Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Gregory Porter’den iki özel konser

Gregory Porter’den iki özel konser

Gregory Porter’den iki özel konser03 Temmuz 2026 - 04:07
Modern cazın Grammy ödüllü sesi, Datça'nın kıyılarından Harbiye Açıkhava'ya uzanan iki gecede soul, gospel ve cazın en güçlü yorumlarını dinleyicilerle buluşturuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Fotoğraflar: Erik Umphrey
 
Çağdaş cazın en belirleyici vokallerinden Gregory Porter, Türkiye'de arka arkaya gerçekleşecek iki özel konserle müzikseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Pozitif Müzik'in ‘Off The Record by Pozitif’ serisi kapsamında 4 Temmuz'da D Maris Bay'de düzenlenecek gala gecesinde sahne alacak olan iki Grammy ödüllü sanatçı, ertesi akşam ise İstanbul'un simge konser mekânlarından Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda geniş bir dinleyici kitlesiyle buluşacak. Soul, caz, blues ve gospel geleneklerini çağdaş bir anlatımla bir araya getiren Porter, son on beş yılda uluslararası caz sahnesinin en geniş dinleyici kitlesine ulaşan isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
 
Kilise korolarından dünya caz sahnesine uzanan yolculuk
 
1971 yılında Kaliforniya'nın Sacramento kentinde doğan Gregory Porter'ın müzikle ilişkisi çocukluk yıllarında kilise korolarında başladı. İnanç müziğinin güçlü vokal geleneği, ilerleyen yıllarda geliştireceği yorumculuğun temel taşlarından biri oldu. Gençlik döneminde Amerikan futboluyla da ilgilenen Porter, spor bursuyla üniversite eğitimi aldı. Ancak yaşadığı omuz sakatlığı profesyonel spor kariyerini sonlandırınca rotasını tamamen müziğe çevirdi. Annesinin teşvikiyle caz kulüplerinde sahne almaya başlayan sanatçı, uzun yıllar New York kulüp sahnesinde pişerek kendi yorum dilini oluşturdu.
 
 
Porter'ın müzikal yaklaşımı yalnızca caz standartlarına yaslanmıyor. Ray Charles, Nat King Cole, Donny Hathaway, Joe Williams ve Marvin Gaye gibi isimlerin mirasını modern armoniler ve çağdaş düzenlemelerle yeniden yorumlayan sanatçı, özellikle sıcak bariton sesi ve anlatıcı kimliğiyle öne çıkıyor. Kariyeri boyunca kullandığı kendine özgü şapkası ise çocukluk döneminde geçirdiği ameliyatın izlerini kapatmak amacıyla tercih ettiği bir aksesuar olarak zaman içinde sanatçının ayırt edici simgesine dönüştü.
 
Blue Note yılları ve uluslararası yükseliş
 
Gregory Porter ilk stüdyo albümü “Water” ile 2010 yılında dikkatleri üzerine çekti. Albüm, ‘En İyi Caz Vokal Albümü’ dalında Grammy adaylığı kazanırken Porter'ın uluslararası görünürlüğünü de önemli ölçüde artırdı. Bunu 2012 tarihli “Be Good” izledi. Ancak sanatçının kariyerindeki asıl dönüm noktası, Blue Note Records etiketiyle yayınlanan 2013 tarihli “Liquid Spirit” oldu.
 
Caz albümlerinin ticari olarak dar bir pazara hitap ettiği dönemde “Liquid Spirit”, milyon satış barajını aşan ender caz kayıtlarından biri haline geldi. Albüm, Gregory Porter'a 2014 yılında ‘En İyi Caz Vokal Albümü’ dalındaki ilk Grammy Ödülü'nü kazandırırken Avrupa'da da uzun süre listelerde kaldı. Porter, geleneksel caz dinleyicisinin dışına çıkarak soul ve pop dinleyicilerine de ulaşmayı başardı.
 
2016'da yayınlanan ‘Take Me to the Alley’ ise sanatçının kariyerindeki ikinci Grammy zaferini getirdi. Aynı kategoride bir kez daha ödüle uzanan Porter, albümde yer alan "Holding On", "Don't Lose Your Steam", "Consequence of Love" ve "Take Me to the Alley" gibi parçalarla çağdaş caz repertuvarının kalıcı eserleri arasına giren kayıtlara imza attı.
 
Nat King Cole'a saygı duruşu
 
Gregory Porter, kariyerinin ilerleyen dönemlerinde yalnızca özgün besteleriyle değil, Amerikan şarkı geleneğine yaklaşımıyla da dikkat çekti. 2017 tarihli “Nat King Cole & Me”, çocukluğundan itibaren kendisini etkileyen Nat King Cole repertuvarına adadığı özel bir albüm olarak yayınlandı. Porter bu projede klasik eserleri birebir taklit etmek yerine kendi vokal karakteriyle yeniden yorumladı.
 
2020 yılında yayınlanan “All Rise” ise sanatçının bugüne kadarki en kapsamlı projelerinden biri oldu. Büyük orkestra düzenlemeleri, gospel koroları, senfonik dokular ve soul etkilerini bir araya getiren albüm; umut, dayanışma ve toplumsal birlik temaları etrafında şekillendi. "Revival", "Concorde", "Phoenix" ve "If Love Is Overrated" gibi parçalar Porter'ın bestecilik yönünü daha da görünür hale getirdi.
 
Sanatçı bugüne kadar yayınladığı albümlerle Grammy ödülleri, uluslararası caz ödülleri, eleştirmen birliklerinin yılın albümü seçimleri ve çok sayıda festival onuru  kazandı. Londra Caz Festivali'nden Montreux Caz Festivali'ne, North Sea Jazz Festival'den Newport Jazz Festival'e kadar dünyanın en önemli organizasyonlarında sahne aldı.
 
 
Sinema, televizyon ve ortak projeler
 
Gregory Porter kariyeri boyunca yalnızca albümlerle sınırlı kalmadı. BBC konser kayıtları, televizyon performansları ve çeşitli belgesel projelerinde yer alan sanatçı; Jamie Cullum, Herbie Hancock, Jeff Goldblum, Disclosure, Moby, Robert Glasper ve José James gibi farklı kuşaklardan müzisyenlerle ortak çalışmalara imza attı. Elektronik müzikten klasik soul'a uzanan bu iş birlikleri, Porter'ın farklı müzik türleri arasında rahatlıkla dolaşabilen yorumculuğunu ortaya koydu.
 
Sahnedeki yaklaşımı ise stüdyo kayıtlarından farklı olarak doğaçlamaya daha fazla alan açıyor. Caz geleneğinin temel unsurlarından biri olan anlık müzikal iletişim, Porter konserlerinin karakteristik özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor.
 
Merak konusu şapka
 
Gregory Porter'ın sahne kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelen ve yüzünün bir bölümünü örten kendine özgü şapkası, yıllardır merak konusu olsa da sanatçı bunun estetik bir tercih değil, sağlık nedeniyle benimsediği bir aksesuar olduğunu açıklıyor. Porter, gençlik yıllarında geçirdiği bir cilt ameliyatının ardından oluşan izleri ve hassas bölgeyi güneş ile soğuktan korumak amacıyla bu başlığı kullanmaya başladığını, zamanla da bunun sahne kimliğinin simgesine dönüştüğünü belirtiyor. Hakkında yıllar içinde ortaya atılan çeşitli iddiaları doğrulamayan sanatçı, röportajlarında insanların şapkasından çok müziğine odaklanmasını tercih ettiğini ifade ediyor. Bugün Kangol tasarımı şapkası ve boynunu örten özel başlığıyla Gregory Porter, çağdaş caz dünyasının en kolay tanınan sahne figürlerinden biri olarak kabul ediliyor.
 
Datça'da gastronomiyle buluşan gala gecesi
 
Gregory Porter'ın Türkiye programının ilk durağı, 4 Temmuz akşamı Muğla'nın Datça Yarımadası'nda yer alan D Maris Bay olacak. ‘Off The Record by Pozitif’ organizasyonu kapsamında düzenlenecek gala gecesi, konser deneyimini gastronomi ve Akdeniz atmosferiyle bir araya getirecek. Çam ormanlarıyla çevrili koyların manzarasında gerçekleşecek etkinlikte Aurora Capri'nin hazırladığı özel menü de geceye eşlik edecek. Geçtiğimiz yıl Alan Parsons konserine ev sahipliği yapan seri, bu kez çağdaş cazın en önemli vokallerinden birini ağırlayacak.
 
 
Harbiye Açıkhava'da geniş repertuvar
 
Porter, Türkiye ziyaretinin ikinci konserini ise 5 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda verecek. Pozitif Müzik organizasyonuyla gerçekleşecek konserin kapıları saat 19.30'da açılırken programın 21.00'de başlaması planlanıyor. Porter'ın repertuvarında “Liquid Spirit”, “Take Me to the Alley”, “All Rise” ve “Nat King Cole & Me” albümlerinden eserlerin yanı sıra caz standartları ve sahneye özel doğaçlama bölümlerin de yer alması bekleniyor.
 
Yaklaşık on beş yıldır çağdaş cazın en güçlü seslerinden biri olarak gösterilen Gregory Porter, güçlü bariton vokali, gospel geleneğinden beslenen yorum anlayışı ve klasik Amerikan şarkı repertuvarını günümüz dinleyicisiyle buluşturan yaklaşımıyla Türkiye'deki iki konserinde de yaz sezonunun öne çıkan müzik etkinliklerinden birine imza atmaya hazırlanıyor.
 
Etiketler: gregory porter  datça  caz