Gotik rock’ın karanlık mirası sahnede
Gotik rock ve post-punk tarihinin belirleyici gruplarından The Sisters of Mercy, 14 Eylül’de İstanbul’a geliyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Gotik rock denildiğinde ilk akla gelen gruplardan The Sisters of Mercy, kırk yılı aşan müzik geçmişinin ardından İstanbul’da sahne almaya hazırlanıyor. 1980 yılında İngiltere’nin Leeds kentinde Andrew Eldritch ve gitarist Gary Marx tarafından kurulan grup, ilk yıllarında bağımsız plak şirketi Merciful Release üzerinden yayınladığı kayıtlarla İngiliz post-punk sahnesinde adını duyurdu. İlk single’ı “The Damage Done” aynı yıl yayınlandı. Grup daha sonra kendine özgü karanlık atmosferini, derin vokalleri ve elektronik davul ritimleriyle biçimlendirerek 1980’lerin gotik rock hareketinin öne çıkan topluluklarından birine dönüştü.
The Sisters of Mercy’nin İstanbul konseri 14 Eylül 2026 Pazartesi günü saat 21.00’de Paribu Art Ana Sahne’de gerçekleşecek. Mekânın kapıları saat 20.00’de açılacak. Konserin organizasyonu Biletix tarafından gerçekleştiriliyor.
Andrew Eldritch’in etrafında şekillenen bir grup
The Sisters of Mercy’nin kırk yılı aşan tarihinde değişmeyen isim Andrew Eldritch oldu. Grubun kurucusu, vokalisti ve yaratıcı merkezi olan Eldritch, ilk döneminde davul da çaldı; ilerleyen yıllarda gitar, klavye ve davul programlamasıyla grubun müzikal yapısında belirleyici rol üstlendi. Günümüzde sahnede vokale odaklanan Eldritch’e gitarist Ben Christo ve Kai eşlik ederken, grubun elektronik ritmik omurgasını Doktor Avalanche oluşturuyor.
Eldritch’in bariton vokali, The Sisters of Mercy’nin müziğinin en kolay ayırt edilen unsurlarından biri. Grup, erken dönem post-punk etkilerini zaman içinde gotik rock, darkwave, hard rock, metal ve dans ritimleriyle birleştiren kendine özgü bir sound geliştirdi. AllMusic de grubun 1980’lerde gotik rock’ın önemli temsilcilerinden biri haline geldiğini ve Eldritch’in bu müzikal kimliğin merkezinde yer aldığını belirtiyor.
Üç albümle kalıcı bir miras
The Sisters of Mercy’nin stüdyo diskografisi yalnızca üç albümden oluşuyor. Bu durum, grubun kariyerinin en ayırt edici özelliklerinden biri haline gelmiş durumda. İlk albüm “First and Last and Always”, Mart 1985’te yayınlandı. Albüm, grubun klasik döneminin temel kayıtlarından biri olarak kabul edilirken “Black Planet”, “Marian”, “No Time to Cry” ve albümle aynı adı taşıyan “First and Last and Always” gibi parçaları Sisters of Mercy repertuvarının kalıcı parçaları arasına girdi. Albümün ardından grubun klasik kadrosunda önemli değişiklikler yaşandı ve Gary Marx, Craig Adams ile Wayne Hussey gruptan ayrıldı.
Andrew Eldritch, grubun yeniden şekillenen kadrosuyla 1987’de “Floodland” albümünü yayımladı. Önceki albüme göre daha elektronik, atmosferik ve geniş bir ses dünyası kuran çalışmada Eldritch’in vokali, synthesizer katmanları, gitarlar ve koro düzenlemeleri öne çıktı. Albüm İngiltere listesinde dokuz numaraya kadar yükseldi. “This Corrosion”, “Dominion/Mother Russia” ve “Lucretia My Reflection” ise grubun en bilinen kayıtları arasında yer aldı.
Üçüncü ve son stüdyo albümü “Vision Thing” ise 1990’da yayınlandı. Grup bu çalışmada daha sert gitarlar ve endüstriyel metal etkileriyle önceki kayıtlarından farklı bir ağırlık kazandı. Albümde “More”, “Doctor Jeep” ve “When You Don’t See Me” gibi parçalar yer aldı. Böylece The Sisters of Mercy’nin stüdyo albümlerinden oluşan üçleme tamamlandı.
“This Corrosion”dan “Temple of Love”a
The Sisters of Mercy’nin etkisi yalnızca albümleriyle sınırlı kalmadı. Grubun özellikle 1980’lerin ikinci yarısından itibaren yayınladığı single’lar, gotik ve alternatif müzik sahnesinin temel kayıtları arasında yer aldı. “This Corrosion”, “Lucretia My Reflection” ve “Dominion/Mother Russia”, “Floodland” döneminin karakteristik parçaları olurken “Temple of Love” grubun en bilinen şarkılarından biri haline geldi.
“Temple of Love”ın 1992’de Ofra Haza’nın da yer aldığı yeniden kaydı, İngiltere single listesinde üçüncü sıraya kadar yükseldi. Aynı dönemde yayınlanan “Some Girls Wander by Mistake” derlemesi de İngiltere albüm listesinde beş numaraya çıktı. Bu başarılar, grubun yeni albüm üretiminin sınırlı olduğu bir dönemde eski kayıtlarının etkisini koruduğunu gösterdi.
Grubun elektronik üyesi: ‘Doktor Avalanche’
The Sisters of Mercy denildiğinde grubun insan üyeleri kadar akla gelen bir başka isim de ‘Doktor Avalanche’. Bu, grubun kullandığı davul makinesine verilen isim. 1981’de Craig Adams’ın katılmasının ardından grup davul makinesi kullanmaya başladı ve bu elektronik ritim sistemi zaman içinde grubun sesinin ayrılmaz parçasına dönüştü. İlk kullanılan cihaz BOSS DR-55 olurken daha sonra Roland TR-606, TR-808 ve TR-909 gibi farklı makineler, ardından daha gelişmiş dijital sistemler kullanıldı.
‘Doktor Avalanche’ yalnızca teknik bir araç olarak değil, grubun sahne kimliğinin bir parçası olarak da konumlandı. Zaman içinde kullanılan sistemler değişse de The Sisters of Mercy’nin davulcu yerine elektronik ritim makinesine dayanan yapısı, grubun sesini dönemin diğer rock topluluklarından ayıran temel özelliklerden biri oldu. Günümüzde de ‘Doktor Avalanche’ grubun canlı performanslarının merkezindeki unsurlardan biri olmayı sürdürüyor.
Bugünkü The Sisters of Mercy kadrosunun merkezinde grubun kurucusu ve değişmeyen solisti Andrew Eldritch bulunuyor. Ona gitarlarda Ben Christo ve 2023’te kadroya katılan Kai eşlik ediyor. Grubun klasik davulcu düzeninin yerini ise yıllardır olduğu gibi ‘Doktor Avalanche’ın elektronik ritim sistemi alıyor. Chris Catalyst ise 2019’da gitarist olarak gruptan ayrıldıktan sonra 2023’te yeniden ekibe katıldı; bu kez sahnede ‘Nurse to the Doktor’ olarak ‘Doktor Avalanche’ın operasyonunu üstleniyor. Böylece The Sisters of Mercy’nin bugünkü sahne kadrosu, üç insan müzisyen ile grubun artık neredeyse bir üye gibi kabul edilen elektronik ritim sistemi etrafında şekilleniyor.
‘Strike against EastWest’
The Sisters of Mercy’nin diskografisini ilginç kılan temel noktalardan biri, 1990’da yayınlanan “Vision Thing”den sonra yeni bir stüdyo albümünün gelmemiş olması. Grubun son ticari yeni kaydı ise 1993 tarihli “Under the Gun”. Andrew Eldritch, sonraki yıllarda müzik endüstrisinin çalışma biçimi, kayıt ve dağıtım sistemleri konusunda eleştirel açıklamalar yaptı; yeni bir albümün neden ortaya çıkmadığı konusunda farklı dönemlerde farklı değerlendirmelerde bulundu.
1990’ların ortasında EastWest ile yaşanan anlaşmazlık ve Eldritch’in şirkete karşı tutumu, grubun albüm üretiminden kopmasının önemli nedenlerinden biriydi. 1990’da “Vision Thing” yayınlandıktan sonra The Sisters of Mercy ile plak şirketi EastWest Records/Warner arasında ciddi bir anlaşmazlık başladı. Grubun EastWest’e karşı tutumu, özellikle 1993 sonrasında açık bir çatışmaya dönüştü. Eldritch, bu dönemi daha sonra ‘EastWest’e karşı grev’ olarak tanımladı. Grubun şirketle sözleşmesinde iki stüdyo albümü daha bulunuyordu.
Asıl ilginç bölüm 1997’de yaşandı. Eldritch, sözleşmeden kurtulmak için SSV adı altında elektronik, davulsuz ve oldukça deneysel kayıtlar hazırladı. EastWest, bu kayıtları Sisters of Mercy'nin sözleşmede taahhüt ettiği iki albümün yerine kabul etti ve böylece grubun şirketle olan sözleşmesi sona erdi. Kayıtlar ise resmi olarak yayınlanmadı.
Üstelik Eldritch daha sonraki röportajlarında albüm yapmama konusundaki tavrını yalnızca eski plak şirketi kavgasıyla açıklamadı. 2009’da yeni albüm yapma ihtiyacı hissetmediğini, yeni şarkıları zaman zaman kaydettiklerini ama bunları konserlerde çaldıklarını söyledi. 2016’da ise albüm yapmanın maliyeti, müzik endüstrisinin değişmesi ve grubun albüm çıkarmadan da konser bileti satabilmesi gibi nedenlerden söz etti.
Buna karşın The Sisters of Mercy hiçbir zaman bir nostalji grubuna dönüşmedi. Grup düzenli olarak turnelere çıktı ve yıllar içinde konser repertuvarına daha önce yayınlanmamış yeni parçalar ekledi. Eldritch’in 2026’daki röportajlarında da grubun elinde çok sayıda yeni şarkı bulunduğu, ancak bunların stüdyo albümüne dönüşmesinin henüz gerçekleşmediği görülüyor. Güncel konserlerde “Eyes of Caligula”, “Don’t Drive on Ice”, “Genevieve” ve “On the Beach” gibi yayımlanmamış parçaların yanı sıra grubun klasik döneminden şarkılar da seslendiriliyor.
Bu durum, grubun kırk yılı aşan kariyerinde sahne ile stüdyo arasındaki alışılmış ilişkiyi de tersine çeviriyor. Yeni şarkılar önce konserlerde dinleyiciyle buluşuyor; kayıt formatında yayımlanıp yayımlanmayacakları ise belirsizliğini koruyor. Avrupa’daki güncel konser duyurularında da grubun klasik parçalarının yanı sıra yeni şarkılardan oluşan set listelerine vurgu yapılıyor.
“Under the Gun”: The Sisters of Mercy’nin son single’ının hikâyesi
“Under the Gun”, The Sisters of Mercy’nin 1993’te yayınlanan “A Slight Case of Overbombing: Greatest Hits Vol. 1” derlemesindeki tek yeni parçaydı. Andrew Eldritch ile Amerikalı şarkıcı Terri Nunn’ın düet yaptığı şarkı, güçlü ve duygusal rock çizgisindeki yapısıyla grubun diskografisinde ayrı bir yerde duruyor. Eldritch, Billie Hughes ve Roxanne Seeman imzasını taşıyan parçanın yapımcılığını Eldritch ve Hughes üstlendi; ek yapımcılık ise Ian Stanley’e aitti. Şarkı Birleşik Krallık listelerinde 19 numaraya kadar yükseldi ve 2026 itibarıyla The Sisters of Mercy’nin yayınladığı son single olma özelliğini koruyor.
Parçanın hikâyesi ise doğrudan bir Sisters of Mercy bestesinden biraz daha karmaşık. “Under the Gun”, Hughes ve Seeman’ın yazdığı, Hughes’un “Welcome to the Edge” albümünde yer alan “Two Worlds Apart” adlı parçanın yeniden düzenlenmiş bir versiyonuna dayanıyordu. Şarkı daha önce “Santa Barbara” dizisinde Michael ve Julia karakterlerinin aşk teması olarak da kullanılmıştı. Eldritch, Nunn’ın orijinal vokal kaydını koruyarak parçanın altyapısını yeniden düzenledi; bas, davul ve klavye bölümlerini değiştirdi, gitarları Adam Pearson’a kaydettirdi ve kendi vokalini ekledi. Nunn’ın anlattığına göre parça önce kendi albümünde kullanılmak üzere gündeme gelmiş, ancak plak şirketinin bunu reddetmesinin ardından Eldritch, Nunn’la birlikte söylemeyi önermişti.
“Under the Gun”ın bir başka dikkat çekici hikâyesi de “The Crow” filminin müzikleriyle bağlantılı. Parçanın “The Crow: Original Motion Picture Soundtrack” albümünde yer alması planlanıyordu; ancak filmin çekimleri sırasında Brandon Lee’nin kazara hayatını kaybetmesinin ardından şarkı soundtrack’ten çıkarıldı.
1993’te yayınlanan parça, The Sisters of Mercy’nin albüm üretiminin kesildiği dönemin de önemli bir işaretiydi. Grubun 1990 tarihli “Vision Thing” albümünden sonra yayınladığı son ticari yeni kayıt olan “Under the Gun”, aynı zamanda daha sonraki dönemde grubun yeni stüdyo albümü yayınlamama sürecinin başlangıcındaki son halka olarak kaldı. 2017’de ise parçanın iki farklı miksajı “Some Girls Wander by Mistake” derlemesinin bonus kayıtları arasında yer aldı.
Karanlık ses İstanbul’da
The Sisters of Mercy’nin İstanbul konseri, grubun üç stüdyo albümüne yayılan repertuvarının yanı sıra kırk yılı aşan canlı performans geleneğinin de bir durağı olacak. Bir yanda “First and Last and Always” döneminin post-punk ve gotik rock çizgisi, diğer yanda “Floodland”ın elektronik ve atmosferik yapısı ile “Vision Thing”in daha sert gitarları, grubun bugün hâlâ sahnede taşıdığı müzikal mirasın temelini oluşturuyor.
Andrew Eldritch’in derin vokali ve ‘Doktor Avalanche’ın elektronik ritimleri etrafında şekillenen The Sisters of Mercy, 14 Eylül’de İstanbul’da bu uzun müzikal geçmişin içinden seçilmiş bir repertuvarla sahneye çıkacak. Paribu Art Ana Sahne’de gerçekleşecek konserin kapıları 20.00’de açılacak, performans 21.00’de başlayacak.
Etiketler: Milliyet Sanat The Sisters of Mercy gotik rock


