Görmenin eşiğinde
Eda Tekcan, 6-30 Mayıs 2026 tarihleri arasında Red Rouge Art’ta düzenelencek yeni kişisel sergisi “ECHOES - Yankılar” ile izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, görmenin kendisini sorgulamaya davet ediyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bir sergi, yalnızca bakılan imgelerden ibaret olmayabilir; kimi zaman görme eyleminin kendisini tartışmaya açar. Eda Tekcan’ın “ECHOES - Yankılar” başlıklı yeni kişisel sergisi, tam da bu sınırda konumlanıyor. Sergi, ilk bakışta ritim ve tekrar üzerine kurulu bir görsel dil öneriyor gibi görünse de, ilerledikçe izleyiciyi daha karmaşık bir alana algının nasıl oluştuğu, nasıl katmanlandığı ve nasıl dönüştüğü sorularına çekiyor.
Grafik sanatlar ve baskı resim alanındaki ustalığıyla tanınan Eda Tekcan, ‘yankı’, kavramını fiziksel bir ses olgusundan kopararak zihinsel bir deneyime dönüştürüyor. Burada yankı, dış dünyadan gelen bir titreşim değil; içeride başlayan ve giderek çoğalan bir görme hâli. Tekcan’ın ifadesiyle, ‘Her şey diğerinde yankı bulur; varlık tek başına değil, ilişkide çoğalır.’ Bu yaklaşım, sergideki işlerin tamamına sinmiş durumda. İlk bakışta tekil gibi görünen formlar, izleyicinin bakışıyla birlikte çoğalıyor, birbirine eklemleniyor ve dönüşüyor.
Butterfly Effect
Bu nedenle sergi, lineer bir izleme deneyimi sunmuyor. Her eser, bir öncekini çağıran, onunla ilişki kuran ve aynı zamanda onu dönüştüren bir yapı içinde yer alıyor. Tekrar, burada değişimle birlikte ilerleyen bir süreç. İzleyici ise bu sürecin hem tanığı hem de tetikleyicisi hâline geliyor.
Geometri, renk ve hareket
Tekcan’ın çizgisel hassasiyeti ve renk kullanımındaki kontrollü yaklaşımı, optik sanatın temel prensiplerini güncel bir bağlamda yeniden düşünmeye açıyor. Geometrik kurgular, sabit bir yüzeyde var olmalarına rağmen gözde hareket eden, titreşen ve kayganlaşan bir etki yaratıyor. Bu durum, izleyicinin görme alışkanlıklarını doğrudan hedef alıyor.
Sanatçının yaklaşımı, tarihsel olarak Josef Albers’in renk ilişkileri üzerine geliştirdiği teorilerle örtüşen bir diyalog kuruyor. Ancak Tekcan’ın pratiği, bu mirası yalnızca estetik bir referans olarak kullanmakla kalmıyor; onu algının sınırlarını zorlayan bir araştırma alanına dönüştürüyor. Renkler sabit anlamlar taşımıyor, birbirleriyle kurdukları ilişki içinde sürekli yeniden tanımlanıyor.
Moment
Eda Tekcan
1973 doğumlu olan Eda Tekcan’ın sanat pratiği, akademik disiplin ile atölye üretimi arasında kurduğu dengeden besleniyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden fakülte birincisi olarak mezun olan sanatçı, erken dönemden itibaren baskı resim alanına yönelerek bu alanda Türkiye’deki önemli isimlerden biri hâline geldi. Gravür, litografi ve serigrafi gibi tekniklerde geliştirdiği ustalık, onun görsel dilinin temelini oluşturdu.
Tekcan, bireysel üretimlerinin yanı sıra kurumsal girişimleriyle de dikkat çekiyor. Kurucusu olduğu IMOGA Art Space, Türkiye’de baskı resim alanında hem üretim hem de eğitim açısından önemli bir merkez olarak konumlanıyor ve bu yapı, sanatçının kolektif üretime verdiği önemin somut bir karşılığı niteliğinde.
Eda Tekcan
Ulusal ve uluslararası birçok sergide yer alan Tekcan’ın işleri, farklı koleksiyonlarda kendine yer bulurken; akademik kimliğiyle de yeni kuşak sanatçılar üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Yıllar içinde aldığı çeşitli sanat ödülleri ve katıldığı bienaller, üretiminin küresel ölçekte de karşılık bulduğunu gösteriyor.
Süreklilik hissi
Son yıllarda Çamlıca’daki atölyesinde yoğunlaşan üretimini “ECHOES - Yankılar” sergisinde bir araya getiren Tekcan, bu sergiyle birlikte kendi pratiğinde de bir yoğunlaşma anına işaret ediyor. Sergide sunulan işler, devam eden bir araştırmanın kesitleri gibi okunuyor.
Sergide hissedilen şey, tamamlanmış bir anlatıdan çok, sürmekte olan bir düşünce. Formlar çoğalıyor, renkler birbirine değiyor, çizgiler yeni yönler açıyor. İzleyicinin tüm bu sürecin ortasında, görmenin ne kadar öznel, ne kadar değişken bir deneyim olduğunu fark etmesi hedefleniyor.
Drop
“ECHOES - Yankılar”, izleyiciyi yalnızca sergi süresince etkileyen bir deneyim sunmuyor; zihinde devam eden bir titreşim bırakıyor. Çünkü burada karşılaşılan şey, bir imge değil, bir süreç: Bakmanın, görmenin ve anlamlandırmanın sürekli yeniden kurulduğu bir alan.
Eda Tekcan’ın önermesi net: Görmek, pasif bir eylem değil katılımla, dikkatle ve tekrar tekrar bakmakla derinleşen bir deneyim.


