Geçmişten bugüne, Türk müziğine senfonik yorum
Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Sanatçısı Dr. Uğur Çınar, yüzyıllara yayılan Türk müziği mirasını senfonik düzenlemelerle buluşturduğu “Senfonik Türk Müziği” albümünde Dede Efendi’den Nazım Hikmet’e, zeybekten tangoya uzanan geniş bir repertuvara yer veriyor. Ada Müzik etiketiyle plak formatında da yayınlanan albüm, geleneksel müziğin köklü birikimini farklı kuşaklarla buluşturma arayışının ürünü.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Türk müziğinin geçmişiyle bugünü arasında bağ kurmak, yalnızca klasikleşmiş eserleri yeniden seslendirmekle değil onları besleyen müzikal birikimi tanımak ve geleceğe aktaracak yeni ifade yolları aramakla mümkün. Devlet sanatçısı, yorumcu, akademisyen ve radyo-televizyon programcısı Dr. Uğur Çınar’ın sanat yaşamında bu arayışın izleri belirgin. TRT Çocuk ve Gençlik Koroları’nda başlayan müzik eğitimi, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda alanının önemli isimleriyle sürdürdüğü çalışmalar ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TRT bünyesindeki sanatçılık deneyimi, Çınar’ın müzikal kimliğinin farklı katmanlarını oluşturuyor. Sahne çalışmalarının yanı sıra yöneticilik, akademik görevler ve yıllara yayılan radyo-televizyon programcılığı da bu birikimin parçaları.
Çınar’ın Ada Müzik etiketiyle yayınlanan “Senfonik Türk Müziği” albümü, geleneksel repertuvarı çok sesli düzenlemelerle ele alırken farklı müzik biçimlerini ortak bir anlatıda buluşturuyor. Dede Efendi’den Nazım Hikmet’e uzanan seçkide “Yıldızların Altında”, “Nazende Sevgili”, “Veda Busesi”, “İzmir’in Kavakları” ve “Fikrimin İnce Gülü” gibi eserler, senfonik yaylıların yanı sıra kanun, tambur, ney ve klasik kemençe gibi geleneksel çalgıların da yer aldığı bir ses dünyasında yeniden yorumlanıyor. Albümün müzik yönetmenliğini Eylem Pelit üstlenirken düzenlemelerde Ferhat Livaneli, Ufuk Yıldırım, Göksun Çavdar ve Eylem Pelit imzası bulunuyor.
Çocukluk yıllarından bu yana plaklara ilgi duyan Çınar için albümün plak formatında yayınlanması, kişisel bir hayalin gerçekleşmesi anlamını da taşıyor. Dijital müziğin dinleme alışkanlıklarını dönüştürdüğü bir dönemde plakla kurduğu ilişki, geçmişin kayıt kültürüne duyduğu ilgiyle de örtüşüyor. Dr. Uğur Çınar’la Milliyet Sanat için bir araya geldik ve müzik eğitiminden ustalarından devraldığı mirasa, geleneksel repertuvarın çağdaş yorum olanaklarından radyo ve televizyon deneyiminin sanatına katkısına, plak tutkusundan genç müzisyenlere yönelik önerilerine uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.
“Senfonik Türk Müziği” projesinin çıkış noktası neydi? Türk Müziği’nin çok bilinen eserlerini senfonik düzenlemelerle yeniden ele alma fikri nasıl oluştu?
Müzik eğitimim Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nda, TRT İstanbul Radyosu’nda hocaların hocası Muammer Sun’la, Çocuk Korosu ve Gençlik Korosu’nda çok sesli müzikle başladı. Daha sonraki yıllarda, İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda da Klasik Türk Müziği’nin duayen isimleri Prof.Dr.Nevzat Atlığ, Prof.Dr.Alaeddin Yavaşça, Prof.Dr.Selahattin İçli, İnci Çayırlı, Tülin Korman, Yalçın Tura, Demirhan Altuğ, Nida Tüfekçi ve Neriman Tüfekçi ile birebir çalışmalarım oldu. Öğrencileri oldum. Müziğe başladığım ilk günlerden bu yana, geçmişi yüzyıllara dayanan kültürümüzün en önemli hazinelerinden bir tanesi olan geleneksel müziğimizin çağdaş ve çok sesli düzenlemelerle ve yorumlarla yurt içi ve yurt dışında geniş kitlelere ulaşması en büyük hayalim oldu.
“Senfonik Türk Müziği” albümümdeki eserleri, şu an sanatçı kadromun bulunduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu’nun konserlerinde seslendirmekteydim. Topluluktaki çok değerli müzisyen arkadaşlarımın desteğiyle bu repertuvarı projelendirip “Senfonik Türk Müziği” adıyla bir albüme dönüştürüp müzikseverlerle buluşturduk.
Albümde Dede Efendi’den Nazım Hikmet’e, Ege zeybeğinden tangoya uzanan oldukça geniş bir repertuvar var. Bu seçkiyi oluştururken hangi ölçütleri gözettiniz ve bu eserlerin aynı müzikal bütünlük içinde buluşmasını nasıl sağladınız?
“Senfonik Türk Müziği” albümümün repertuvarını hazırlarken geleneksel müziğimizin birçok formuna yer vermeyi düşündüm. Bu nedenle, seçtiğim eserlerin büyük kitlelere ulaşması için repertuvar yelpazesini geniş tuttum. Orkestramızda Senfonik Yaylı Grubu’nun yanı sıra geleneksel musikimiz içerisinde yer alan kanun, tambur, klasik kemençe (İstanbul Kemençesi), ney ve kemançe gibi otantik sazlarımıza da yer vererek coğrafyamıza uygun sıcak bir sound oluşturmayı hedefledim.
Albümün müzik yönetmenliğini Eylem Pelit üstlenirken düzenlemelerde Ferhat Livaneli, Ufuk Yıldırım, Göksun Çavdar ve Eylem Pelit gibi farklı müzikal geçmişlere sahip isimlerle çalıştınız. Bu ortak çalışma, eserlerin yorumuna ve sound’una nasıl yansıdı?
Sizin de söylemiş olduğunuz gibi, albümümün müzik yönetmenliğini Türkiye’nin en önemli bas gitar sanatçılarından Eylem Pelit gerçekleştirdi. Düzenlemeleri de Eylem Pelit, Ferhat Livaneli, Göksun Çavdar, Ufuk Yıldırım yaptılar. Bu isimler hem geleneksel müziğimiz içinde yer alan Halk Müziğimizi ve Klasik Türk Müziğimizi çok iyi bilen müzisyenler oldukları için, müzikal anlamda kendi içlerinde bir bütünlük sağladılar. Bu da, çalışmamızı kolaylaştırdı. Bu isimler kendi dallarında dünya çapında müzisyenlerdir. Albümü hazırlarken kendilerine ait farklı birikim ve tecrübeleriyle çalışmamızı zenginleştirmişlerdir.
Türk Müziği’nin klasikleşmiş eserlerini yeniden yorumlamak bir yandan geleneğe bağlı kalmayı, diğer yandan bugünün dinleyicisine ulaşmayı gerektiriyor. Siz bu iki dengeyi nasıl kurdunuz?
Benim her zaman savunduğum bir görüşüm vardır: Geçmişi yüzyıllara dayanan zengin musikimizin geleneksel yapısının ve icrasının bozulmadan daima korunması, aynı zamanda da bu zenginliğin çağdaş uygulamalara ve yeni çalışmalara da açık olmasından yanadır. Geçmişle bugünü buluşturmanın, yarınlara ulaştırmanın bir sanatçı olarak her zaman en önemli görevlerimizden birisi olduğunu düşünmekteyim. Türk Müziği’nin klasikleşmiş eserlerini bugünün gençliğiyle paylaşmak da bunun en önemli misyonudur.
“Senfonik Türk Müziği”nin plak formatında yayınlanmasını özellikle istemenizin sebebi nedir? Bugün dijital müziğin hâkim olduğu bir dönemde plak formatı müzikal ve kültürel anlamda ne ifade ediyor?
Plak tutkum, çocukluk yıllarıma dayanır. Plak dinlemeyi ve plak arşivlemeyi çok severim. Aynı zamanda iyi bir plak koleksiyoneri olduğumu düşünüyorum. Her tür müziğin, özellikle Klasik Müziğin plaktan dinlenmesinin tadı doyumsuzdur. Geçmiş yıllarda yapılan analog kayıtların soundlarının değeri günümüzde teknolojinin bu kadar zirve yaptığı bir dönemde daha çok anlaşılmaktadır.
Ayrıca, müzik eğitimimi aldığım ilk günlerden başlayan en büyük hayalim, albümümün plak olarak yayınlanmasıydı. Bunu bana sağlayan müzik şirketim Ada Müzik’e sizin aracılığınızla teşekkürlerimi sunuyorum.
Uzun yıllar TRT İstanbul Radyosu’nda solist sanatçı olarak çalıştınız ve daha sonra televizyon programları hazırlayıp sundunuz. Radyo ve televizyon deneyiminizin bugün bir albüm hazırlarkenki müzikal bakışınıza nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu İstanbul Radyosu’nda on yıllık solist sanatçılığımın yanı sıra beş yıl da aralıksız olarak “Yıldız Sesler” adlı çok ödül alan bir program hazırlayıp sundum. Bu programda, müzik dünyamızın duayen isimlerini konuk ettim. Ardından TRT Televizyonlarına transfer oldum. Televizyon için de “Bir Tatlı Huzur”, “Gecenin Rengi”, “Nerelerdesiniz”, “Hayatın Ritmi”, “Erguvan”, “Fasıl Musikimiz” isimli uzun soluklu programlar hazırlayıp sundum. Radyo ve televizyon programları hazırlarken birçok duayen sanatçıyla çalışmak, onların repertuvarlarını hazırlamak, geçmişten bugüne bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak benim ufkumu ve sanatsal kimliğimi çok geliştirdi. Sonuç olarak, albüm repertuvarı hazırlarken bana çok faydası olmuştur.
Sanatçılığın yanı sıra AKM Müdürlüğü, Müzik Toplulukları Müdürlüğü, Telif Hakları Genel Müdürlüğü bünyesindeki görevler ve akademisyenlik gibi farklı alanlarda sorumluluklar üstlendiniz. Bu idari ve akademik deneyimler, sanatçı kimliğinizi nasıl etkiledi?
Tüm bu görevler aslında hep birbirini tamamlayan, birbirini destekleyen ve birbirini besleyen görevler oldu benim için. Sanatçı kimliğimi olumlu anlamda etkiledi diyebilirim.
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan başlayıp yüksek lisans ve doktoraya uzanan akademik yolculuğunuzda çok önemli hocalarla çalıştınız. Alaeddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin, İnci Çayırlı, Necdet Yaşar gibi ustalardan aldığınız eğitimin bugün yorumculuğunuzda en belirgin izlerini nerede görüyorsunuz?
İsimlerini saymış olduğunuz her biri birbirinden değerli, musikimizin duayen isimleri benim müzikal kimliğimin şekillenmesinde ve gelişmesinde çok önemli bir role sahiptir. Her birinden bilginin yanı sıra öncelikle musıki terbiyesini öğrenmişimdir. Kendilerini bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum.
Genç müzisyenlerde, özellikle Türk Müziği eğitimi alanlarda, bugün en çok neyin eksikliğini gözlemliyorsunuz? Geleneksel repertuvar bilgisi ile farklı müzik türlerine ve yeni teknolojilere açık olmak arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Müzik eğitimi alan genç müzisyenlerde özellikle gözlemlediğim şey, usta-çırak ilişkisi eksikliği. Geleneksel müziğimizin olmazsa olmazlarından birisidir usta-çırak ilişkisi. Günümüzde maalesef usta pozisyonundaki müzisyenler çok az sayıdadır. Benim gençlere tavsiyem, yitirmiş olduğumuz usta müzisyenlerimizi kaset-cd ve plaklarından takip etmeleridir.
Kariyeriniz boyunca hem sahnede sanatçı hem eğitimci hem yönetici hem de radyo-televizyon programcısı olarak farklı alanlarda üretim yaptınız. Bugün geriye baktığınızda sizi hâlâ heyecanlandıran ve bundan sonra yapmak istediğiniz müzikal çalışma nedir?
Yapmış olduğum tüm çalışmaları severek ve zevk alarak yaptım. Hepsinden aldığım heyecan farklı oldu. Konser seyircisi beni her zaman çok heyecanlandırmıştır. Mutlu etmiştir. Önümüzdeki günlerde ve yıllarda daha fazla albüm çalışmaları içinde olacağımı müzikseverlere, Milliyet Sanat Dergisi aracılığıyla duyurmaktan mutluluk duyarım.
Etiketler: Dr. Uğur Çınar Kültür ve Turizm Bakanlığı sanat


