Distopik bir evrenin fırça darbeleri
Ali Ekber Kumtepe’nin 'Ben bir şey yapmıyorum' adlı sergisi Konum Balat’ta açıldı.
Ali Ekber Kumtepe’nin “Ben bir şey yapmıyorum” adlı sergisi, 2-15 Nisan 2026 tarihleri arasında Bursa’da yer alan Konum Balat’ta sanatseverlerle buluşuyor. Marcus Graf küratörlüğünde gerçekleşen sergi, Ali Ekber Kumtepe’nin malzemenin fiziksel yapısını ve kültürün yankılarını kendine özgü bir görsel dile dönüştürdüğü çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergiyi Ali Ekber Kumtepe ve Marcus Graf’tan dinledik.
Ali Ekber Kumtepe
“Ben bir şey yapmıyorum” cümlesi biraz ironik, biraz da meydan okuyucu. Bu başlık nasıl ortaya çıktı?
Ali Ekber Kumtepe: Bu başlık içinde tabii ki ironi barındırıyor. Sanatçı olarak her şeye müdahale etmek istemiyorum bazen malzemenin beni götürdüğü keşfettiğim yerde kalıyorum ve doğal olarak o anda ben bir şey yapmıyorum. Üretim sürecimi, malzemenin kendi doğasıyla katmanlaşmasına alan açan bir süreç olarak kurguluyorum. Burada "yapılan" şey, sanatçı olarak aradan çekilip malzemenin (boya, kum, kuru otlar, talaş, kahve…) kendi fiziksel kütlesini ve hafızasını inşa etmesine izin vermektir.
Resimlerinizde insan figürü yok; ancak insanın bıraktığı izler güçlü biçimde hissediliyor. Bu bilinçli bir geri çekilme mi?
Ali Ekber Kumtepe: Evet, bu çok bilinçli bir strateji. İnsan figürünü dışarıda bırakarak çitler, yollar ve kapılar, geçitler gibi kültürel kalıntılara odaklanıyorum. Bu sessiz mekânlar, izleyiciyi sahipsiz bir psikolojik arazide dolaşan tek özne haline getiriyor. İnsanın yokluğu bir eksiklik değil, mekânın bir "zihin manzarasına" dönüşmesi için açılan bir imkândır.
Peyzaj geleneğini düşündüğümüzde genellikle romantik ya da pastoral imgeler akla gelir. Sizin sahnelerinizde ise daha sessiz, hatta distopik bir atmosfer var. Bu ruh hâli bugünün dünyasına dair bir yorum mu?
Ali Ekber Kumtepe: Kesinlikle. Geleneksel pastoral idealleri ve nostaljiyi reddederek, bugünün dünyasındaki ıssızlığı ve anonim harabeleri yansıtıyorum. Sahnelerim, belirli bir coğrafyası olmayan, huzursuz bir boşluk içeren distopik birer yansımadır. Bu, evrensel ama ıssız bir atmosfer uyandırarak kaybolmuş bir medeniyeti sorgulayan güncel bir eleştiri sunar.
Kullandığınız malzemelerle yüzeyi neredeyse heykelsi bir kütleye dönüştürüyorsunuz. Malzeme sürecin neresinde kontrolünüzden çıkıyor?
Ali Ekber Kumtepe: Malzeme benim için sadece bir yüzey değil, katman katman inşa edilen fiziksel bir kütledir. Malzemeler arasında maddelerle her katmanda bir "pazarlık" yürütüyorum. Süreç boyunca malzemenin kendi karakteriyle direnç göstermesi kurgumun bir parçasıdır; dolayısıyla kontrolün bittiği yer, malzemenin kendi varlığını görünür kıldığı andır.
Bir film karesinden ya da gündelik bir gözlemden yola çıktığınızı söylüyorsunuz. Bu ilk imge, üretim sürecinde ne kadar değişime uğruyor?
Ali Ekber Kumtepe: Dış ilhamları -bir film karesini ya da gündelik bir gözlemi- geometrik ve yapısal formlara damıtıyorum. Üretim sürecinde eklenen her katman derinlik inşa eder ve yüzeyi ışık, gölge ve dokunun ayrılmaz olduğu dinamik bir alana dönüştürür. İlk imge, bu katmanlaşma sürecinde fiziksel bir kütleye evrilerek dönüşür.
Katman eklemek sizin için bir inşa eylemi mi, yoksa bir şeyi örtmek mi?
Ali Ekber Kumtepe: Her ikisi de birbiriyle iç içe. Katman eklemek benim için fiziksel bir kütle inşasıdır. Ancak her yeni müdahale bir şeyi görünür kılarken diğerini saklar; bu da neyin korunduğunu, neyin dönüştüğünü ve neyin nihayetinde hafızada kaldığını sorgulayan bir süreçtir. Bu yüzey ve derinlik etkileşimi, sürekli değişen görsel bir deneyim yaratır.
“Ben bir şey yapmıyorum” ifadesi sanatçının egosunu geri çekmesi gibi de okunabilir. Bu sergide özne kim?
Ali Ekber Kumtepe: Bu sergide özne, malzemenin kendi fiziksel yapısı ve bu boş mekânlarda kendi anlamını inşa eden izleyicidir. İzleyicinin gözü fırça darbeleri ve malzeme dokuları tarafından sürekli meşgul edilir; bu da zihnin boş mekânlarda özgürce dolaşmasını sağlar. Ben sadece bu karşılaşmayı sağlayan kişiyim
Bursa ve İstanbul arasında üretim yapmak pratiğinizi nasıl etkiliyor?
Ali Ekber Kumtepe: Bursa, tasarımsal kariyerim için merkezi bir güçken; İstanbul sanatsal bağlantılarımın odağıdır. Bursa aslında İstanbul’a oldukça yakın bir konumda; bu iki merkez arasındaki fiziksel ve ruhsal gidiş-gelişler, işlerimdeki o sabit coğrafyası olmayan "yol filmi" ritmini ve dinamik gerilimi besliyor.
İzleyicinin sergiden çıkarken zihninde tek bir soru kalacak olsa, bunun ne olmasını isterdiniz?
Ali Ekber Kumtepe: "Burada gördüğüm şey, bende saklı olan neyi tamamlıyor?"
Bu sergiyi siz de üç kelimeyle tanımlayacak olsanız, hangi kelimeleri seçerdiniz?
Ali Ekber Kumtepe: Kavramsal, dokusal, yaşamsal.
Marcus Graf
“Ben bir şey yapmıyorum” başlığını ilk duyduğunuzda ne düşündünüz? Bu ifade size daha çok bir geri çekilme mi yoksa güçlü bir kavramsal jest mi gibi geldi?
Marcus Graf: "Ben bir şey yapmıyorum"u ilk duyduğumda güldüm—cesur ama farkında bir ifade gibi hissettirdi. Sanatçıyı 2000’lerin başından beri tanıyorum; güzel sanatlardan grafik tasarıma geçişine tanık oldum. Bu yüzden bu başlık, yıllarca insanların "Şimdi ne yapıyorsun?" sorusuna bir cevap gibi geldi. Ama gerçekte bu sergi, onun aslında hiç durmadığını kanıtlıyor. Sanat sadece içe dönmüştü, ta ki tekrar dışa patlayana kadar. Daha geniş bir düzeyde ise, karmaşık gerçeklikler karşısında "hiçbir şey yapmıyoruz" hissimizi, toplumsal ataleti yansıtıyor. Yine de, onun resimleri gibi, her zaman üretken ve anlamlı bir şey ortaya çıkıyor.
Ali Ekber Kumtepe’nin işlerinde sizi ilk yakalayan ne oldu: malzemenin fiziksel yoğunluğu mu, boşluk duygusu mu, yoksa sahnelerdeki insansızlık hâli mi?
Marcus Graf: Aslında, önce beni yakalayan o boşluk hissi oldu. Kompozisyonlardaki insan figürlerinin yokluğu, kendi düşüncelerimi ve hislerimi tuvallere aktarmam için mükemmel bir zemin sundu. İkinci bakışta ise çok katmanlı malzeme kullanımı dikkatimi çekti; organik ve inorganik materyallerle oynayışı, genel kompozisyonu ve o sakin, ama altında hafif bir gerilim barındıran atmosferi destekliyordu. Yani önce imge, sonra estetik, en sonunda da bu malzemeler bütün resmin duygusunu tamamladı.
Metninizde “katmanlı bir varlık” ifadesini kullanıyorsunuz. Bu katmanlılık sizce daha çok maddesel mi, zihinsel mi, yoksa politik bir içerik de taşıyor mu?
Marcus Graf: Bence katmanlılık öncelikle zihinsel, hatta ruhsal. Ardından politik bir boyutu da var, çünkü insanın yokluğuyla doğa üzerindeki hiyerarşi çözülüyor. Kalın impasto katmanları ise hem dünyanın yapısına hem de toplumun katmanlı haline gönderme yapıyor. Yani bu katmanlı varlık, hem entelektüel hem ruhsal hem de politik anlamları barındırıyor. Bu üçgen, eserlerine çağdaş sanat ve manzara resminde güçlü bir anlam katıyor.
Bu sergide izleyicinin mekânla ilişkisini nasıl kurguladınız?
Marcus Graf: Ali Ekber Kumtepe’nin sergisi, aslında onun dünyasına açılan bir yolculuk. Bu yüzden sergi girişi de bir koridor olarak tasarlandı. Bursa’nın dünyasından, Ali Ekber Kumtepe’nin manzaralarına geçiyoruz. Bu geçiş, girişte kullanılan malzemeler—kum, rüzgâr ve ses—sayesinde izleyiciyi dış dünyadan bu yeni dünyaya davet ediyor. Bu sayede izleyici, sadece resimlere bakmakla kalmıyor, kendi yolunu bu katmanlı manzaralar içinde buluyor.
Sergide izleyicinin mekânla ilişkisini bir tür “boşluk” üzerinden kurguladım. İnsan figürleri olmayınca, izleyicinin kendi varlığını o boşluğa yansıtması kaçınılmaz hale geliyor. Her eser, izleyiciye kendi düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini yansıtacak bir “katman” sunuyor. Böylece izleyici, hem kendini hem de dünyanın katmanlı yapısını fark ederek, mekânla kişisel ve kavramsal bir ilişki kuruyor.
Kumtepe’nin peyzaj yaklaşımını güncel resim pratiği içinde nereye yerleştiriyorsunuz? Bu işleri klasik peyzaj geleneğinin bir devamı mı, yoksa kırılması olarak mı okuyorsunuz?
Marcus Graf: Ali Ekber Kumtepe’nin peyzaj yaklaşımını klasik geleneğin bir kırılması olarak görüyorum. O, manzarayı idealize etmek yerine, insansız ve boşlukta asılı kalmış bir dünya yaratıyor. Çalışmaları, doğaya hükmetme fikrini sorguluyor ve manzarayı bir varlık-yokluk sahnesine dönüştürüyor. Böylece günümüz sanatında, hem politik hem de varoluşsal bir katman açıyor; bir anlamda, manzarayı bir insanın kendini arayacağı bir aynaya dönüştürüyor.
Kumtepe’nin yaklaşımı pitoresk bir manzara temsili değil; aslında bireysel zihin manzaraları yaratıyor. Kullandığı çok katmanlı malzemeler de geleneksel peyzaj resminin ötesine geçiyor. Yani o, sadece bir doğa manzarası değil, insanın iç dünyasında yolculuk yaptığı yeni bir anlam alanı sunuyor.
Serginin Bursa’da, Konum Balat’ta gerçekleşmesi sizin küratoryal yaklaşımınızı etkiledi mi? İstanbul merkezli sanat ortamı dışında bir üretim alanı size nasıl bir özgürlük sağlıyor?
Marcus Graf: Aslında benim için bu serginin Bursa’da olması ya da İstanbul’da olması arasında fark yok. Ali Ekber Kumtepe’nin ele aldığı manzara, hem İstanbul’da hem Bursa’da hem de Berlin ya da New York’ta yaşayan insanlar için geçerli. Evet, Kumtepe’nin İstanbul-Bursa-Anadolu yolculuklarındaki manzaralar ilham olmuş olabilir; fakat bu sergi, doğayla yeniden bağ kurma arzusunu taşıyan herkese hitap ediyor. Yani, konumdan bağımsız, global bir perspektif ile çalıştım.
Bu sergiyi üç kavramla özetlemeniz gerekse hangi kavramları seçerdiniz?
Marcus Graf: Üç kavramla özetleyecek olsaydım: “yokluk,” çünkü insansız alanlar hafızayı tetikliyor; “katman,” çünkü malzemeler ve anlamlar üst üste biniyor ve “arayış,” çünkü izleyici kendi yolunu bu zihinsel manzaralarda buluyor.


