ancak tüm bu üretim sürecinin ortak ruhunu tek bir ifadede karşılayan isim, serginin küratörü ve Art Rooms'un Sanat Direktörü Oya Silbery tarafından önerildi. “Suspended Between” başlığı, benim ifade etmeye çalıştığım aradalık duygusunu benden daha iyi özetledi diyebilirim.
Sergide çocukluk anıları, masallar ve kişisel hafıza önemli bir yer tutuyor. Çocukluk döneminizden bugüne taşıdığınız hangi duygular ya da anılar bu üretim sürecini besledi?
Çocukluğumdan bugüne taşıdığım en güçlü miras sanırım masallar oldu. Babaannem ve büyük teyzelerim, öğle uykusuna yatmadan önce bana, ablama ve kuzenime mutlaka bir masal anlatırlardı. İlginç olan şu ki, masallar beni uyutmak yerine daha da uyandırırdı. Hikâyelerin içine girer, anlatılanları zihnimde sahne sahne görselleştirirdim. Çoğu zaman gözüme uyku girmez, uyumuş gibi yapardım. Uyanma vakti geldiğinde zihnimde tamamlayamadığım imgeler kalmışsa buna üzülür, hatta masalı bitirebilmek için uyuyor numarası yapmaya devam ederdim.
Sanırım bugün yaptığım işin temelleri de o anlarda atıldı. Masallarla büyüdüm; fakat bir noktadan sonra onları dinlemek ya da okumaktan çok kendi masallarımı kurmayı tercih ettim. Benim anlatım dilim hiçbir zaman sözcükler olmadı. Onların yerine kâğıdı, çizgiyi, resmi, videoyu ve farklı malzemeleri kullanarak anlatılar kurmaya başladım.
Sergide yer alan işler de kişisel belleğimden süzülen anılarla, yaşadığım coğrafyanın izleriyle ve hayal gücümün iç içe geçtiği küçük masallar olarak okunabilir. Ancak bu hikâyelerin yalnızca benim kurguladığım biçimde anlaşılması benim için önemli değil. Asıl ilgimi çeken, her izleyicinin kendi belleği, deneyimleri ve duygularıyla bu yapıtların üzerine yeni bir masal kurması. Aslında en çok da o farklı hikâyeleri dinlemek isterdim.
İşlerinizde sıkça karşımıza çıkan çocuk figürleri, kâğıt tekneler, kuşlar ve eski yapılar oldukça şiirsel bir anlatı kuruyor. Bu imgelerin sizin görsel dilinizdeki sembolik karşılıkları nelerdir?
Aslında bu imgelerin tamamı, çalışmalarımda sürekli karşıma çıkan ikiliklerin bir parçası. Dün ile bugün, Kıbrıs ile masalsı bir diyar, deneyimlediğimiz dünya ile onun ötesinde sezdiğimiz gerçeklik arasında salınan romantik ama aynı zamanda tekinsiz bir atmosfer kurmaya çalışıyorum. Seçtiğim her imge de bu atmosferin taşıyıcılarından biri hâline geliyor. Gemi, tarih boyunca keşfin, yolculuğun ve umudun simgesi olmuştur. Benim işlerimde ise kâğıttandır; yani kırılgandır. Üstelik denizde değil, eski Kıbrıs sokaklarında durur. Aslında hareket edemeyeceği bir zemindedir. Tam da bu nedenle benim için var olma mücadelesinin metaforuna dönüşür. Politik bir söylem kurma amacı taşımıyorum; ancak bu metaforun Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel deneyimiyle temas ettiği de inkâr edilemez. Geminin içerisindeki çocuk figürler ise bu askıdaki, yani iç içe geçmiş pek çok gerçeğin içerisinde, kendi masal dünyalarını oluşturarak var olma mücadelesi güden yarınlarımız. Eski yapılar benim için yalnızca mimari öğeler değil; belleğin taşıyıcıları. Onlara baktığımda geçmişe ait yaşanmışlıkları hayal ediyor, adeta kısa bir zaman yolculuğuna çıkıyorum. Bu nedenle çalışmalarımda eski Kıbrıs sokakları yalnızca bir fon değil, geçmişle bugün arasında kurulan şiirsel bir köprü hâline geliyor. Gemiler sürekli ait olmadıkları sokaklarda karşımıza çıkıyor ve hareket edemedikleri yerde kalarak kendi düşsel gerçekliğini kuruyor. Gemilerin zaman zaman eski Kıbrıs sokaklarının içerisinde farklı renklerde dikdörtgen alanlar içine yerleşmesi, izleyiciyi başka bir zaman katmanına davet eden görsel eşikler oluşturuyor. Masal ile gerçeğin, dün ile bugünün, bellektekilerle unutulmuşların, ve görünürlerle görünmezlerin askıda kalınmışlığı vurgulanmakta. Çalışmalarda kullanılan kuşların hemen hemen tümü kargalardan oluşmakta. Aslında Kıbrıs’ın pek çok yerinde bulunan Kargalar birçok Kıbrıslı için çocukluk hafızasının önemli bir parçasıdır. Benim çalışmalarımda karga, Kıbrıs'ın belleğini taşıyan bir figür. O, geçmiş ile bugün, masal ile gerçeklik ve görünen ile görünmeyen dünya arasında dolaşan sessiz bir tanık. İnsanların çizdiği sınırları tanımayan, adanın ortak hafızasını gökyüzünden izleyen bir varlık. Bu nedenle karga benim işlerimde yalnızca bir kuş değildir; belleğin bekçisi ve masalın sessiz anlatıcısıdır.
Bu nedenle çocuklar, kâğıt gemiler, eski yapılar ve kargalar benim için birbirinden bağımsız semboller değil; aynı masalın farklı karakterleri. Hepsi belleğin, aidiyetin, kırılganlığın ve umut etmenin farklı yüzlerini anlatıyor.
“Suspended Between”de el yapımı ve transparan yüzeyler üzerine çalışıyorsunuz. Bu kırılgan ve katmanlı malzeme seçimi, hafıza ve zaman kavramlarını anlatmak açısından size nasıl bir ifade alanı sunuyor?
El yapımı kâğıdın beni en çok etkileyen yanı kusursuz olmamasıdır. Lifleri, yırtıkları, boşlukları ve yüzeyindeki küçük rastlantılar bana belleğin çalışma biçimini hatırlatıyor. Çünkü hafıza da hiçbir zaman pürüzsüz değildir; eksiltir, siler, yeniden kurar ve sürekli dönüşür.
Transparan katmanlar ise görünür ile görünmez arasında ince bir eşik oluşturuyor. Alttaki görüntüyü tamamen gizlemiyor ama bütünüyle de açığa çıkarmıyor. Tıpkı bellek gibi... Bazı anılar çok net kalırken bazıları yalnızca silik izler halinde varlığını sürdürüyor.
Katmanlar benim için yalnızca mekânsal değil, zamansal da çalışıyor. Her yeni yüzey geçmişi örtüyor gibi görünse de onu tamamen yok etmiyor. Önceki katman yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden çalışmalarımda zaman doğrusal değil; üst üste biriken, birbirinin içinden görünen bir yapı hâline geliyor.
Bu nedenle kullandığım malzemeler yalnızca resmin taşıyıcısı değil; anlatının kendisi hâline geliyor. Belleğin kırılganlığı, zamanın katmanlı yapısı ve askıda kalmışlık hissi yalnızca resmettiğim imgelerde değil, yüzeyin fiziksel yapısında da yaşamaya devam ediyor.
Sergi, kişisel hafızayla kentsel belleği bir araya getirirken izleyiciyi de kendi anılarıyla yüzleşmeye davet ediyor. Ziyaretçilerin sergiden ayrılırken yanlarında hangi duygu veya soruları götürmelerini istersiniz?
Öncelikle izleyicilerin sergiyi gezerken kendi çocukluk belleklerinde yer alan kentsel hafızalara doğru bir yolculuğa çıkmalarını arzuluyorum. Kıbrıs'ta büyümüş olsun ya da olmasın, herkesin kendi coğrafyasında geçmişin izlerini taşıyan sokakları, eski yapıları ve çocukluğundan zihninde yer etmiş mekânları olduğuna inanıyorum. Bu nedenle çalışmalarımdaki eski Kıbrıs sokaklarının yalnızca belirli bir yere değil, ortak bir hafıza duygusuna da karşılık geldiğini düşünüyorum.
Bu sokakların içinde yer alan kâğıt gemiler ise ait olmadıkları bir zeminde var olmaya çalışıyor. Tam da bu nedenle izleyicide hafif bir tekinsizlik hissi uyandırmasını amaçlıyorum. Çocukluğumuzda pek çoğumuzun ilk öğrendiği şeylerden biri bir kâğıt gemi katlamaktır. Bu nedenle gemi hem oldukça tanıdık hem de kişisel belleğimizde güçlü bir yere sahip bir imge. Ancak onu deniz yerine eski sokakların ortasında görmek, belleğin doğal akışını bozan ve izleyiciyi sorgulamaya davet eden küçük bir kırılma yaratıyor.
Benzer şekilde, çalışmalarda karşımıza çıkan çocuklar, tavuklar, kargalar ve kediler ilk bakışta masum ve gündelik yaşamın sıradan parçaları gibi görünürler. Ancak fantastik kurguların içine yerleştirildiklerinde ve videolardaki ses katmanlarıyla birleşmeye başladıklarında, bu tanıdıklık yerini yavaş yavaş huzur ile huzursuzluk arasında salınan bir atmosfere bırakıyor. Aslında izleyicinin tam da bu eşikte durmasını istiyorum; ilk bakışta romantik ve nostaljik görünen bir dünyanın içinde giderek artan hafif bir tedirginlik hissetmesini...
Sergiden ayrılırken yanlarında kesin cevaplardan çok sorular götürmelerini isterim. Belleğimiz bize gerçekten neyi hatırlatıyor, neyi unutuyor ve neyi yeniden kurguluyor? Yaşadığımız yerleri mi hatırlıyoruz, yoksa onlara yüklediğimiz duyguları mı? Eğer sergi, izleyiciyi kendi çocukluğuna, kendi kentine ve kendi belleğine yeniden bakmaya davet edebiliyorsa, benim için amacına ulaşmış demektir.
Etiketler: Eser Keçeci sergi Suspended Between


