Distortion’lı arabesk
Sisters Music Chain imzalı “Rock Damar Bir Gece”, 8 Mayıs’ta Roxy sahnesinde arabesk ile rock arasındaki gerilimi tek bir gecenin ritmine dönüştürecek.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Türkiye’de arabesk yıllardır yeniden yorumlanıyor; cazla buluştu, elektronikle karıştı, indie sahnesine sızdı. Ancak “Rock Damar Bir Gece”, meseleyi nostaljik bir saygı duruşundan çıkarıp doğrudan sahnenin merkezine taşıyor. Üstelik bunu tamamı kadın müzisyenlerden oluşan 12 kişilik güçlü bir kadroyla yapıyor.
8 Mayıs akşamı Roxy sahnesinde gerçekleşecek “Rock Damar Bir Gece”, klasik bir tribute gecesinden çok daha farklı bir yerde duruyor. Sisters Music Chain tarafından hazırlanan proje, Türkiye’nin kolektif hafızasına işlemiş arabesk repertuvarını bu kez yüksek enerjili bir rock orkestrasıyla yeniden yorumluyor. Ancak gecenin asıl meselesi bilinen şarkıları yeniden çalmak değil; yıllardır ‘duygusallık’ üzerinden küçümsenen arabeski, sahici bir dramatik güç olarak yeniden inşa etmek.
Bugün Türkiye’de arabesk ile rock arasındaki mesafe eskisi kadar keskin değil. Özellikle 1990’lardan itibaren Müslüm Gürses’in alternatif dinleyici kitlesi tarafından yeniden keşfedilmesi, ardından Teoman, Duman ve Mor ve Ötesi gibi isimlerin arabesk estetiğine zaman zaman yaklaşan yorumları, bu iki dünyanın aslında aynı duygusal kökten beslendiğini gösterdi. Son yıllarda alternatif sahnede yükselen ‘yüksek duygulu’ vokal anlayışı da arabeskin etkisini yeniden görünür hale getirdi.
Farklı türlerle temas
Arabeskin farklı türlerle temas ettiği en önemli örneklerden biri, kuşkusuz Orhan Gencebay’ın kariyeri boyunca kurduğu hibrit yapıydı. Gencebay, daha 1970’lerden itibaren bağlama ile batı armonisini, yaylı düzenlemelerle funk ve psychedelic gitar tonlarını bir araya getirerek türün sınırlarını genişletti. Bugün birçok müzik araştırmacısı, bazı kayıtlarında duyulan distortion gitarlar ve progresif düzenlemeler nedeniyle Gencebay’ı ‘Anadolu rock ile arabesk arasında köprü kuran isimlerden biri’ olarak değerlendiriyor.
İbrahim Tatlıses de kariyerinin özellikle 1990’lı yıllarında pop düzenlemelerine yaklaşan prodüksiyonlarla arabeski ana akım pop estetiğine taşıdı. Büyük orkestralar, elektronik davullar ve dans ritimleriyle şekillenen kayıtları, türün yalnızca ‘acı müziği’ olarak kalmasını engelledi. Benzer biçimde Ferdi Tayfur şarkıları da yıllar içinde rock grupları tarafından yeniden yorumlandı; özellikle melankolik söz yapısı ve güçlü melodik omurgası nedeniyle alternatif sahnede sık sık coverlandı.
Arabesk ile diğer türler arasındaki sınırların erimesinde en kritik kırılmalardan biri, kuşkusuz Müslüm Gürses’in kariyerinin son döneminde yaptığı sıra dışı yorumlardı. Gürses; Teoman, Nil Karaibrahimgil, Bülent Ortaçgil ve hatta Björk, David Bowie ile Leonard Cohen gibi isimlerin eserlerine getirdiği yorumlarla Türk müzik tarihinde yeni bir kapı açtı.
Özellikle 2006 tarihli “Aşk Tesadüfleri Sever” albümü, bu devrimin ilk büyük adımıydı. Süpervizörlüğünü Murathan Mungan’ın üstlendiği albümde Bob Dylan’dan "Mr. Tambourine Man" (Aşk Bu), David Bowie’den "I’m Deranged" (Kış Oldu) ve Björk’ten "Bachelorette" (Aşk Tesadüfleri Sever) gibi eserler, Mungan’ın Türkçe sözleri ve Gürses'in sesiyle yerelleşip derinleşti. Albümde Sezen Aksu ile yapılan "Sebahat Abla" düeti de yer aldı. Ardından gelen 2009 tarihli “Sandık” albümüyle bu yolculuk; Ajda Pekkan’ın “Yakar Geçerim”, Kenan Doğulu’nun “Tutamıyorum Zamanı” gibi pop hitlerini ve Fikret Kızılok, Kenan Doğulu ve Sezen Aksu gibi ustaların klasik eserlerini Gürses’in ağır ve kederli üslubuyla yeniden tanımlamasıyla devam etti. Ayrıca sanatçının "İtirazım Var" ve "Benim Meselem" gibi klasikleşmiş eserlerinin yeni yorumları da bu albümde yer aldı.
Bu albümler büyük beğeni kazanarak arabeskin yalnızca bir tür değil, her kalıba girebilen güçlü bir yorum biçimi olduğunu kanıtladı. Gürses’in kırılgan, çatallı ve dramatik vokali; rock, folk ve pop şarkılarında bambaşka bir duygusal yoğunluk yaratarak alternatif müzik dinleyicisinin arabeske bakışını kökten değiştirdi.
Bu dönüşümün etkileri günümüzde özellikle Türkçe rap sahnesinde çok daha görünür durumda. Son yıllarda Türkiye’de yükselen trap ve melankolik rap dalgası, arabeskin duygusal yapısını doğrudan yeniden üretiyor. Motive, UZI, Lvbel C5 ve Batuflex gibi isimlerin müziğinde kader, kayıp, yalnızlık, sokak romantizmi ve içsel çöküş temaları yoğun biçimde hissediliyor. Autotune kullanımının yarattığı kırılgan vokal tonu bile birçok müzik yazarı tarafından ‘dijital arabesk’ olarak yorumlanıyor. Bugünün rap üretimlerinde duyulan uzun synth katmanları, ağır bas yürüyüşleri ve dramatik vokal melodileri, aslında klasik arabeskin modern prodüksiyon teknikleriyle yeniden şekillenmiş hali gibi okunuyor. Bu yüzden arabesk artık yalnızca geçmişe ait bir tür değil; Türk popüler müziğinin neredeyse bütün güncel damarlarına sızmış kültürel bir duygu formu olarak varlığını sürdürüyor.
Rock cephesinde durum
Rock cephesinde ise arabeskle kurulan ilişkinin en görünür örneklerinden biri Pentagram üyelerinin farklı dönemlerde arabesk vokal estetiğine yaptıkları göndermeler ve sert gitar altyapılarıyla birleşen ‘doğulu dramatizm’ anlayışı oldu. Bunun yanında Hayko Cepkin gibi isimler de yüksek dramatik vokal kullanımı ve teatral sahne diliyle zaman zaman arabesk duygu dünyasına yaklaşan işler üretti.
Özellikle 2000’lerden sonra alternatif müzik sahnesinde arabesk eserlerin yeniden yorumlanması hızlandı. Duman, konserlerinde arabesk motiflerine yaklaşan doğaçlamalar kullanırken Mabel Matiz, modern pop içinde arabesk melodi yapısını yeniden işleyen isimlerden biri haline geldi. Gazapizm ve Ezhel gibi isimlerin üretimlerinde de arabeskin kaderci anlatısı ve içsel kırılganlığı belirgin biçimde hissediliyor.
Son yıllarda birçok bağımsız rock ve alternatif grup da doğrudan arabesk şarkıları yeniden düzenlemeye başladı. Özellikle Bergen repertuvarındaki parçaların kadın vokalli alternatif rock yorumları dikkat çekerken, Kamuran Akkor ve Dilber Ay eserleri de elektronik ve dark pop düzenlemeleriyle yeniden dolaşıma girdi. Böylece arabesk, artık yalnızca kendi geleneği içinde kalan bir tür olmaktan çıkıp rock, elektronik, indie ve rap sahneleri tarafından sürekli yeniden dönüştürülen ortak bir duygusal hafızaya dönüştü.
Yeni kuşakla kurulan ilişki
Bir dönem yalnızca kasetçalarların, minibüslerin ve gece radyolarının müziği olarak görülen arabesk, bugün bambaşka bir sosyolojik yere sahip. Özellikle Z kuşağı dinleyicisinin arabeski doğrudan duygusal bir ifade alanı olarak yeniden sahiplenmesi dikkat çekiyor. TikTok ve dijital platformlarda milyonlarca kez kullanılan eski arabesk kayıtları, bu müziğin yeni kuşakta da güçlü bir karşılığı olduğunu gösteriyor.
Ancak burada kritik değişim şu: Yeni kuşak arabeski estetik bir dil olarak yeniden okuyor. “Rock Damar Bir Gece” de tam bu noktada devreye giriyor. Çünkü proje, arabeski küçümseyen üstenci bakıştan tamamen uzak duruyor; tam tersine dramatik gücünü büyütüyor.
Bu tavır, dünya müziğindeki bazı dönüşümlerle de paralel. Johnny Cash’in kariyerinin ilerleyen dönemlerinde alternatif rock kuşağı tarafından yeniden keşfedilmesi ya da Amy Winehouse’ın soul ve retro pop estetiğini çağdaş bir kırılganlıkla yeniden kurması misali Türkiye’de de arabesk artık yalnızca geçmişin değil, bugünün duygusal kodlarından biri haline geliyor.
Kadın dayanışması
Projenin organizasyonunu gerçekleştiren Sisters Music Chain, son yıllarda müzik endüstrisinde kadın müzisyenlerin görünürlüğünü artırmaya çalışan kolektif bir üretim alanı olarak öne çıkıyor. Projenin kurucusu, kültür endüstrileri, müzik sektörü ve sanat girişimciliği alanlarında uzmanlaşmış akademisyen, araştırmacı ve müzisyendir Dr. Funda Lena ise Sisters Music Chain’i klasik bir ‘kadın müzisyen platformu’ndan daha farklı bir yerde konumlandırıyor: Mesele yalnızca sektörde kadın sayısını artırmak değil, müzikal anlatının merkezini de dönüştürmek. Bu nedenle kolektifin projelerinde türler arasında sert sınırlar yerine geçişkenlik öne çıkıyor. Rock, pop, alternatif müzik, elektronik ve nostaljik repertuvarlar aynı sahne içinde yeniden kurgulanırken, her proje güçlü bir dramatik yapı ve sahne estetiğiyle tasarlanıyor.
Funda Lena
Sisters Music Chain’in dikkat çeken taraflarından biri de müziği yalnızca ‘performans’ değil, kolektif bir dayanışma alanı olarak ele alması. Farklı jenerasyonlardan kadın vokalistleri, enstrümanistleri ve sahne profesyonellerini aynı prodüksiyon içinde buluşturan yapı; konseri tek bir yıldız etrafında dönen klasik organizasyon modelinden çıkarıp, ortak enerji üzerinden ilerleyen bir sahne diline dönüştürüyor. “Rock Damar Bir Gece” de bu yaklaşımın en görünür örneklerinden biri. Arabeskin yüksek duygusunu rock’ın fiziksel enerjisiyle buluşturan proje, Sisters Music Chain’in temel estetik çizgisini de özetliyor: Türleri değil, duyguları merkeze alan bir müzikal yaklaşım.
Müzikal omurga
“Rock Damar Bir Gece” arabeski modernize etmeye çalışmıyor, sterilize etmiyor, törpülemiyor. Tam tersine acıyı, taşkınlığı, kırılganlığı ve aşırılığı yüceltiyor. Rock müziğin fiziksel enerjisiyle birleşen estetik, Türkiye’de uzun süredir eksikliği hissedilen ‘yüksek duygulu canlı performans’ hissini yeniden sahneye taşıyor.
Aarabeskin dramatik hafızasını yüksek volümlü bir rock sahnesine taşıyan organizasyonda kemanın derin ve karanlık tonu distortion gitarlarla çarpışırken, vokaller arabeskin taşkın duygusunu modern rock enerjisiyle yeniden kuracak. Ortaya çıkan ise ne tam anlamıyla rock ne de klasik arabesk. Daha çok, Türkiye’ye özgü hibrit bir sahne dili olacak.
Projeyi benzerlerinden ayıran en önemli unsur, sahnedeki kadro yapısı. Türkiye’de rock ve sahne prodüksiyon alanı uzun yıllar erkek egemen bir yapı içerisinde ilerledi. “Rock Damar Bir Gece”, bu denklemi tersine çeviriyor. Tamamı kadın sanatçılardan oluşan ekip, repertuvarın yanı sıra sahne enerjisi açısından da güçlü bir kolektif hissi yaratıyor.
Sahnenin müzikal omurgasını, gitarıyla orkestrayı yöneten Simge Kartal’ın liderliğinde şekillenen bir yapı oluşturuyor; klavyede Jenny Bitlisli, davulda Leyan Senay, bas gitarda Öznur Özgen, saksafonda Tuğra Tilki ve kemanda Akgül Ertuğ, rock ve arabesk arasında kurulan bu hibrit dilin ses katmanlarını birlikte örüyor. Vokal tarafında ise Ebru Gülçiçek, Emel Halis, Jülide Özenbaş, Nihal Çengelli, Sema İnal ve Şevval Özel, farklı vokal tonları ve yorum yaklaşımlarıyla repertuvarın duygusal yoğunluğunu çok sesli bir yapıya dönüştürüyor.
Emel Halis
Jülide Özenbaş
Leyan Senay
Bu yapı, sahnede klasik ‘frontwoman + grup’ düzeninden çok daha farklı bir enerji yaratacak. Vokal geçişleri, çok sesli dramatik bölümler ve orkestranın kolektif hareketi, konseri standart bir canlı performanstan çıkarıp teatral bir anlatıya dönüştürecek. 8 Mayıs Cuma gecesi saat 21.30’da Roxy sahnesi açıldığında mesele artık ‘eski şarkıların yeniden çalınması’ olmaktan çıkacak; arabeskin yıllar içinde biriktirdiği duygusal hafıza, bu kez sahnenin bugünkü diliyle yeniden yazılmış olacak. Organizasyonun kapı açılış saati, 20.30.


