Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Elvin Hoxha Ganiyev’den prömiyer

Elvin Hoxha Ganiyev’den prömiyer

Elvin Hoxha Ganiyev’den prömiyer04 Şubat 2026 - 04:02
Genç kuşak keman virtüözü Elvin Hoxha Ganiyev, dünya keman repertuvarının gizli kalmış mücevherlerinden Mieczyslaw Karlowicz’in Op. 8 Keman Konçertosu’nu, yazılışından tam 124 yıl sonra Türkiye’de ilk kez seslendirecek.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Uluslararası müzik çevrelerinde ‘geleceğin büyük virtüözleri’ arasında gösterilen Elvin Hoxha Ganiyev, Türkiye müzik tarihi için dönüm noktası sayılacak bir performansa imza atıyor. Polonyalı besteci Karlowicz’in 1902’de bestelediği, ancak bugüne dek Türkiye’de hiç seslendirilmeyen bu eser, onun teknik ustalığı ve derin müzikalitesiyle ilk kez Türk dinleyicisiyle buluşacak.
 
5 Şubat 2026 Perşembe akşamı saat 20.00’de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde gerçekleşecek ‘6 Şubat Depremi Kayıplarımızı Anma Konseri’nde Ganiyev’e orkestra şefi İbrahim Yazıcı eşlik edecek. Geç romantik dönemin en tutkulu eserlerinden biri olarak kabul edilen ve Karlowicz’in tamamlayabildiği tek konçerto olan Op. 8, bu tarihi gecede Türkiye prömiyerine kavuşacak.
 
 
Carnegie Hall’dan Berlin Filarmoni’ye uzanan kariyerinde Zubin Mehta ve Vladimir Spivakov gibi ustaların övgüsünü kazanan Ganiyev, bu konserle repertuvarına bir ilk daha ekliyor. Genç sanatçı, sadece bir konser vermekle kalmıyor; Türkiye’nin klasik müzik arşivindeki büyük bir boşluğu da dolduruyor. Konserin ikinci yarısında orkestra, Johannes Brahms’ın görkemli 3. Senfonisi ile sahnede olacak. Ancak gecenin asıl odağı, 124 yıldır bu topraklarda duyulmayı bekleyen Karlowicz ezgileri olacak.
 
Dünya sahnelerinden tarihi prömiyere
 
1997’de Ankara’da doğan Elvin Hoxha Ganiyev Ganiyev, müzisyen bir aileden geliyor. Beş yaşında büyükbabası Server Ganiyev’den keman dersleri almaya başlayan Ganiyev, sekiz yaşında ilk orkestralı konserini verdi ve aynı yıl Zürih Konservatuarı’nın genç sanatçı programına kabul edildi. Henüz 10 yaşında Moskova Kremlin Sarayı’nda sahneye çıkan sanatçı, o günden bu yana dünyanın en prestijli salonlarında performans sergiliyor. Carnegie Hall, Berlin Filarmoni, Concertgebouw ve Royal Albert Hall gibi mekânlarda sahne alan müzisyen genç yaşına rağmen daha şimdiden Zubin Mehta, Yuri Bashmet, Gürer Aykal ve Plácido Domingo gibi şeflerle çalıştı ayrıca Vadim Repin, Anne-Sophie Mutter, Maxim Vengerov ve Fazıl Say gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştı.
 
Uluslararası yarışmalarda kazandığı ödüller ve Papa’dan aldığı nişanla dikkat çeken Ganiyev’in kayıtları arasında “Voyages”, “Chapter İstanbu”l (2021) ve “Ysaye 6 Sonates (2024) bulunuyor. Ünlü şef Zubin Mehta’nın “Olağanüstü yeteneğinden gerçekten çok etkilendim” sözleriyle takdir ettiği sanatçı, yolculuğunu 1715 yapımı nadide bir keman ve Eugène Sartory yayı ile sürdürüyor.
 
Bu tarihi konser öncesinde aynı zamanda ICMA adayı olan Elvin Hoxha Ganiyev ile bir araya geldik.
 
 
Son albümünüz "Ysaye: Six Sonatas for Solo Violin", klasik müzik için çok önemli bir yarışma olan ICMA 2026’da ‘Solo Albüm’ dalında aday gösterildi. Bu adaylık sizin için ne ifade ediyor?  
 
Ysaye Keman Sonatları’nın tümünü içeren bir albüm kaydetmek teknik ve müzikal olarak çok ciddi bir çalışma gerektiriyor, çok yoğun geçen bir hazırlık döneminden sonra üç gün içerisinde Almanya, Hannover’de hepsini kaydettik. Hem benim için hem de ses mühendisi Gregor Zielinsky için çok efor gerektiren ve yoğun bir üç günlük çalışmaydı. Bu, benim bir müzik şirketiyle birlikte çıkarmış olduğum ilk albümüm oldu. Müzik dünyasında ses getirmesi ve uluslararası müzik dergilerinde albümün konuşulması çok mutlu etmişti, bunun üzerine bir de bu denli önemli müzik ödüllerinde aday gösterilince tabii çok gurur duydum. 
 
Amacım ödüller değil sadece bu inanılmaz bestelere kendi yorumumu katıp müzikseverlerle buluşturmak ama karşılığında böyle pozitif geri dönüşler olunca gelecek projeler adına daha çok motivasyon kazandım. Bu sene içinde çıkacak olan iki albümüm daha var, onlar adına da şimdiden çok heyecanlıyım. 
 
ICMA gibi uluslararası bir ödül platformunda yer almak, kariyerinizin geleceğini nasıl şekillendiriyor?  
 
Albümümle böyle ödül platformlarında yer almak ve çalışmalarımın bu denli önemli alanlarda konuşulması, hedefimdeki uluslararası kariyer için büyük bir adım. Yurtiçi ve yurtdışında her geçen zamanla birlikte daha çok konser ve daha çok kitleye ulaşıyorum, yaptığım işe âşık olduğum için de ne kadar çok güzel iş yaparsam bir o kadar daha fazlasını yapmak için motive oluyorum. 
 
Albümde Ysaye’nin altı sonatını yorumladınız. Bu eserleri seçmenizin özel bir nedeni var mı?  
 
Eugene Ysaye, dünyaya gelmiş en iyi kemancılardan biriydi ve yazmış olduğu keman sonatlarını Bach’ın” Keman için 3 Sonat” ve” 3 Partita”sından esinlenerek yazdı. Bu altı sonat armonik zenginlikleriyle, müzikal dehasıyla ve teknik zorluklarıyla keman repertuarının en önemli eserleri arasına girdi. Altı sonatı bir arada kaydeden çok az kemancı oldu ve bunu yapanlar tarihin en önemli isimleriydi. Ben de çocukluğumdan beri Leonidas Kavakos’un kaydetmiş olduğu “6 Ysaye Sonat” albümünü dinlerdim ve hep, bir gün bu sonatların hepsini kaydetmenin hayalini kurardım. En sonunda doğru zamanın geldiğini hissettiğimde hemen ayarlamaları yapıp, stüdyodan tarih alıp hazırlanma sürecine girdim. Kayıt bittiğinde inanılmaz yorgundum ama hayatımdaki en gurur duyduğum anlardan biriydi. Tüm zorluklara değdi.
 
 
Albümünüzün uluslararası jüri tarafından bu kadar güçlü bir şekilde karşılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Çok değerli benim için. Üzerinde çok düşünülmüş ve incelikle çalışılmış bir albümün güzel geri dönüş alması, doğru çizgide ilerlediğimi gösteren ve yoluma bu şekilde aynı konsantrasyon ve istekle devam etmemi sağlayan kaynaklardan biri. 
 
16 Ocak’ta Tiran’da RTSH Senfoni Orkestrası ile Beethoven’ın “Re Majör Keman Konçertosu”nu seslendirdiniz. Bu konser sizin için ne ifade ediyor?
 
Babam, profesyonel kariyerine bu orkestrada başlamıştı. Dolayısıyla benim için her zaman nostaljik bir tarafı oluyor Tirana RTSH Senfoni Orkestrası’yla çalmanın. Çok güzel bir seyirci kitlesine sahipler ve konsere her geldiğimde çok büyük bir sevgiyle karşılanıyorum. Balkanların en iyilerinden ve gerçekten çok değerli müzisyenlerden oluşan bir orkestra. Her zaman beraber çalışmaktan çok mutlu olduğum bir topluluk.
 
Balkanlar’da sahne almak, Türkiye’den çıkan bir virtüöz olarak sizin için ne tür kültürel bağlar kuruyor?  
 
Babam Arnavut olduğu için çocukluğumdan itibaren her zaman gittiğim bir bölge ve asla yabancılık çekmedim. Türkleri çok seven ve Türk kültürüne çok yakın olan bir millet. Balkanların büyük kısmıyla kültürel olarak çok yakın olduğumuz noktalar var ve herhangi bir ülkesine gittiğimiz zaman yabancılık çekmiyoruz. Hatta tam tersi, bize onlardan biriymiş gibi davranıyorlar. Gerçekten çok güzel insanlara, doğaya ve kültüre sahip Balkan ülkeleri. 
 
Carnegie Hall, Berlin Filarmoni, Royal Albert Hall gibi sahnelerde çaldınız. Bu mekânların üzerinizde bıraktığı en güçlü izlenim neydi?
 
Her müzisyenin hayalidir bu sahnelerde çalmak. Hem konser verip hem konser dinlediğim bu salonlar insanı bambaşka bir dünyaya götürüyor. Tarihleri, mimarileri ve özellikle inanılmaz akustiklerinden dolayı bu denli kaliteli sahnelerde çalmak inanılmaz bir deneyim ve sahnedeyken asla bitmesini istemediğiniz bir an. 
 
 
Büyükbabanız Server Ganiyev’den aldığınız dersler, müziğinize nasıl yansıyor?  
 
Dedem her zaman benim idolümdü. Hem müthiş bir insan hem müthiş bir kemancıydı. Hayatında geçirmiş olduğu bütün zorlukları ailesine ve işine duyduğu sevgiyle aşmış ve inanılmaz şeyler yaratmış biri. Yoğun konser temposuna rağmen birkaç farklı ülkede orkestra kurmuş ve çok fazla öğrenci yetiştirmiş bir müzik adamı. Hayatının son günlerine kadar kemanı elinden hiç bırakmadı ve rahatsızlıklarına, ağrılarına rağmen saatlerce keman çalışmaya, konser vermeye hatta öğrencilerine ders vermeye devam etti. Her zaman DNA’mda bu özelliklerini ve bana öğretmiş olduğu bilgileri devam ettirip yeni nesillere aktarmaya çalışacağım.
 
Zubin Mehta, Anne-Sophie Mutter, Maxim Vengerov gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştınız. Bu deneyimler size ne kattı?  
 
Hepsi inanılmaz müzisyenler, onlardan çok şey öğrendim. Böyle müzisyenlerle sahneyi paylaşmak hem çok ilham verici hem çok öğretici. Bu tecrübeler, konser hayatımda bana çok şey kattı. Bu büyük isimler arasında en değerli anılarımdan biri Fazıl Say ile birlikte çaldığımız konserlerdi, müziğe olan bakış açısı ve bilgileri beni çok ileriye taşımıştı. En iyi hatırladığım Franck “Keman Piyano Sonatı”nı çaldığımız zamandı. Prova süreci çok yoğun geçmişti benim için. Hem çok heyecanlıydım hem de çok mutlu. TIM Maslakta verdiğimiz konseri unutamıyorum. 
 
1715 yapımı bir keman ve Eugène Sartory yayıyla çalıyorsunuz. Enstrümanınızın ses karakteri yorumunuza nasıl etki ediyor?
 
Bu keman ve arşe elime geçtiğinden beri hayatım değişti gibi hissediyorum. Anında inanılmaz kuvvetli bir bağ hissettim ikisiyle d, bu çok nadiren olan bir his. Kemanımın ses tonları hem çok tatlı hem çok parlak ve en önemlisi her telde çok dengeli olması müzikal fikirlerimi iyice göstermeme çok yardımcı oluyor. Gerçekten bu enstrüman ve arşe benim ailem gibi. Onlarsız bir hayat hayal edemiyorum.
 
 
Türkiye’nin genç nesil virtüözlerinden biri olarak, uluslararası sahnede ülkenizi temsil etmek nasıl bir sorumluluk yüklüyor?  
 
Ülkemizden çıkan çok güzel bir nesil var şu an, ülkemizi bu alanda tanıtmaya devam etmek ve Türk sanatçılar olarak uluslararası sahnelerde bulunmamız çok önemli. Bu, çok büyük bir sorumluluk. Bu alanda bizler elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz ama özellikle gençlerin çok desteğe ihtiyacı var bunu yaparken, bu desteğin daha çok olmasını umut ediyorum. 
 
ICMA adaylığı ve yeni albümünüz sonrası, önümüzdeki dönemde hangi projeler ve kayıtlar üzerinde çalışmayı planlıyorsunuz?
 
Bu sene iki albümüm daha çıkacak: Biri çok değerli Şef Howard Griffiths ve Wüttembergische Philarmonie Orkestrası ile yapılmış “İki Mendelssohn Konçertosu” albümü. Diğeri ise Polonya’da iki farklı orkestra ve şefle kaydedilmiş iki Polonyalı bestecinin konçertosunu içeren albüm: NOSPR ve şef Jose Maria Florencio ile birlikte kaydetmiş olduğumuz Szymanowski “1. Keman Konçertosu” ve Sinfonia Juventus - Şef Norbert Tworczynski ile kaydetmiş olduğumuz Karlowicz “Keman Konçertosu”.
 
Bu albümlerin de çok başarılı olacağını ve müzikseverler tarafından beğenileceğini umut ediyorum. Bu iki proje için de çok heyecanlıyım.