Gorillaz’ın sınır tanımayan dünyası İstanbul’da
Müzik, animasyon ve dijital sanatın sınırlarını yeniden tanımlayan Gorillaz, 14 ve 16 Temmuz’da Bonus Parkorman’da gerçekleşecek iki konserle İstanbul’da sahne alıyor. Damon Albarn ve Jamie Hewlett’in yaklaşık otuz yıl önce yarattığı bu sıra dışı proje, alternatif müzik tarihinin en yenilikçi oluşumlarından biri olarak yolculuğunu sürdürüyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Son yıllarda İstanbul’un konser takvimi, uzun bir aranın ardından yeniden uluslararası müzik rotalarının önemli duraklarından biri hâline geliyor. Açıkhava sahnelerinin yeniden canlanması, büyük prodüksiyonların Türkiye’ye dönmesi ve farklı kuşaklardan dünya yıldızlarının aynı sezon içinde kentte buluşması, 2026 yazını müzikseverler açısından dikkat çekici bir döneme dönüştürüyor.
Rock tarihinin köklü isimlerinden elektronik müziğin öncü sanatçılarına, alternatif sahnenin etkili topluluklarından küresel pop yıldızlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede gerçekleşen konserler, yalnızca eğlence etkinlikleri olarak değil, kültürel buluşmalar olarak da önem taşıyor. İstanbul, bir kez daha farklı coğrafyalardan gelen müzik anlayışlarının kesiştiği bir merkez konumuna yerleşirken, büyük konser organizasyonları da şehrin kültürel kimliğinin önemli parçalarından biri olmaya devam ediyor.
Pozitif Müzik’in düzenlediği Pozitif Vibrations serisi kapsamında gerçekleşecek Gorillaz konserleri, bu hareketli yaz sezonunun en dikkat çekici buluşmalarından biri olarak öne çıkıyor. 14 ve 16 Temmuz tarihlerinde Bonus Parkorman’da gerçekleşecek ve biletleri tükenen iki gece, yalnızca dünya çapında milyonlarca dinleyiciye ulaşmış bir grubun İstanbul ziyareti anlamına gelmiyor. Bu konserler aynı zamanda, müzik tarihinin son otuz yılında yaratıcılık kavramını yeniden tanımlayan bir projenin sahneye dönüşünü temsil ediyor.
Çünkü Gorillaz, klasik anlamda bir grup olmanın çok ötesinde bir fikir üzerine kuruldu. Gerçek müzisyenlerin arkasında duran animasyon karakterleriyle başlayan bu deney, zaman içinde müzik endüstrisinin en başarılı ve en uzun soluklu yaratıcı modellerinden birine dönüştü.
Bir fikirden küresel fenomene
Gorillaz’ın hikâyesi 1990’ların sonunda, İngiltere’nin iki farklı yaratıcı alanından gelen Damon Albarn ve Jamie Hewlett’in yollarının kesişmesiyle başladı.
Bir tarafta Britpop döneminin en önemli gruplarından Blur’un solisti, bestecisi ve müzikal vizyoneri Damon Albarn vardı. Diğer tarafta ise alternatif çizgi roman dünyasının en özgün isimlerinden biri olan Jamie Hewlett bulunuyordu. Hewlett, Alan Martin ile birlikte yarattığı “Tank Girl” serisiyle 1990’ların çizgi roman kültüründe önemli bir yer edinmiş; punk estetiğini, kara mizahı, bilim kurgu unsurlarını ve toplumsal eleştiriyi bir araya getiren kendine özgü çizgi diliyle tanınmıştı.
İkilinin ortaklığı ilk bakışta müzik ile çizgi romanın sıra dışı bir buluşması gibi görünse de, arkasındaki fikir son derece günceldi. Albarn ve Hewlett, dönemin müzik endüstrisinde görselliğin giderek daha belirleyici hâle geldiğini fark etmişti. Müzik videolarının ve televizyon kanallarının sanatçı kimliğini şekillendirdiği bir dönemde, gerçek müzisyenlerin yerine kurgusal karakterlerin geçtiği yeni bir anlatı modeli üzerine düşünmeye başladılar.
Amaç yalnızca gizemli bir grup yaratmak değildi. Asıl hedef, müziğin etrafında tamamen yeni bir dünya kurmaktı. Karakterlerin geçmişleri, kişilikleri, ilişkileri ve yaşadıkları evren, albümlerle birlikte gelişecek; dinleyici yalnızca şarkıları değil, bu kurgusal dünyanın tamamını takip edecekti.
1998 yılında şekillenmeye başlayan bu fikir, kısa sürede Gorillaz adını aldı. İlk bakışta deneysel bir sanat projesi gibi görünen oluşum, çok geçmeden küresel müzik endüstrisinin en başarılı örneklerinden birine dönüştü.
Gerçek müzisyenler, kurgusal karakterler
Gorillaz’ın en büyük özelliklerinden biri, grup üyelerini gerçek kişiler yerine animasyon karakterleri olarak tasarlaması oldu. Damon Albarn ve Jamie Hewlett tarafından 1998’de yaratılan bu dört karakter, zaman içinde yalnızca görsel figürler olmaktan çıkarak grubun anlatısının temel parçalarına dönüştü.
Grubun solisti ve klavyecisi 2-D (Stuart Harold Pot), Gorillaz’ın en tanınan yüzü olarak öne çıkıyor. Mavi saçları ve melankolik kişiliğiyle grubun duygusal merkezini oluşturan 2-D’nin vokalleri Damon Albarn tarafından seslendiriliyor. Karakterin konuşma sesi ise farklı dönemlerde çeşitli oyuncular tarafından canlandırıldı.
Bas gitarist Murdoc Niccals, grubun daha karanlık ve kaotik tarafını temsil eden karakteri. Rolling Stones’un Keith Richards’ı, “Frankenstein” karakteri ve çizgi film kötülerinden esinlenerek yaratılan Murdoc, Damon Albarn ve Jamie Hewlett’in kurguladığı en ayırt edici figürlerden biri oldu. Kibirli, provokatif ve asi kişiliğiyle Gorillaz hikâyelerinin tartışmalı karakteri olarak öne çıkıyor.
Japon kökenli gitarist Noodle, grubun müzikal yetenek ve görsel zarafet açısından en önemli karakterlerinden biri. Başlangıçta küçük bir gitar dahisi olarak tasarlanan Noodle, zaman içinde grubun güçlü ve bağımsız figürlerinden birine dönüştü. Gitar ve klavyenin yanı sıra bazı şarkılarda vokal katkısı da bulunan karakter, Gorillaz’ın farklı kültürleri bir araya getiren yapısını temsil ediyor.
Davulcu Russel Hobbs ise grubun hip hop etkisini simgeleyen karakteri. Albarn ve Hewlett tarafından, Gorillaz’ın rap ve ritim dünyasıyla kurduğu ilişkinin temsilcisi olarak yaratılan Russel’ın hikâyesinde ölü müzisyenlerin ruhları tarafından ele geçirilme fikri de grubun farklı sanatçılarla yaptığı iş birliklerinin anlatısal temelini oluşturdu.
Gorillaz evreninde zaman zaman farklı karakterler de yer aldı. Paula Cracker, Noodle’dan önce grubun gitaristi olarak tasarlanan ve 2-D’nin eski sevgilisi olan erken dönem karakteriydi. “Plastic Beach” döneminde Noodle’ın yerine geçen robot gitarist Cyborg Noodle kısa süreliğine grubun hikâyesinde yer aldı. 2018 tarihli “The Now Now” döneminde ise çizgi film dizisi “The Powerpuff Girls”ten Ace, Murdoc’un yokluğunda geçici bas gitarist olarak gruba dahil edildi.
Bu kurgusal üyeler, Gorillaz’ın karakterleri, hikâyeleri ve görsel dünyası sürekli gelişen benzersiz bir sanat projesi olmasını sağladı. Gerçek müzisyenlerle animasyon karakterlerin aynı yaratıcı evrende buluşması, grubun müzik tarihindeki en önemli yeniliklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Damon Albarn: Tek bir türün içine sığmayan müzisyen
Gorillaz’ın müzikal zenginliğinin arkasındaki en önemli isim Damon Albarn’dı. 23 Mart 1968’de Londra’da doğan Albarn, çocukluk yıllarından itibaren sanat ve müzikle iç içe bir çevrede büyüdü. Genç yaşlarda klasik müzik, tiyatro ve farklı sanat disiplinleriyle ilgilenmesi, ilerleyen yıllarda müzikal yaklaşımının temelini oluşturdu.
1980’lerin sonunda Graham Coxon, Alex James ve Dave Rowntree ile birlikte kurduğu Blur, 1990’larda Britpop hareketinin en önemli temsilcilerinden biri oldu. Blur’un “Parklife” (1994), “The Great Escape” (1995) ve “Blur” (1997) gibi albümleri, İngiliz pop müzik tarihinin önemli kayıtları arasında yer aldı. Albarn, Britpop döneminde başarılı bir solist olmasının yanı sıra İngiliz müziğinin yönünü değiştiren bestecilerden biri olarak kabul edildi.
Ancak Albarn hiçbir zaman tek bir müzik anlayışıyla sınırlı kalmadı. Blur’un başarısının ardından farklı kültürlerle ve müzikal geleneklerle ilişki kurmaya başladı. Afrika müziğine duyduğu ilgi, Mali ve Kongo gibi bölgelerde gerçekleştirdiği çalışmalar, dünya müziğiyle kurduğu bağları güçlendirdi.
Gorillaz’ın çok katmanlı müzikal yapısı da büyük ölçüde bu meraktan beslendi. Albarn için hip hop, elektronik müzik, soul, caz, Afrika ritimleri ve alternatif rock birbirinden ayrı alanlar değildi; aynı yaratıcı dünyanın farklı ifadeleriydi.
Bu yaklaşım, Gorillaz’ı farklı müzik kültürlerini aynı platformda buluşturan küresel bir proje hâline getirdi.
Gorillaz’ın müzikal yolculuğu
Gorillaz’ın 2001 yılında yayınlanan ve kendi adını taşıyan ilk albümü “Gorillaz”, müzik dünyasında alışılmış kalıpları kıran bir çıkış oldu. O dönemde alternatif rock ile hip hop’un, elektronik altyapılarla dub ve soul etkilerinin bu denli doğal biçimde birleşmesi alışılmadık bir yaklaşım olarak görülüyordu. Ancak Damon Albarn’ın besteciliği ve prodüksiyon anlayışı, bu farklı türleri yapay bir karışıma dönüştürmeden ortak bir ses dünyasında buluşturmayı başardı.
Albümün en büyük çıkışı, Del the Funky Homosapien’in konuk vokaliyle dikkat çeken “Clint Eastwood” oldu. Parçanın karanlık melodisi, hip hop ritimleri ve unutulmaz nakaratı Gorillaz’ın kısa sürede dünya çapında tanınmasını sağladı. “19-2000”, “Tomorrow Comes Today” ve “Rock the House” gibi parçalar da grubun yalnızca tek bir hit şarkı üzerine kurulu olmadığını gösterdi.
İlk albüm, dünya genelinde milyonlarca satış rakamına ulaşırken Gorillaz’ın sanal grup fikrinin geçici bir deney olmadığını kanıtladı. Albümün başarısında müziğin yanı sıra Jamie Hewlett’in hazırladığı animasyon kliplerin de büyük payı vardı. Özellikle “Clint Eastwood” ve “19-2000” videoları, dönemin müzik kanallarında büyük ilgi gördü ve grubun görsel kimliğini geniş kitlelere taşıdı.
Ancak Gorillaz’ın asıl küresel sıçraması, 2005 yılında yayınlanan ikinci albüm “Demon Days” ile gerçekleşti.
“Demon Days”: Bir kuşağın sembol albümü
Gorillaz tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen “Demon Days”, grubun ilk çalışmasındaki deneysel yaklaşımı daha karanlık, daha politik ve daha kapsamlı bir anlatıyla geliştirdi.
Danger Mouse’un ortak yapımcılığını üstlendiği albüm, modern dünyanın sorunlarına dair güçlü göndermeler taşıyordu. Savaş, medya kültürü, çevre sorunları, tüketim alışkanlıkları ve yalnızlaşma gibi temalar, Gorillaz’ın animasyon evreni üzerinden anlatıldı.
Albümün en büyük başarısı “Feel Good Inc.” oldu. De La Soul’un konuk olduğu parça, alternatif müzik tarihinin en bilinen şarkılarından biri hâline geldi. Melankolik gitar melodisi, elektronik altyapısı ve hip hop bölümleriyle “Feel Good Inc.”, türler arasındaki sınırları kaldıran bir örnek olarak değerlendirildi.
“DARE”, “Dirty Harry”, “Kids with Guns” ve “El Mañana” gibi parçalar da albümün geniş dinleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. “Demon Days”, yalnızca ticari bir başarı elde etmekle kalmadı; 2000’li yılların müzik anlayışını etkileyen albümler arasında gösterildi.
Albüm dönemindeki görsel çalışmalar da Gorillaz’ın hikâye anlatımını güçlendirdi. Karakterlerin yaşadığı Kong Studios dünyası, klipler ve internet içerikleri aracılığıyla genişletildi. Böylece grup, albüm yayınlayan bir topluluk olmaktan çıkıp takip edilen bir kültürel evrene dönüştü.
Kitaplar, filmler
Ekim 2006'da grup, “Rise of the Ogre” adlı kitabı yayınladı. Grubun kurgusal üyeleri tarafından yazılmış ve grubun kurgusal geçmişini ve evrenini genişleten bir otobiyografi olarak sunulan kitap, aslında grubun resmi senaristi ve davulcusu Cass Browne tarafından yazılmıştı ve Hewlett'in yeni çizimlerini içeriyordu. Aynı ayın ilerleyen günlerinde grup, albüm döngüsünden grubun görsel içeriğinin çoğunu derleyen “Phase Two: Slowboat to Hades” adlı başka bir DVD yayınladı.
2 Kasım 2007'de, “Demon Days” ile ilişkili “B-Sides” ve remikslerin yanı sıra albümün kayıt seanslarından yayınlanmamış parçaları içeren ikinci bir “B-Sides” derlemesi olan “D-Sides” yayınlandı. Remiksler, alternatif versiyonlar ve daha deneysel çalışmaların yer aldığı albüm geleneksel anlamda yeni bir stüdyo albümü olmasa da, grubun yaratım sürecindeki çeşitliliği göstermesi açısından önem taşıdı.
2008'de “Bananaz” adlı belgesel film yayınlandı. Ceri Levy tarafından yönetilen film, grubun 2000'den 2006'ya kadar olan perde arkası tarihini belgeledi.
Albarn ve Hewlett'in birlikte gerçekleştirdiği bir sonraki proje, klasik Çin romanı “Batı'ya Yolculuk”tan uyarlanan ve 2007 Manchester Uluslararası Festivali'nde prömiyeri yapılan “Monkey: Journey to the West” adlı opera oldu. Resmi olarak bir Gorillaz projesi olmasa da, Albarn bir röportajda projenin ‘aslında Gorillaz'a ait olduğunu ancak yasal nedenlerden dolayı bu şekilde adlandıramadıklarını’ belirtti.
2007'nin sonlarında “Monkey” üzerindeki çalışmaları tamamladıktan sonra, Albarn ve Hewlett, Albarn'ın ‘Britanya'nın mistik yönleri’ hakkında olduğunu söylediği “Carousel” adlı yeni bir Gorillaz projesi üzerinde çalışmaya başladılar. Hewlett, 2008'deki bir röportajda “Carousel”i ‘Monkey'den bile daha büyük ve daha zor... Bir tür film gibi ama tek bir anlatı öyküsü yok. Daha büyük bir öykünün etrafında anlatılan, müzikle desteklenen ve canlı çekim, animasyon, farklı stillerde yapılan birçok öykü var. Başlangıçta bir filmdi ama şimdi hem film hem de sahne oyunu olduğunu düşünüyoruz. Damon, bunun için yaklaşık 70 şarkı yazdı ve görseller için harika planlarım var.’ şeklinde tanımladı. “Carousel” konsepti sonunda terk edildi ve Albarn ile Hewlett'in çalışmaları Gorillaz'ın üçüncü stüdyo albümü “Plastic Beach”e dönüştü.
“Plastic Beach”
2010 tarihli “Plastic Beach”, Gorillaz’ın en kapsamlı ve kavramsal albümlerinden biri oldu. Albarn ve Hewlett bu kez grubun hikâyesini, okyanusun ortasında plastik atıklardan oluşmuş hayali bir ada fikri üzerine kurdu.
Albüm, çevre krizini merkezine alırken modern dünyanın tüketim alışkanlıklarına da eleştirel bir bakış getirdi. Ancak mesajını doğrudan bir protesto müziği yerine elektronik müzik, pop, funk, hip hop ve orkestral düzenlemelerin iç içe geçtiği zengin bir ses dünyasıyla verdi.
Plastic Beach için hazırlanan kadro, Gorillaz tarihindeki en geniş iş birliklerinden birini oluşturdu. Lou Reed, Snoop Dogg, Bobby Womack, De La Soul, Mos Def, Little Dragon ve Gruff Rhys gibi farklı kuşaklardan sanatçılar albümde yer aldı.
“Stylo”, “On Melancholy Hill”, “Empire Ants” ve “Superfast Jellyfish”, albümün öne çıkan parçaları oldu. Özellikle Bobby Womack’in güçlü vokaliyle dikkat çeken “Stylo”, Gorillaz’ın elektronik ve soul etkilerini bir araya getiren çalışmalarından biri olarak öne çıktı.
Eleştirmenler tarafından grubun en yaratıcı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen Plastic Beach, yayınlandığı dönemde beklenen ticari başarıyı her pazarda yakalayamamış olsa da zaman içinde değeri daha fazla anlaşılan albümlerden biri oldu.
Teknolojiyle değişen üretim anlayışı
Aynı yıl yayınlanan “The Fall”, müzik üretiminin geleceğine dair erken bir örnek olarak dikkat çekti. Damon Albarn, albümün büyük bölümünü 2010’daki Amerika turnesi sırasında iPad kullanarak hazırladı.
Bu yaklaşım, bir albümün yalnızca büyük stüdyolarda ve uzun kayıt süreçleriyle üretilebileceği anlayışına meydan okumaydı. Her ne kadar daha deneysel bir çalışma olarak değerlendirilse de “The Fall”, dijital çağın müzik üretimine etkisini göstermesi bakımından önemli bir yere sahip oldu.
Şubat 2012'de Gorillaz, kısa süre sonra piyasaya sürülen Gorillaz markalı spor ayakkabı koleksiyonunu tanıtmak için "DoYaThing" adlı bir single yayınladı. Markanın "Üç Sanatçı, Bir Şarkı" projesinin bir parçası olan şarkının iki farklı versiyonu yayınlandı. Hewlett, Murphy ve André'nin Gorillaz'ın sanal üyeleriyle etkileşimini gösteren kurgusal animasyonlu versiyonlarının yer aldığı single'ın müzik videosunu yönetmek için geri döndü. Şarkı, eleştirmenlerden olumlu yorumlar aldı ve özellikle André 3000'in parçaya yaptığı katkılar övgüyle karşılandı.
Belirsiz gelecek
2012 yılında Gorillaz’ın geleceği belirsiz bir döneme girdi. Damon Albarn, The Guardian’a verdiği bir röportajda kendisiyle Jamie Hewlett arasında bazı anlaşmazlıklar yaşandığını ve yeni Gorillaz projelerinin o dönem için pek olası görünmediğini söyledi. İkilinin arasındaki gerilimin temelinde, Hewlett’in projeye yaptığı görsel katkıların yeterince değer görmediğini düşünmesi de vardı.
Hewlett, yıllar sonra verdiği bir röportajda özellikle “Plastic Beach” turnesi sırasında sahnedeki görsel dünyanın müziğin büyüklüğüne karşılık vermediğini hissettiğini anlattı. Albarn ise aynı dönemde, “Plastic Beach “sürecinde bazı fikir ayrılıkları yaşadıklarını ancak ortaya çıkan albümün kendisi için hâlâ güçlü ve başarılı bir çalışma olduğunu belirtti. Ancak zaman içinde iki sanatçı arasındaki sorunlar çözüldü. Albarn ve Hewlett, Gorillaz’ın hikâyesinin henüz tamamlanmadığı konusunda yeniden fikir birliğine vardı.
Hewlett, 2013 yılında yaptığı açıklamada ikilinin gelecekte projeye geri dönmeyi ve “Plastic Beach” döneminin devamı niteliğinde yeni çalışmalar üretmeyi planladığını söyledi. Bu karar, grubun ilerleyen yıllarda yeniden aktif hâle gelmesinin önünü açtı.
“DoYaThing” single’ının yayınlanmasının ardından ve 2012 yılında Damon Albarn ile Jamie Hewlett arasındaki fikir ayrılıklarının kamuoyuna yansımasıyla birlikte Gorillaz uzun bir sessizlik dönemine girdi. Bu süreçte Albarn, 2014’te ilk solo albümü “Everyday Robots”u yayınladı, sahne projeleri için müzikler besteledi ve Blur ile yeniden kayıtlar yaparak turnelere devam etti. Hewlett ise sanat çalışmalarına yöneldi, sergiler açtı ve hayata geçmeyen bir Gorillaz film projesi üzerinde çalıştı. Ancak zaman içinde iki sanatçı arasındaki ilişki yeniden güçlendi. Albarn, 2014 yılında verdiği röportajlarda Gorillaz’a dönmeye açık olduğunu belirtirken, yeni bir albüm için şarkılar yazmaya başladığını da açıkladı. Hewlett de aynı dönemde ikilinin yeniden birlikte çalışma kararı aldığını anlattı; Albarn’ın solo konserlerinden birinin ardından yaptıkları sohbetin ardından Gorillaz’a geri dönmeye karar verdiklerini ve karakterleri yeniden çizmeye başladığını söyledi. Böylece birkaç yıl süren belirsizlik dönemi sona erdi ve grubun yeni döneminin hazırlıkları başladı.
“Humanz” ve yeni kuşakla yeniden buluşma
2017 yılında yayınlanan “Humanz”, Gorillaz’ın yedi yıllık stüdyo albümü sessizliğinin ardından müzik sahnesine dönüşünü simgeleyen önemli bir çalışma oldu. Albümün kayıtları 2015’in sonlarında başladı ve Londra, New York, Paris ile Jamaika’da gerçekleştirilen uzun bir yaratım sürecinin ardından tamamlandı. Damon Albarn, yapımcı Anthony Khan (Twilite Tone) ve uzun süredir birlikte çalıştığı Remi Kabaka Jr. ile hazırladığı albümde Gorillaz’ın kolektif üretim anlayışını daha da ileri taşıdı. Albarn’ın yakın çevresinden müzisyenlerin yanı sıra hip hop, R&B ve elektronik müzik dünyasından çok sayıda sanatçının yer aldığı “Humanz” Popcaan, Vince Staples, Danny Brown, Pusha T, Grace Jones, Mavis Staples, Jehnny Beth, D.R.A.M., Peven Everett ve Benjamin Clementine gibi isimleri aynı müzikal evrende buluşturdu.
Albarn ve Khan, albümün temel fikrini ‘dünyanın sonundan önceki bir parti’ olarak tanımladı. Küresel siyasi belirsizliklerin, toplumsal gerilimlerin ve değişen dünya düzeninin etkilediği bu konsept, Gorillaz’ın kurgusal evrenine de yansıdı. Albarn, özellikle 2016 ABD başkanlık seçimlerinin yarattığı atmosferi albümün anlatısında karanlık bir hayal olarak ele aldığını belirtirken, müziğin içinde aynı anda hem coşku hem de kaygı barındıran bir duygu yaratmayı amaçladı. Albümün yayınlanmasından önce, Benjamin Clementine’in konuk olduğu “Hallelujah Money” parçası Donald Trump’ın başkanlık yemin töreniyle aynı gün yayımlanarak bu politik arka planın ilk işaretlerinden birini verdi.
28 Nisan 2017’de yayınlanan “Humanz” modern hip hop, R&B ve elektronik müzik etkileriyle şekillenen yapısıyla İngiltere albüm listesinde ve Billboard 200’de ikinci sıraya kadar yükseldi. Eleştirmenlerden genel olarak olumlu yorumlar alan albüm, bazı dinleyiciler tarafından Damon Albarn’ın vokal ve bestecilik kimliğinin önceki Gorillaz çalışmalarına göre daha geri planda kalması nedeniyle eleştirildi. Ancak bu tercih, grubun temel anlayışına uygun biçimde farklı sanatçıları aynı yaratıcı platformda buluşturma yaklaşımının bir uzantısıydı.
Albümün öne çıkan parçalarından “Saturnz Barz”, Popcaan’ın katkısıyla yayınlandı ve Jamie Hewlett tarafından hazırlanan 360 derecelik video klibiyle dikkat çekti. YouTube’un sanal gerçeklik formatından yararlanan klip, döneminin en iddialı müzik videolarından biri olarak değerlendirildi. “Strobelite” ise Peven Everett’in vokalleriyle albümün dans ve funk etkisini öne çıkaran parçalarından biri oldu.
“Humanz” sonrasında Gorillaz, 2017 yazından 2018 başına kadar süren kapsamlı bir dünya turnesine çıktı. “Humanz Tour”, grubun önceki sahne anlayışını devam ettirerek gerçek müzisyenleri seyircinin karşısına çıkarırken, Jamie Hewlett’in hazırladığı dev görsel tasarımları ekranlara taşıdı. Turne kapsamında grubun kendi küratörlüğünü yaptığı ilk ‘Demon Dayz Festival’ de düzenlendi. Margate’te gerçekleştirilen festival, daha sonra Los Angeles’ta da tekrarlandı.
Aynı dönem yayınlanan “Sleeping Powder” single’ı ve “Humanz” kayıtlarından oluşan genişletilmiş özel versiyonlar, grubun bu yeni yaratıcı dönemini destekledi. Böylece “Humanz”, Gorillaz’ın değişen müzik dünyasına uyum sağlayarak yeni bir anlatım dili geliştirdiğini gösteren bir dönüm noktası oldu.
“The Now Now”
Humanz turnesi devam ederken Damon Albarn, bir sonraki Gorillaz albümü için yeni besteler üzerinde çalışmaya başladı. Albarn, 2017 yılında verdiği röportajlarda turne sırasında kaydettiği bu yeni parçaları ilerleyen dönemde yayınlamayı planladığını açıkladı. Daha önce turne sırasında hazırlanan “The Fal”l albümüne gönderme yapan Albarn, yeni çalışmanın spontane yapısını koruyacağını ancak daha kapsamlı bir albüm olacağını belirtti. Sanatçı, müzik üretmekle sahnede paylaşmak arasındaki süreyi kısaltmak istediğini vurgulayarak, Gorillaz’ın önceki albümler arasında yaşadığı uzun bekleme dönemlerini tekrarlamak istemediğini söyledi.
Bu dönemde grubun konser repertuvarına yeni bir şarkı da eklendi. 2017’de Seattle konserinde ilk kez seslendirilen “Ode to Idaho”, daha sonra The Now Now albümünde “Idaho” adıyla yer aldı. Albarn, parçayı konserden yalnızca birkaç gün önce yazdığını belirterek, albümün hızlı ve doğrudan üretim sürecinin ipuçlarını verdi.
2018’in başında “Humanz Tour” programındaki kısa arada Londra’ya dönen Albarn, yapımcı James Ford ve Remi Kabaka Jr. ile yeni kayıtları tamamladı. Arctic Monkeys ve Florence + The Machine gibi önemli isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan James Ford’un katkılarıyla hazırlanan Gorillaz’ın altıncı stüdyo albümü “The Now Now”, Haziran 2018’de yayımlandı.
Önceki albümlerdeki yoğun konuk sanatçı kullanımından farklı olarak “The Now Now”, daha sade ve kişisel bir Gorillaz çalışması olarak dikkat çekti. 1980’lerin new wave etkilerinin hissedildiği albümde yalnızca iki parçada konuk sanatçı yer aldı. “Humility” parçasında gitar efsanesi George Benson, “Hollywood”da ise Snoop Dogg ve Jamie Principle albüme katkıda bulundu. Albarn, bu tercihinin temel nedeninin albümü kısa sürede tamamlamak istemesi olduğunu açıkladı. Çok sayıda konuk sanatçıyla çalışmanın uzun bir organizasyon süreci gerektirdiğini belirten sanatçı, bu kez daha doğrudan ve kişisel bir kayıt süreci tercih etti.
Albarn, “The Now Now” ile amacının daha önceki Gorillaz albümlerinden farklı olarak kendi vokal performansını merkeze alan bir çalışma yapmak olduğunu söyledi. Albüm, büyük ölçüde 2-D karakterinin dünyasından anlatılan, daha melodik ve içe dönük bir Gorillaz yorumu olarak değerlendirildi.
Bu dönem grubun kurgusal hikâyesinde de değişikliklere sahne oldu. Murdoc Niccals’ın hikâye içinde tutuklu bulunması nedeniyle bas gitar görevini geçici olarak Cartoon Network’ün sevilen animasyon dizisi “The Powerpuff Girls” karakterlerinden Ace üstlendi. Damon Albarn, bu iş birliğinin çocukluk dönemlerinden gelen bir hayranlığa dayandığını ve grubun görsel evreni açısından doğal bir buluşma olduğunu ifade etti.
“The Now Now” dönemini destekleyen konserler “The Now Now Tour” adıyla gerçekleştirildi. Turnenin en özel anlarından biri, Haziran 2018’de Tokyo’da düzenlenen ve albümün tamamının ilk kez canlı olarak çalındığı özel performans oldu. Daha sonra Boiler Room tarafından yayınlanan bu konser, Gorillaz’ın stüdyo albümü ile canlı performans arasındaki ilişkiye verdiği önemi gösteren önemli bir kayıt olarak arşivlendi.
2019 yılında yayınlanan “Gorillaz: Reject False Icons” belgeseli ise grubun “Humanz” ve “The Now Now” dönemlerindeki yaratım sürecine içeriden bir bakış sundu. Jamie Hewlett’in oğlu Denholm Hewlett tarafından yönetilen film, albüm kayıtlarından turne hazırlıklarına kadar grubun perde arkasındaki çalışmalarını belgeledi. Belgeselin jeneriğinde Remi Kabaka Jr.’ın ilk kez Damon Albarn ve Jamie Hewlett ile birlikte grubun yaratıcı ekibinin resmi bir parçası olarak yer alması da Gorillaz’ın kolektif üretim yapısındaki değişimi gösteren önemli bir ayrıntı oldu.
“Song Machine”den “Cracker Island”a
Gorillaz, 2020 yılında geleneksel albüm anlayışını geride bırakarak “Song Machine” projesiyle yeni bir üretim modeli geliştirdi. Damon Albarn’ın ‘artık albümlerle sınırlı değiliz, sezonlar ve bölümler üretebiliriz’ sözleriyle açıkladığı proje, her ay yeni bir şarkının yayımlandığı dijital bir müzik serisi olarak tasarlandı.
İlk sezon boyunca Slowthai, Slaves, Fatoumata Diawara, Peter Hook, Skepta, Schoolboy Q, Robert Smith, Elton John, Beck ve 6LACK gibi farklı türlerden sanatçılar Gorillaz evrenine katıldı. Ekim 2020’de yayımlanan “Song Machine, Season One: Strange Timez”, elektronik müzik, hip hop, pop ve alternatif rock etkilerini bir araya getiren kolektif bir çalışma oldu.
2021’de grup, ilk albümünün 20. yılını kutlarken yeni parçalar üzerinde de çalışmayı sürdürdü. Londra’daki O2 Arena konserinde ilk kez seslendirilen “Meanwhile”, “Jimmy Jimmy” ve “Déjà Vu” parçaları daha sonra Meanwhile EP adıyla yayımlandı. Jelani Blackman, AJ Tracey ve Alicaì Harley’nin katkılarıyla hazırlanan EP, Gorillaz’ın Londra’nın çok kültürlü müzik yapısından ve modern hip hop etkilerinden beslenen yeni dönemini yansıttı.
“Song Machine” ve “Meanwhile”, grubun dijital çağın değişen müzik alışkanlıklarına uyum sağlayan, albüm formatının sınırlarını zorlayan ve farklı sanatçıları aynı yaratıcı zeminde buluşturan yaklaşımının devamı oldu.
“Song Machine” döneminin ardından Gorillaz, 2022’de yeni albüm hazırlıklarına başladı ve aynı yıl dünya turnesine çıktı. Güney Amerika, Avrupa, Avustralya ve Kuzey Amerika’yı kapsayan turnede grup, henüz yayımlanmamış yeni parçalarını da dinleyiciyle buluşturdu.
Haziran 2022’de Thundercat’in konuk olduğu ve Greg Kurstin tarafından üretilen “Cracker Island” single’ı yayınlandı. Ardından Tame Impala ve Bootie Brown iş birliğiyle hazırlanan “New Gold” geldi ve grubun sekizinci stüdyo albümünün habercisi oldu. Şubat 2023’te yayınlanan “Cracker Island” Stevie Nicks, Bad Bunny, Beck ve Adeleye Omotayo gibi isimlerin katkılarıyla Gorillaz’ın pop, elektronik, funk ve hip hop etkilerini bir araya getiren yeni dönemini temsil etti.
Albümün öne çıkan parçaları arasında “Baby Queen”, “Skinny Ape” ve Adeleye Omotayo’nun eşlik ettiği “Silent Running” yer aldı. Albüm, eleştirmenler tarafından grubun yeni bir müzikal alan arayışından çok, Damon Albarn’ın güçlü melodik yapısını ve Gorillaz’ın karakteristik ses dünyasını yeniden ortaya koyan bir çalışma olarak değerlendirildi.
2023’te yayınlanan genişletilmiş versiyonda Del the Funky Homosapien, De La Soul ve Brezilyalı sanatçı MC Bin gibi isimler de albüme dahil oldu. “Cracker Island”, 2024 Grammy Ödülleri’nde ‘En İyi Alternatif Müzik Albümü’ kategorisinde aday gösterilerek grubun uluslararası başarısını sürdürdüğünü gösterdi.
Yeni albüm "The Mountain"
Gorillaz, 2025 yılında kuruluşunun 25. yılını çeşitli özel projelerle kutladı. 29 Ocak’ta yayınlanan “Nostalgiaz” adlı video, grubun geçmiş dönem kliplerinden görüntüleri “Plastic Beach” albümündeki “Pirate’s Progress” eşliğinde bir araya getirerek Gorillaz’ın uzun yolculuğuna görsel bir saygı duruşu sundu.
Aynı yıl Londra’daki Copper Box’ta düzenlenen “House of Kong” sergisi, grubun müzik ve görsel dünyasını bir araya getiren kapsamlı bir etkinlik oldu. Sergi kapsamında Gorillaz, ilk üç albümü “Gorillaz”, “Demon Days” ve “Plastic Beach”i özel konserlerle baştan sona seslendirdi. Final gösterisinde ise yeni albümden parçalar ilk kez dinleyiciyle buluştu; konuk sanatçılar arasında Sparks, Yasiin Bey, Omar Souleyman, Asha Bhosle ve Johnny Marr gibi isimler yer aldı.
Eylül 2025’te grubun dokuzuncu stüdyo albümü “The Mountain” resmen duyuruldu. Şubat 2026’da yayınlanan albümün ilk single’ı, Sparks’ın konuk olduğu “The Happy Dictator” oldu. Kendi plak şirketleri KONG üzerindn yayınlanan albümün ardından başlayan “The Mountain Tour” Avrupa, Amerika ve Asya’yı kapsayan geniş kapsamlı bir dünya turnesine dönüştü ve grubun ilk Hindistan konserlerini de içeren yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.
2026 yılında Gorillaz, Amerikan televizyon programı “Saturday Night Live” sahnesine çıkarak “Clint Eastwood” ve “The Moon Cave” parçalarını canlı seslendirdi. Büyük ölçüde Hindistan seyahatlerinden ilham alan albüm; IDLES, Sparks, Johnny Marr ve Anoushka Shankar gibi isimlerin yanı sıra Tony Allen ve Bobby Womack gibi hayatını kaybetmiş efsanelerin arşiv seslerini de içeriyor. Grubun farklı kuşaklardan ve kültürlerden müzisyenleri bir araya getiren yaklaşımını bir kez daha ortaya koyan “The Mountain” dönemiyle birlikte Gorillaz, 25 yılı aşan kariyerinde geçmiş mirasını korurken yeni müzikal alanlara açılmayı sürdürüyor.
Jamie Hewlett’in görsel devrimi
Gorillaz’ın müzikal başarısını kalıcı kılan unsurlardan biri Damon Albarn’ın besteciliğiyse diğer yarısı da Jamie Hewlett’in yarattığı görsel evrendir. Hewlett, Gorillaz ile birlikte müzik videosunun, albüm kapağının ve sahne tasarımının ötesine geçen yeni bir anlatım biçimi geliştirdi. Çizimleri, Gorillaz hikâyesinin temel yapı taşlarından biri oldu.
Hewlett’in geçmişi, 1990’ların alternatif çizgi roman kültürünün en önemli yapıtlarından biri kabul edilen “Tank Girl” ile şekillendi. Alan Martin ile birlikte yarattığı bu karakter dönemin punk enerjisini, feminist yaklaşımını, bilim kurgu öğelerini ve anarşik mizahını bir araya getiriyordu. Hewlett’in keskin çizgileri ve sıra dışı karakter tasarımları daha sonra Gorillaz dünyasının görsel temelini oluşturdu.
Gorillaz’da karakterler yalnızca albüm kapaklarında kullanılan figürler olmadı. 2-D, Murdoc, Noodle ve Russel’ın yaşadığı evler, ilişkiler, geçmişleri ve maceraları zaman içinde gelişti. Hewlett, her albüm döneminde karakterleri yeniden yorumlayarak grubun görsel hafızasını sürekli yeniledi.
‘Kong Studios’ adlı hayali stüdyo, grubun kurgusal dünyasının merkezlerinden biri hâline geldi. Video klipler, internet içerikleri, kısa animasyon filmleri ve özel projeler aracılığıyla genişleyen bu evren, müzik dinleme deneyimini görsel bir hikâye takibine dönüştürdü.
Günümüzde müzik dünyasında sanatçıların sanal kimlikler, avatarlar ve dijital karakterlerle kendilerini ifade etmeleri giderek yaygınlaşıyorsa, bu yaklaşımın öncü örneklerinden biri kuşkusuz Gorillaz oldu.
Ödüller, başarılar ve kültürel etki
Gorillaz’ın başarısı yalnızca albüm satışları veya liste başarılarıyla ölçülebilecek bir hikâye değil. Grup, müzik endüstrisinde yeni bir üretim modeli oluşturması, farklı sanat disiplinlerini bir araya getirmesi ve dijital çağın olanaklarını erken dönemde kullanmasıyla ayrı bir yere sahip oldu.
2006 yılında “Feel Good Inc.” ile Grammy Ödülleri’nde ‘En İyi Pop Vokal İş Birliği’ kategorisinde ödül kazanan Gorillaz, kariyeri boyunca Grammy adaylıkları da elde etti. Grup ayrıca ‘Brit Awards’, ‘MTV Video Music Awards’, ‘MTV Europe Music Awards’, ‘NME Awards’ ve ‘Webby Awards’ gibi uluslararası organizasyonlarda ödüllendirildi ve aday gösterildi.
Ancak Gorillaz’ın etkisi, ödül listelerinin çok daha ötesinde. Grup, 2000’li yıllarda müzik videosunun yeniden önem kazanmasında, animasyonun popüler müzik anlatısındaki yerinin güçlenmesinde ve internet kültürünün müzik üretimiyle birleşmesinde öncü bir rol oynadı.
Özellikle genç kuşak sanatçılar üzerinde bıraktığı etki dikkat çekici. Bugün sanal karakterler, dijital performanslar ve görsel kimlikler üzerinden ilerleyen birçok müzik projesi, doğrudan ya da dolaylı olarak Gorillaz’ın açtığı yoldan ilerliyor.
Müzik endüstrisine yeni bir model
Gorillaz’ın en önemli yeniliklerinden biri, ‘grup’ kavramını yeniden tanımlamasıydı. Geleneksel müzik tarihinde grup üyeleri, sahnedeki kimlikleri ve kişisel hikâyeleriyle öne çıkarken Gorillaz bu ilişkiyi tersine çevirdi. Burada ön planda olan karakterlerdi ancak müziği yaratanlar gerçek sanatçılar, prodüktörler ve konuk müzisyenlerdi.
Bu yapı, müzik endüstrisinde sanatçı kimliği üzerine yeni tartışmalar başlattı. Bir müzisyenin görünürlüğü ne kadar önemlidir? Bir karakter gerçek bir sanatçı olabilir mi? Dijital çağda müzik ile görsel anlatı nasıl birleşebilir? Gorillaz, bu soruların ortaya çıkmasına neden olan en önemli projelerden biri oldu.
Damon Albarn hiçbir zaman karakterlerin arkasına saklanan bir üretici olmadı. Aksine Gorillaz, farklı müzikal kimliklerin özgürce geliştirebildiği bir alan yarattı. Blur ile Britpop'un geleneksel şarkı yazarlığı anlayışını temsil eden Albarn, Gorillaz ile hip hop'tan elektronik müziğe, dünya müziğinden deneysel çalışmalara uzanan çok daha geniş bir ifade alanı oluşturdu.
İstanbul’da iki gece
Gorillaz’ın canlı performansları, grubun stüdyo çalışmalarındaki yenilikçi anlayışın sahneye taşınmış hâli olarak değerlendiriliyor. İlk yıllarda animasyon karakterlerinin büyük ekranlarda yer aldığı, gerçek müzisyenlerin ise sahnenin arkasında performans sergilediği yapı, zaman içinde çok daha kapsamlı bir gösteriye dönüştü.
2010'dan beri tamamen görünür bir canlı grubun yer aldığı geleneksel canlı turneler düzenleyen Gorillaz konserleri canlı orkestra, elektronik altyapılar, vokalistler, konuk sanatçılar, gelişmiş ışık tasarımları ve animasyon görüntülerinin bir araya geldiği çok katmanlı performanslar olarak gerçekleşiyor.
Damon Albarn, sahnede gerçek müzisyenlerle animasyon karakterlerin aynı anlatının parçaları olmasını sağlıyor. Seyirci bir yandan “Clint Eastwood”, “Feel Good Inc.”, “DARE”, “On Melancholy Hill” ve “Stylo” gibi klasikleşmiş parçaları dinlerken, diğer yandan Gorillaz evreninin görsel hikâyesini takip ediyor.
Bu nedenle grubun konserleri bir müzik performansı olmanın ötesinde sinema, animasyon, grafik tasarım ve teknolojinin birleştiği disiplinlerarası deneyimler olarak kabul ediliyor.
2026 yazı, Türkiye’de dünya müziğinin önemli isimlerini ağırlayan yoğun bir konser sezonuna sahne oluyor. İstanbul’un yeniden uluslararası turnelerin önemli duraklarından biri hâline gelmesi, farklı müzik kültürlerinin aynı şehirde buluşmasını sağlıyor.
Pozitif Müzik’in düzenlediği Pozitif Vibrations kapsamında 14 ve 16 Temmuz tarihlerinde Bonus Parkorman’da gerçekleşecek Gorillaz konserleri de bu sezonun en dikkat çekici etkinlikleri arasında yer alıyor. Yoğun ilgi nedeniyle ilk açıklanan 16 Temmuz tarihine ek olarak 14 Temmuz tarihi de programa dahil edildi. Biletleri tükenen iki gece de saat 21.30’da başlıyor ve grubun Türkiye’deki dinleyicileriyle yeniden buluşması açısından özel bir anlam taşıyor.
Gorillaz’ın hikâyesi; müziğin teknolojiyle, çizimin sesle, gerçek sanatçıların kurgusal karakterlerle, farklı kültürlerin ortak bir yaratıcı dilde nasıl buluşabileceğinin hikâyesi. Damon Albarn ve Jamie Hewlett’in 1990’ların sonunda kurduğu bu sıra dışı evren, bugün hâlâ gelişmeye devam ediyor. Gorillaz, geçmişin hitlerini taşıyan bir proje olmanın ötesinde, geleceğin müzik anlayışına dair sorular sormayı sürdürüyor.
İstanbul’daki iki konser de bu uzun yolculuğun yeni bir durağı olacak. Parkorman sahnesinde yükselecek sesler, yalnızca bir grubun şarkılarını değil; 21. YY müziğinin değişen yüzünü de anlatacak.
Etiketler: Milliyet Sanat gorillaz animasyon müzik Dijital Sanat


