Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » “Duru Olmak” davası sonuçlandı

“Duru Olmak” davası sonuçlandı

“Duru Olmak” davası sonuçlandı02 Şubat 2026 - 04:02
İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, “Duru Olmak” belgesel filminin yapım sürecinde eser haklarının ihlal edildiğine hükmederek, yapımcı şirket EN Prodüksiyon’un sorumluluğuna karar verdi.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Türkiye’de belgesel sinema ve müzik üretiminde uzun süredir tartışma konusu olan telif hakları meselesi, “Duru Olmak” belgesel filmiyle ilgili açılan davada verilen mahkeme kararıyla bir kez daha gündeme geldi.
 
İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 29 Ocak 2026 tarihli duruşmasında, filmin yapım sürecinde eser haklarının ihlal edildiğine hükmederek, yapımcı şirket EN Prodüksiyon’un sorumluluğuna karar verdi.
 
Mahkeme, filmin yönetmeni ve senaristi Mu Tunç ile belgeselin özgün müziklerinin bestecisi Orkun Tunç’un eserlerinin kullanımında hukuka aykırılık bulunduğunu tespit etti. Kararda, davacılar lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi, yalnızca taraflar arasındaki uyuşmazlığı değil, Türkiye’de yaratıcı emeğin korunmasına ilişkin yapısal sorunları da yeniden tartışmaya açtı.
 
 
Mu Tunç 
 
Belgeselin yapım süreci ve davanın arka planı
 
“Duru Olmak”, Türk müziğinin önemli isimlerinden Nükhet Duru’nun sanat yolculuğunu ve bir albüm üretim sürecini odağına alan bir belgesel olarak hazırlanmış, gösterime girdiği dönemde uluslararası dijital platformlarda yayınlanan ilk Türk belgesel yapımlarından biri olmasıyla dikkat çekmişti. Ancak filmin dolaşıma girmesinin ardından yapım sürecinde imzalanan sözleşmeler, kullanım izinleri ve telif haklarının kapsamı konusunda taraflar arasında anlaşmazlık yaşandı. Bu anlaşmazlık, zamanla hukuki bir sürece dönüştü ve yıllar süren dava sonucunda mahkeme kararıyla sonuçlandı.
 
İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, kararında; yönetmenlik, senaryo ve özgün müzik gibi yaratıcı katkıların bağımsız eser niteliği taşıdığına, bu eserlerin kullanımında gerekli izinlerin bulunmadığına ve bu nedenle eser sahiplerinin mali ve manevi haklarının ihlal edildiğine hükmetti. Mahkemenin bu tespiti, özellikle belgesel sinema alanında sıkça karşılaşılan bir soruna işaret ediyor: Yaratıcı emeğin, yapım sürecinin doğal bir parçası olarak görülüp hukuki açıdan bağımsız bir eser olarak yeterince korunmaması.
 
 
Orkun Tunç 
 
Telif hakları tartışması ve eser sahipliği meselesi
 
Türkiye’de telif haklarına ilişkin tartışmaların önemli bir bölümü, tam da bu noktada yoğunlaşıyor. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahibinin haklarını açık biçimde tanımlasa da uygulamada bu hakların sınırları çoğu zaman sözleşmelerle belirsizleştiriliyor. Yönetmen, senarist ve besteci gibi yaratıcılar, kimi zaman ‘hizmet veren’ konumuna indirgenirken, eser üzerindeki söz hakları fiilen zayıflıyor. Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte bu sorun daha da karmaşık bir hâl alıyor; zira bir eserin sinema, televizyon ve dijital mecralardaki kullanımı farklı hukuki değerlendirmeler gerektiriyor.
“Duru Olmak” davası, bu yapısal sorunların somutlaştığı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Karar, telif haklarının yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını aynı zamanda yaratıcı öznenin görünürlüğü ve söz hakkıyla doğrudan ilişkili olduğunu da hatırlatıyor. Eser sahibi olmak, yalnızca bir ismin jenerikte yer alması değil; eserin nasıl, nerede ve hangi koşullarda kullanılacağına dair söz söyleme yetkisini de kapsıyor.
 
Basın açıklaması
 
Kararın ardından Mu Tunç ve Orkun Tunç, sürecin kendileri açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
 
“Uluslararası dijital platformlarda yayınlanan ilk Türk belgesel film yapımlarından biri olan ‘Duru Olmak’ hakkında senelerdir yürüttüğümüz bu hukuki süreç, yalnızca bir telif davası değil; bağımsız yönetmenlerin ve yaratıcı sanatçıların haklarının, görünür kılınması için verilen bir mücadeledir. Hukuki süreç boyunca vekilimiz Avukat Metin Çetin’in emeği büyüktür. Bu uzun süreçte bizi destekleyen herkese teşekkür ederiz.”
 
Açıklama, davanın bireysel bir hak arayışının ötesine geçtiğini ve Türkiye’de bağımsız üretim yapan sanatçıların karşılaştığı ortak sorunlara işaret ettiğini ortaya koyuyor. Özellikle belgesel sinemada yaratıcı emeğin çoğu zaman görünmezleşmesi, telif ihlallerinin en sık rastlanan nedenleri arasında gösteriliyor.
 
İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin kararı, ilerleyen dönemde benzer davalar için emsal oluşturabilecek nitelikte. Kararın, yapımcı-yaratıcı ilişkilerinde daha şeffaf ve açık sözleşme süreçlerini teşvik etmesi, telif haklarının yalnızca yasal metinlerde değil, fiili uygulamada da korunması yönünde bir farkındalık yaratması mümkün.
 
“Duru Olmak” davası, Türkiye’de kültür ve sanat alanında uzun süredir ertelenen telif hakları tartışmasının, dijital çağın koşulları altında yeniden ve daha güçlü biçimde ele alınması gerektiğini gösteren önemli bir örnek olarak kayda geçti.