“Gerçek sanat, kusurlarda gizli”
İki yıllık aranın ardından “Durur Bütün Dünya” adlı single’ıyla müziğe dönen Aslı Demirer, yeni şarkısının klibinde tektipleşen güzellik anlayışını plastik bir bebeğe dönüşerek eleştiriyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda aldığı eğitimin ardından geri vokal, vokal koçluğu, reklam müzikleri ve dizi-sinema müzikleri gibi farklı alanlarda çalışan Aslı Demirer, kendi şarkılarını yazan ve yorumlayan bir sanatçı olarak müzikal yolculuğunu sürdürüyor.
Gökhan Türkmen’le seslendirdiği “Korkak” düeti ve dizi projeleri için hazırladığı çalışmalarla da dinleyiciye ulaşan Demirer, iki yıllık aranın ardından 21 Ağustos’ta yayınlanan “Durur Bütün Dünya” ile yeniden solo çalışmalarına odaklanıyor. Söz ve müziği kendisine ait olan, düzenlemesini Gürsel Çelik, Ahmet Kalabay ve Derin Bayhan’ın üstlendiği şarkıya Emre Cinemre yönetmenliğinde çekilen klipte ise ‘Dollcore’ estetiği ve ‘Plastic Dream Sequence’ görsel dilinden yararlanarak plastik bir bebeğe dönüşen sanatçı, güzellik standartlarının tek tipleşmesini ve özellikle kadın müzisyenler üzerindeki görünüş baskısını sorguluyor.
Aslı Demirer’le iki yıllık aranın ardındaki üretim sürecini, müziğin farklı alanlarında edindiği deneyimleri, dijital çağda bir şarkının kalıcılığını ve bundan sonraki müzikal planlarını Milliyet Sanat adına konuştuk.
İki yıllık aranın ardından "Durur Bütün Dünya" ile dinleyiciyle buluştunuz. Bu iki yıl sizin için nasıl geçti? Müzikal üretimden uzaklaştığınız bir dönem miydi, üretmeye devam edip doğru zamanda doğru şarkıyla buluşmayı mı beklediniz?
Dışarıdan bakanlar için iki yıllık bir sessizlik gibi göründüğünün farkındayım. Benim içinse o dönem; kabuğuma çekildiğim, tamamen müziğime odaklandığım ve kafamı dinlediğim çok verimli bir süreçti. Zaten 'Hadi hemen sıradakini yapalım' telaşını hiç sevmiyorum; her şarkının kendi içindeki o doğru zamanı beklemesi gerektiğine inanıyorum.
"Durur Bütün Dünya"nın sözleri ve müziği size ait. Şarkının çıkış noktasında nasıl bir duygu ya da hikâye vardı? Aşkın, insanın zaman ve dünya algısını değiştirebildiği fikrinden yola çıkarak mı yazdınız yoksa şarkı bambaşka bir hikâyeden mi doğdu?
Biz hayatı hep bir koşturmaca içinde, kafamızdaki çelişkilerle savaşarak yaşıyoruz. Ama bazen öyle bir duygu ya da an geliyor ki, içimizdeki tüm o gürültü susuyor. Kendimi akışa bıraktığım, korkularımı ve yarım kalan hislerimi bir kenara koyabildiğim o nadir anlardan birinde doğdu bu şarkı. Aşk ya da yoğun bir duygu da insanın zaman algısını tam olarak böyle bükebiliyor; dış dünya duruyor ve geriye sadece o hissin kendi gerçekliği kalıyor.
Şarkının düzenlemesinde Gürsel Çelik, Ahmet Kalabay ve Derin Bayhan ile birlikte çalıştınız. Kendi yazdığınız bir şarkıyı, başkalarının müzikal yorumuna açtığınızda ne tür bir denge gözetiyorsunuz? Bu ortak çalışma, parçanın başlangıçta hayal ettiğiniz hâlini nasıl değiştirdi?
Şarkıyı ilk yazdığımda, kafamda temel bir iskelet ve genel bir sound fikri mutlaka oluyor. Ama sonrasında işin mutfağına Gürsel, Ahmet ve Derin gibi çok sevdiğim müzisyen dostlarım dahil olduğunda, o iskelet adeta kabuk değiştiriyor. Herkes kendi müzikal birikimiyle ve vizyonuyla öyle şahane dokunuşlar yapıyor ki, şarkı benim tek başıma hayal ettiğim noktanın çok daha ötesine taşınıyor. Ortak aklın ve o kolektif enerjinin müziğe kattığı zenginliği çok önemsiyorum.
Şarkının klibinde Emre Cinemre yönetmenliğinde ‘Dollcore’ estetiği ve ‘Plastic Dream Sequence’ görsel dilinden yararlanılıyor; siz de plastik bir bebeğe dönüşüyorsunuz. Bu görsel fikrin ortaya çıkış süreci nasıldı? Şarkının duygusal dünyasıyla bu sıra dışı estetik arasında nasıl bir bağ kurdunuz?
Bugün ne yazık ki herkesin güzel ve kusursuz görünmeye çalıştığı, görünmenin olmaktan çok daha baskın olduğu bir çağdayız. Dış görünüşlerin olduğu kadar fikirlerin de plastikleştiği bu tek tipleşme, bu klibin temel çıkış noktası oldu. Yönetmenimiz Emre Cinemre ile çalışırken bu fikri nasıl somutlaştırabileceğimiz üzerine konuştuk ve ‘Dollcore’ estetiği ile ‘Plastic Dream Sequence’ görsel dili bizi çok heyecanlandırdı. Beni plastik bir bebeğe dönüştüren bu sıra dışı estetik, şarkının duygusal dünyasındaki o sahte mükemmeliyetçilik baskısını ve iç dünyamızdaki kırılganlığı dışa vurmak için bir metafor oldu.
Günümüzde sosyal medya, filtreler ve dijital görseller, insanların kendilerini algılama biçimini de etkiliyor. Sizce bu tek tip güzellik anlayışı müzik sektöründe, özellikle kadın sanatçılar üzerinde nasıl bir baskı yaratıyor?
Günümüzde ne yazık ki müzik dünyasında da her şey bir imaj ve dış görünüş yarışına indirgendi. Özellikle kadın sanatçılar, sosyal medyanın ve filtrelerin yarattığı o sahte mükemmeliyetçilik kalkanının arkasına saklanmaya zorlanıyor. Ya hep o standartlara uyacaksınız ya da görünmez olacaksınız! Bu durum, yaratıcılığımızı da gölgeliyor tabii ki. Klipte plastik bir bebeğe dönüşme fikrim biraz da bu sektörel baskıya bir cevaptı. Sürekli ulaşılması imkansız bir estetik standart dayatılıyor; oysa gerçek sanat, o kusurlarda gizli.
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı eğitiminizin ardından back vokal, vokal koçluğu, reklam müzikleri ve dizi-sinema müzikleri gibi farklı alanlarda çalıştınız. Bu deneyimler, kendi şarkılarını yazan ve yorumlayan Ashı Demirer'in müzikal kimliğini nasıl şekillendirdi? Bugün bu alanlardan hangisi sizi en çok besliyor?
Konservatuvar eğitimi bana müziğin teorisini, disiplinini ve derinliğini verdi. Sektörel çeşitlilik ise müzikal vizyonumu genişletti. Reklam ve dizi müzikleri yapmak, seslendirmek hikaye anlatıcılığı ve prodüksiyon matematiği açısından müthiş bir antrenmandı.
Vokal koçluğu ve geri vokaller ise sesin psikolojisini çözmeme ve sahne tecrübesi edinmeme yardım etti. Kendi müziğini yazan bir sanatçı olarak bu farklı alanların her biri heybeme çok şey kattı ama kalbimin attığı yer kesinlikle kendi şarkılarımı yazıp söylemek. Kendi müziğimi üretmek, tüm bu biriken deneyimleri dökebileceğim en geniş ve en özgür alan.
"Korkak" gibi Gökhan Türkmen'le yaptığınız düetlerin yanısıra "O Şarkı" gibi diziler aracılığıyla dinleyiciye ulaşan çalışmalarınız da var. Kendi adınızla yayınladığınız şarkılarla başka projeler için ürettiğiniz müzikler arasında, dinleyicinin sizi algılama biçimi açısından nasıl bir fark gözlemliyorsunuz?
Aslında, ikisi birbirini çok besleyen alanlar. Gökhan'la yaptığımız 'Korkak' düeti ya da dizi projeleri
için hazırladığım müzikler, şarkılarımın daha geniş ve bambaşka kitlelerle buluşması için harika birer alan sağladı. Dizi müziklerinde dinleyici önce hikayeye ve o duyguya aşık oluyor, sonra şarkıyı söyleyen kişiyi merak ediyor. Solo projelerimde ise beni doğrudan, filtresiz bir şekilde dinliyorlar. Düetler ve dizi projeleri, insanları müziğimle tanıştıran başka yollar açarken kendi hikayelerimi anlattığım şarkılar, o insanlarla kurduğum kalıcı gönül bağını temsil ediyor gibi hissediyorum.
Kendi şarkılarınızı yazmak, başkasının kaleme aldığı bir eseri yorumlamak ve bir dizi karakterinin duygusuna müzikle eşlik etmek birbirinden farklı yaratıcı sorumluluklar gerektiriyor. Bu üç alanda çalışırken sizi en fazla zorlayan şey ne? Özellikle kendi şarkılarınızda kişisel deneyimlerinizi ne ölçüde açık ediyorsunuz?
Başkasının şarkısını söylerken, sana ait olmayan bir hikâyeyi kendi sesinle sahiplenip yeniden yaşatıyorsun. Bana macera dolu geliyor ve çok seviyorum. Dizi müziğinde de yönetmenin ve senaryonun kurduğu dünyaya müzikle bir pencere açıyorsun; orada da başkasının hikâyesinin tercümanısın.
Kendi şarkılarıma geldiğimizde ise işin rengi biraz değişiyor. Kendi yazdığım şarkılarda hayatımın, deneyimlerimin ve bazen saklamak istediğim zaaflarımın tam ortasında oluyorum. Ne kadar açık ettiğime gelince; sanırım filtremin en az çalıştığı yer orası diyebilirim.
Dijital platformların müzik tüketimini hızlandırdığı, şarkıların çoğu zaman kısa videolar ve sosyal medya akımları üzerinden keşfedildiği bir dönemdeyiz. Sizce bir şarkının kalıcılığını belirleyen şey hâlâ melodi, söz ve yorum mu yoksa artık görsel dünya ve dijital görünürlük de müziğin kendisi kadar belirleyici mi?
Kesinlikle, ikisinin bir arada olduğu bir dönemdeyiz ama ağırlık merkezinin nereye kaydığı tartışılır. Görsel dünya, dijital görünürlük ve kısa videolar bir şarkının ilk kıvılcımını çakmak, kapıyı aralamak ve insanlara hızlıca ulaşmak için müthiş birer araç. Ama kalıcı olmak ve o dijital gürültünün arasından sıyrılabilmek...
Şarkı bir trendin malzemesi olarak parlayıp hızla sönebilir fakat onu yıllar sonra bile dönüp dinleten şey melodisiyle, sözüyle ve yorumcusunun kattığı o gerçek ruhla kurduğu samimi bağ oluyor.
“Durur Bütün Dünya", iki yıllık aranın ardından yayınladığınız yeni bir çalışma. Bu single, önümüzdeki dönemde yayınlamayı düşündüğünüz yeni şarkıların ve olası bir albümün habercisi mi? Bundan sonraki müzikal yolculuğunuzda dinleyicinin sizden beklediğinden farklı, henüz denemediğiniz hangi alanlara yönelmek istiyorsunuz?
Ben, biraz anın ruhuyla hareket etmeyi seviyorum sanırım. Bundan sonrası için de keskin sınırlarım yok o yüzden. Yeni şeyler denemekten de geri durmuyorum. Benden bekleneni de beklenmeyeni de sunmayı seviyorum. Sahici ve dinleyicimin kalbine dokunabilecek şeyler üretebileyim en kıymetlisi bu benim için.
Etiketler: Aslı Demirer sanat müzik


