Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Gedik Filarmoni sezonu açıyor

Gedik Filarmoni sezonu açıyor

Gedik Filarmoni sezonu açıyor13 Ekim 2026 - 04:10
Şef Cem Mansur yönetimindeki Gedik Filarmoni Orkestrası, 14 Ekim’de Süreyya Operası’nda gerçekleşecek sezon açılışında Meriç Artaç’ın çağdaş yapıtı “Ouverture to the Sun”ı Mozart’ın “21. Piyano Konçertosu” ve Prokofiev’in “Klasik Senfonisi”yle buluşturuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
 
 
Müzikte ‘klasik’ sözcüğü, kimi zaman belirli bir dönemi, kimi zaman kuşaklar boyunca dinlenmeye devam eden yapıtları, kimi zaman da geçmişin müzikal biçimlerinden hareketle yeni bir dil kurma yaklaşımını ifade ediyor. Gedik Sanat bünyesinde faaliyet gösteren, klasik müzik repertuvarını çağdaş bestecilerin yapıtları ve yeni eser siparişleriyle buluşturarak Türkiye’deki senfonik müzik üretiminin gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan Gedik Filarmoni Orkestrası, 2026-2027 sezonunun açılışında bu üç anlamı aynı programda bir araya getiriyor.
 
14 Ekim Çarşamba akşamı Süreyya Operası’nda gerçekleşecek konser, günümüz bestecilerinden Meriç Artaç’ın Kazuo Ishiguro’nun “Klara and the Sun” romanından esinlenen “Ouverture to the Sun” adlı yapıtıyla başlayacak. Ardından Wolfgang Amadeus Mozart’ın “21. Piyano Konçertosu”, dünyaca ünlü Gürcü piyanist Elisso Bolkvadze’nin yorumuyla seslendirilecek. Program, Sergei Prokofiev’in klasik dönem müziğinin biçimlerine 20. YY’ın başından bakan “Klasik Senfonisi”yle tamamlanacak.
 
 
Elisso Bolkvadze
 
Gedik Filarmoni Orkestrası’nın her konserde yeni bir yapıtı dinleyiciyle buluşturma ilkesi, sezon açılışındaki programın ilk durağını da belirliyor. Çağdaş müziğin farklı ifade olanaklarını klasik repertuvarın yerleşik örnekleriyle aynı sahnede buluşturan seçki, bestecilerin kendi dönemleriyle kurdukları ilişkiyi üç ayrı yaklaşım üzerinden ele alıyor. Şef Cem Mansur yönetimindeki orkestra, böylece bir yandan günümüzün müzikal arayışlarına yer verirken diğer yandan Mozart’ın konçerto geleneğini ve Prokofiev’in geçmişle kurduğu yaratıcı ilişkiyi aynı akşamın akışı içinde dinleyiciye sunuyor.
 
Günümüzden Mozart’a uzanan açılış
 
Konserin ilk yapıtı “Ouverture to the Sun”, İstanbul doğumlu besteci Meriç Artaç’ın çağdaş müzik alanındaki üretimini temsil ediyor. 1990’da İstanbul’da doğan Artaç, beş yaşında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda başladığı müzik eğitimini 18 yaşında tamamladı. Saint-Michel Fransız Lisesi’nden de mezun olan besteci, daha sonra Hollanda’nın Rotterdam kentine giderek Codarts Rotterdam’da Peter-Jan Wagemans ile kompozisyon çalıştı ve 2015’te yüksek lisans eğitimini cum laude derecesiyle bitirdi. 2016’da, Codarts öğrencileri arasında her yıl verilen de ‘Rotterdamse School Kompozisyon Ödülü’ne layık görüldü. Elektronik müzikten tiyatro ve opera projelerine uzanan çalışmalarında farklı disiplinlerle ilişki kuran Artaç, besteciliğinin yanı sıra kültür-sanat alanındaki girişimleriyle de tanınıyor.
 
“Ouverture to the Sun”, Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun 2021’de yayımlanan “Klara and the Sun” romanından esinleniyor. Türkçeye “Klara ile Güneş” adıyla çevrilen roman, yapay zekâ ürünü bir arkadaş olarak tasarlanan Klara’nın gözünden insan ilişkilerini, yalnızlığı, sevgiyi ve insan olmanın anlamını ele alıyor. Güneşin ve ışığın anlatı içinde önemli bir yer tuttuğu eser, teknolojik gelişmelerin insan yaşamıyla kesiştiği bir dünyayı merkezine alıyor. Artaç’ın bu edebî kaynaktan hareketle oluşturduğu atmosferik uvertür, konserin başlangıcını günümüzün ses dünyasına taşıyor.
 
Gedik Filarmoni Orkestrası’nın programlama yaklaşımında çağdaş bestecilere yer açması, yeni eserlerin dinleyiciyle buluşmasına yönelik çalışmalarıyla da örtüşüyor. Gedik Sanat, yeni yapıtlar için siparişler vererek Türkiye’nin müzik repertuvarına katkıda bulunmayı, ilk seslendirilişleri yapılmamış eserleri gündeme getirmeyi ve çağdaş müzik üretimini desteklemeyi amaçlıyor. Kurumun daha önce paylaştığı bilgilere göre bu kapsamda bugüne kadar sipariş yoluyla müzik literatürüne çok sayıda eser kazandırıldı.
 
Mozart’ın “21. Piyano Konçertosu”
 
Programın ikinci yapıtı, Wolfgang Amadeus Mozart’ın “Do Majör 21. Piyano Konçertosu, K. 467”. Mozart’ın 1785’te Viyana’da bestelediği eser, piyano ile orkestranın karşılıklı diyalogunu öne çıkaran konçerto repertuvarının tanınmış örneklerinden biri. Üç bölümlü konçertonun özellikle ikinci bölümü, lirik anlatımı ve geniş soluklu melodisiyle yapıtın en çok tanınan kısımları arasında yer alıyor.
Mozart’ın piyano konçertoları bestecinin yalnızca çalgı tekniğini sergilemek amacıyla değil, orkestrayla birlikte gelişen bir müzikal anlatı kurmak üzere de tasarladığı eserler arasında bulunuyor. Solo piyano ile orkestra arasındaki ilişkinin farklı karakterlere büründüğü bu yapıtlarda, solistin teknik becerisi kadar müzikal cümleleri biçimlendirme ve orkestrayla diyalog kurma yeteneği de belirleyici. “21. Piyano Konçertosu”, özellikle ağır bölümündeki yalın ve akıcı anlatımıyla Mozart’ın melodik yaratıcılığını öne çıkarıyor.
 
Konçertoda solist olarak sahneye çıkacak Elisso Bolkvadze, uluslararası kariyeriyle tanınan Gürcü piyanistler arasında yer alıyor. Tiflis’te doğan sanatçı, dört yaşında piyano eğitimine başladı; ilk orkestra konserini yedi yaşında verdi. Tiflis Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitimini tamamladıktan sonra çalışmalarını Fransa’da sürdürdü. Uluslararası Johann Sebastian Bach Yarışması, Vianna da Motta Uluslararası Piyano Yarışması ve Van Cliburn Uluslararası Piyano Yarışması gibi önemli organizasyonlarda ödüller kazandı. 1995’te Paris’te düzenlenen Long-Thibaud-Crespin Yarışması’nda Fransız müziğinin en iyi yorumu için verilen ‘Özel Ödül’e değer görüldü.
 
Bolkvadze, kariyeri boyunca Avrupa ve Amerika’da çeşitli orkestralarla çalıştı; resitaller verdi ve Beethoven, Rachmaninoff ile Liszt’in piyano konçertolarını içeren kayıtlar gerçekleştirdi. Schubert ve Prokofiev’in yapıtlarını bir araya getiren albümü de diskografisinde yer alıyor. Genç müzisyenlerin yetişmesini desteklemek amacıyla 2013’te Gürcistan’da Lyra Yardım Vakfı’nı kuran piyanist, aynı yıl Batum Uluslararası Klasik Müzik Festivali’nin kuruluşunda da rol aldı ve festivalin sanat yönetmenliğini üstlendi. 2015’te ‘UNESCO Barış Sanatçısı’ unvanını alan Bolkvadze, Fransa tarafından verilen ‘Sanat ve Edebiyat Nişanı’na da layık görüldü.
 
Mozart’ın “21. Piyano Konçertosu”nun konser programındaki yeri, klasik dönem repertuvarının günümüz dinleyicisiyle kurduğu sürekliliği de ortaya koyuyor. Yapıtın orkestra ile solist arasındaki dengeli ilişkisi, programın ilk bölümündeki çağdaş anlatımın ardından müzikal odağı başka bir dönemin estetik anlayışına taşıyacak.
 
Prokofiev’den klasik döneme farklı bir bakış
 
Konserin finalinde Sergei Prokofiev’in “Re Majör 1. Senfonisi, Op. 25” ya da daha yaygın adıyla “Klasik Senfoni” seslendirilecek. Prokofiev’in 1916-1917 yıllarında bestelediği yapıt, klasik dönem senfoni geleneğinin biçimlerinden yola çıkarken 20. YY’ın müzikal dilini de içinde barındırıyor. Besteci, Haydn gibi klasik dönem ustalarının biçimsel yaklaşımını örnek alarak kendi döneminin dışavurum olanaklarından farklı bir yol izledi; ortaya, geçmişin estetik anlayışını taklit etmek yerine onunla yeni bir ilişki kuran bir senfoni çıktı.
 
Dört bölümlü eser, geleneksel senfoni biçiminin açıklığını ve hareketliliğini korurken Prokofiev’in kendine özgü ritmik enerjisini, beklenmedik armonik dokunuşlarını ve melodik yaratıcılığını da yansıtıyor. Bestecinin klasik dönemle kurduğu ilişki, yalnızca biçimsel bir gönderme olarak kalmıyor; eski bir müzik dilinin yeni bir çağda nasıl yeniden yorumlanabileceğine ilişkin yaratıcı bir yaklaşım sunuyor.
 
Prokofiev’in “Klasik Senfonisi”, bestecinin 20. YYmüziği içindeki yerini anlamak açısından da önemli bir yapıt. Rus besteci, modern müziğin yeni anlatım olanaklarıyla ilgilenirken geçmişin biçimlerini tümüyle terk etmedi. Bu senfonide ortaya çıkan müzikal dil, klasik dönemden gelen düzen ve denge fikrini çağdaş armoni, ritim ve orkestrasyon anlayışıyla birleştiriyor. Eserin programın sonunda yer alması, gecenin başında Meriç Artaç’ın çağdaş yapıtıyla açılan zaman aralığını başka bir açıdan kapatıyor: Geçmişin müziği, yalnızca korunacak bir miras değil, yeni eserler üretirken yeniden yorumlanabilecek bir kaynak olarak da ele alınıyor.
 
Şef Cem Mansur yönetiminde sezon açılışı
 
Gedik Filarmoni Orkestrası’nı konserde yönetecek Cem Mansur, Türkiye’de ve uluslararası müzik çevrelerinde uzun yıllardır çalışan orkestra şefleri arasında yer alıyor. İstanbul’da doğan Mansur, müzik eğitimini Londra’da City University ve Guildhall School of Music and Drama’da aldı; daha sonra Los Angeles Filarmoni Enstitüsü’nde Leonard Bernstein ile çalıştı. 1981-1989 yılları arasında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde şeflik yaptı. 1989’dan itibaren çalışmalarını uluslararası alanda yoğunlaştıran Mansur, 1989-1997 döneminde City of Oxford Orchestra’nın birinci şefliğini üstlendi. 1998-2011 yılları arasında Akbank Oda Orkestrası’nın sanat yönetmenliğini ve şefliğini yürüttü.
Mansur’un repertuvarı Barok dönemden günümüz müziğine uzanıyor. Geleneksel repertuvarın yanı sıra az seslendirilen ve unutulmuş yapıtlara da yer veren şef, farklı dönemlerin müziklerini tarihsel ve tematik bağlantılar içinde ele alan programlarıyla tanınıyor. Elgar’ın tamamlanmamış operası The Spanish Lady’nin 1986’da Londra’daki ilk seslendirilişini gerçekleştirdi; Offenbach’ın uzun süre sahnelenmeyen Whittington operasını 2000’de City of London Festivali’nde yönetti. Helsinki Filarmoni Orkestrası’yla Arvo Pärt’ın 4. Senfonisi’nin Avrupa prömiyerinde de görev aldı. 2007’de kurduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nın kurucu şefliğini sürdüren Mansur, Mayıs 2022’den bu yana Gedik Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörlüğünü yürütüyor. 2024’te İstanbul Müzik Festivali’nin Onur Ödülü’ne değer görüldü.
 
 
Cem Mansur’un klasik müziğe yaklaşımının merkezinde, müziği belirli bir kültürel çevrenin ayrıcalığı olmaktan çıkarıp daha geniş bir dinleyici kitlesinin hayatına katmak var. Konser salonlarına adım atmak için müzik tarihi bilgisine, bestecilerin yaşam öykülerine ya da teknik terimlere hâkim olmak gerektiği düşüncesine karşı çıkıyor. Bu nedenle konser öncesinde dinleyiciyle buluşarak seslendirilecek eserlerin hikâyelerini anlatıyor; bestecilerin yaşadıkları dönemi, yapıtların ortaya çıkış koşullarını ve müzikal tercihlerin ardındaki düşünceyi aktarıyor. Bu anlatım, dinleyiciye ne duyması gerektiğini söylemekten çok, müziği kendi deneyimi üzerinden keşfedebileceği bir alan açmayı amaçlıyor.
 
Mansur’un ‘anlamak’ kavramına itirazı da bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bir eserden etkilenmek, onun dinleyicide uyandırdığı duyguyu fark etmek ve müzikle kişisel bir bağ kurmak için profesyonel müzik bilgisine sahip olmak gerekmiyor. Orkestranın ses dengesini, yorum farklılıklarını ya da teknik ayrıntıları değerlendirmek müzik profesyonellerinin alanına girerken dinleyicinin öncelikli deneyimi, müzikle kurduğu ilişki. Bu bakış, klasik müziği anlaşılması güç, belirli kuralları öğrenilmeden yaklaşılmaması gereken bir sanat dalı olarak gören anlayışın karşısında duruyor.
 
Mansur’un yaklaşımı yalnızca dinleyiciyi konser salonuna çekmekle sınırlı değil; orkestranın repertuvarını oluştururken geçmişle bugün arasında nasıl bir ilişki kurulması gerektiğine dair bir düşünceyi de içeriyor. Ona göre klasik müzik repertuvarının başyapıtları, yaratıldıkları dönemin toplumsal ve kültürel koşullarından bağımsız düşünülemez. Bu eserleri bugün seslendirmek, onları tarihsel bağlamlarından koparıp değişmez birer anıt gibi korumak anlamına gelmiyor. Aksine, her yeni yorum ve her yeni dinleyici buluşması, yapıtların bugünün dünyasında yeniden anlam kazanmasını sağlıyor.
 
 
Şef Cem Mansur
 
Bu düşünce, Gedik Filarmoni Orkestrası’nın çağdaş bestecilere ve yeni eserlere yer veren programlarında da karşılık buluyor. Geçmişin müzikal mirasını korumakla yetinmeyen, yeni yapıtların üretilmesini ve seslendirilmesini de üstlenen bir orkestra anlayışı, klasik müziği yaşayan bir sanat alanı olarak ele alıyor. Dünya prömiyerlerine ve yeni müzik üretimine alan açılması, repertuvarın yalnızca yerleşik eserlerden oluşan kapalı bir döngü içinde kalmaması açısından önem taşıyor. Böylece orkestra, bir yandan müzik tarihinin birikimini dinleyiciyle buluştururken diğer yandan geleceğin repertuvarına katkıda bulunuyor.
 
Mansur’un Gedik Sanat ile kurduğu ortaklığı heyecan verici bulmasının nedeni de bu noktada belirginleşiyor. Konser salonlarını müzeye, orkestraları geçmişin eserlerini korumakla görevli kurumlara dönüştürmeyen bir anlayış, klasik müziğin her dönemde yeni sorularla ve yeni ifade biçimleriyle gelişebileceğini kabul ediyor. Bu yaklaşımda gelenek ile yenilik birbirinin karşıtı değil; müziğin sürekliliğini sağlayan iki tamamlayıcı unsur. Geçmişin başyapıtları, kendi çağlarının tanıklığını bugüne taşırken çağdaş bestecilerin yapıtları da yaşadığımız dönemin duygu, düşünce ve arayışlarını geleceğe aktarıyor.
 
Mansur’un orkestra şefliğini dinleyiciyle kurduğu iletişimden repertuvar tercihlerine uzanan bu bütünlük içinde değerlendirmek gerekiyor. Bir yanda müziği daha erişilebilir kılmak, diğer yanda yeni üretimi desteklemek hem dinleme kültürünün gelişmesine hem de klasik müzik kurumlarının güncel bir sanat ortamı içinde varlık göstermesine hizmet ediyor. Gedik Filarmoni Orkestrası’nın programında Meriç Artaç, Mozart ve Prokofiev’in aynı akşam buluşması da bu yaklaşımın somut bir örneği: Farklı dönemlerden gelen eserler, birbirinden kopuk tarihsel duraklar olarak değil, müziğin geçmişten bugüne uzanan ve her yeni yorumla devam eden serüveninin parçaları olarak dinleyici karşısına çıkıyor.
 
Gedik Filarmoni Orkestrası’nın sezon açılışı, bu açıdan yalnızca üç tanınmış bestecinin yapıtlarını bir araya getiren bir konser değil. Meriç Artaç’ın edebiyattan beslenen çağdaş müziği, Mozart’ın piyano konçertosundaki klasik dönem estetiği ve Prokofiev’in geçmişin biçimlerini yeniden ele alan senfonisi, farklı dönemler arasındaki bağlantıları görünür kılan bir program oluşturuyor.
 
Cem Mansur, konser öncesinde dinleyicilerle buluşarak programda yer alan eserler ve bestecileri üzerine söyleşi yapmayı sürdürüyor.
 
Gedik Filarmoni Orkestrası  Sezon Açılış Konseri
 
14 Ekim 2026, Çarşamba
20.00 Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası, İstanbul
Şef: Cem Mansur
Solist: Eliso Bolkvadze (Piyano)
Repetuvar:
Meriç Artaç “Ouverture to the Sun”
W. A. Mozart “21. Piyano Konçertosu” ve
Sergei Prokofiev “Klasik Senfoni”
 
Etiketler: Gedik Filarmoni  Mozart  müzik