‘Efruz Bey’in aynasında toplumun değişmeyen yüzü
Suzan Somalı Sönmez
Ömer Seyfettin'i sever misiniz?
Türk edebiyatının en tanınmış hikâye yazarlarından biri olan Seyfettin'i özellikle çocukluk yıllarından tanımayanımız azdır.
“Kaşağı”nın, “Falaka”nın, “Pembe İncili Kaftan”ın, “Diyet”in ve “Forsa”nın yazarı olarak hafızalarımızda yer eden sanatçının edebiyatındaki asıl zenginlik ise yalnızca bu hikâyelerle sınırlı değildir. İnsan davranışlarını, toplumsal alışkanlıkları, dönemin siyasi atmosferini ve değişen değer yargılarını gözlemleyen Ömer Seyfettin, mizahı ve ironiyi kullandığı eserlerinde çok daha farklı bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar.
Can Yayınları'nın Miras dizisinde, günümüz Türkçesiyle yeniden okurla buluşan “Efruz Bey: Seçme Hikâyeler”, yazarın bu yönünü keşfetmek için bir fırsat sunuyor. İkinci Meşrutiyet döneminin siyasi ve toplumsal hareketliliğini, kendisini her ortamda önemli bir kişi olarak kabul ettirmeye çalışan Efruz Bey üzerinden anlatan eser, gösterişin, çıkar ilişkilerinin ve aydın görünme çabasının edebiyattaki karşılığını ortaya koyuyor.
Bir dönemin içinden çıkan sahte kahraman
1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla Osmanlı toplumunda yeni bir siyasi dönem başlar. Uzun yıllar süren II. Abdülhamid yönetiminin ardından gelen hürriyet ortamı, yalnızca siyasi kurumları değil, insanların toplumsal konumlarını, beklentilerini ve birbirleriyle ilişkilerini de etkiler. Yeni fikirler, siyasi tartışmalar ve değişen güç dengeleri, dönemin edebiyatına da yansır. Ömer Seyfettin bu hareketli atmosferi anlatırken ideal kahramanların karşısına farklı bir karakter çıkarır: “Efruz Bey.”
Asıl adı Ahmet olan ‘Efruz Bey’, içinde bulunduğu koşullara göre kendisine yeni kimlikler ve roller biçen, bulunduğu her ortamda dikkat çekmek ve itibar kazanmak isteyen bir karakterdir. Onun için önemli olan bir düşünceyi gerçekten benimsemek ya da bir konuda bilgi sahibi olmak değil, o düşüncenin temsilcisi olarak görünmektir. Hürriyetin ilanını kendi kahramanlık hikâyesine dönüştürmeye çalışması da bu yaklaşımın ilk örneklerinden biridir.
‘Efruz Bey'in macerası, dönemin siyasi gelişmelerini kendi çıkarı doğrultusunda yorumlayan, toplumsal değişimin yarattığı fırsatlardan yararlanarak yükselmeye çalışan kişilerin portresini çizer. Ömer Seyfettin'in hicvi yalnızca tek bir karaktere yönelmez. ‘Efruz Bey'in çevresindeki insanlar, onun söylemleri karşısında takındıkları tavırlar ve kolaylıkla değişebilen toplumsal kabuller de eleştirinin parçası hâline gelir.
Hürriyet, asalet ve bilgi arayışının hicvi
‘Efruz Bey'in farklı kimliklere büründüğü hikâyeler, dönemin çeşitli toplumsal ve düşünsel çevrelerini mercek altına alır. Hürriyet kahramanlığından asalet merakına, bilgi sahibi görünme arzusundan eğitim alanındaki iddialara uzanan bu maceralarda değişmeyen tek şey, karakterin kendisini olduğundan farklı gösterme çabasıdır.
Ömer Seyfettin, ‘Efruz Bey'in kişiliğini tek bir kusur üzerinden kurmaz. Onu farklı düşünce çevrelerine sokarak dönemin insan ve fikir tiplerini karşı karşıya getirir. Böylece siyasi gelişmelerin ardından ortaya çıkan fırsatçılığı, köksüz fikirleri, gösteriş merakını ve toplumsal itibar kazanmak için kullanılan yapay kimlikleri bir arada ele alır.
Bu yönüyle ‘Efruz Bey, yalnızca bir dönemin siyasi atmosferini anlatan tarihsel bir karakter değildir. Bilmediği konularda fikir sahibiymiş gibi davranan, bulunduğu çevrenin beklentilerine göre düşüncelerini değiştiren, başarıdan çok başarı görüntüsüne önem veren bir insan tipinin edebiyattaki karşılığıdır. Yazarın mizahı da tam bu noktada etkisini gösterir. ‘Efruz Bey'in kendisini ciddiye almasıyla okurun onun gerçek kişiliğini görmesi arasındaki mesafe, hikâyelerin ironik yapısını oluşturur.
Ömer Seyfettin'in edebiyatında başka bir pencere
1884'te Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğan Ömer Seyfettin, askerî eğitim aldıktan sonra orduda görev yaptı. İzmir ve Balkanlar'da bulunduğu yıllar, düşünce dünyasının gelişmesinde etkili oldu. 1911'de Selanik'te Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem'le birlikte ‘Genç Kalemler’ dergisinde yürütülen Yeni Lisan hareketinin öncüleri arasında yer aldı. Bu hareket, konuşma diline yaklaşan, daha sade ve anlaşılır bir Türkçeyle edebiyat üretmeyi savunuyordu. Millî Edebiyat'ın gelişiminde önemli bir aşama kabul edilen Yeni Lisan anlayışı, Seyfettin'in hikâyeciliğinin de temel özelliklerinden biri oldu.
Balkan Savaşı sırasında yeniden askere alınan ve Yanya savunmasının ardından Yunanlılara esir düşen yazar, 1913'te İstanbul'a döndü. Daha sonra edebiyat öğretmenliği yaptı; İstanbul Erkek Lisesi ve Kabataş Lisesi'nde görev aldı. 6 Mart 1920'de İstanbul'da hayatını kaybettiğinde henüz 35 yaşındaydı.
Seyfettin'in hikâyeleri, çocukluk anılarından tarihsel olaylara, gündelik yaşamdan toplumsal ve siyasi tartışmalara kadar geniş bir konu alanına uzanır. Özellikle insan karakterlerini gözlemleme ve onları belirgin özellikleriyle kurma becerisi, eserlerinin edebiyatımızdaki yerini belirleyen unsurlardandır. “Pembe İncili Kaftan”daki ‘Muhsin Çelebi’ gibi onurlu ve idealize edilmiş kahramanların karşısında ‘Efruz Bey'in durması da yazarın karakter yaratma çeşitliliğini gösterir.
“Efruz Bey”in ortaya çıkışı, Ömer Seyfettin'in yalnızca olay örgüsüne dayalı hikâyeler yazmadığını, farklı insan tiplerini ve onların temsil ettiği düşünceleri de edebî anlatısının merkezine yerleştirdiğini gösterir.
İstanbul'un güzelliği ve değişen hayat
Kitabın tanıtımında yer verilen İstanbul tasviri ise ‘Efruz Bey'in dünyasını çevreleyen toplumsal eleştiriye farklı bir kapı açıyor. Boğaz'ın tepelerindeki korular, denizin mavi görüntüsü ve geçmiş kuşakların yaşam biçimleri üzerinden kurulan anlatıda, İstanbul'un doğal güzelliği ile insanların bu güzellik karşısındaki tutumu karşılaştırılıyor.
Ömer Seyfettin'in şu satırları, dönemin insanına ve değişen yaşam alışkanlıklarına yönelik gözlemini ortaya koyuyor:
“Boğaz’ın tepelerindeki tek tük korular parlıyor, deniz düz mavi bir kadife gibi uzanıyordu. Başka milletlerin elinde olsa, bizim içinde yalnız sıkıntı duyduğumuz bu eğlencesiz, bu zevksiz, bu neşesiz İstanbul kim bilir nasıl bir dünya cenneti olurdu? Vaktiyle babalarımız bu güzelliklerden istifade etmişler, yemişler, içmişler, sevmişler, sevilmişler, zevk içinde, heyecan içinde hayatlarını geçirmişlerdi. Biz şimdi babalarımıza benzemedikten başka onların zevklerini ayıplamaya bile kalkıyorduk. O kadar bozulmuş, kabalaşmış, alıklaşmış, aptallaşmıştık.”
Bu pasaj, yazarın toplumsal değişimi yalnızca siyasi gelişmeler üzerinden değerlendirmediğini, gündelik hayatın alışkanlıklarına ve kuşaklar arasındaki farklılıklara da dikkat ettiğini gösteriyor. İstanbul'un manzarası, anlatının arka planında kalmak yerine insanların yaşamla kurduğu ilişkinin bir parçasına dönüşüyor.
Can Yayınları'nın Miras dizisinde yayımlanan “Efruz Bey: Seçme Hikâyeler”, Ömer Seyfettin'in edebiyatında çocukluk yıllarından tanıdığımız hikâyelerin ötesine geçerek toplumsal gözlem, karakter yaratımı ve hiciv arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getiriyor. Günümüz Türkçesiyle hazırlanan kitap, yazarın yaşadığı dönemin insanlarını, fikirlerini ve toplumsal değişimlerini Efruz Bey'in maceraları üzerinden okumak isteyenler için yeni bir buluşma noktası oluşturuyor.
Künye
Kitap: “Efruz Bey: Seçme Hikâyeler”
Yazar: Ömer Seyfettin
Sadeleştiren: Necati Tonga
Yayınevi: Can Yayınları
Dizi: Miras
Tür: Öykü
Sayfa Sayısı: 136
ISBN: 9789750767814
Liste Fiyatı: 100 TL.


