Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında

Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında

Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında 24 Haziran 2026 - 05:06
Türkiye'de kadın hakları ve hukuku alanında önemli isimlerden biri olan Nazan Moroğlu’nun “Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında” kitabı ile Türk hukuk devriminin temel taşı olan Medeni Kanun’un 100. yılını kutluyor.
"Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında" kitabı, Türk Medeni Kanunu'nun kabulünün 100. yıl dönümüne özel olarak hukukçu ve kadın hakları savunucusu Av. Nazan Moroğlu tarafından kaleme alındı. Eser, Medeni Kanun'un toplumsal yaşama etkilerini, kadınların hukuk mücadelesini ve hukuk sistemindeki dönüşümleri ele alıyor.
 
MEF Ü. Hukuk F. Öğretim Görevlisi; Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı; Türkiye'nin ilk kadın hukuku uzmanı Nazan Moroğlu ile kitap hakkında konuştuk. 
 
 
Medeni Kanun’un 100. yılında yayımladığınız “Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında”* kitabı, Cumhuriyet’in hukuk devrimini bugünün okuruna nasıl anlatıyor?
 
Medeni Kanun’un 100. yılı, Cumhuriyet’in hukuk alanında gerçekleştirdiği en köklü toplumsal dönüşümlerden birini yeniden düşünmek için çok önemli bir dönemeç. Bu kitapta, 17 Şubat 1926’da kabul edilen ve 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun’un yalnızca yurttaşların özel yaşamlarını düzenleyen bir kanun olmadığını; aynı zamanda laik hukuk düzeninin, hukuk birliğinin ve kadın erkek eşitliğinin temelini oluşturan bir devrim kanunu olduğunu anlatmak istedim. Medeni Kanun aile hukuku, miras hukuku, kişiler hukuku ve eşya hukuku bölümleriyle, her yurttaşın özel yaşam ilişkilerini  doğumundan itibaren ölümünden sonrasına kadar düzenleyen temel kanundur. Ancak onun asıl önemi, toplumda çağdaş, laik ve eşitlikçi bir hukuk düzeninin kurulmasını sağlamış olmasıdır. 100.yılı dolayısıyla hazırladığım bu kitapta devrim yasamız Medeni Kanunla elde edilen kazanımları, son yıllarda kazanımların yok sayılmasına yönelik geri adımları ve bu geri adımlarla kadın hukukçuların ve kadın kuruluşlarının mücadelesini halka açık bir toplantıda anlatır gibi yansıtmak istedim.. 
 
Medeni Kanun’un Türkiye’de yarattığı en büyük toplumsal dönüşüm sizce hangi alanda yaşandı?
 
Medeni Kanun’un yarattığı en büyük toplumsal dönüşüm; Türkiye’nin bir din devletinden laik hukuk devletine dönüşümünün ilk adımı olması, Türkiye’de hukuk birliğinin uygulamaya geçmesi ve yurttaşların özel yaşam ilişkilerinde eşit haklara sahip olmasıdır.
 
Özellikle kadınlar açısından bakıldığında bu düzenleme gerçek anlamda bir devrimdir. Tek eşlilik kabul edildi, resmi nikâh zorunlu hale geldi, boşanma erkeğin tek taraflı iradesinden çıkarılarak mahkeme kararına bağlandı, evlenme yaşı düzenlendi, kız ve erkek çocukların mirasta eşit pay sahibi olması sağlandı. Bunlar bugün doğal haklar gibi görülebilir; ancak 100 yıl önce çok büyük bir zihniyet dönüşümünü ifade ediyordu. Kadın, aile içinde yalnızca eş ya da anne olarak değil, hak ve borçlara ehil bir birey olarak tanındı. Bu nedenle Medeni Kanun’u yalnızca hukuki bir metin değil, toplumsal yaşamı dönüştüren bir Cumhuriyet devrimi olarak değerlendirmek gerekir. Bugün bu kazanımların değerini bilmek ve onları korumak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında da temel sorumluluklarımızdan biridir.
 
Kitabın alt başlığında “Kazanımlar, Sahip Çıkılan İlkeler, Geri Adımlar” ifadesi yer alıyor. Bugün hangi kazanımların daha fazla korunmaya ihtiyacı var?
 
Bugün en başta Medeni Kanun’un toplumsal yaşamımıza kazandırdığı laik hukuk, hukuk birliği ve kadın erkek eşitliği ilkelerinin önemini yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü Medeni Kanun, farklı inançlardan, farklı yaşam biçimlerinden ve farklı toplumsal kesimlerden yurttaşların aynı hukuk düzeni içinde eşit haklara sahip olmasını sağlayan temel bir düzenlemedir. Özellikle aile hukuku alanında tek eşlilik, resmi nikâh, mahkeme kararıyla boşanma, evlenme yaşı ve kız çocukları ile erkek çocuklarının mirasta eşit hakka sahip olması gibi kazanımlar, kadınların birey olarak tanınması açısından tarihsel öneme sahiptir.
 
Bugün bu kazanımları konuşurken meseleyi yalnızca geçmişe ait bir başarı olarak görmemek gerekir. Toplumsal ihtiyaçlar, aile yapısı, çalışma yaşamı ve teknoloji hızla değişiyor; hukuk düzeninin de bu değişimleri eşitlik, adalet ve insan onuru temelinde karşılaması gerekiyor. Değişen toplumsal koşullar içinde kadınların, çocukların ve tüm yurttaşların haklarını daha güçlü biçimde güvence altına almak zorundayız. 
 
Ben kitabımda, Medeni Kanun’un birinci yüzyılda sağladığı kazanımları hatırlatırken, bu kazanımların neden bugün de yaşamsal olduğunu göstermek istedim. Çünkü hakların kalıcı olabilmesi için yalnızca kanunlarda yer alması yetmez; toplum tarafından anlaşılması, benimsenmesi ve uygulamada da korunması gerekir. Bu nedenle kitapta özellikle son yıllarda örneğin Nüfus Hizmetleri Kanunu gibi farklı kanunlarda yapılan değişikliklerle, laik hukukun simgesi olan Medeni Kanunun hukuk birliği işlevinin de yok sayılmasına yol açan uygulamalara dikkat çekmek istedim. Bugün özellikle kadını birey olarak görmeyen zihniyetle yönetilen ülkemizde devrim yasamız Medeni Kanunla elde edilen kazanımların, laikliğin, hukuk birliğinin her zamandan fazla korunmaya ihtiyacı var.
 
 
Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz nafaka” düzenlemesinin iptali kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar kadın erkek eşitliği açısından ne tür sonuçlar doğurabilir? 
 
Anayasa Mahkemesince iptal edilen Medeni Kanunun yoksulluk nafakasına ilişkin 175. maddedeki “süresiz olarak” ibaresi, aslında kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının aksine her koşulda süresiz değildi. Çünkü yoksulluk nafakası Medeni Kanunda sadece bir maddede düzenlenmiş değildir. MK 175 .madde 176. maddeyle birlikte okunmalıdır. Çünkü, MK. 176. maddede yoksulluk nafakasının hangi koşullarda kendiliğinden tamamen kaldırılacağı veya talep üzerine sona ereceği düzenlenmiştir. Eşlerden birinin ölümü ya da nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi halinde nafaka kendiliğinden sona erer. Ayrıca koşullar değiştiğinde mahkemeye başvurularak nafakanın kaldırılması ya da azaltılması da mümkündür. Bu nedenle kamuoyunda yaratılan algının aksine yoksulluk nafakası her koşulda süresiz değildir. Üstelik bu hak yalnızca kadın eşe değil, erkek eşe de tanınmış yasal bir haktır. Uygulamada daha çok kadınların nafaka talep etmesinin nedeni ise kadınların eğitim, istihdam ve ekonomik bağımsızlık bakımından hâlâ dezavantajlı konumda olmalarıdır. Kadınları güçlendirmeden, eğitimde, istihdamda ve karar mekanizmalarında eşitliği sağlamadan nafakayı yalnızca teknik bir hukuk meselesi gibi ele almak eksik olur. Gerekçeli kararın ardından 9 ay içinde yapılacak düzenlemede eşitlik ilkesi, kadınların sosyoekonomik koşulları ve Medeni Kanun’un koruyucu niteliği mutlaka dikkate alınmalı. 
 
Sizce kadın erkek eşitliğinde hukuki eşitlikle fiili eşitlik arasındaki mesafe neden kapanmıyor?
 
Yasalarda eşit hakların tanınması çok önemli; ancak tek başına yeterli değil. Kadın erkek eşitliği bir insan hakları meselesi, bir demokrasi meselesi ve bu eşitliğin günlük yaşamda karşılık bulması gerek. Kadınlar hâlâ eğitimden istihdama, ücret eşitliğinden siyasal temsile, karar alma mekanizmalarından aile içi yaşama kadar birçok alanda ayrımcılıkla karşılaşıyor. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri durdurulamıyor. Zorla evlendirme, ekonomik şiddet, eşit işe eşit ücret alamama, çalışma yaşamında cam tavanlar gibi sorunlar devam ediyor. Bunun temelinde kadını birey olarak görmeyen zihniyetle ülkenin yönetilmesi ve ataerkil zihniyetin hâlâ çok güçlü olması var. Hukuk normları değişse bile toplumsal kabuller, uygulamalar ve kurumsal yapılar aynı hızla dönüşmüyor. Bu nedenle hukuki düzenlemeler kadar eğitim, farkındalık, denetim, etkili uygulama ve siyasi irade de önemli. Gerçek demokrasi ve sürdürülebilir kalkınma için kadın erkek eşitliğinin yalnızca kanunda değil, yaşamın her alanında sağlanması gerek.
 
Dijital şiddet ve yapay zekâ gibi yeni alanlar, kadın hakları mücadelesini nasıl etkiliyor?
 
Kadın hakları mücadelesi her dönemde yeni sorun alanlarıyla karşılaşıyor. Bugün dijital şiddet, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik cinsiyete dayalı şiddetin önemli biçimlerinden biri haline geldi. Sosyal medya üzerinden tehdit, taciz, özel görüntülerin izinsiz paylaşılması, dijital takip ve itibar saldırıları kadınların özgürlük alanını daraltıyor. Bu soruna çözüm amacıyla Avrupa Konseyinde GREVIO tarafından  “Kadınlara Yönelik Şiddetin Dijital Boyutu ve Çözüm Yolları” konusunda bir Genel Tavsiye kararı  2021 tarihinde yayınlanmıştı. Yapay zekâ teknolojileri de eşitlikçi bir bakış açısıyla geliştirilmezse mevcut ataerkil kalıpları yeniden üretebilir. Algoritmalar hangi verilerle besleniyor, karar süreçlerinde ayrımcılık nasıl önleniyor, kadınlar nasıl temsil ediliyor? Bunlar artık hukukçuların, insan hakları savunucularının ve teknoloji geliştirenlerin birlikte ele alması gereken sorular. Yapay zekâ doğru kullanıldığında eşitsizlikleri görünür kılabilir ve çözüm geliştirmeye katkı sağlayabilir. 
 
Ancak, kontrolsüz bırakılırsa; YZ teknolojileri ataerkil toplumsal cinsiyet kalıplarını kökleştirecektir. Uzun yıllar yasalardan kadınlara karşı ayrımcılığın kaldırılması, eşit hakların yaşama geçirilmesi için yaptığımız mücadeleyi, bu defa  dijital dünyada da yapmak zorunda kalacağız…
 
 “Devrim Yasamız Medeni Kanun 100 Yaşında” kitabına, Nazan Moroğlu’nun web sitesinden ücretsiz olarak ulaşılabilir.
 
 
 
Etiketler: medeni kanun  kadın hakları  Nazan Moroğlu