Evrim Demirel’le zamansız resital
3 Ocak Türk Telekom Prime Kahve Konserleri’nde Evrim Demirel’in piyanosu, cazın özgürlüğüyle çağdaş müziğin disiplinini aynı sabaha yerleştiriyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Cumartesi sabahlarını bir alışkanlıktan çok bir ritüele dönüştüren Türk Telekom Prime Kahve Konserleri, bu kez çağdaş müzik ile caz arasında kendine özgü bir hat açan Evrim Demirel’i ağırlıyor. 3 Ocak Cumartesi AKM’nin Alt Fuaye’sinde gerçekleşecek piyano resitali, dinleyiciyi aceleden uzak, düşünceye yakın bir müzik zamanı öneriyor.
Atatürk Kültür Merkezi’nde her Cumartesi kurulan özel atmosfer, konser deneyimini gecenin resmiyetinden çıkarıp gündüzün samimiyetine taşıyor. Türk Telekom Prime Kahve Konserleri, dinleyiciyi karanlık bir salona değil; ışık alan, nefes alan bir mekâna davet ediyor. Alt Fuaye’deki karşılaşma müziği gündelik hayatın doğal bir parçası hâline getirirken, klasik konser algısının sınırlarını da yumuşatıyor. Altmış dakikalık resital, uzun bir anlatıdan çok yoğun bir odaklanma alanı yaratıyor.
Türler arası dil
Evrim Demirel, Türkiye’de caz ve çağdaş müzik sahnesinin en karakteristik besteci-piyanistlerinden biri olarak, müziği türler arası bir geçiş alanı değil, bu türlerin kesişiminde kurulan yeni bir merkez olarak ele alır. Akademik müzik eğitimiyle şekillenen altyapısını cazın doğaçlamaya açık yapısıyla buluşturan Demirel, kariyeri boyunca farklı disiplinler arasında dolaşan bir müzisyen olmaktan ziyade, bu disiplinlerin iç içe geçtiği özgün bir müzikal düşünce alanı inşa etti. Yurt içinde ve dışında yer aldığı çok sayıda projede, özellikle kendi bestelerine dayanan solo ve topluluk çalışmalarında, piyano ile düşünce arasındaki mesafeyi neredeyse tamamen ortadan kaldıran bir ifade dili geliştirdi.
17 Kasım 1977’de Kuşadası’nda doğan Demirel’in müziği; cazın doğaçlamaya dayalı yöntemi, Türk folklorunun tarihsel ses belleği ve Osmanlı müziğinin makamsal çağrışımlarını, geleneksel bir yeniden üretime düşmeden çağdaş bir kompozisyon anlayışı içinde ele alıyor. Üretimlerinde caz, belirli kalıpları olan bir üslup olmaktan çok bir yöntem; çağdaş müzik ise estetik bir etiketten ziyade sürekli açık tutulan bir sorgulama alanı olarak varlık gösteriyor. Bu nedenle Demirel’in bestelerinde melodik çizgiler kadar sessizlikler, ritmik yapı kadar beklemeler de anlam taşıyor. Dinleyici bu müzikte yalnızca bir anlatıyı takip etmez; anlatının nasıl kurulduğuna, hangi anda yoğunlaşıp hangi noktada geri çekildiğine de tanıklık ediyor.
Müzik eğitimine İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde başlayan Demirel, burada Nergis Şakirzade ile piyano çalışarak erken yaşta sağlam bir teknik temel edindi. Ardından Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde teori ve kompozisyon eğitimi aldı; Elhan Bakihanov ile çalıştığı bu dönem, müziğe yapısal ve analitik bir bakış geliştirmesinde belirleyici oldu. 2000 yılında ön lisans diplomasını aldıktan sonra eğitimini Hollanda’da sürdürmesi, Demirel’in estetik yöneliminde önemli bir kırılma yarattı. Rotterdam Konservatuvarı’nda hem caz piyano hem de kompozisyon alanında eğitim alarak iki disiplini eş zamanlı biçimde derinleştiren Demirel; Rob van Kreeveld ve Johan Clement ile caz piyano, Klaas de Vries ile kompozisyon, Rene Uijlenhoet ile elektronik müzik çalıştı. Bu çok katmanlı eğitim yalnızca notaya değil, sesin dokusuna, zamanla kurduğu ilişkiye ve çağdaş müzik teknolojilerine hâkimiyet kazanmasını sağladı.
Yüksek lisansını Amsterdam Konservatuvarı’nda Theo Loevendie ile tamamlaması Demirel’in form, anlatı ve orkestrasyon anlayışını daha da rafine etti. Yaklaşık yedi yıl süren Hollanda deneyiminin ardından Türkiye’ye dönen Demirel, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Orkestra Şefliği ve Bestecilik Bölümü’nde sanatta yeterlik derecesini 2013 yılında tamamladı; 2014’te doçent, 2021’de profesör unvanı aldı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Caz Ana Sanat Dalı’nda öğretim üyesi olarak sürdürdüğü akademik kariyerini, 2022’den bu yana bölüm başkanı olarak devam ettiren Demirel yalnızca üretken bir sanatçı değil, Türkiye’de caz ve çağdaş müzik eğitiminin düşünsel çerçevesini şekillendiren isimlerden biri haline geldi.
“Makamsız”
Demirel’in müziğinde merkezi bir kavram haline gelen “Makamsız”, ilk kez 2006 yılında yayınlanan aynı adlı çağdaş müzik albümüyle somutlaştı. Çağdaş müzik ile Türk müziği ve caz arasındaki özgün ilişkiyi ilk kez kavramsal bir çerçeveye oturttuğu ve Kalan Müzik etiketiyle yayınlanan çalışma, Türk müziği makam sistemini doğrudan uygulamadan, makam hissini sezgisel ve yapısal düzeyde kullanan özgün bir yaklaşımı temsil ediyor. Batılı bir kulak için makamsal çağrışımlar barındıran, ancak geleneksel Türk müziği perspektifinden bakıldığında klasik kurallara uymayan bu dil, Demirel’in caz ile Anadolu müziği arasında kurduğu özgün ilişkinin teorik karşılığı. “Makamsız” kavramının Alman müzikolog Martin Greve tarafından çağdaş Türk müziğini ele alan bir çalışmada referans alınarak kullanılması, bu yaklaşımın yalnızca estetik değil, kavramsal bir etki alanı yarattığını da gösteriyor.
“Kadim”
Bu düşünsel zemin, sonraki yıllarda Evrim Demirel Ensemble ve Makamsız Project başlıkları altında sahneye ve yeni albümlere taşındı. Ensemble ile yayınlanan oda müziği hissi taşıyan, kompozisyon ve doğaçlamanın dengelendiği bir albüm olarak öne çıkan “Ada” (2013), Demirel’in caz merkezli anlatısını daha lirik ve kolektif bir yapı içinde ele aldığı bir dönemi temsil ederken; 2022’de yayınlanan “Kadim” albümü, dünya müziği perspektifini daha belirgin biçimde öne çıkardı. Duduk gibi Anadolu’nun kadim çalgılarını merkezine alan “Kadim”, tarihsel ses belleğini çağdaş bir anlatı diliyle yeniden kuran özel bir çalışma olarak öne çıkıyor. “Kadim”, sanatçının en güncel albüm çalışması.
“Ninetta Operası”
Besteci kimliği, Evrim Demirel’in üretimlerinin merkezinde yer alıyor. Öğrencilik yıllarından itibaren sipariş üzerine eserler besteledi; “Telvin”, “Osmanlı Minyatürleri”, “Anadolu’dan Dört Halk Şarkısı” gibi erken dönem yapıtları hem Türkiye’de hem Avrupa’da seslendirildi. Yapıtları Hollanda merkezli Donemus Yayınevi tarafından yayınlanan Demirel’in müziği; Amerika Birleşik Devletleri’nden Almanya’ya, Estonya’dan Kolombiya’ya kadar birçok ülkede icra edildi. Opera alanındaki üretimleri de bu çok yönlü yaklaşımın önemli bir parçası. Ahmet Ümit’in “Ninetta’nın Bileziği” romanından uyarlanan “Ninetta Operası”, 2017-2018 sezonunda İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelendi.
“Ottoman Miniatures No:2”
Uluslararası ölçekte en geniş yankı uyandıran yapıtlarından “Ottoman Miniatures No:2”, 2022 yılında Berlin’de Konzerthaus’ta, Young Euro Classic Festivali kapsamında seslendirildi ve Demirel bu eserle Avrupa Bestecilik Ödülü’ne layık görüldü. Makamsal öğeleri çağdaş orkestrasyonla buluşturan eser, Demirel’in müziğinin yerel köklerle evrensel bir anlatı kurma kapasitesini açık biçimde ortaya koyuyor. Bestecilik, piyanistlik ve akademisyenlik kimliklerini birbirinden ayırmadan sürdüren; müziği hem bir ifade alanı hem de düşünsel bir araştırma sahası olarak ele alan bir sanatçı olarak üretmeye devam eden Evrim Demirel’i çağdaşlarından ayıran temel özellik, müziği geçmişin nostaljik bir tekrarı olarak değil, kültürel hafızayı bugünün diliyle yeniden kuran canlı ve sorgulayıcı bir yapı olarak ele alması.
EDMA
Evrim Demirel’in EDMA (Evrim Demirel Music Academy) girişimi, sanatçının besteci ve piyanist kimliğinin yanı sıra eğitmen ve küratör yönünün de doğal bir uzantısı olarak konumlanıyor. 2014 yılında İstanbul Zekeriyaköy’de kurulan EDMA, klasik müzik altyapısını caz, çağdaş müzik ve doğaçlama pratikleriyle buluşturan disiplinler arası bir eğitim ve üretim alanı oluşturmayı hedefliyor. Akademi, salt teknik beceri kazandırmayı değil; müzisyenin müzikal düşünme biçimini, ifade dilini ve bireysel estetik duruşunu geliştirmeyi merkeze alıyor. Piyano, kompozisyon ve doğaçlama çalışmalarının yanı sıra düzenleme, ensemble çalışmaları ve proje temelli üretimler, EDMA’nın pedagojik omurgasını oluşturuyor. Bu yaklaşım, katılımcıları akademik kalıpların ötesine geçen, yaratıcı ve sorgulayıcı bir üretim süreciyle buluşturuyor. Başlangıçta İstanbul’da faaliyet gösteren EDMA, zamanla Kuşadası’ndaki merkeziyle de genişleyerek farklı yaş ve beceri düzeylerine yönelik müzik ve sanat eğitimini sürdürmeye devam ediyor. Bu yönüyle EDMA, Demirel’in yıllardır savunduğu ‘türler arası geçişkenlik’ anlayışını pedagojik bir zemine taşıyor ve Türkiye’de çağdaş müzik eğitimi açısından alternatif ve vizyoner bir model öneriyor.
Bestecinin kendisiyle konuşması
3 Ocak Cumartesi sabahı AKM’de gerçekleşecek Evrim Demirel Piyano Resitali programı, büyük ölçüde Demirel’in kendi bestelerinden oluşan özel bir seçki sunuyor. “Remembering Bartók”, “Blue”, “Tea of Loevendie”, “PianOytun’e”, “Magnesia”, “Molto Reflexivo No:1” ve “Pera Trees” gibi eserler, Demirel’in farklı dönemlerdeki estetik arayışlarını tek bir çerçevede buluşturuyor. Parçalar, çağdaş müziğin genişletilmiş armonilerini cazın esnek ritmik diliyle yan yana getirirken, doğaçlamaya açık yapılarıyla her icrayı tekil kılıyor. Programda yer alan Herbie Silver’ın “Peace” ve Victor Young’ın klasikleşmiş “Stella by Starlight” yorumu ise Demirel’in müzikal referanslarını açık ediyor. Eserler, resitalin bağlamını genişleterek, bestecinin kişisel dili ile müzik tarihinin kolektif hafızası arasında ince bir köprü kuruyor. Resitalde piyano, yalnızca ses üreten bir araç değil; bir düşünme alanı olarak konumlanıyor. Evrim Demirel’in icrasında piyano, kimi zaman bir laboratuvar gibi işliyor: ritmik katmanlar üst üste biniyor, melodik çizgiler serbestçe yön değiştiriyor, formlar anlık sezgilerle yeniden şekilleniyor. Kimi anlarda ise piyano, son derece kişisel bir anlatı alanına dönüşüyor; dinleyici, müzisyenin iç sesiyle baş başa kalıyor.
Demirel’in yaklaşımında teknik gösteriş geri planda; asıl odak, müziğin neden ve nasıl kurulduğu sorusunda. Bu da resitali, sadece dinlenen değil, zihinsel olarak da takip edilen bir deneyime dönüştürüyor. Türk Telekom Prime Kahve Konserleri kapsamında gerçekleşecek resital, yüksek sesli bir iddia taşımıyor. Aksine, dinleyicisini yavaşlamaya, dikkat kesilmeye ve ayrıntıları fark etmeye çağırıyor. Çağdaş müzik ile cazın kesişiminde şekillenen seçki, sabah saatlerinde bile derinlikli bir müzikal deneyimin mümkün olduğunu hatırlatıyor.


