Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Dünya Kupası’nın ‘insanlık tarihi’ bu sergide

Dünya Kupası’nın ‘insanlık tarihi’ bu sergide

Dünya Kupası’nın ‘insanlık tarihi’ bu sergide20 Haziran 2026 - 07:06
ABD, Kanada ve Meksika ev sahipliğinde devam eden FIFA Dünya Kupası heyecanı, Los Angeles’taki LACMA Güncel Sanat Müzesi’ni de kapsıyor. Ödüllü ABD’li animatör ve görsel efekt sanatçısı Lyndon J. Barrois, Sr.’nın çalışmalarını içeren LACMA sergisi “Fútbol Is Life” (Futbol Hayattır) sergisi, ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Sergi, Dünya Kupası tarihinin simgesel anlarına önemli göndermeler yapan minyatür ve dev heykeller ile, video yerleştirmeleri üzerinden övgü topluyor
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com 
 
ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde, Temmuz ayının sonlarına kadar, 39 gün süren FIFA Dünya Kupası heyecanı, Kaliforniya eyaletindeki ‘Hayaller Şehri’ Los Angeles’ı da kapsadı. 
 
Zengin ile yoksulun birbirini trajik bir yabancılık ile suretiyle taklit ettiği, dip dibe yaşadığı, cilalı gökdelenleri ve dramatik mimarileriyle metruk tarihi işhanlarının, otel ve sinemaların art arda dayalı olduğu kent, elbette Dünya Kupası rüzgârına da sosyal ve ekonomik bir çözüm buldu ve kafelerini, en az yüzyıllık eski sinema salonlarını ‘naklen’ maç yayınlarına ayırıp, bünyesindeki çok kültürlülüğü yeşil sahalarda kutlamayı seçti.
 
Hal böyle iken, Los Angeles’ın Wilshire - Fairfax konumunda bulunan ve yakın geçmişte açılan David Geffen Galerileri ile de bünyesini üçe katlayan Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi de (LACMA), Dünya Kupası heyecanına kayıtsız kalmadı. 
 
Ödüllü animatör ve görsel efekt sanatçısı Lyndon J. Barrois, Sr.’nın çalışmalarını içeren LACMA sergisi “Fútbol Is Life” (Futbol Hayattır) sergisi, bu kapsamda ziyaretçilerin de büyük ilgisini çekiyor. 
 
 
Los Angeles merkezine metro ile beş durak yakınlıkta bulunan müzedeki sergi, etkinliğe özgü büyüteç - kartlar eşliğinde gezilebiliyor. Sergi, futbol demişken Amerikan Futbolu’nu da atlamıyor ve sanatçının kente yaptığı bir iltifatla, LA Dodgers takımına ait bir seri yapıtı da kapsıyor.
 
Sanatçı, çalışmalarında sakız ambalajları, yapıştırıcı, boya ve çeşitli malzemelerden titizlikle oluşturulan minyatür "spor portreleri" ortaya koyuyor. Bu minyatür dünyaların asıl büyüklüğü ise, küresel kadın ve erkek futbolundaki ikonik anları ölümsüzleştirme gayesinden ileri geliyor. 
 
Barrois; futbolun zarafetini ve gücünü yansıtan, el emeğiyle hayat verdiği heykellerine ve stop-motion animasyonlarına hem eğlenceli, hem de duygusal bir enerji katıyor. 
 
 
 
Buna karşılık sergide, sanatçının devasa ebatta ve optik katkıda büyüttüğü ikon - meşin ayakkabıların da alkışlandığı görülüyor. Video yerleştirmelerle de zenginleşen sergide, tabii ki futbol sahasının tamamı da atlanmayarak bir genel manzara da ortaya çıkarılıyor. 
 
Sanatçının eserlerinin büyüklüğü, altını çizdiği futbol müsabakalarında yaşanan politik, sosyal ve estetik benzersizliklerin yansıtılma refleksine dayanıyor. Bu minvalde sergide örneğin, dönemin Benito Mussolini idaresindeki İtalya’nın (eski adı ile) Çekoslavakya’yı uzatmalarda Roma’daki Stadio Nazionale PNF’de 2-1 yendiği maçta verdiği faşist selâm izleyenlere anımsatılıyor.
 
 
Modern ve çağdaş fotoğraf sanat tarihinden futbol yorumlarını da kucaklayan sergi, sanatçının ‘Sportre’leriyle zenginleşirken, New Orleans doğumlu Barrois, aynı şehirde edindiği New Orleans Xavier Üniversitesi derecesi üzerinden, CalArts Üniversitesi Yüksek Lisans derecesi ile de kayıtlara geçiyor. 
 
Gerek LACMA gerekse öteki tüm müzelerde İngilizce ve Hispanik dilde ziyaretçileri kucaklayan Los Angeles’taki sergi bu yönüyle, ziyaretçileri de birer kale arkası foto muhabiri haline getiriyor. Sergideki altı çizili kronolojik, tarihsel müsabaka küplerinin başına toplanan genç yaşlı, kızlı erkekli yüzlerce ziyaretçi, cep telefonları ve gözlerinin tüm maharetini elinden bırakmıyor ki, ortaya çıkan görsel neticeler, serginin içerdiği adrenalini âdeta patlatıyor.
 
Sanatçıya ait 51 saniyelik, LACMA kataloğuna Allison ve Larry Berg desteği ile alınmış, 2018 tarihli ‘Futballet’ isimli bir video düzenleme ile de pekişen sergi, bu anlamda Barrois’nın atölyesini yansıtan 2026 tarihli bir diğer filmle de zenginleşiyor.
 
Sergiye geri dönersek, Barrois’nın altını çizdiği zaman tüneli, tarihin ilk dünya kupasını evinde 4-2 ile kazanan Uruguay’ın Montevideo Estadio Centenario (Yüzyıl Stadyumu) sahasında Arjantin’e karşı 30 Temmuz 1930’da attığı dördüncü golü vurguluyor.
 
 
Uruguaylı milli futbolcu Hector Castro’nun Arjantin’e karşı 30 Temmuz 1930’da attığı dördüncü gol.
 
Sanatçı bunun yanı sıra, 4 Haziran 1938’de Fransa’nın başkenti Paris’teki Parc des Princes Stadyumu’ndaki Dünya Kupası ilk turunda karşılaşan İsviçre ve Almanya’yı betimliyor. Bunun nedeni, 1-1 biten ama daha sonraki tekrar kararı üzerine yaşanan rövanşta İsviçre’nin 4-2 kazandığı karşılaşma öncesi, dönemin Nazi iktidarı altında ülkesini temsil eden futbolcuların verdiği, yine faşist selama dayanıyor.
 
Barrois’ın vurguladığı tarihsel ve sosyal müsabakalar, özellikle futbol üzerinden ölümsüzleşen bireylerin yarattığı küresel etkileri hayatın manşetlerine geri kazandırmasıyla zenginleşiyor. Bu yönde ayrıca dikkat çeken karşılaşmalardan bir diğerinde ise sanatçı bize, dönemin Ajax formasında sağ kanat savunma oyunculuğu yapan, Dünya Kupası’nın ilk ABD’li ve Musevi yurttaşı Eddy Hamel’in (1902-1943) anısını yaşatıyor. Bu tercih, kariyerinde Hollanda liglerinde de teknik direktör olmuş sporcunun daha sonra Auschwitz’deki Nazi toplama kampında katledilmiş olmasına da göndermede bulunuyor. 
 
 
4 Haziran 1938’de oynanan İsviçre-Almanya maçı öncesi Alman futbolcuların verdiği faşist selam.
 
 
Auschwitz’deki Nazi toplama kampında katledilen Eddy Hamel.
 
Bir sanatçı olmaktan öte, tarihçi ve insan hakları savunucusu olarak da kutlanan Barrois’nın sergisinde aşina olduğumuz bir diğer karşılaşma ise, yine İkinci Dünya Savaşı sürecinde 1944-45 döneminde çoğunlukla ABD’li Alman savaş esirlerinin çamurlu ‘saha’da yaşadıkları dakikaları kutluyor. Bu bize özellikle 1970’lerin Pele, Sylvester Stallone ve Michael Caine başrolünde çekilmiş ‘Zafere Kaçış’ filmini anımsatıyor. 
 
Pele demişken sergi, 24 Haziran 1958’de Brezilya’nın Fransa’yı İsveç’in başkenti Stockholm’deki Rasunda Stadı’ndaki müsabakada 5-2 devirdiği anları da unutmuyor ve dönemin 17 yaşındaki harika çocuğunu, yaptığı ‘Hat-Trick’ (üç gollük başarı) ile yine eller üstünde tutuyor.
 
 
24 Haziran 1958’de Brezilya’nın Fransa’yı 5-2 yendiği maçta Pele’nin attığı gol.
 
Barrois’nın sergisinde ziyaretçi, kendisini ayrıca bir ansiklopedi ve spor belgeselinin de dakikaları arasında konuşuluyor. Sanatçı, ürettiği bu zamanların da kurgusunu ilginç bir adrenalin, merak ve hayranlığı gözeterek yaptığının gayet farkında görünüyor. Öyle ki ziyaretçi, bu kutuların birinden diğerine de garip bir ritim ile sektiğini hissetmeye başlıyor. Bu da sergideki kültürel, biçimsel, duygusal kompozisyonun sahiciliğini art arda katlıyor, onu giderek daha samimi kılıyor.
 
Netameli, ancak alkışlanmaktan da geri durmayan karşılaşmalar da, bu arada Lyndon J.Barrois Sr.’ın kataloğundan eksilmiyor. Misal, sanatçının uzatmalarda dönemin Batı Almanya’sını 4-2 yenen İngiltere’nin Wembley stadyumunda attığı, kıymeti bugün bile takdir edilen ‘tartışmalı’ Geoff Hurst golü, topun bugün bile çizgide olup olmadığı adına zevkli, hararetle münakaşalara konu olabiliyor. 
 
Elbette, Barrois’nın sergisinde tarihin cilveli anları kendini göstermeyi sürdürürken, 22 Haziran 1974’te dönemin Doğu Almanya - Batı Almanya’sı arasında, Hamburg Volksparkstadion’da yaşanan Dünya Kupası ilk grup karşılaşması da yine, ziyaretçinin önüne konulan önemli anlardan bir diğeri olarak kayda geçiyor. Dünya Kupası tarihinde ‘ilk ve son’ kez yaşanan bu deneyimde, 1-0’lık skorla kazanan Doğu Almanya oluyor. 
 
Futbol sanatının üstatları Beckenbauer ile Cruyff’u 7 Temmuz 1974 tarihli Batı Almanya (2) ve Hollanda (1) maçı ile de atlamayan sanatçı, tarihselliği yine elden bırakmayarak, sergisinde ayrıca dönemin askeri iktidarı altında zor günler geçiren Arjantin’in Hollanda’yı 3-1 yenerek, 25 Haziran 1978’de, hem de Arjantin’de, Buenos Aires’teki Estadio Monumental’de kazandığı tarihi ânı, bize Kaptan Daniel Passarella’nın kaldırdığı Dünya Kupası’nın tüm coşkusu ile ikram ediyor.
 
 
Beckenbauer ve Cruyff 7 Temmuz 1974 tarihli Batı Almanya-Hollanda maçında.
 
Bir futbol yıldızları albümü olarak da pekala okunabilecek sergide ayrıca, Paolo Rossi’nin İspanya’da oynanan 11 Temmuz 1982 finalinde Batı Almanya’ya karşı 3-1 kazanan İtalya adına attığı ilk golü görmek de mümkün olabiliyor. 
 
ABD ve Dünya Kupası demişken, biraz daha ileri sardığımızda, takvimde ayrıca bize de aşina dev kaleci(-miz) Taffarel’in, Roberto Baggio’nun Brezilya adına dışarı kaçırdığı 17 Temmuz 1994 tarihli, yine Kaliforniya’daki Rose Bowl sahasında 3-2 penaltılık skor üzerine yaşadığı mutluluğun da altı çiziliyor. Keza sergide yine, Brezilya’nın kaybettiği 1998 tarihli bir diğer finalde, Zidane’ın ilk yarıda attığı iki golle taçlanan 3-0 skorluk Paris final maçının da mutluluğu gözden kaçmıyor.
 
 
Taffarel’in, Roberto Baggio’nun Brezilya adına dışarı kaçırdığı 17 Temmuz 1994 tarihli, Kaliforniya’daki Rose Bowl sahasında 3-2 penaltılık skor üzerine yaşadığı mutluluk.
 
Futbolun bir ‘Dünya mutluluğu’ olabildiğinin altını sürekli çizen “Futbol Hayattır” sergisinde sanatçının vurguladığı bir diğer simgesel zafer de, kendini yine 2010’daki Güney Afrika - Fransa (2-1) maçı ile gösteriyor. Daha sonra kupadan elense bile Güney Afrika’da yapılan bu maç, dönemin izleyicisi adına yaşanan zaferin sarhoşluğunu sergide de ölümsüzleştirmesi bakımından birçok değer taşıyor. Keza İnsan Hakları simgesi Nelson Mandela’nın 11 Temmuz 2010’da, kupaya ev sahipliği yapan Güney Afrika adına dünyayı eşi Grace Machel ile Johannesburg Soccer City Stadı’nda selamladığı an da, sanatçı Barrois’nın atlamadığı bir diğer önemli unsur olarak, tekrar tekrar kayıt altına alınıyor. 
 
Toplumsal zeminin yeşil sahalara etkisi adına sergi, bununla birlikte İspanya’nın İtalya’ya karşı 0-0 biten final ardından 7-6 kazandığı Brezilya finalinde yaşananları da vurguluyor. Buna göre sahada 27 Haziran 2013’teki final yaşanırken, ülkedeki ekonomik ve politik kargaşa üzerine tepki gösteren halk, “FİFA evine git!” sloganları atarak, pankartlar açarak, tepkisini ortaya koyuyor.
 
 
27 Haziran 2013’te oynanan Brezilya-İspanya arasındaki finalde sahaya inen göstericiler.
 
Keza politika son dönemlerde hızını yine azaltmayarak, sergide altı çizilen 15 Temmuz 2018 tarihli Fransa (4) - Hırvatistan (2) maçıyla gündeme taşınıyor. Buna göre dönemin Rusyasında, Moskova Luzhniki Stadı’nda yapılan final maçında sahaya dalan Pussy Riot aktivistleri, maçı yarıda keserek Rusya’nın yaşattığı siyasal baskıları tüm dünyaya ihbar ediyor. 
 
 
15 Temmuz 2018 tarihli Fransa - Hırvatistan maçında sahaya dalan Pussy Riort aktivisti.
 
Öte yandan, 25 Mart 2021’de yaşanan, Almanya’nın Duisburg kenti Schauinsland Reisen Arena’sındaki Dünya Kupası J Grubu Eleme Maçında Almanya, İzlanda’yı 3-0 mağlup ediyor. Ama maçın anlamı skordan ziyade, Katar’da yapılacak Dünya Kupası öncesinde tüm Alman sporcuların yaptıkları Sığınmacı İşçi Hakları yanlısı İnsan Hakları formalı eylemi ile ortaya konuluyor. 
 
Bunun gibi sergide vurgulanan 25 Kasım 2022 tarihli bir diğer maçta ise, İran, Birleşik Krallık ülkesi Galler’e karşı Katar Ahmad Bin Ali Stadı’nda, Dünya Kupası B grubu maçında 2-0 kazanıyor. Bu sırada sahaya giren İranlı taraftarlar ise İran Ahlak Polisi’nce katledilen Kürt kadın Mahsa Amini’nin anısını canlı yayında tüm dünyaya yaşatıyor. Keza bu eylem öyle bir ses getiriyor ki, 28 Kasım’da yine Katar’da, Lusail stadında yapılan ve Portekiz’in Uruguay’a karşı 2-0 kazandığı maçta sahaya giren İtalyan aktivist Mario Ferri de aynı jesti yaparak, aynı zamanda ‘Ukrayna’yı Kurtarın!’ mesajını da, ‘İranlı Kadınlara Saygı’ sözüyle eşzamanlı iletiyor.
 
 
25 Kasım 2022 tarihli Katar Ahmad Bin Ali Stadı’nda’ki İran – Galler maçında, sahaya giren İranlı taraftarlar İran Ahlak Polisi’nce katledilen Mahsa Amini’nin anısını canlı yayında tüm dünyaya yaşatıyor.
 
Tabii ki 26 Temmuz’da bitecek LACMA’daki serginin hatırlattığı en anlamlı eylemlerinden biri de, 6 Aralık 2022’de yine Katar’da meydana geliyor. Yine Ahmad bin Ali Stadı’nda yaşanan bu olayda, Dünya Kupası son 16 maçında Fas ve İspanya, 0-0 berabere kalıyor; ardından Fas, penaltılarda 3-0 kazanıyor. Bu sırada ise, Faslı Abdülhamid Sabiri ve Eşref Dari adlı futbolcular, İspanya’ya karşı kazandıkları bu zaferi, açtıkları Filistin bayrakları ile kutluyor.
 
 
6 Aralık 2022’de oynanan Fas-İspanya maçında Faslı Abdülhamid Sabiri ve Eşref Dari adlı futbolcular, İspanya’ya karşı kazandıkları zaferi, açtıkları Filistin bayrakları ile kutluyor. 
 
Sergi futbolu ve güzelliğini kesinlikle unutturmadan, 24 Temmuz 2023 maçında Panama’ya karşı Avustralya’daki Hindmarsh stadında 4-0 kazanan Brezilyalı Ary Borges’in şık hareketleriyle de zenginliğini perçinliyor. Bu dramatik zaferlerden bir diğerinde ise sanatçı, Avustralya’yı 3-2 eleyen Nijerya’yı alkışlıyor. 
 
Yine sergi bunu yaparken, devasa bir heykeli ile kutladığı rekortmen Brezilyalı kadın futbolcu Marta’yı, ya da Mbappe’nin Fransa’ya Arjantin karşısında sakatlığına rağmen hayat verdiği 2022 tarihli, penaltılarla kazandığı 3-3’lük Katar final maçını da notları arasına alıyor. Mbappe bilindiği gibi, burada gösterdiği performanstan dolayı o dönemin ‘Altın Ayakkabı’sına da değer bulunuyor. 
 
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Dünya Kupası  sergi