Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Hafriyat’ın emektarına saygı duruşu

Hafriyat’ın emektarına saygı duruşu

Hafriyat’ın emektarına saygı duruşu05 Şubat 2026 - 02:02
Çağdaş sanata 30 yılı aşkın süredir getirdiği eleştirel ifade ile “Hafriyat” ekolünün kurucuları arasında gelen ressam Mustafa Pancar’ı yitirdik. 62 yaşında, Londra’da 3 Şubat Salı günü ailesi huzurunda gözlerini kapayan sanatçıya veda programı, ileride duyurulacak. Pancar, gerek kişisel sergileri, gerekse “Hafriyat” ekolü adına ürettiği nice yapıtıyla, güncel sanat tarihindeki yerini de alkışlarla almış oldu. 2015 tarihli “Yol Kenarı” sergisiyle de anılan Pancar, ekole adını veren tablosu İstanbul Modern koleksiyonuna girmişti
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com
 
Türkiye güncel sanatına önerdiği ‘alternatif güzergâh’ ile çağdaş sanat tarihine giren “Hafriyat” sanat ekolü kurucu üyelerinden, ressam Mustafa Pancar aramızdan ayrıldı. 
 
Henüz 62 yaşında yitirdiğimiz sanatçının ölümü, başta ailesi gelmek üzere, tüm sevenleri arasında büyük üzüntü yarattı. Evli ve bir çocuk babası Pancar’ın vefat haberi, 3 Şubat Salı günü dostları ve meslektaşları tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. 
 
Sanatçı Pancar, Pandemi sürecinde 2015’te taşındığı Berlin stüdyosunu kapatarak, Londra’da ailesiyle yaşama kararı almıştı. Hayatını 2022’den bu yana ailesiyle yaşadığı Londra’da yitiren sanatçının cenazesi, ilerleyen günlerde ailesi ve dostları tarafından duyurulacak özel bir programla Türkiye’de toprağa verilecek. 
 
1964 İstanbul doğumlu Pancar, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Adnan Çoker Atölyesi’nden, 1987 yılında mezun olmuştu. İlk kişisel sergisini 1994 yılında açan sanatçı, ardından “Gölge Dünya” (2008), Nürnberg’de sergilenen “Shadow World” (2008), “Uzaylılar-Halı Savaşları” (2004) ve “Kuryenin Rüyası”nın (2000) gibi kişisel sergiler açtı. Sanatçı, Hafriyat Grubu ile İstanbul Diyarbakır, Eskişehir, Münih, Ankara ve İstanbul’da da, grup sergileri yaptı.
 
 
Mustafa Pancar, Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Sanatlar Galerisi, 2024, "Kayıt-ta" Sergi Açılışında 
 
Son sergisi Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Sanatlar Galerisi’ndeydi
 
Pancar, 2013 Türkiyesi’ni gündeme getirdiği ve beş yıllık aralığın ardından açtığı “Yol Kenarı” sergisini ise, 2015 yılında Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde Şubat ve Mart aralığında açmıştı. Mustafa Pancar’ın dokuz yıl aradan sonra Türkiye’de açtığı, retrospektif nitelikli son sergisi ise, 2024’te Sırma Zaimoğlu küratörlüğünde, 5 Mart ve 12 Nisan 2024 aralığında, Eskişehir Odunpazarı Çağdaş Sanatlar Galerisi’nde, “Kayıtta / Recording in Motion” başlığı ile açılmıştı. 
 
 
Mustafa Pancar, “Tırmanış Günlüğü”, 2014, “Yol Kenarı” sergisi
 
Küratör Zaimoğlu, bu sergiyi kaleme aldığı metninde (1), sanatçı ve sanat anlayışını şöyle özetlemişti:
 
“...Onun resimleri estetiğin birincil amaç olarak hedeflenmediği, direkt ve doğrudan yapılmış seri eylemler zincirinden oluşmuş gibidir. Bu ısrarlı tavrını yapıtlarının her birinde gözlediğimizde bunun sanatçının kendine özel bir estetik oluşturmakta direnmesi olduğunu anlarız. Bu estetikte, bakan gözün ilişki kuracağı öznel deneyim alanı arkada bir yerde sırasını bekler gibidir, ortak bir hikayenin izleyenin zihninde uyanması hedeflenir. 
 
Sanatçı tabir-i caizse bir tür ‘kayıtta’dır. Amacı resimsel kurgularındaki yöntemin açıklığını kullanarak olan biteni, süreci anlamak ve kaydettiğini göstermektir. Her şeyin çok hızlı olup bittiği bu coğrafyada, andaki gerçeğe göre sanat yapıtında kendi özel arşivini tutar, burada artık kayıt alınan nostaljik bir unsur değil, monografik bir göstergedir. İlginçtir ki işler bir yanıyla da bize hızla akıp giden hayatın kaydının tutulmasının imkansız bir çaba olduğunu gösterir gibidir. Sahnelerin içine sinmiş olan ironik dilden anlayabiliriz bunu. 
 
Sanatçının en belirgin olarak ustalaştığı tavır boyasının adeta ‘dilinin sürçmesi’dir; Böyle yaparak bakışımızı jestlerine, form gramerindeki devrik cümlelere çeker ve konunun anlatısal etkisini sarsıntıya uğratır. Keyfi jestleri konularında istediği alaycılığı yakalamasını mümkün kılar, sahneyi yer yer absürdleştirir ve zamanın bir kaydının tutulması tavrının kendisini bir parodiye dönüştürür.”
 
 
Mustafa Pancar, “Sismik Hareketler”, 2014, “Yol Kenarı” sergisi
 
Pancar işlerini oluştururken, resim, heykel ve yerleştirme sanatından yararlandı. İşlerini bir anlatı dahilinde kurgulayan sanatçı, daha ilk resimlerinden itibaren resimlerinde kullanmaya başladı. Sanatçı, çalışmalarında gazetelerden müzelerde sergilenmiş halılara, eski dergilerdeki resimlerinden öğrenci ödevlerine kadar, birçok malzemeden yararlandı. 
 
Pancar’ın işlerinde kent, sanat tarihçi, küratör, akademisyen ve eleştirmen Emre Zeytinoğlu’nun tabiri ile, çoğu zaman arka planda oldu. Sanatçı, Zeytinoğlu’nun bakışı ile “Şehre dair birçok motifin olduğu resimlerinde, özel bir okulun açılış töreninden, Taksim Meydanı’ndaki insanlara; bir halk otobüsünden, şair Can Yücel ile yapılan bir söyleşi çekimine; internet kahvelerinden, sanatsal gösteri alanlarına, belgesel filmlerden, fotoroman karelerine” birçok unsuru kayda geçirdi.  
 
“Hafriyat” ekolünün ‘isim babası’ resmini de o yapmıştı
 
Mustafa Pancar, “Hafriyat” ekolüne adını veren, aynı adlı 1996 tarihli tuval üzeri yağlıboya resme de (2) imzasını atmıştı. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu’nda bulunan eser, daha sonra İstanbul Modern Müzesi daimi koleksiyonuna da alındı. SSM Müdürü, Sanat Eleştirmeni, Akademisyen ve AİCA TR üyesi Prof. Dr. Ahu Antmen, Beral Madra küratörlüğünde 1998’de açılmış “Manzara” sergisinden söz ederken, Pancar’ın “Hafriyat” adlı çalışmasını (Nur Koçak tablosu refakati ile) şöyle değerlendirdi:
 
“...Koçak’ın zaman içinde donmuş bir kent köşesini dile getirdiği yapıtıyla, Mustafa Pancar’ın insan eliyle sürekli dönüşen, değişen doğaya göndermede bulunduğu “Hafriyat” resmi arasında ilişki kurmak mümkün. “Hafriyat”, İstanbul’da bugün artık denize değil, yollara açılan kayıkhaneleri bulunan evleri akla getiriyor.” (3)
 
 
Mustafa Pancar, “Hafriyat”, 1996, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu, İstanbul Modern Sanat Müzesi / Uzun süreli ödünç
 
Öte yandan küratör Levent Çalıkoğlu ise (4), bu ‘ikon’ resimden “Manzara” sergisinin kataloğunda özetle şöyle söz etmişti: 
 
“Mustafa Pancar’ın gördüğü manzara, tıpkı gördüğü resmin kendisi gibi, ‘puzzlevari’ bir aplikasyonun şart koştuğu bir gelişim sergiliyor. Resmî müdahalenin yarattığı düzensizlikle, dolgu işlemi için doğal konumundan söküp alınarak yeni yerine transfer edilen toprak yapısı uzamın şekillenmesine de önayak oluyor. Bu durumda, manzaranın sabitliğine olan inanç, otomatikman bir kandırmacaya, görüntünün tüketilebilir ve değişebilirliğine dönüşüyor.”
 
Pancar’ın kişisel sergileri, kronolojik olarak şöyle sıralandı: “Sonradan Boyanmışlar” (1994), Atatürk Kütüphanesi, İstanbul, Türkiye / “Kuryenin Rüyası”, (2000) Akademililer, İstanbul, Türkiye, “Karışık Hikâyeler” (2002), “Uzaylılar – Halı Savaşları” (2004) ve “Serbest Pazar” (2006) Evin Sanat Galerisi, İstanbul, “Gölge Dünya” (2008), K4, Nüremberg, Almanya, “Araç Gereç İnsan Hayvan” (2010) Kare Sanat Galerisi, İstanbul, Türkiye, “Toolbox” (2010) Galeri Kullukcu, Münih, Almanya.
 
Sanatçının katıldığı kimi karma sergiler ise, şöyle kayda geçti: “Istanbul Next Wave” Martin-Gropius-Bau, Berlin, Almanya (2009), “Culture Industry, Folklore and Clichés” VOX, Athens, Greece (2009), “Hunter video and film programme” (2010), “Tactics of Invisibility” Tanas, Berlin, Almanya (2010), “Tactics of Invisibility” Thyssen-Bornemisza Art Contemporary, Vienna, Austria (2010), “Kristal Şehir”, MARS, (Küratör Pınar Öğrenci, 2011), “Hafriyat. Spare Time. Great Work.” Munich, Almanya (2010) ve “Arter. Second Exhibition” (2010) ile “Manzara” (Küratör Beral Madra, Borusan Sanat Galerisi, 1998), “Şifre-Password” (DSM Diyarbakır, Küratör Beral Madra, 2003).
 
 
Mustafa Pancar, “Ulaşım Projesi II”, 2002
 
Elhamra Sanat Galerisi ile, Atatürk Kültür Merkezi’nde açılmış olan, 1996, 1997 ve 1999’daki “Hafriyat” sergilerinin de katılımcısı olan Mustafa Pancar’ın yapıtlarına getirdiği kavramsal çerçeve ve sanat tarihsel yaklaşım, küratör, sanat eleştirmeni ve AİCA Türkiye Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği Onursal Başkanı Beral Madra tarafından pek çok metinde de kayda geçirildi. Pancar’ın işlerinde, İstanbul’daki son yarım yüzyıllık olumsuz mimari ve sosyal değişimi özellikle vurgulayan ve sanatçının eserleri ile Türk Osmanlı Minyatür geleneğinden izlere dikkat çeken Madra, bir metninde, Pancar’ın eserlerinin sosyo politik okumasını şu cümlelerle yapmaktaydı:
 
“Pancar, Türkiye'deki siyasi-sosyal kaosa tepkilerini görselleştirerek, sıradanlığın gizli gücünü ortaya koyan 1990'lar kuşağının temsilcilerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu resimlerin arka planında, Türk modernizmine özgü sosyal gerçekçilik, çekingen bir sürrealizm ve kaçınılmaz Pop Art etkisi bulunmaktadır. Bu sanat tarzı, 1990'larda Sovyet sonrası ülkelerde, yani küreselleşme tarafından zorla değiştirilen otoriter ulus devlet kültürlerinde bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Pancar ve kuşağı, ‘Hafriyat’ adını verdikleri bir grup hareketi içinde faaliyetlerine devam ederek, Türkiye'deki neo-liberal kentleşme sürecini ve bununla birlikte ulus-devlet idealinin ve homojen bir halkın çöküşünü resmetmektedir.” (5) 
 
 
Mustafa Pancar,”Bostancı Sahili”, 2003
 
Pancar’ın gözü: ‘Geldiği coğrafyanın da gözü’ oldu
 
Mustafa Pancar, 17 Kasım 2012 - 19 Aralık 2013 arasında, dostu, meslektaşı, mimar Pınar Öğrenci tarafından 2010’da kurulan MARS sanat inisiyatifinin İstanbul Tophane’deki mekânında Öğrenci küratörlüğünde açılmış “Temel-siz” adlı sergiye de (6), 13 parçalık “Göç Yolları” adlı enstalasyonla katılmıştı. Küratör Öğrenci, Jelle Clarisse, Can Aytekin, Antonio Cosentino ve Pancar’ın yapıtlarını içeren bu sergide, sanatçının üretimi ve işlerine şöyle bir okuma getirmişti:
 
“Mustafa Pancar ‘göç yolları’ serisinde Münih seyahati sırasında fotoğrafladığı modern binaları konu edinir. 1960’larda başlayan işçi göçünün Münih şehrinden başladığını düşünecek olursak, bir sanatçı olarak Pancar‘ın gözü, geldiği coğrafyanın insanının gözüdür aynı zamanda. 
 
Erken dönem işlerinde alt-orta sınıf şehir insanının kent içindeki edimlerini konu alan Pancar, bu serideki bina gövdelerinin üzerine figür resminden gelen tavrı tatbik eder. Kolaj dokusu sayesinde, yumuşak ve organik bir yapıya bürünen binalar, gerçek geometrik formları ile bir karşıtlık içerisindedir. Sanki etrafına yabancılaşmış bir gözün tahayyülünden resmedilen modern binaların perspektifi mükemmellikten uzaktır ancak dokularının albenisi bunu onarmaktadır. 
 
Pancar’ın binaları, el işçiliği, renkli kağıt, hediyelik eşya gibi dekoratif gustoların nüvelerini taşırken kolay bir beğeniyi körükler. Birdenbire ve acelece bir araya gelen kağıt parçacıkları, bize söz konusu binaların ağırlığını hissettirmez, onları kolaylaştırır ve gözümüzde herhangi başka bir şeye dönüştürür. Pancar bu tavırla modern mimari fikrini bükerek kavramsallaştırır; resmin içine dahil ettiği renkli magazin sayfaları ile medya ve reklam dünyasının fetişist yönüyle ilişki kurarken, yazılı magazin parçacıkları üzerindeki metinler aracılığı ile de, hem dil ve hem de modernitenin tarihsel bilgisine gönderme yapar. 
 
Sanatçının yağlıboya işlerinde gösterdiği tutumun izlerini kolaj işlerinde de sürmek mümkündür: savruk, deneysel ve hafife alan bir tavır… Magazin sayfalarını renk ve tonlarına göre ayırıp ince şeritler halinde keserken, tıpkı paletin üzerindeki uygun rengi arar gibidir.” 
 
 
Hafriyat üyesi dostu, Antonio Cosentino ile Mustafa Pancar. Fotoğraf: Sırma Zaimoğlu
 
Ardından…
 
Nergis ABIYEVA, 
Sanat tarihçisi, küratör
 
Resimlerindeki gündelik yaşama yönelik ısrar, sıradan olanın alenileşmesi ve dönemindeki nadir birkaç ressamın kaygısıyla örtüşen tavrı, Pancar’ı yakın sanat tarihimizin etkili figürlerinden biri olarak konumlandırıyor.
 
Sanatçı, kendisiyle 2024’te yapılan ve neredeyse bir ‘nehir söyleşi’ niteliği taşıyan, Uğur Ugan imzalı Argonotlar röportajında (7), 1990’lı yıllarda yetiştiği ortamı şöyle tarif etmişti:
 
“Özellikle sanatta ve sanat dünyasında hiyerarşiye bir karşı çıkış hepimizde vardı ortak nokta olarak. Bize getirilen ve bizim içinde yetişmiş olduğumuz sanatın elit olduğunu düşünüyorduk. Türkiye’ye sanatın nasıl getirildiği, akademinin nasıl kurulduğu, yaygın olmayışı, ancak belli bir sınıfın ulaşabileceği bir şey olması bunun bir elitizm olduğunu gösteriyordu.”
 
Aynı söyleşide, çağdaş sanat ortamında ve piyasasında “dışarıda bırakılma” meselesinin de altını son derece sarih bir biçimde çizer. Buna rağmen, resimlerinin ve ressam kişiliğinin her daim iyi hatırlanacağını düşünmek için güçlü nedenler ve dayanaklar var. 
İki sene önce Akademi’den arkadaşı Gülçin Aksoy’un vefatının ardından, sosyal medyada paylaştığı ve erkek bakışına teslim olmayan güzel cümlelerini burada anmak istiyorum:
 
“Akademide 80’li yıllarda tanımıştım ilk olarak kendisini; bizimle rıhtımda futbol oynardı Gülçin, çalım atardı çok iyi. Şaşırmıştık ve çok sevmiştik bu ince, zarif kızı. Duyarlı ve yetenekliydi. Bıraktıklarıyla yaşasın, devri daim olsun sevgili arkadaşımızın. Ölüm, herkesi şok etmeye devam ediyor.”
 
Murat Akagündüz, 
Ressam, Hafriyat Üyesi
 
“Mustafa benim için her şeyden önce, beraber düşünmeyi, bilgiyi paylaşmayı ve eyleme dönüştürmeyi önceleyen, doğası gereği çevresini harekete geçirmeye, motive etmeye dair neredeyse sorumluluk duyan bir sanatçı ve iyi bir dosttu. 
 
“Hafriyat” isimli resimiyle bütün bir hafriyat hareketinin başlangıcını teşkil etmiştir. Sanatı düşünen, deneysel çalışmalarıyla cesur ve öncü bir sanatçı olmuştur! 
 
Yokluğu büyük bir kayıptır, fakat hatırası hiç eksilmeden sürecek yaşatılacak iyi bir insan, iyi bir sanatçı ve iyi bir dosttur hala benim için!”
 
Referanslar:
 
(1) “Kayıt-ta” sergisi küratoryal metni, Sırma Zaimoğlu, 2024, Odunpazarı Çağdaş S.M.
(2) https://www.istanbulmodern.org/koleksiyon/hafriyat 
(3) Ahu Antmen, Cumhuriyet Gazetesi, 31 Mart 1998, Salt Araştırma Ferit F. Şahenk Arşivi
(4) Levent Çalıkoğlu, “Manzara” sergisi kataloğu, Salt Araştırma Ferit F. Şahenk Arşivi
(5) Beral Madra, Mustafa Pancar ve sanatı üzerine, 2008, BM arşivi
(6) https://pinarogrenci.com/2013/temel-siz/ 
(7) https://argonotlar.com/gundelik-absurd-bir-dilin-yakin-tarihe-dusen-kaydi/