Galataport Jazz üçüncü yılında
İstanbul’un sahne hafızası, artık yalnızca kapalı salonlarda değil; denizin kıyısında, kamusal alanda yeniden yazılıyor. Galataport Jazz, üçüncü edisyonunda şehrin ritimle kurduğu ilişkiye dair güçlü bir önerme sunuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İstanbul’un denizle iç içe gastronomi, alışveriş, kültür ve sanat mahallesi Galataport İstanbul, bu yıl 6-7 Haziran tarihlerinde Galataport Jazz’ın üçüncü edisyonunu düzenliyor. Boğazın kıyısında çok katmanlı müzik seçkisiyle gerçekleşecek Galataport Jazz’ın üçüncü edisyonu, Galataport İstanbul’un Doğuş Meydanı’nda herkese açık ve tamamen ücretsiz şekilde dinleyicilerle buluşacak.
İpek Atcan’ın sunumuyla Galataport Jazz’ın üçüncü edisyonuna dair düzenlenen basın buluşmasında Galataport İstanbul Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Bali ve Doğuş Hospitality & Retail Eğlence ve Etkinlik Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Batuhan Alioğlu, etkinliğe ilişkin detayları aktardılar.
Karaköy’deki bu eşsiz bölgeyi şehrin günlük hayatına tekrardan kazandırmayı, yaşayan bir kültür-sanat ve deneyim mahallesi oluşturmayı, kapsayıcı ve erişilebilir olmayı hedeflediklerinin dile getiren Mehmet Bali, geçtiğimiz dört buçuk yılda konserden sergiye, çocuk buluşmalarından spor aktivitelerine yüzlerce etkinlikte milyonlarca katılımcı ile bu hedefe ulaştıklarını belirtti.
Mehmet Bali, şunları aktardı: “Galataport Jazz, tam olarak İstanbul’un kültürel hafızasıyla ilişki kuran, sosyal yaşamına katkıda bulunan bir deneyim sunuyor. Boğazın kıyısında, farklı zevkleri olan, farklı kuşakları, Türk ve pek çok ülkeden misafirin, hatta gemi yolcularının kamara balkonlarından katıldığı bir şehir buluşması olarak öne çıkıyor. Bu nedenle kamusal alanda sanata yatırım yaptığımız tüm etkinliklerimiz gibi Galataport Jazz’ın da ilk günden beri erişilebilir, herkese açık ve ücretsiz olması ilk önceliğimiz. Bu yıl Galataport Jazz’ın üçüncüsünü gerçekleştiriyoruz. Biliyoruz ki bir etkinliğin sürdürülebilir hale gelmesi, kendi kitlesini oluşturmaya başlaması, onun artık İstanbul’un kültür-sanat yaşamında kalıcı bir yer edinmeye başladığını gösteriyor. Her yıl gelişen ve güçlenen programımızda bu sene de uluslararası ölçekte önemli sanatçıların yanı sıra Türkiye’den değerli müzisyenleri de aynı sahnede buluşturacağız.”
Doğuş Hospitality & Retail Eğlence ve Etkinlik Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Batuhan Alioğlu ise festival programına ilişkin değerlendirmelerinde; “Galataport Jazz’ın üçüncü yılında, Pozitif ve D.exe’nin (Dream Entertainment & Events) yaratıcı vizyonuyla yine çok özel bir program hazırladık. Morcheeba’dan AverySunshine’a, Gabriels (DJ Set)’ten Burhan Öçal & The Trakya All Stars’a uzanan güçlü sanatçı seçkisiyle, müzikseverlere keyifli ve unutulmaz bir festival atmosferi sunmayı hedefliyoruz. Galataport İstanbul’un enerjisini müzikle buluşturacağımız bu özel deneyimi sizlerle paylaşmaktan büyük heyecan duyuyoruz” ifadelerini kullandı.
Küresel seslerin İstanbul durağı
Bu yıl festival sahnesinde trip-hop ve alternatif müziğin ikonik gruplarından ve bu yıl 30. yılını kutlayan Morcheeba, elektronik altyapılarla pop, dub ve downtempo etkilerini bir araya getiren kendine özgü kompozisyonuyla festivalin öne çıkan performanslarından birine imza atacak. 1995 yılında Londra’da kurulan grup, Skye Edwards ile Paul ve Ross Godfrey kardeşlerin yaratıcı ortaklığında, 1990’ların Bristol eksenli trip-hop dalgasından ayrışarak daha melodik ve erişilebilir bir hat kurdu. 1996 tarihli “Who Can You Trust?” ile başlayan diskografi, 1998’de çoklu platin başarı elde eden “Big Calm”, 2000’de “Fragments of Freedom” ve 2002’de “Charango” ile genişledi; bu dönem, grubun küresel ölçekte en görünür olduğu yıllar olarak kayda geçti. 2005’te “The Antidote” ile vokal değişimi yaşayan Morcheeba, 2010’da Skye Edwards’ın dönüşüyle yayımlanan “Blood Like Lemonade” ile yeniden çekirdeğine döndü; 2013’te “Head Up High”, 2018’de “Blaze Away” ve 2021’de “Blackest Blue” albümleriyle üretimini sürdürdü. “The Sea”, “Otherwise” ve “Rome Wasn’t Built in a Day” gibi parçalar yalnızca dönemin değil, türün de kalıcı referansları arasında yer alırken, grup bugüne kadar 10 milyonu aşan albüm satışı ve sayısız uluslararası turneyle trip-hop’ın en sürdürülebilir projelerinden biri olmayı başardı. Bu yıl 30. yılını kutlayan, soul ve cazı güçlü vokaliyle buluşturan Avery Sunshine ise gospel kökenlerinden beslenen sahne performansıyla dikkat çekiyor. Gerçek adı Denise White olan sanatçı, kariyerine kilise müziği ve piyano eğitimiyle başladı; daha sonra Tyler Perry prodüksiyonlarında müzik direktörü olarak çalışarak sahne deneyimini genişletti. 2010’da yayınladığı bağımsız ilk albümü “Avery Sunshine”, ABD’de soul listelerinde önemli bir çıkış yakalarken, 2014 tarihli “The SunRoom” ve 2017’de gelen “Twenty Sixty Four”, sanatçının hem vokal hem besteci kimliğini pekiştirdi. 2022’de yayınlanan “Four Thirty”, pandemi sonrası dönemde kaydedilmiş en kişisel işleri arasında gösterilirken, “Call My Name” parçası ‘Urban Adult Contemporary’ listelerinde uzun süre üst sıralarda kaldı. Avery Sunshine, canlı performanslarında caz trio formunu gospel kökleriyle birleştirerek, klasik soul sahne geleneğini güncel bir anlatıya dönüştürüyor.
Morcheeba
Yerel köklerden evrensel sahneye
Türk müziğini uluslararası sahneye taşıyan önemli isimlerden Burhan Öçal, The Trakya All Stars ile festivalde yer alırken Osmanlı saray müziğinden Roman ezgilerine uzanan geniş bir repertuvarı caz doğaçlamasıyla buluşturan yaklaşımını sürdürüyor. 1959 doğumlu sanatçı, kariyerine klasik Türk müziği ve vurmalı çalgılar üzerinden başladı; 1980’lerde Avrupa’ya yerleşerek Joe Zawinul ve Jamaaladeen Tacuma gibi isimlerle çalıştı. 1998 tarihli “Groove Alla Turca”, 2001’de “Sultan Osman”, 2003’te “Yeni Raki” ve “İstanbul Oriental Ensemble” projeleri, doğu-batı ekseninde kurduğu müzikal dilin temel taşlarını oluşturdu. Montreux Jazz Festivai başta olmak üzere dünyanın önde gelen sahnelerinde yer alan Öçal, ritim merkezli anlatımıyla Türkiye cazının uluslararası temsilcileri arasında özel bir konumda duruyor.
Burhan Öçal & The Trakya All Stars
Erik Truffaz ile sahne alacak olan ÜÇ ise Türkiye caz sahnesinin çağdaş ve deneysel damarını temsil ediyor. Klavyede Çağrı Sertel, kontrbasta Alp Ersönmez ve davulda Volkan Öktem’den oluşan trio, elektronik altyapılarla akustik cazı buluşturduğu 2019 tarihli “ÜÇ” albümüyle dikkat çekti. Grup üyelerinin bireysel kariyerleri de Türkiye’nin alternatif ve caz sahnesinde belirleyici. Sertel elektronik ve film müziği alanında, Ersönmez uluslararası caz projelerinde, Öktem ise sayısız stüdyo ve sahne işbirliğinde üretimini sürdürüyor. Erik Truffaz ise Blue Note etiketiyle yayınladığı 1999 tarihli “Bending New Corners” ile küresel caz sahnesinde çıkış yaptı; 2003’te The “Dawn”, 2005’te “Saloua”, 2010’da “In Between” ve 2019’da “Lune Rouge” gibi albümlerle elektronik, ambient ve caz arasında kendine özgü bir ifade dili kurdu. Miles Davis sonrası Avrupa trompet geleneğinin en yenilikçi isimlerinden biri olarak kabul edilen Truffaz, sinematik tonu ve efekt kullanımıyla öne çıkıyor.
1950’lerin swing ruhunu yeniden yorumlayan Kaan Arslan Co., big band estetiğini çağdaş düzenlemelerle güncelleyerek dans edilebilir bir sahne enerjisi yaratırken, repertuvarında caz standartlarından erken dönem rhythm & blues’a uzanan geniş bir seçki sunuyor. Sahne performanslarında dönem kostümleri ve analog tınılara yaklaşan düzenlemeleriyle nostaljiyi stilize bir anlatıya dönüştüren topluluk, Türkiye’de swing revival akımının dikkat çeken temsilcileri arasında yer alıyor.
Kaan Arslan Co
Festivalin gece atmosferine farklı bir katman ekleyecek olan Gabriels ise gospel, soul ve alternatif pop ekseninde son yılların en güçlü çıkışlarından biri. Vokalist Jacob Lusk liderliğinde kurulan grup, 2021’de yayınladığı “Love and Hate in a Different Time” EP’siyle kısa sürede uluslararası basının radarına girdi; 2023’te gelen iki bölümlük “Angels & Queens” albümü ise Elton John’dan BBC listelerine uzanan geniş bir destekle yılın en çok konuşulan kayıtları arasında yer aldı. Sinematik düzenlemeleri, güçlü vokal performansı ve retro-soul estetiğini çağdaş prodüksiyonla birleştiren yapısıyla Gabriels, DJ set formatında dahi bu dramatik müzikal dili sahneye taşımayı başarıyor.
Şehrin ritmi değişirken
İstanbul’un gastronomi, alışveriş, kültür ve sanat mahallesi Galataport İstanbul, İstanbul’un son yıllarda dönüşen kültür haritasında kamusal alanın kültürle yeniden tanımlandığı bir odak noktası olarak konumlanıyor. Boğaz hattında yeniden kurgulanan bu alan, konserlerden sergilere uzanan programıyla gündelik yaşamın parçası haline gelirken düzenlediği etkinliklerle bu sürekliliği uluslararası ölçekte görünür kılıyor., ziyaretçilerine katmanlı bir şehir deneyimi sunuyor. Pozitif ve D.Exe’nin organizasyonunu üstlendiği, Volkswagen’in ana sponsorluğunda, Doğuş Perakende bünyesindeki Breitling iş birliğiyle; KIKO Milano, Novotel İstanbul Bosphorus, İGA Pass ve D.ream desteğiyle hayata geçirilen Galataport Jazz ise kamusal alanda erişilebilir müzik üretiminin güçlü bir örneğini oluşturuyor.
Pozitif’in uzun yıllara yayılan organizasyonel birikimiyle birleşen bu yapı, farklı kuşakları ve müzikal eğilimleri aynı zeminde buluşturarak, Galataport Jazz’ı geçici bir etkinlikten ziyade, şehrin müzikle kurduğu ilişkiyi yeniden tarif eden sürdürülebilir bir platforma dönüştürüyor. Pozitif’in 1989’dan bu yana Türkiye’de canlı müzik kültürünün dönüşümünde üstlendiği rol, bu festivalin arka planını anlamak açısından belirleyici. Babylon gibi mekânlarla şekillenen ve yıllar içinde farklı disiplinlerle genişleyen bu üretim hattı, Galataport Jazz ile açık alana taşınarak daha geniş ve çeşitli bir dinleyici kitlesiyle buluşuyor.
Galataport Jazz (6-7 Haziran)
Galataport Doğuş Meydanı, İstanbul
Program
- Morcheeba
- Burhan Öçal & The Trakya All Stars
- Avery Sunshine
- ÜÇ feat. Erik Truffaz
- Kaan Arslan Co
- Gabriels DJ Set
Etiketler: Milliyet Sanat Galataport Jazz İstanbul


