Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Geçmişle Geçişmek

Geçmişle Geçişmek

Geçmişle Geçişmek08 Nisan 2026 - 05:04
Selçuk Artut’un Terakki Vakfı Sanat Galerisi'nde izlenebilen "Otonomi: Akışkan Geometri" adlı sergisi, sanatçının yaratıcı kodlama ile oluşturduğu, dijital evrenin akışkan yapısını, otonomiyi ve geometrik desenlerin dönüşümünü inceleyen işlerine odaklanıyor.
NURDURAN DUMAN
 
Sanat yapıtını yalnızca duvarda asılı duran, sınırları çizilmiş durağan bir nesne olarak değil; soluk alan, her bakışta izleyiciyle "geçişerek" yeniden üreyen bir eyleyiş olarak düşünelim. Bu sergide bu eyleyiş geçmişle de geçişiyor.
 
Pandemi sonrası ilk sergi
 
Küratörlüğünü Nazlı Pektaş'ın üstlendiği, Selçuk Artut’un "Otonomi: Akışkan Geometri" adlı sergisi, 24 Nisan 2026’ya değin Terakki Vakfı Sanat Galerisi'nde görülebilecek. Galeri, 2020'deki pandemi kesintisinde verdiği aradan bu yana ilk kez kapılarını açıyor. 
 
 
 
Genetik kodu yazmak
 
Artut yeni sergisiyle, taşı ya da ahşabı yontmak yerine, o biçimin alabileceği olasılıkların kendi deyimiyle "genetik kodunu" yazmayı seçiyor. Makinenin otonom kararlarının ritmine ve rastlantısallığa bırakılan bu yaratı tasarının, CNC tezgâhlarında milimetrik hassasiyetle kesilmiş paslanmaz çelik ve alüminyum gövdeleri, sanal bir karmaşıklığa değil, geçmişin jeolojik tortusuna dönüştürdüğünü görmek çarpıcı. 
 
 
Selçuk Artut, “Geomart-ut-sc1”, 2025
 
 
Selçuk Artut, “Manifold serisi 001”, 2025 
 
Serginin merkezindeki, Japon Asanoha desenini Anadolu Selçuklu yıldız motifleriyle dijital bir dokuma gibi iç içe geçiren "Interwoven Confluences" (2025) ilk kez Osaka'da gösterilmiş. Bu hareketli video kompozisyonu, matematiğin coğrafi sınırları aşan birleştirici gücünü soyut bir sav değil görsel bir kanıt olarak ortaya koyuyor.
 
Batı sanat tarihine geometrik bir itiraz
 
Bunun gibi kanıtlar, salt Batı ve Rönesans anlatısına yaslanan sanat tarihine yöneltilmiş bütüncül bir itiraz aslında. Büyük Selçuklu’nun kozmik ölçüleri ve Karatay Medresesi’nin taş işçiliği, sanatçının algoritmik dokunuşuyla yeni bir optik geçirgen alana taşınıyor. Küratör Nazlı Pektaş'ın ifadesiyle, "Batı sanatı tarihinde dünya hep Doğu'yu ıskaladı”. Bu ıskalamanın ağır baskısına karşılık, Artut’un yapıtları, matematiğin evrensel diliyle kültürel kökleri yepyeni bir alana oturtuyor. Yine Nazlı Pektaş'ın dediği gibi, sergi bizi "matematiğin saklı şiirselliğine" tanıklık etmeye çağırıyor. 
 
 
 
“Yeni medya” değil “teknolojik sanat”
 
Artut üretimini, sanat çevresinde kabul görmüş "yeni medya” terimi yerine "teknolojik sanat" olarak adlandırıyor. Bir sanatçının üretim biçimini tanımlayan kavrama itiraz etmesi, sıradan bir terminoloji meselesinden çok epistemolojik bir konum bildirisi olabilir. Ayrıca serginin beslendiği formlar 13. ve 14. yüzyıl Anadolu Selçuklu mimarisine, Karatay Medresesi'nin taş işçiliğine, Özbekistan'dan Anadolu'ya ve Uzak Doğu'ya uzanan bir coğrafyanın geometrik belleğine dayanıyor. Sekiz yüz yıllık bir formun kullanıldığı üretimi "yeni" saymak kavramsal bir bilmece, hatta bilinmezlik olur elbette. Artut’un önerdiği "teknolojik sanat" ise bu gerilimi içinde barındıran, geçmişin eylemsiz mirasını geleceğin algoritmik olasılıklarıyla buluşturuyor.
 
 
 
Pergelden koda: atölye
 
Serginin Terakki Vakfı bünyesinde yer alması ve öğrenciler için atölyelerin açılacak olması bu bağlamda ayrıca anlam kazanıyor. Artut, lise öğrencileriyle yürüttüğü atölyelerde teknolojik sanatı bir bilgisayar deneyimi olarak değil, "ellerle düşünmek" eylemi olarak kurguluyor. Öğrenciler işe en basit araçlar olan pergel ve cetvelle, dokunarak, "ellerle düşünerek" başlıyor, böylece geometrinin yapı taşlarını el emeğiyle oluşturuyor, zamanın akışını anın ritmini duyumsuyor, ardından kendi çizdikleri motifin hareketli bir yıldıza dönüştüğü kodları yazıyorlar. Yeni kuşağın teknolojiyle kurduğu bu bağ, edilgen bir tüketimden, kendi öyküsünü yazabildiği ilgi çekici bir sanatsal üretime dönüşüyor.
 
Sanata evet.